Koronavirüs salgını: Üç farklı ülke, üç farklı mücadele – Gökhan Marım/Ersin Kiriş
Spread the love

Koronavirüs salgını dünya genelinde milyonlarca kişinin hastalanmasına, yüzbinlerce kişinin ölümüne neden oldu, olmaya devam ediyor.

Çin’in Wuhan kentinde başlayan ve yayılan virüsle birlikte ülkeler farklı önlemler ve salgın yönetimleri uyguladı. Sağlık sistemlerinin neoliberal dönüşümle çökertildiği, halk sağlığının piyasalaştırıldığı, özetle sistemin çürümüşlüğü görüldü, görülmeye devam ediyor.
Bu yazıda üç farklı ülkede koronavirüsle mücadele biçimini verilerle ele alarak istatistiklere yer vermeye çalışacağız: Yunanistan, Küba ve Türkiye.

Resmi açıklamalara göre Yunanistan’da ilk vaka tarihi 26 Şubat, Türkiye’de 10 Mart, Küba’da ilk vaka tarihi 11 Mart.

Yunanistan

Yunanistan’da ilk vaka tarihinden yaklaşık 1 ay sonra 15 kişi hayatını kaybetti ve 23 Mart’ta genel karantina ilan edildi. Genel karantinada zorunlu olmayan haller dışında sokağa çıkış yasaklandı. Çalışma zorunluluğu ortadan kaldırıldı, tüm işler ertelendi. Eczaneye gitmek, markete gitmek, yardıma muhtaç bir kimseye yardım etmek, evcil hayvanını dışarı çıkarmak, web üzerinden ödenemeyen faturaları yatırmak gibi zorunlu sebeplerin haricinde sokağa çıkmak yasaklandı. Genel karantina Yunanistan’da halkın, çalışanların sağlığını korumuş oldu.

Türkiye

Türkiye’de ilk vaka tarihi 10 Mart olarak açıklandı. Şubat ayında Dünya’da koronavirüs vakalarındaki yayılıma rağmen durdurulmayan umre ziyaretleri sonucu Mart ayının ortasına kadar enfekte olmuş umreciler kontrolsüzce ülkeye girdi. Vakalar hızlıca arttı. 16 Mart itibariyle kafe, bar, restoran vb. yerler kapandı, okulların 3 haftalık ara tatili erkene çekildi. 1 Nisan’da Sağlık Bakanı Fahrettin Koca illere göre korona vakaları dağılımını açıklayınca, şehirlerarası seyahatler arttı. 3 Nisan’dan itibaren 30 büyükşehir ve Zonguldak ilinde şehirlerarası yolculuk yasaklandı. 10 Nisan Cuma akşamı sokağa çıkma yasağı, yasağa 2 saat kala ilan edildi. Halk panikledi, marketlerin önünde uzun kuyruklar oluştu. O tarihten bu yana hafta sonları sokağa çıkma yasağı devam ediyor. Hafta içinde ise milyonlarca insan çalıştırılmaya, zorunlu olarak sokağa çıkmaya, hastalanmaya devam ediyor.

Küba

Diğer örnek ise Küba. Küba’da ilk vaka 11 Mart tarihinde tespit edildikten sonra 1 Nisan’da uçuşlar durduruldu. Adanın önemli ekonomik geliri turizm durmuş oldu.

Savunmasız insanları belirlemek ve semptomları kontrol etmek için 10 binden fazla tıp öğrencisi ve eczacılık öğrencisi ülke çapında kapı kapı dolaştı*. Küba devleti toplu taşımada oluşabilecek risklere karşı temel-zorunlu hizmetler ve üretimler için çalışanları ve hastaları taşımak üzere özel araç ve şoför kiraladı. Temel ihtiyaç mağazalarındaki kalabalıklaşmayı azaltmak için ülkede dağıtım sistemi yeniden organize edildi ve mağazalar online alışverişe açıldı.

Bilindiği üzere Küba’da insanlar uzun yaşıyor. Yaşlı nüfusu fazla olmasına rağmen Korona’dan ölen kişi sayısı 67. Küba salgını kontrol altına almak için genel karantina uyguladı, yaygın test/tespit çalışması yaptı, halk sağlığını korumuş oldu.

Salgın ve sağlık sistemleri

Küba’nın nüfusu 11.34 milyon, Yunanistan’ın nüfusu 10.72 milyon, Türkiye’nin nüfusu 82 milyon. 27 Nisan tarihine göre Yunanistan’da ölen kişi sayısı 136, Türkiye’de ölen kişi sayısı 2805. Türkiye’nin nüfusu Yunanistan’ın nüfusunun 8 katı ancak vaka sayısı 43 katı, ölüm sayısı 20 katı. Türkiye’deki sayıların doğruluğu ise ayrı bir tartışma konusu. TTB’li doktorların vaka ve ölümlerle ilgili açıklamaları da hep şeffaflığın olmadığını gösterdi. İstanbul’da, bu sene ve geçen senenin mart-nisan aylarındaki ölümler karşılaştırıldığında, 3 bin 600 fazla ölüm kayda geçti (Kaynak : diken.com.tr)

Küba doktor sayısında dünyanın zirvesinde, 100 bin kişiye 627 doktor düşüyor. (Kaynak OECD). 1963 yılında Sovyetler Birliği’nde 500 kişiye bir doktor düşerken yani 100 bin kişiye 200 doktor düşerken ‘gelişmiş’ birçok ülke hala bu sayıyı yakalayamadı. Kişi başına düşen doktor sayısına bakıldığında 2017 yılı verilerine göre Dünya’da zirveye yakın Yunanistan var, ülkede 100 bin kişiye 607 doktor düşüyor. Yunanistan’ın salgınla mücadelesinde doktor sayısının olumlu etkisi yadsınamaz. Türkiye’de 100 bin kişiye 187 doktor düşüyor.

