Nükleer Çılgınlık – MMO İst. Şb. Enerji Kom.

MMO İstanbul Şubesi Eneri Komisyonu tarafından 2004 yılında hazırlanan nükleer enerji broşürü; Bilimin insanlık adına, insanlığa karşı kullanımı

Nükleer Çılgınlık
6 Ağustos 1945’te Hiroşima ve 9 Ağustos 1945’te Nagazaki’ye atılan atom bombası sonucu yaşamını kaybeden onbinlerce kişiyi saygıyla anıyoruz.

İçindekiler
1- Giriş
2- Tarihçe
3- Uranyum
4- Plutonyum
5- Radyoaktif atıkların doğadan yalıtılması
6- Nükleer Enerji Ekonomik Maliyeti
7- Atık Ekonomik Maliyeti
8- Dünyada Nükleer Reaktörlerin Durumu
9- Dünyada Nükleer Kazalar
10- Radyasyon insan sağlığını nasıl etkiler
11-Nükleer Silahlanma ve Nükleer Karteller (Savaş Tellalları)
12-Sonuç ve değerlendirme

1-Giriş
6 Ağustos 1945’te saat 8.15’te Timian’ dan gelen Enola Gay adlı ABD savaş uçağı, Hiroşima’ya ilk atom bombasını attı; bomba 20.000 T.N.T. gücündeydi.

Patlama merkezinden başlayarak 2 km’lik bir yarıçap içinde kent bütünüyle yok oldu; 2 ile 4 km’lik bir yarıçap içinde kentin %85’i ve 5 km’lik bir yarıçap içinde de %60’ı yerle bir oldu. Ölü sayısının 80.000 olduğu söylendi; ama bu sayı, kenti bombardımanın odak noktası yapan askeri tesislerin yer aldığı, Hiroşima üssündeki 100.000 askeri ve patlamadan bir süre sonra ölen binlerce kişiyi kapsamaz. Daha bu şok yaşanırken, ikinci bomba üç gün sonra, 9 Ağustos günü Nagazaki’ye atıldı. ABD’nin, 2.dünya (paylaşım) savaşı sonunda, Japonya’yı teslim almak için kullandığı bu bombaların etkisi bugün bile sürmektedir.

Hiroşima’da yeniden kurulan anıtların, bulvar ve parkların çoğu “b a r ı ş” adını taşır.

2-Tarihçe
1896’ da Fransız bilimci Becquerel’in radyoaktiviteyi keşfinden iki yıl sonra, yine Fransız bilimciler Bayan ve Bay Curie, radyoaktif element radyumu yalıtmayı başarmıştır. 1911’ de Yunanlıların 3000 yıl önce doğanın en küçük parçası olarak tanımladıkları atomun ilk tasarımını Danimarkalı bilimci Rutherford yaptı. Bunu izleyen 20 yılda; dengeli-kararlı atomların, nükleer yüklerin, quantum mekaniğinin, pozitronun ve uzun yıllar bilimcileri meraklandıran nötronun keşfi ile nihayet ilk proton-nötron nükleer modeli yani modern atom tablosu ayrıntılı bir biçimde tamamlandı. 1938’de, Alman bilimciler Hahn ve Strassmann, nükleer fizyonu keşfetti. 1942’de ise İtalyan asıllı Enrico Fermi ve arkadaşları, ABD’ de Chicago Üniversitesi’nde ilk deneysel nükleer reaktörü çalışır hale getirdi. Artık doğanın temel güçlerinin insanlığın kontrolünde olduğu iddiası, üç yıl sonra, 1945’te ilk atom bombasının ABD’de imal edilmesi ve Japonya’da ‘denenmesiyle’ kanıtlandı.

1953’de ABD başkanı Eisenhower ‘Barış için Atom’ adı verilen programı resmen başlattı. O günden bu yana, sivil amaçlı nükleer güç, ilgili devletlerin askeri nükleer silah programına politik ve ekonomik olarak bağlı kalarak, soğuk savaşın olmazsa olmaz bir dayanağını oluşturmuştur. Nükleer kartellerce, Nükleer Enerji ile Nükleer silahlanmanın bağlantısı kamuoyundan sürekli gizlenmeye çalışıldı. Oysa, askeri ve sivil nükleer sanayi, araştırma, geliştirmeyi, personel ve finansmanı paylaşarak bugüne dek yanyana çalıştılar.

3-Uranyum
Doğal uranyum üç izotoptan oluşur; U-238, U-235, U-234, hepsi de radyoaktiftir. Çekirdeklerinde parçacık veya dalga yayarak başka elementlere dönüşürler.

U-238, doğal uranyumun % 99,284’üdür. Yarı ömrü 4.456 milyar yıldır.
U-235, doğal uranyumun % 0,711’idir. Yarı ömrü 704 milyon yıldır.
U-234, doğal uranyumun % 0,005’idir. Yarı ömrü 245.000 yıldır.

