konut

“TÜRKİYE’DE KONUT SORUNU VE KONUT İHTİYACI” RAPORU

 

KONUT

İnsanların beslenme, giyinme gibi temel ihtiyaçlarından biri olan barınma ihtiyacını güvenli ve sağılıklı şekilde karşılayacak özellikleri taşıması gereken ve belli bir mekansal büyüklükteki yapı olan konut, tekil kişiler veya aile için barınak olmanın yanında toplum için sosyal, ekonomik ve fiziksel içeriği olan bir kavramdır aynı zamanda. 

Konut kavramı, sadece konutların oluşturduğu bir yığını anlatmak için kullanıldığında yetersiz kalacaktır. Konut, sadece bir meta değil; karmaşık bir süreçle meydana gelen ve akabinde sosyal ve siyasal bileşkelerin de etkili olduğu bir toplamdır. 

Konut, tarihsel gelişimi içinde doğa koşullarına, toplumun gelenek ve göreneklerine, siyasal yapının özelliklerine, üretim ilişkileri ve biçimine, nüfus yapısı ve özelliklerine, kentleşme tipine ve birçok başka sebebe bağlı olarak, dinamik bir ilişkiler toplamı şeklinde meydana gelmiştir. 

 

KONUT SORUNU

Günümüzde konut, mevcut toplumsal sistemin en temel sorunlarından biridir. Konut sorunu, merkezi yönetim, yerel yönetim, özel sektör ve konut sakinlerinin tümünü ilgilendiren ve bütün bu aktörler için geçerli olan bir olgudur. 
Konut sorununa ilişkin çalışma alanında tanımlanması gereken en önemli kavram, “konut” un kendisidir. Konut sorununun tartışılmasında, “konut”un ne olduğuna ilişkin tanımlar da fikir verebilir. 

Devlet İstatistikleri Enstitüsü’nün “Bina İnşaatı İle ilgili Değişkenlerin Tanımları” içinde konut, “ev, apartman ve lojman olarak ikamete ayrılmışyapılardır”; ev, “kaç katlı olursa olsun, bir veya iki daireli ikamete ayrılmışyapı”; apartman, “kaç katlı olursa olsun üç veya daha fazla daireli ikamete ayrılmışyapı” olarak tanımlanmaktadır. Daire, ise aynı bölümde “etrafı kapalı, tavanı örtülmüş, bir aile, bir veya bir grup insanın diğer fertlerden ayrı olarak yaşamasına yarayan, doğrudan doğruya sokağa, koridora veya genel yere açılan, kendisine ait kapısı bulunan yer” şeklinde ifade edilmiştir. 

Tüm bu tanımlar çerçevesinde bakıldığında konunun tamamen “herhangi bir fiziksel yapı” düzeyinde değerlendirildiği görülecektir. Bu yaklaşım, konut sorununun tartışma ve çözüm alanlarının ortadan kalkmasına neden olacaktır çünkü “dört tarafı kapalı ve bir kapısı olan herhangi bir yapı” konut olarak sayılabilecek, böylelikle nitelik özelliklerinden bağımsız olarak sadece nicelik ön plana çıkacaktır. Özellikle, az gelişmiş ve gelişmemiş, gelir dağılımının adaletsiz olduğu, kalkınmada önceliklerini konut gibi sosyal sorunlara kaydıramamış
ülkelerde temel toplumsal sorun olarak ortaya çıkan konut sorununun çözümü de tek başına değerlendirilemez. 

 

Konut Çok Yönlü Bir Birimdir

Konut, insanların kendisini yeniden üretebileceği, sağlık, güvenlik ve özel hayat koşullarının sağlandığı bir yapının asgari düzeyde kaliteli malzeme ile dayanıklı olacak şekilde inşa edilmesi sonucu elde edilen mekandır.
Konut; birey, aile ya da bireylerden oluşan hane halkının tek veya bir arada bulunacağı ve dolayısıyla ilişkiler kurabileceği “sosyal”; yaşamın bütünlüğü açısından gerekli olan çeşitli işlevlerin sürdürülmesine olanak veren “fiziksel”; birey ve/veya ailelerin toplumu oluşturan diğer öznelerle temasının önemli bir ayağını oluşturan ve toplumsal ilişkilerin yeniden üretildiği “toplumsal”; kentleşme politikalarının oluşturulması ve uygulamasının önemli bir parçası olan “yönetimsel”; sınıfsal bölünmüşlüğünün bir sonucu ve göstergelerinden biri olan “siyasal”; üretim, tüketim ve yatırım aracı olması bakımından “ekonomik”; yasal düzenlemelerin söz konusu olduğu ve konut sakinlerine yasal güvenlik sağlaması bakımından “hukuki” ve yapı inşaat teknolojilerinin uygulama alanı olması bakımından “teknolojik” bir birimdir. 
Dolayısıyla da konut sorunun çözümü, ne sadece yerel yönetimlerin imar politikaları özelinde ne de günlük ihtiyaçların giderilmesi gibi mikro politikalar ölçeğinde çözülebilir. Konut sorununun çözümüne dönük olarak, toplumsal yaşamın tüm gereklerini ve genel “kamu yararı” ilkesini dikkate alarak oluşturulacak uzun erimli politikalar yaşama geçirilmelidir. 

