Türkiye Çevre Sempozyumu Sonuç Bildirisi 13 Temmuz 2008 – Hopa

13 Temmuz 2008 Pazar günü Hopa’da gerçekleştirilen Türkiye Çevre Sempozyumuna; Temiz Enerji Platformu, Türkiye Çevre Platformu, Yeşil Artvin Derneği, Artvin Barosu, İç Anadolu Çevre Platformu, TEMA Rize Temsilciliği, Türk Tabipler Birliği, Batı Karadeniz Çevre Platformu, Doğu Akdeniz Çevre Platformu, Ege Çevre ve Kültür Platformu, Sinop Nükleersiz Kent ve Yaşam Derneği, Derelerin Kardeşliği Platformu, Avrupa Yenilenebilir Enerjiler  Birliği Türkiye Bölümü yönetici ve üyeleri, Hopa Belediye Başkanı Sayın Yılmaz Topaloğlu, Çok sayıda yerel çevre koruma örgütü ve Hopa’da yaşayan çevreye duyarlı yurttaşlarımız katılmışlardır.

Toplantıya katılanların oybirliği ile aşağıdaki konuların kamuoyunun bilgisine sunulmasına karar verilmiştir:

 

1 – Çevre ve sağlık uzun bir süreden beri Dünya kamuoyunun tartıştığı konuların başında gelmekte, çevre kirlenmesinin yol açtığı hastalıklar giderek daha da önem kazanmaktadır. Fosil enerji tüketiminin yoğunlaştığı bölgelerde birçok sağlık sorununun ortaya çıktığı artık çok iyi biliniyor. Bu yüzden sağlık sisteminin koruyucu hekimliğe ve çevre sağlığına ağırlık veren özelliklere sahip olması gerekmektedir. Sağlığı piyasalaştıran ve tedavi edici hekimliğe öncelik tanıyan bir sistemden hızla kamusal bir sisteme dönmek gerekmektedir.

 

2 – Doğu Karadeniz Bölgesinde planlanan yüzlerce Hidro Elektrik Santral projesi ile, bütün dereler kaynağından denize kadar tünellere alınmak suretiyle kurutulmaktadır. Bölgenin biyolojik çeşitlilik açısında sahip olduğu ulusal ve uluslar arası önemi, bilimsel görüşler ve yöre halkının tepkisi ne yazık ki bu katliamı durdurmaya yetmemektedir.

 

Karadeniz’de kirli oyunlar oynanmakta, elektrik enerjisi üretimi adı altında bir araya gelen ve uluslar arası sermaye ile beslenen dev  şirketler dünya cenneti vadileri katledip temiz dereler üzerine yüzlerce hidro elektrik santral kurmak için adete bir birleriyle yarışmaktadır. Bölgede yaşayan insanlar olarak onlara sesleniyoruz: “Bu dereler bizimdir, satılık derelerimiz ve vadilerimiz yoktur !”

 

3 – 3213 sayılı Maden Kanunu bir sömürge yasasıdır. Ülkeyi bir bütün olarak maden yağmasına açan yer altı zenginliklerimizi yabancı maden tekellerinin kâr hırsına kurban eden, ülke ekonomisine hiç bir katkısı olmayan Maden Kanunu mutlaka değişmelidir. Ülkemizin % 25 i bu kanunla ruhsatlandırılarak yabancı tekellere terk edilmiştir. Ulusal bağımsızlığını kurtuluş savaşı vererek kazanmış olan bir ülkenin bu durumu kabul etmesi mümkün değildir. Bu sömürge yasası bir an önce ve mutlaka değişmelidir.

 

4 – İnsan türü, endüstrileşme sürecinde diğer canlılardan farklı olarak ve neye mal olacağını düşünmeden, ekolojik dengeyi bozan etkinliklerde bulunmuştur. Ozon tabakasının delinmesi, küresel ısınma, iklim değişikliği, ormansızlaşma, çölleşme ve kimyasal kirlenme bunun yaşanan sonuçlarıdır.  İnsan Türü’nün “en akıllı tür benim” kibirliliğinden sıyrılması,”Her şey insan içindir” görüşünü terk etmesi, yaşamı diğer tüm canlılarla ortak ve eşit olarak paylaşması için mücadele etmeliyiz.