Nükleer güç tesisinin temel çalışma prensibi:
Uranyum, nötronla bombardıman edildiğinde fizyona girer ve bu işlem sırasında enerji açığa çıkarır. Yalnız U-235 bir zincirleme reaksiyon oluşturabilir. Zincirleme reaksiyonda her fizyon bir başka fizyonu tetiklemeye yetecek kadar nötron üretir ve böylece fizyon işlemi bir dış nötron kaynağı olmadan ilerleyebilir.

U-235’in, bir hafif su reaktöründe yakıt olarak kullanılabilmesi için karışım içindeki yüzdesi %3, nükleer bomba yapımında ise %90’dır.

Radyoaktif Madde——-Atık
Reaktör yakıt olarak üç kilogram zenginleştirilmiş U-235 elde etmek için madenden 1000 ton uranyum çıkarılmalıdır. Geri kalanı çok yoğun bir madde olan U-238’dir. Çelik konteynırlarda saklanır yada kullanılır.

Kullanım alanı:
* Konvansiyonel silahlar için mermi yapımı
* Tanklar için zırh plakası yapımı

İngiltere Atom Enerjisi Kurumu yetkililerinin açıklamasına göre, Körfez savaşı olarak bilinen müdahale sırasında yaklaşık 10.000 adet U-238 mermisi kullanılmış ve bu radyoaktif maddelerin en az 40 tonu Irak ve Kuveyt topraklarına bırakılmıştır.

Radyoaktif Madde —- Uranyumun Madenden Çıkarılması
Uranyumun madenden çıkarılması esnasında iki yüksek derecede kanserojen radyoaktif madde daha açığa çıkar. Yarı ömrü 1600 yıl olan ve alfa ışınları yayan Radyum-226 ve akciğer kanserine neden olan ve renksiz bir gaz olan , beta ışıyan Radon-222.

Dünyaya yayılmış uranyum
madenlerinde çalışan madenciler, hergün bu maddelere maruz kalmakta ve yaygın olarak akciğer kanserine yakalanmaktadır.
 

4-Plutonyum
Plutonyum bir nükleer reaktördeki fizyon reaksiyonu sırasında yakıt çubuklarındaki Uranyum-238’in ışıması sonucu elde edilen insan yapısı bir radyoaktif maddedir. Plutonyum’ un kütle numaraları 237’den 243’e değişen 7 izotopu vardır. En önemli izotoplar olan PU-238 ve PU-239 ticari ve askeri uygulamaya sahiptir.

Nükleer bir silahta kullanılan plutonyum miktarı üç ila beş kilogram arasında değişir. Ancak bir kilotonluk yıkım gücüne sahip bomba, bir kilogram silah sınıfı Plutonyum-239 ile imal edilebilir. Uluslar arası nükleer endüstri, askeri ve sivil plutonyum arasında bir ayrım yapar. Birincisi; silah sınıfıdır ve bomba için gerekli yüzde 97-98 (yüksek) saflığında PU-239’dur. İkincisi ise güç üretiminde kullanılan yüzde 80-90 (düşük) saflığında yakıt sınıfı olan PU-239’dur. Ancak her ikisi de bomba yapımında kullanılabilir ve aynı biyolojik zararları verirler. Teorik olarak plutonyumun tüm tipleri, nükleer patlama olmaksızın radyoaktivite yayan silahlarla yapılacak radyalojik savaşta silah olarak kullanılabilir.

Alfa parçacıkları yayan bir kilogram Plutonyum-239 yaklaşık 63 curie’lik (2.33 trilyon bequerel) bir radyasyon seviyesine ve yirmidört bin yıllık yarı ömre sahiptir. Yani, bir kilogram Plutonyum 239’u yarım kilogram Plutonyum 239’a dönüştürmek yaklaşık 24 bin yıl alacaktır. Daha sonra bu yarım kilogram PU-239’un çeyrek kilogram Plutonyum 239’a dönüşmesi için bir 24 bin yıl daha gerekecek ve bu böylece devam edip gidecektir. Genelde yirmi yarı-ömür zamanının bir radyoaktif elementin tam yarı-ömrü olduğu kabul edilir. Ömrü biten Plutonyum 239 doğada yok olmayacak, yarı-ömrü 704 milyon yıl olan yeni bir radyoaktif elemente Uranyum-235’e dönüşecektir.(bkz sf 3)

Küçük miktarlarda bile olsa plutonyum vücuda girdiği zaman alfa radyasyonu (2 proton ve 2 nötron içeren ağır bir parçacık) dokular ve kan yapıcı hücrelerdeki atom ve molekülleri iyonize edebilir. Emilmiş plutonyum vücutta onyıllarca kalır, özellikle ciğer, lenf düğümleri, karaciğer ve kemiklerde kanser ve kromozom bozulmalarına yol açar.
 
5-Radyoaktif atıklar ve doğadan yalıtılması çalışmaları
Nükleer santralların normal işletmeleri sırasında, atmosfere ve kuruldukları yerlerdeki nehir-göl-deniz yataklarına, radyoaktif gazların ve radyoaktif izotopları içeren soğutma sularının düzenli olarak salınmasına izin verilmektedir. Bunlara ek olarak, 3-5 yıllık normal bir işletmeden sonra, kullanılmış nükleer yakıt çubuklarının reaktörden çıkarılarak yeniden işleme tesislerine gitmeden santralların civarındaki havuzlarda veya göllerde soğutulması gerekmektedir.