Türkiye’de 100 bin kişiye düşen yatak sayısı 46.5.

Günümüzde Japonya’da 100 bin kişiye düşen yatak sayısı 1305 (Dünya’daki en yüksek rakam) Almanya ‘da ise 800.

1964 yılında Sovyetler Birliğinde 100 bin kişiye düşen yatak sayısı 930’du.

Sosyalizm için önce halk sağlığı ve insanca yaşam

Küba’da 2014’te çıkarılan yasaya göre, doğal, teknolojik ya da sağlıkla ilgili bir afet olduğunda çalışanlar, işlerinin durması durumunda o ay için maaşlarının tamamını, geri kalan aylarda ise maaşlarının % 60’ını alıyor. Halk sağlığı için hayatın durdurulduğu Küba’da bir taksici turizm olmadan yaşamamız çok zor diyor ancak sonrasında da ekliyor, önce sağlık diyor. Sosyalizm ile yönetilen Küba’da hastalığı iyileştirmenin yanında hastalığı önleyen, halk sağlığını bozan etkenlerin ortadan kaldırılması yıllardır hep ana hedef oldu.

Kapitalist ülkeler ise sağlık sorunlarının çözümünü sağlık hizmetlerine ve personeline indirgedi, sağlık hizmetlerini özelleştirdi. Salgın koşullarında özelleştirmelerin yarattığı çöküşle kendi halk sağlığını sağlayamayacak ülkeler haline geldiler. Sosyalist ülkeleri her buldukları fırsatta kötülemekle yetinen kapitalist ülkelerin ‘ışıltıları’ döküldü. Kapitalistler salgında 3 maymunu oynarken Küba, doktorlarını ilk İtalya olmak üzere 15 ülkeye gönderdi. Koronavirüs İngiltere bandıralı yolcu gemisini Karayipler’de hiç bir ülke kabul etmedi. Gemi 16 Mart’ta Küba tarafından kabul edildi.

Gelişmişliğin ölçüsü kişi başına düşen eşitsiz gelirler değil, o toplumu oluşturan halka nasıl bakıldığı ve sağlığının nasıl korunduğudur. 1917 devriminden sonra Sovyetler Birliği’nde tamamen değiştirilen sağlık sisteminde ilk müdahale işçi sağlığı ve güvenliğinden başlamıştı. Halk sağlığına uygun olmayan ve zararlı olan koşulları ortadan kaldırmak en önemli amaç oldu.

Pek çok kapitalist ülkede, Türkiye’de; evde kalamayan tekstil işçileri, kozmetik fabrikası işçileri, market emekçileri, kargo çalışanları, inşaat işçileri, 20 yaş altındaki çocuk işçiler, mühendisler, mimarlar özel izinler çıkartılarak her gün işe gitmek zorunda bırakıldı.

İktidarın derdi patronlar

AKP iktidarı, Mart ayında salgınla mücadele için 100 milyar TL ödenek ayırdığını açıkladı. Kanal İstanbul talanına ayırdıkları kadar… Bu ödenekte tabi ki öncelikleri patronlardı. Sağlanan destekler, kısa çalışma ödeneği ve sözde işten çıkarmaları yasaklayan ücretsiz izin ödenekleri hep patronlar içindi. Çalışanlara sefalet ücretini, 1170 TL’yi uygun gördüler. İşsizleri ise görmediler bile.

Kısa çalışma ödeneğinden patronlar faydalansa da çalışanlarını çalıştırmaya devam ediyorlar. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk 27 Nisan’da yaptığı açıklamada 291 bin 594 firmanın 3 milyon 194 bin 610 çalışan için kısa çalışma ödeneği başvurusunda bulunduğunu belirtti. Kısa çalışma ödeneğine başvuran firmaların başvurularını ya da gerçek durumlarını İŞKUR’un denetlemesi mümkün değil. Tüm işlemler mailleşerek yapılıyor.

Korona vakası ilk açıklandığından bu yana yönetenlerin ortaya koyduğu tavır net. Topluma seslenirken evde kal; işçiye ya hasta ol ya da işsiz kal. “Beni korona değil bu düzeniniz öldürüyor” diyenlerle aynı gemide olmayanlar halk sağlığından önce patronları, ekonomiyi düşündü, bilimi ise çoktan terketmişti zaten!

Yepyeni bir hayat için…

Geçmişte Sovyetler Birliği, günümüzde Küba örneklerine rağmen kapitalistlerin halk sağlığı adına ders çıkarma ihtimallerinin olmadığını bir kez daha görüyoruz. Bize, umutlarımıza, sağlığımıza bu çürümüş düzenlerinde yer yok. Yenisini kurmak görevimiz.

Gökhan Marım / İnşaat mühendisi
Ersin Kiriş / İnşaat mühendisi

*İktidarın halk sağlığını hiçe saydığı salgın koşullarında, meslek odaları Küba’daki tıp ve eczacılık öğrencileri gibi şantiye şantiye dolaşıp fabrika fabrika gezip hem çalışanların Korona’ya karşı sağlık önlemlerinin alınıp alınmadığını kontrol edebilir hem de hak kayıpları varsa raporlayabilirdi. Maske, siperlik gibi hijyen malzemeleri sağlayıp, üretip çalışma yaşamında ‘kaderine’ terkedilen meslektaşları, çalışma arkadaşları için iyi bir dayanışma örneği kurabilirdi. Not düşmekte fayda var.


Spread the love