Kentsel dönüşüm teraneleri -Deniz Canan

Terzi Fikri öyle bir giysi dikti ki Fatsa’ya 
O Gürcü öyle bir gürledi ki arkadaşlarıyla 
Noktalar, noktalı virgüller, askeri operasyonlar 
Kimseler çıkaramaz Fatsa’nın sırtından! 
Emek hakkının sımsıcak çıplaklığını…
” CAN YÜCEL 

Fikri Sönmez ve arkadaşlarının 70’li yıllar sonunda, Fatsa’da gerçekleştirdiği yerel yönetim anlayışı halkı ilk kez yaşadığı ilçede söz ve karar hakkı ile tanıştırdı. 

İlçe sakinlerine yöneticilerini denetleme ve hatta görevden alma hakkı bile tanınmıştı. 

Aile içi şiddet ve kumar gibi sorunların çözümü için yapılan çalışmalardan, çamura son kampanyalarına dek halkın bizzat emek verdiği Fatsa ses getiriyordu. 

Ve elbette ki bu emek ve paylaşıma dayalı yaşam birilerinin uykularını kaçırıyordu. 

Zamanın Başbakanı Süleyman Demirel’in “Bırakırsak bin Fatsa çıkar, Fatsa’nın hakkından gelmeye mecburuz, o işi bitireceğiz” sözüyle ve acımasız bir operasyonla kökü kazınmaya çalışılsa da Fatsa gerçek bir kentsel dönüşüm planı olarak birçok yurtsevere örnek olmakta. 

“Senin villan, benim villam” diyerek, havuzlu villa polemikleri ile siyasetin bel altı vuruş taktikleri geliştirdiği bugünlerde ise halkın barınma hakkı hiçe sayılıyor, AKP’nin sözde “Kentsel Dönüşüm” planlaması ile yağma ve talan operasyonu hüküm sürüyor. 

Bu dönüşüm planı sadece AKP değil, diğer birçok düzen partisi için de geçerli bir çözüm olarak destekleniyor. 

Sulukule’nin, Tarlabaşı’nın tarihi izleri bile silinirken, Galataport, Haydarpaşa gibi birçok alan, sermaye çevreleri ve onlarla düşüp kalkan inşaat devi firmaların iştahlarını kabartıyor. 

Seçim dönemlerinde oy uğruna sırtı sıvazlanan ve ağızlarına bir parmak bal çalınan gecekondu sakinleri yıllarca emek verdikleri, kültürel ve sosyal kimliklerini yaşattıkları bu topraklarda birer işgalci olarak lanse ediliyor. 

Sosyal adalet, kültürel miras ve çevre politikaları hiçe sayılıyor ve bu kentsel dönüşüm yalanında hukuk ve bilim de göz ardı ediliyor. 

Yıkılan her ev çocukların yüreklerinde yıkılan bir umut ve psikolojik bir sarsıntı bırakıyor. 

Uzun vadeli borçlanma ile konut sahibi olma alternatifi, ay sonunu zor getiren semt sakinlerine pembe hayaller paketiyle sunuluyor ve dar gelirli bu insanların gelecekleri bu yolla ipotek altına alınıyor. 

Rant hırsıyla kamu arazileri yağmalanıyor ve arazi mafyalarına peşkeş çekiliyor. 

“21. yüzyılın kentlerini şekillendireceğiz” sloganı ile kentlerin üzerine adeta bir kabus gibi çöken kentsel dönüşümün ranta dayalı, mega(!) projeleri halkın barınma hakkı üzerine kepçe ve dozerlerle saldırırken, TOKİ vatandaşa tek ve en geçerli çözüm olarak dayatılıyor. 

İşi gücü daha çok kazanç olan sermaye için alım gücü düşük işçi ve emekçi halka konut inşa etmek karlı olmadığından, vatandaş modern standartlardan uzak olarak inşa edilen konutlarla baş başa bırakılıyor. 

Barınma hakkına yapılan saldırılara isyan ederek, kepçe ve dozerler önüne siper olan vatandaşa bu kez kolluk kuvvetleri yolu ile saldırılar düzenleniyor. 

Ama “Umut dağlarladır” demiş şair, bu ablukaya direnenler de var. 

Mesela, Dikmen Vadisi kentsel dönüşüm yalanıyla 5 yıldır barınma haklarını gasp etmek isteyenlere karşı direniyor. Bu projeyi Rantsal Dönüşüm Projesi olarak gören halk hiçbir tehdidi umursamayarak Dikmen Vadisi Barınma Hakkı Bürosu önünde toplanarak barınma haklarına sahip çıkacaklarını haykırıyor. 

Yine Ankara Yenimahalle’ye giren yüzlerce çevik kuvvet polisi ve yıkım ekipleri halkın kararlı direnişi ile geri çekilmek zorunda kalıyor. Gerek Büyükşehir, gerekse Yenimahalle belediyelerine isyan eden halk “Rant İçin Değil Halk için Kentsel Dönüşüm”, “Barınma hakkımız engellenemez” ve “Barınma hakkımız için ölmek var dönmek yok” sloganları atıyor. 

Ve biz biliyoruz ki her geçen gün gelişen dünyada, gecekondu çatıları altında insani yaşam şartlarından uzak yaşamları savunmak olmamalı derdimiz. 

Bizim kimsenin havuzlu villasında, her türlü güvenlik ağlarıyla korunan, sosyal tesislerle donatılmış sitelerin de gözümüz yok. 

Toplumun her bireyi insanca yaşayacağı donanımlara sahip mekânlarda oturabilmeli, bu konuda fırsat eşitliğine sahip olmalıdır. 

Ama eğer TBMM ve belediye kürsülerinde “Benim Halkım!” diye nutuklar atıyorsanız bu halkın barınma, sağlık ve eğitim gibi temel haklarını da güvence altına almak zorundasınız! 

Ramazan çadırlarında verdiğiniz iftar yemekleriyle “Ele güne karşı hayır işleyelim de Allah günahlarımızı affetsin” diyerek vicdanlarınızı rahatlatamazsınız. 

İşe, Anayasa’nın 57. maddesini “Barınma hakkı temel bir insan hakkıdır ve tüm yurttaşların barınma hakkı vardır. Devlet yurttaşların barınma hakkını güvence altına almakla yükümlüdür” şeklinde değiştirerek başlayabilirsiniz. 

İşinize gelmeyecek ama biraz da tarih yapraklarını karıştırabilirsiniz. 

Kim bilir belki Fatsa deneyimi sizin için rehber olabilir. 

Ama sanırım önce kırk tas su dökünmeniz gerekecek! 

 

 

Deniz Canan

Kaynak: Sendika.org