 

5 – 5761 Sayılı Turizmi Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile ormanlarımız daha korumasız hale getirileşmiştir. Yasa değişikliği ile orman alanları Turizm yatırımı adı altında yok edilecektir. Yasanın Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi ya da ve yasaya dayanılarak yapılan tahsislerin idari yargı tarafından iptal edilmesine karşı önlem olarak bir ay gibi kısa bir süre içinde ormanlar kıyıma açılmaktadır. Daha fazla kâr elde etmek için ormanların yok edilmesine izin vermeyeceğiz.

 

6 – Bergama-Ovacık, Uşak-Eşme-Kışladağ ve diğer altın madeni işletmeleri toprağı, suyu, havayı kirletmeyi sürdürmektedir. Henüz işletmeye başlamamış olan Efemçukuru Altın Madeni İzmir’i susuzluğa ve kirli suya mahkûm edecektir. Kaz Dağları, Kozak Yaylaları, Artvin, Tunceli, Erzincan; Gümüşhane ve daha pek çok bölge altıncıların saldırısı altındadır. Altın Madenciliği ile yargı kararları da yok sayılarak hukuk devleti ilkesi de kirletilmektedir. Suyumuzun, havamızın, toprağımızın dolayısıyla yaşamımızın korunması için bu kirlenmeye dur denilmelidir. Yaşam, altın’dan daha değerlidir. Bu konuda tüm kurumları ve kişilere net tavır almaya çağırıyoruz !

 

7 – Su kaynaklarına yönelik her türlü planlamada gelecek kuşakların yaşam hakkını da dikkate alan kamu yararının gözetilmesini, su rezervlerinin akılcı kullanımı ile sunum – kullanım dengesinin yönetilmesi ilkesini, suyun doğal döngüsü ve akışında var olan ekolojik ve ekonomik kazanımların göz ardı edilmemesi, acil bir “su çerçeve yasası (su yasası)” çıkarılarak, suyun tekelden yönetiminin “Su Bakanlığı” kurularak onunla gerçekleşmesini, Göllerimizin ve sulak alanlarımızın korunması, kaybolan sulak alanlarımızın yeniden kazanılmasının ekolojik denge açısından önemine vurgu yaparak bu alanda çalışma yapan ve yapacak olan kurum kuruluşların ve sivil toplum örgütlerinin desteklenmesini istiyoruz.

 

8 – Birlikteliği ön plana çıkaran, çevre sorunlarına karşı mücadelede elele tutuşmayı, diğer çevre mücadeleleri ile dayanışmayı önemsiyoruz. Uluslar arası enerji tekellerinin ve nükleer lobinin enerji adına göz diktiği Sinop, Akkuyu ve ülkemizin birçok bölgesindeki talancı politikalara karşı dayanışma ve mücadeleyi geniş toplumsal kesimlerle buluşarak yükseltmeliyiz.

 

9 – Sanayileşmenin plansız ve kontrolsüz çoğalması, insan ve çevre unsurunun göz ardı edilmesi, bu bölgelerde doğal yaşam alanlarının hızla kaybedilmesini ve yaygın sağlık sorunlarını gündeme getirmiştir.

 

Mevcut tabloya rağmen yeni organize sanayi bölgeleri, Kocaeli’nin doğusundan Sakarya ve Düzce ilçelerine kadar tarımsal alanlarda yeniden planlanmakta, Karasu ve Amasra beldelerinde planlanan termik santrallerle doğa ve insan yaşamı tehdit edilmektedir. Bunları kabul etmemiz mümkün değildir.

 

10 – Tarım politikamız; emperyalist ülkelerin önerileri doğrultusunda ve olumsuz olarak şekillenmektedir. Kontrolsüz ve aşırı kullanılan tarım kimyasalları, yapay gübreler tarım topraklarımızı temizlenmesi mümkün olmayan bir şekilde kirletmektedir.

 

Dahası “Tohumculuk Yasası” ile önü açılan ve hızla yayılan GDO’lu tohumların kullanımı yaygınlaşmakta ve bu tohumların kullanımı adeta bir zorunluluk haline getirilmektedir. Tohumların tescil ve patentlenmesine olanak tanıyan yeni düzenlemelerle bu konuda da geri dönüşü olmayan bir yola girildiğini endişeyle izlemekteyiz.

