Referandum Yazından Mücadele Baharına

AKP hükümeti, “toplumu demokratikleştirme ve 12 Eylül ile hesaplaşma” yalanları ile başlattığı, 12 Eylül Anayasası’nı günümüz piyasa ve kendi iktidarının gereksinimlerine uydurma harekatını başarı ile tamamladı. Devletin tüm olanaklarının, AKP yanlısı tüm sivil toplum kuruluşları ve medyanın, tarikat – cemaat ağları ile “okyanus ötesi” kod adı altında ABD güdümlü Fetullah Gülen gibi aktörlerin, demokratikleşmeyi ve ‘aydın’lığı AKP’nin ampulünde arayan sol soslu liberal cenahın AKP’nin yalanını örtmek için seferber edildiği bu süreç, gerici milliyetçi cephenin perçinlenerek referandum sonrasına taşınması belirsizliğini korusa da sağda birliğin “evet” arkasında kurulmasına yol açtı.

Referandumun içeriğini yüksek yargı organlarının AKP tarafından ele geçirilerek, bağımsızlığının ortadan kaldırılması söylemine indirgeyen ve halk düşmanı yasa maddelerini referanduma iki gün kala yarım ağızla zikreden CHP hayırların içeriğine olumlu bir katkı yapmadı. Ezberindeki ırkçı-milliyetçi söylemle tabanını paramparça olmaktan kurtaramayan MHP ise referandum öncesi beklenildiği üzere, birçok bölgede, alevilik ve sol karşıtı propaganda yürüten AKP’nin başarısını etkileyebilecek bir noktaya gelemedi.

Kürt siyasal hareketinin “boykot” çağrısı 8 ildeki çeşitli kesimlerden Kürtlerin farklı tutum almalarının önüne geçemese de, Kürt illerinde sahip olduğu oy potansiyelini sandığa yansıtmış oldu. Anayasa değişikliğinin sermaye talanının önünü açan emek düşmanı içeriğini birinci plana almayarak “boykot” tavrını benimseyen bazı sosyalist çevreler ise sürece müdahale etmeme ya da edememe noktasında takılı kalmış oldu. 

AKP’nin maskesini düşürerek, halktan ve emekten yana referandum sürecine müdahale edebilen en önemli irade, 4 sosyalist örgütün oluşturduğu “hayır” bloğu tarafından sergilenirken, bu birliktelik de çıkan sonucu tersine çevirebilecek belirli sınırları aşamadı. Değiştirilen maddelere bakıldığında Anayasa değişikliği paketine karşı en etkili muhalefeti örebilme potansiyeline sahip ilerici sendikal örgütler ise, sol içerisindeki ayrışmanın ve anlamlı birkaç çabayı hesabı katmazsak karşı çıkma ufkundaki darlığın kurbanı olarak bu süreci etkisiz bir biçimde geçirdi.

Referandum Sürecinde TMMOB  

Referandum sürecine girildiği andan itibaren “hayır” kararını açıklayan TMMOB’nin bu süreçteki kararlı duruşu oldukça önemliydi. Ancak TMMOB neden“ hayır” dediğini üyelerine anlatabilecek ve örgütün kararını üyelerinin çoğunluğunun kararına dönüştürmeyi başaracak araç ve argümanları geliştirme konusunda yeterince etkili olamamıştır. TMMOB’ye bağlı bazı odaların ya da bazı İKK birimlerinin bu konuda çalışmaları olmakla birlikte, TMMOB’nin hantallaşan, bürokratlaşan ve kitlesinden kopmaya başlayan yapısının, yönetimlerin aldığı bu tip kararları tabana yaymasını ve kitleyi harekete geçirmesini her geçen gün daha da zorlaştırdığı referandum sürecinde bir kez daha görülmüştür.

TMMOB’nin kitlesel bir meslek örgütü olduğu ve üyeleri içerisinde evet oyu kullanacakların da bulunduğu bir gerçektir. Ancak örgütsel beceri, yapılan değişikliklerin içeriği hakkında yeterli bir bilgiye sahip olunmadığı, siyasal bir kamplaşma sonucunda oy kullandığı böylesi bir ortamda, değişiklik paketinin içeriğini ve mühendislerin neden hayır demesi gerektiğinin tercümesini üyelerine aktarabilmekten ve evet oylarını etkileyebilmekten geçer. Ancak çıkan sonuçtan bağımsız bir biçimde, referandum sonrasına dinamizm katabilecek bu becerinin, üyelerinin tümünü kapsayarak harekete geçirmeyi hedefleyen bir yol haritası çıkarılmadan gösterilmesini beklemek zaten safdillik olur.

Sermayenin Yol Haritası Belli: Daha Fazla Sömürü ve Talan

AKP’nin Anayasa değişikliğinin perde arkasında kamu kaynaklarına ve doğaya yönelik sermaye talanını ve emeğe yönelik saldırılarını hızlandırma planının yattığı açıktır. Anayasa değişiklik paketinin onaylanması ile ortadan kalkan ‘yerindelik denetimi’ maddesi ile birlikte özelleştirmelerden, kentsel rant projelerine ve hidroelektrik santral projeleri ile suyun ticarileştirilmesi çabalarına kadar pek çok alanda siyasal iktidar ve sermayenin saldırıları hukuki engellere takılmadan hız kazanmış olacak. Referandum üzerinden daha 2 hafta geçmeden birbiri ardına açıklanan yeni HES ve kentsel dönüşüm projeleri bu alanlardaki yıkım politikalarında artık daha cüretkar olunacağı açıkça gösteriyor.  