 

KONUT İHTİYACI

Gelir dağılımının adaletsiz olması, konut sorununun daha da artmasına ve konut ihtiyacının çoğalmasına etki eden temel nedenlerden biridir. Gelir dağılımının giderek daha adaletsiz hale gelmesinin temel nedeni ise, sosyal devletin tasfiyesi, özel mülkiyetin çoğalması, kamu mülkiyetinin dağıtılmasıdır.
Asgari düzeyde barınma ihtiyaçlarını karşılamak için gerekli konut sayısı ve kalitesi ile belli bir zamanda mevcut konut sayısı ve kalitesi arasındaki fark olan konut ihtiyacı, kişilerin demografik özelliklerinden ve mensup oldukları sınıftan bağımsız olarak herkes için geçerlidir. 

Konut ihtiyacı salt bir sayısal değeri değil çevresiyle birlikte sağlıklı koşullar taşıması gereken yapıları ifade eder. 

Hane halkı sayısının mevcut konut sayısından fazla olması şeklinde tanımlanabilecek konut ihtiyacı, “açık” ve “gizli” şekillerde görülebilir. Açık konut ihtiyacı, salt bir matematik oranından bahsederken gizli konut ihtiyacı, yapının niteliklerini de hesaba katar. Dolayısıyla, aşırı kalabalık, birden çok ailenin yaşadığı konutlar ile niteliksiz, , kalitesiz, güvenliksiz ve dayanıksız konutlar gizli konut ihtiyacı içinde değerlendirilir. Bu çerçevede; konut sorununun çözümü, gizli konut ihtiyacının hesaplanabilmesine dönük yapılacak genişçaplı araştırmaların ışığında ve uzun vadeli nüfus artışı, göç hareketleri, sanayileşme vs. tahminleri kapsayacak şekilde değerlendirilmelidir. 

Konut ihtiyacı; kişilerin ödeyebilme gücü ve tercihlerine bakılmaksızın, asgari seviyede barınabilmelerini sağlamak için gerekli konut sayısı ve niteliğinin, belli bir anda bulunan konut sayısı ve kalitesinden farkını belirtir. Konut talebi ise konut ihtiyacından farklıdır. Konut ihtiyacının talebe dönüşmüş olması için kişilerin söz konusu konutun fiyatını ödeme gücüne sahip olması ve bunu istemesi gerekmektedir. Konut talebinde, konutu kullanan aile ve kişinin demografik özellikleri, tercihleri, maddi olanakları ve makro ekonomik faktörler söz konusudur. 

Konut ihtiyacı, nitelik ve nicelik itibariyle iki farklı başlıkla
değerlendirilir. Konut ihtiyacının niceliksel ölçümü; belli bir zamanda konut niteliklerinin, yaşanabilir ve sağlıklı olması için gerekli fiziksel standartlara yükseltilmesi üzere inşa edilmesi veya onarılması gereken konutları kapsar. Konut ihtiyacının nitel ölçümü ise; konut niteliklerinin, konutun fiziksel özelliklerinin yanı sıra sosyal ve çevre özelliklerinin de hesaba katılması sonucu ortaya çıkan gösterge olarak değerlendirilebilir. 
Konut Müsteşarlığı’nın hazırladığı “Kentsel Dönüşüm Projeleri, Problemler ve Uygulama Yöntemleri” konulu rapora göre, 2010 yılında 2 milyon 860 bin 343 adet konut ihtiyacının olması beklenmektedir. 

2000-2010 KONUT İHTİYACI VE ARTIŞI**