İstanbul depremi beklerken – Tayfun Kahraman (birartibir.org)

Ardında on binlerce ölüm bırakan Maraş Depremi gözleri 20 milyonluk azman İstanbul’a çevirdi. Şehir plancısı Tayfun Kahraman, Gezi Davası’nda tutsak alınmadan önce Deprem Risk Yönetimi ve Kentsel İyileştirme Daire Başkanlığını yürütüyordu, ardından İBB Şehircilik Proje Koordinatörlüğüne atandı. Önayak olduğu “hızlı tarama” gibi yöntemler halihazırda uygulanırken, bir kent suçuna karşı çıktığı için yargılandı ve yeni bir seferberlik planına dahil olması engellendi. Kahraman’ın Silivri Cezaevi 9 No’lu / A-47 adresinden gönderdiği mektubu dikkatlerinize sunuyoruz.

Kahramanmaraş depremi ile ortaya çıkan felâket, gözleri hepimizin bir gün olacağını bildiği İstanbul Depremi’ne çevirdi. Hazırlıksız oluşumuz bir gerçek olarak ortaya çıktı ve bu korkuları daha da artırdı. Sadece İstanbul değil, ülkemizin yüzde 70’i aynı tehdit altında, fakat etkilerinin başka birçok yere göre çok daha derin olması beklendiğinden en çok İstanbul’u konuşuyoruz.

Sayın Ekrem İmamoğlu 1 Mart günü İstanbul Deprem Seferberlik Planı’nı anlattı. Seferberlik planı kendisi 2019 yılında göreve başladığında da açıklanmıştı. Ama bu kez bir fark var: Revize edilen, genişleyen planla beraber bu yönde bir kararlılığın da altı çizildi. Özellikle, topyekûn mücadele yürütmek gereken depremle ilgili konularda “ortak masa”nın kurulmasında kararlı olunacağı gösterildi. İstanbul Depremi’ni ve bu konuda yapılması gerekenleri konuşurken şu kabulü yapmak gerekir: Tüm kurumlar, merkezi ve yerel tüm idareler, tüm toplumsal kesimler ve özellikle 16 milyon İstanbullu birlikte hareket etmezsek bu sorunu çözemeyiz. İstanbul’un en önemli ihtiyacı, öncelikle bu seferberliği sağlamak olacaktır.

Tüm kurumlar, merkezi ve yerel tüm idareler, tüm toplumsal kesimler ve özellikle 16 milyon İstanbullu birlikte hareket etmezsek bu sorunu çözemeyiz. İstanbul’un en önemli ihtiyacı, öncelikle bu seferberliği sağlamak olacaktır.

İstanbul’da iktidar değişikliğinin ardından göreve başlandığında elimizde çok değerli bir plan vardı; İstanbul Deprem Master Planı. Dört üniversitenin işbirliğiyle hazırlanan ve yıllardır tozlu raflarda bekleyen bu planı ele alarak revizyon ve güncelleme çalışmalarına başladık. Önümüzdeki en önemli sorun, Deprem Master Planı’nda da belirtildiği gibi, mevcut yapı stokunun ve altyapının kırılganlığıydı. Bu zafiyetin üstesinden gelme amacıyla düzenlenen yol haritası iki ana başlığa odaklandı. Bu başlıkların ilki, İstanbul’un yer bilimleri bakımından analiz çalışmalarının tamamlanması ve afet yönetimi için gerekli organizasyonların yapılmasıydı. İkincisi ise, öncelikle, bugün çok konuşulan hızlı tarama yöntemiyle kentteki yapı stokunun mevcut durumunu analiz etmek ve afet olasılığını öncelikli olarak göz önüne alan bir dönüşüm programını belirlemekti.

Bu süreçte diğer birimler de kendi görev alanlarında deprem analizlerini yaparak müdahale programlarını hazırladılar. Doğalgaz, su, kanalizasyon, raylı sistemler, karayolları, hizmet alanları gibi tüm altyapıların deprem davranışları tespit edilerek yapılacaklar planlandı. Böylece, aradan geçen üç yılın ardından edinilen tecrübeler ve yürütülen çalışmalarla birlikte Seferberlik Planı, kararlılık vurgusuyla yeniden sunuldu. Bu süreçte edinilen en önemli tecrübe ise şuydu: Göreve başlandığında elde bulunan verilerle oluşan beklentiye nazaran, İstanbul’un deprem kırılganlığı çok daha yüksek!..

Fotoğraf: Uğur Çolak

İstanbulluları sürece katmak

Tabii ki şimdiye kadar yapılanlar İstanbul’da deprem güvenliğini sağlamak için üstesinden gelinmesi gerekenlerin küçük bir bölümü. Önümüzde deprem karşısında güvenli bir İstanbul hedefi için daha yapılması gereken çok iş ve tüm bunları tamamlamak için uzun bir zamana ihtiyaç var. 1999 Marmara Depremi sonrası geçen sürede gerekenleri yapsaydık, şu an çok yol alınmış olurdu. Bu süre zarfında yaşananlara rağmen, özellikle konut stokuna müdahale konusunda yapılması gereken çok işimiz var.

