Bugün; Irakla baslayan, Arap Baharı’yla devam eden, Kuzey Afrika ve Ortadoğu eksenli çok büyük bir sömürü ve paylaşım savaşının tam orta yerinde bulunmaktayız. Emperyalist blok ülkelerinin dünya zenginliklerini paylaşım savası ülkemizin kuzeyinde Doğu Ukrayna’da; güneyinde ise Suriye’de doğal pazarlık sınırlarına gelip dayanmıştır.
Ortaya çıkan bu tabloda Ortadoğu’daki bu çıkmazı farklı bir boyuta taşımak için desteklenen ve belli ülkelerce politik çıkarlar uğruna silahlandırılan radikal islamcı örgütler oluşturuldu. Bunun sonucunda El-Kaide’nin bile katliamcı diye nitelendirdiği IŞİD terör örgütü ortaya çıktı. Özellikle Suriye ve Irak olmak üzere Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren toplama bir terör örgütü olan IŞİD; Gayrimüslim, Alevi ve Şii Müslümanları üzerinde insanlık dışı katliamlar uyguladı ve uygulamaktadır.
Cihat ilan ettiğini öne süren bu örgüt, ele geçirdiği her yerde kendi koyduğu yasaları işletmektedir. Bunun sonucunda binlerce insan katledilmiş, binlercesi bu zulümden kaçmak için göç etmek zorunda kalmış, binlerce kadın ve çocuk köle pazarlarında satılmış, tarihi yapı ve kutsal sayılan mekanlar tahrip edilmiştir. Ele geçirdiği bölgelerin doğal kaynaklarını kendisi için finansal kaynak olarak kullanan IŞİD, kısa zaman içerisinde Ortadoğu’da küçümsenemeyecek bir güç haline gelmiştir.
Paramiliter ve gerici bir Ortadoğu projesi olan İslam Devleti’ne Avrupa geçiş koridoru oluşturan ülkemiz, birçok IŞİD militanının eğitim gördüğü, örgütlendiği, militan topladığı, hastanelerinden ve sağlık hizmetlerinden yararlandığı bir pozisyondadır. IŞİD ile en ciddi savaşı veren Suriye Kürtlerine yani Rojava’ya sınır kapılarını insani yardımlar için bile açmayan AKP, bu ve benzeri radikal örgütlere ülkemizin sınırlarını sonuna kadar açmış, gizli ve zaman zaman aleni yardımlarını esirgemeyerek bu kanlı savaşın bir parçası olmuştur. Hatta şimdiki başbakan zamanın Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu IŞİD’le ilgili düşüncelerini “IŞİD’in bir terör örgütü olmadığı, hoşnutsuzluk ve öfkeden meydana gelmiş bir reaksiyon olduğu” şeklinde ifade ederek Ortadoğu’daki bu vahşeti görmezden gelmiş ve IŞİD terörünü meşrulaştırmaya çalışmıştır.
Türkiye’deki sığınmacılar
Bugün geldiğimiz noktada, yaklaşık olarak 3 senedir Suriye’de sürmekte olan iç savaş süresince yüz binlerce Suriyeli, Türkiye topraklarına geçici koruma statüsü kapsamında göç etmiş bulunmaktadır. Devam eden Suriye iç savaşının Irak topraklarına sıçramasıyla beraber Şengal’de soykırımla yüz yüze gelen Ezidi Kürtleri başta olmak üzere, Süryaniler ve Türkmenler uluslararası kamuoyunun gözleri önünde dağlarda ölüm kalım mücadelesi vererek Rojava’ya, Irak Kürdistanı’na ve Türkiye’ye göç etmek, sığınmak zorunda kalmıştırlar.
Kürdistan coğrafyasında siyasetini kürt halkı düşmanlığı üzerinden inşa eden AKP, Ezidi Kürtlerine geçici koruma statüsü dahi vermemiştir. Sınır kapılarında pasaportu olmayan insanlara geçiş hakkı tanınmayarak ikircikli bir göçmen politikası uygulamıştır. Hatta çocuklarının pasaportu olmadığı gerekçesiyle birçok aile sınır dışında tutulmuştur. Sınırlardan ülkeye geçiş yapabilen 6 bin Şengalliye ise Türkiye Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), bugüne dek sadece 1200 tabldot ve kaşık yardımı yapmayı yeterli görmüştür.
Ezidi Kürtleri durumu
IŞİD’in elinden kaçarak Türkiye sınırlarına ulaşan Ezidi Şengalliler, bölgedeki halkın ve Kürt siyasi hareketinin kendilerini sahiplenmesiyle başta Şırnak olmak üzere Batman, Diyarbakır ve Mardin şehirlerindeki yerleşkelere yerleştirildiler. Irak sınırında ise Türkiye’ye geçiş yapmak üzere beklemekte olan yaklaşık 10 bin civarında Şengalli olduğu belirtiliyor.
AKP, geçici koruma statüsü vermediği Ezidi Kürtlerine ciddi bir yardım organizasyonu sorumluluğunu da üstlenmiyor. Bu iş şu an için sadece bölge insanı ve sivil organizasyonlar üzerinden kısıtlı imkanlarla yürütülüyor. Meslek örgütümüz TMMOB tarafından başlatılan dayanışma kampanyası da Türkiye çapında yaklaşık 2 aydır, temel ihtiyaçlar üzerinden sürdürülmektedir. Politeknik olarak TMMOB’un çağrıcısı olduğu bu yardım kampanyasını büyütmek ve yaygınlaştırmak için çalışmalar yaptık, yapmaya devam ediyoruz.
Halkın mühendisleri dayanışmayı büyütecek
Yanı başımızda sürmekte olan bu gerici savaşın karşısında, Şengal ve diğer savaş mağduru halkların yanında halkın mühendis, mimar ve şehir plancıları olarak destek ve dayanışmamızı büyüteceğiz. Gelecek dönem Şengal halkı ile dayanışmak, mücadelemizin bir parçası olacak.
Mehmet Baran Akat
İnşaat Mühendisi
*Yayımlanan yazının sunumu 14 Eylül 2014’de Politeknik 3. Olağan Genel Kurulu’nda yapılmıştır. Yazı, yazıldığı tarih itibariyle Kobane’de yaşananları görememektedir.