Ayrıca referandumunda aldığı destek ve %58’lik başarının verdiği moral ve motivasyon ile şevklenen AKP’nin Haziran olarak zikrettiği genel seçimler yaklaşmadan bir dizi düzenlemeyi daha hayata geçirmek için vitesi arttırması kuvvetle muhtemel. Sadece Mecliste yasalaşmayı bekleyen önergelere bakmak bile atılacak adımların boyutunu görmek için yeterli olacaktır. Geçtiğimiz Haziran ayında açıklanan Ulusal İstihdam Stratejisi’nde belirtilen esnek ve güvencesiz istihdam uygulamalarına yönelik özel istihdam bürolarının yasallaştırılması, bölgesel asgari ücret, kıdem tazminatının kaldırılması gibi değişiklikler ve 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda memurların iş güvencesini elinden alacak düzenlemeler bunlardan sadece birkaçı.

Mühendislerin Mücadele Dinamikleri: Güvencesizlik ve Hak Mücadeleleri

Neoliberalizm, bir yandan kamusal alanın tasfiyesi süreci  halkın en temel haklarını metalaştırıp elinden alırken halkı yoksullaştırırken, diğer yandan esnek, güvencesiz ve kuralsız bir çalışma biçimini tüm emekçilere dayatmaktadır. Mühendisler de bu ağır saldırılarından nasibini almakta, mühendis kitlesi “ayrıcalıklı” konumlarını yitirerek ücretli çalışanlar haline dönüşürken, emeği değersizleştirilerek iş güvencesinin yok edildiği, çalışma koşullarının ise giderek ağırlaştığı bir işçileşme sürecinden geçmektedirler.

Mühendis, mimar ve şehir plancıları, başta eğitim ve sağlık olmak üzere enerji, ulaşım, barınma, su ve çevre gibi alanlardaki piyasalaştırma süreçleri ile insanca yaşam olanaklarının elinden alınmasına karşı haklarını savunabilecek, sahip olduğu bilgi birikimi ile bu alanlardaki toplumsal mücadeleler içerisinde özneleşebilecek potansiyeli barındırmaktadırlar. TMMOB’yi toplumsal muhalefetin öznesi yapacak süreç, bu potansiyeli örgütsel dinamiğe çevirerek, insanca yaşam talebinde somutlaşan hak mücadelelerinde örgütleyici ve sürükleyici bir rol almayı önüne koymasından geçer. Bir süredir TMMOB’nin ana mücadele hattını oluşturan hukuki mücadelelerin tek başına yeterli olmayacağının artık daha açık olduğu böylesi bir süreçte TMMOB’nin mutlaka sahaya inmesi, yaratılan çatışmada emekçi halktan yana saf tutması gerekmektedir.

Bu irade ve gücün, üyelerinin % 80’ini oluşturan ücretli ve işsiz mühendis, mimar ve şehir plancıları ile kurulacak bağın güçlendirilmesi ile elde edileceği açıktır. Geçtiğimiz Kasım ayında gerçekleştirilen Ücretli İşsiz Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları Kurultayı ile bu yönde atılacak adımların ne olabileceği kapsamlı bir şekilde ortaya koyulurken, ortaya çıkan sonuçların TMMOB’nin bazı “yöneticileri” tarafından sindirilemediği bir gerçektir. Ancak geçtiğimiz günlerde düzenlenen 41. Olağanüstü Genel Kurul’da da açık bir biçimde görülmüştür ki, Kurultay sürecine katkı yerine “taş” koymaya çalışanlar, Kurultay sonrası kararları meşru kabul etmeyenler bile ücretli çalışan ve işsiz mühendislerin taleplerine kulak tıkayamayacaktır. Kurultay’ı gerçekleştirenlerin Genel Kurul’daki dağınık ve parçalı yapısına rağmen, çeşitli maddeleri budanıp bazı maddeleri yok sayılsa da Kurultay kararları Genel Kurul’da kabul görmüştür. TMMOB’yi yeniden ayağa kaldıracak dinamizm atılan bu adımların yenilenmiş bir çalışma programının parçaları haline getirilmesi ve kararlılıkla uygulamaya konulması ile elde edilebilir. Bunun için ise, 41. Olağanüstü Genel Kurul’da red ve kabul edilen kararları TMMOB’deki çalışma zeminlerinde üretenlerin daha büyük bir özveri ile çalışmaya devam etmesi gerekmektedir.

Sermayenin ve AKP’nin halkın insanca yaşam olanaklarını elinden alan, güvencesizliğe mahkum eden, toplumu gericilik/piyasacılık kıskacında bırakan yalan ve talan politikalarına, toplumun her kesiminden çeşitli zeminlerde ortaklaşabilecek karşı duruşların sergilenmesi önümüzdeki süreçte daha da fazla önem kazanacaktır. Bundan sonra egemen siyasal aktörler tarafından atılacak her adım 2011’deki genel seçim ve ardından gerçekleştirilecek Cumhurbaşkanlığı seçime endeksli olacak, bu süreçte artacak artık alıştığımız yalan ve demogoji politikalarını açığa çıkarmak ve emekçilerin gündemini yaratmak ise hepimizin görevi olacaktır.