 

Tarım topraklarımız daha fazla kirletilmeden, çiftçimiz bu emperyalist saldırıya karşı uyarılmalı, bilinçlendirilmeli ve konuya ilişkin farkındalık yaratılmalıdır.

 

11 – Küresel ısınma ve iklim değişikliği somut olarak yaşanmakta, ancak buna bağlı olarak artan çevre duyarlılığını görünür kılacak etkinliklerde, süreçle ilgili uyumsuzluklar gözlenmektedir.

 

Küresel ısınma ve iklim değişikliğinin en önemli etkeni, uygulanan enerji politikalarının enerji kaynakları ve kullanımına ilişkin tercihleri olmaktadır. Ülkemizde, hükümet, 1000 megawatt ve daha büyük nükleer ve kömüre dayalı güç santrallerinin devlet desteğiyle kurulmasını teşvik etmek amacıyla, 15 yıl elektrik satın alma garantisi sağlayacak olan bir yasa tasarısını Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçirmiştir. Ülkemizin dört bir yanında termik ve nükleer santraller kurulması için hazırlıklar giderek hızlanıyor. Kapasitesi 1000 megawatt’ın üstünde elektrik üreten termik santrallerin ürettiği elektriğin devlet tarafından satın alınması garantisi altında, düşük standartlarda, kirli teknolojinin ülkemize transferi özendirilmektedir. Bu santrallerin, gelecekte üretimi sürdüremedikleri koşullarda kârları garanti edilerek, kamu kaynaklarının talan edilmesinin yolu açılmaktadır. Bu ve buna benzer örneklerden de anlaşılacağı gibi, yalnızca karşı çıkmanın yeterli olmadığı açıktır. Karşı çıktığımız konuyla ilgili doğru seçenekler önermek ve sorunlara çözümler geliştirmek zorunluluk haline gelmiştir.

 

İnsanlığın geleceğini tehdit boyutundan çıkıp yaşanmakta olan bir riske dönüştüren küresel ısınma ve iklim değişikliğine çare olarak yapılacak en önemli iş, alınacak en önemli önlem, temiz enerji kaynaklarının kullanımına yönelmek, enerjinin etkin ve verimli olarak kullanımını planlamaktır.

 

KAMUOYUNUN BİLGİSİNE SAYGIYLA SUNUYORUZ.

 

 Temiz Enerji Platformu,

Türkiye Çevre Platformu,

Türk Tabipleri Birliği,

Yeşil Artvin Derneği,

Artvin Barosu,

İç Anadolu Çevre Platformu,

TEMA Rize Temsilciliği,

Batı Karadeniz Çevre Platformu,

Doğu Akdeniz Çevre Platformu,

Ege Çevre ve Kültür Platformu,

Sinop Nükleersiz Kent ve Yaşam Derneği,

Derelerin Kardeşliği Platformu,

Avrupa Yenilenebilir Enerjiler  Birliği Türkiye Bölümü

Kars Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği

İskenderun Çevre Koruma Derneği,

Eğitim-Sen Artvin Şubesi,

Niğde Çevre Eğitim Kültür Derneği,

Eğitim-Sen Rize Şubesi,

Eğitim-Sen Samsun Şubesi,

Eğitim-Sen Trabzon Şubesi,

Eğitim-Sen Hopa Temsilciliği,

Eğitim-Sen Fındıklı Temsilciliği,

Rize Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği,

Hasankeyf  Sular Altında Kalmasın Platformu,

Hopa Hendek Köyü Yardımlaşma ve Çevre Koruma Derneği,

Kars Dursun Akçam Kültür Evi,

Artvin Erenler Köyü Derneği,

Artvin Avcılar ve Atıcılar Derneği,

Artvin Belediyesi Kent Konseyi Yürütme Kurulu,

Artvin İli Şavşat İlçesi Meydancık Beldesi Sosyal Dayanışma Kültür ve Turizm Derneği,

Halkevleri,

S.S. Artvin Bölgesi Ormancılık Kooperatifler Birliği,

Fındıklı Dereleri Koruma Platformu,

Viçe Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği,

Ege Karadeniz Derelerini Koruma Platformu.

İzmir Kaçkar Derneği

Borçka Karagöl Doğal Hayatı Koruma ve Güzelleştirme Derneği

Kars Yer Gök Anadolu Derneği