Bu nedenle biz de çalışmaya ilk olarak 1999 öncesi yapılmış yapılardan başladık ve müdahalede bulunmak için önceliklendirme yapmak üzere hızlı tarama yöntemlerini geliştirmeye başladık. Çeşitli testler ve güncellemelerle beraber, alınan karot örnekleri değerlendirilerek elde edilen laboratuvar testleri sonucunda, beton dayanım ölçümünü gözeten bir üst kademe yöntemle yüzde 97 uyum yakaladık ve şu anda bu modelle hızlı tarama işlemleri devam ediyor. Bu çalışmalardaki perspektif, taramalar sonucunda riskleri tespit etmek ve en riskli alanlardan başlayarak bu konutlara müdahale etmek.

İstanbulluları piyasa koşullarına terk etmektense, erişebilecekleri bir finans modeliyle ve güven duyacakları kurumlarla onları bu sürece dahil etmeliyiz. Aksi durumda kapsamlı bir çözüm sağlamamız imkânsız, bugüne kadar olduğu gibi.

Yaklaşık bir yıldır cezaevinde olduğumdan dolayı bu çalışmaları ben takip edemiyorum, ama arkadaşlarımız çalışmaları sürdürüyorlar. Örneğin, ilk taramalarla tespit edilen, bırakın depremi, kendi kendine durduğu yerde yıkılması muhtemel 318 bina için çalışmalar geçtiğimiz yıl başladı. Anlaşma sağlanan binaların bir kısmı yıkıldı. Bu sürecin hızlanması amacıyla İstanbul Büyükşehir Belediyesi kaynaklarının kullanılması ve bir finansman modeli geliştirilmesi için aralık ayında Meclis’ten yetki talep edildi. Tabii ki hem tarama taleplerinin artması hem de dönüşümü kolaylaştıran finansman modellerinin geliştirilmesiyle birlikte incelenen yapıların sayısı zamanla artacaktır. Ama unutmayalım, on binlerce binadan bahsediyoruz ve uzun bir zamana ihtiyacımız var.

İstanbullular açısından baktığımızda en önemli sorun, ekonomik koşullar ve güven. Her felâketten sonra depremi unuttuğumuz şeklinde bir kanı hasıl olsa da, depremi unutan İstanbullular değil. İmkân sağlayabilenler ya konutlarını yeniden yaptılar ya da güvenli binalara taşındılar. Fakat özellikle alt sınıflar çaresizlik içinde bu konutlarda yaşamaya devam ediyorlar. Bugüne kadar yapılan uygulamalara bakıyorlar ve yerlerinden, tek birikimleri olan konutlarından olmamak için kimseye güvenmiyorlar. Bu nedenle, başarıya ulaşmak için deprem gerçeği karşısında İstanbullulara kamu kaynaklarıyla bir çözüm üretmemiz ve bir güven ortamı yaratmamız gerekiyor. İstanbulluları piyasa koşullarına terk etmektense, erişebilecekleri bir finans modeliyle ve güven duyacakları kurumlarla onları bu sürece dahil etmeliyiz. Aksi durumda kapsamlı bir çözüm sağlamamız imkânsız, bugüne kadar olduğu gibi.

Uzun bir yolun başlangıcı

Konut stokunu yenilemek ve dayanıklı hale getirmek için birçok reçete var, ama her yapıya aynı reçeteyi uygulamamız mümkün değil. Binaların bir kısmını güçlendirebilir, güçlendirmede farklı modeller uygulayabilirsiniz, böylesi daha ekonomik de olur. Fakat her yapıyı güçlendiremezsiniz, bir kısmını yıkıp yenilemeniz kaçınılmaz. Her binanın kendi koşullarını değerlendirebilir, en uygun, az maliyetli modeli belirleyebiliriz, ama öncelik teknik gereklilikler olmalı.

Güçlendirme bu anlamda her zaman maddi olarak en uygun yöntem olmayabilir. Fakat kademeli güçlendirme modellerini uygulanabilir hale getirmeliyiz. Yani deprem sonrası bina kullanılamaz hale gelse de, orada yaşayanların binadan çıkmalarını sağlayacak güçlendirme uygulamalarını da yapabilmeliyiz. Bunun için mevzuat değişikliklerine ihtiyaç var ve bize hız kazandıracak bu çalışma için bir an önce harekete geçmeliyiz. Tüm konut stokunu güvenli hale getirene, bu binaları yıkıp yeniden yapana kadar, bu binaların içinde yaşayanların can güvenliğini sağlamak adına, daha hızlı ve az maliyetli olan bu modellerin uygulanmasını sağlamalıyız.

Dayanıklı İstanbul için önümüzde daha çok uzun bir yol var. Bu yolda en fazla ihtiyacımız olan şey, kararlı bir şekilde, seferberlik halinde mücadele etmek. Umarım bizler bu önlemleri alana kadar beklenen deprem gerçekleşmez.