Bu tonlarca kullanılmış yakıt çubuğu, reaktörlerin normal çalışma süresince devam eden nükleer reaksiyonlar sonucunda yaratılan ve bozunma ömürleri yüzbinlerce yıl olan, binlerce yeni radyoaktif izotop içerir. Yani bu çubuklar reaktörden çıkarıldıkları zaman yaklaşık 1 milyon defa daha fazla radyoaktiftir ve hala yeni üretilen izotopların radyoaktif bozunmalarından dolayı ısı üretmektedir. Bu atıklar içindeki en önemli yeni üretilen izotop ise, yakıt çubuklarındaki uranyum 238’den nötron bombardımanı sonucunda yaratılan plütonyum-239’dur. PU-239’un diğer atıklardan ayrıştırılması için tonlarca yakıt çubuğu yeterli derecede soğuduktan sonra yeniden işleme tesislerine gönderilerek nitrik asitte çözdürülür. Geriye kalan ve sıvılaştırıldığı için, 200.000 defa daha fazla hacim kaplayan milyonlarca metreküplük yüksek seviyeli sıvılaştırılmış radyoaktif atıkların da, çelik tanklarda çevreden binlerce yıl yalıtılması gerekmektedir.

Fakat bu çelik tanklar, 10-15 yıl içerisinde yüksek düzeyli, asidik ve sürekli radyoaktif ışınım sonucunda çatlar; radyoaktif atıklar, Amerika’da Hanford nükleer kompleksinde olduğu gibi çevreye sızarak su ve besin zincirine katılır. Bazen de 1957’de ve 1993’de Rusya’da Çhelyabinsk ve Tomsk-7 nükleer komplekslerinde olduğu gibi patlar. Aynı nedenlerden dolayı camlaştırılan atıkların da belli bir süre sonra, mikroskobik çatlaklar yaptığı ve camın yapısını bozarak çevreye sızıntıya neden olduğu İsveç’teki son uygulamalarda görülmüştür.

1992’de yalnız ABD’de askeri ve sivil yaklaşık 45.000 nükleer atık çöplüğündeki 3.510.560 metreküp radyoaktif atığın 1.089.311.777 curie’ye eşdeğer radyasyon taşımakta olduğu (1curie: 37 milyar bequerel) tesbit edilmiş, 2000 yılında 4.2 milyar curie’lik radyoaktif element birikeceği ve bunların temizlenmesi için de 600-900 milyar dolar gerekeceği öngörülmüştür.(Plutonium Gold of the Nuclear Age, International Physicians for the Prevention of the Nuclear War,Int.Phy.Press Cambridge, Mass,1992)

Günümüzde nükleer atıkların güvenli bir biçimde doğadan yalıtılmasını sağlayan bir yöntem veya teknoloji henüz bulunamamıştır. Şu ana kadar uygulanan, atıkların camlaştırılması, derin tuz madeni yataklarına gömülmesi, okyanusların derinliklerine atılması gibi yöntemler kalıcı bir çözüm sağlayamamıştır. En fazla sağlanmış olan nükleer atıkların camlaştırılarak yalıtılması yöntemini uygulayan İsveç gibi ülkelerde görülmüştür ki, yüksek enerjili alfa parçacıkları yayan binlerce radyoaktif izotop, DEVİTRİFİCATİON denilen bir reaksiyon sonucunda camın yapısını bozarak mikroskobik çatlaklar meydana getiriyor ve atıkların doğaya karışması önlenemiyor.

Amerikan Parlementosunda radyoaktif atıkların hangi eyalete gömüleceği konusunda uzun süren tartışmalardan sonra 1987’de Nevada Eyaletinde Yucca Dağlarına gömülmesine karar verildi. Nevada senatörü Richard Brayn bu karara “Nevada eyaletinin ırzına nükleerce geçildi” şeklinde tepki gösterdi.

6-Nükleer enerji ekonomik maliyeti
Dünyanın ciddi ekonomi dergilerinden biri olan Forbes’de 1985 mayısında yayınlanan ‘Nükleer Çılgınlık’ başlıklı makalede şöyle denmektedir: “ ABD nükleer güç programındaki başarısızlık, ABD iş dünyasındaki en büyük işletmecilik felaketidir, anıtsal ölçekte bir felakettir. Sanayi şu ana kadar nükleer güce 125 milyar dolar harcadı ve bu on yıl sona ermeden 140 milyar daha harcayacak. Ve on yıldan biraz fazla bir sürede, düşük maliyetli, güvenilir ve çevreye zararsız bir enerji kaynağı diye tanıtılan nükleer güç, aksine yüksek maliyetli, güvenilmez bir enerji kaynağına dönüştü.( Nuclear Follies, Forbes, May, 1985)

Nükleer enerji maliyeti konusunda ileri gelen bir otorite olan ve ABD’de enerji bakanlığına danışmanlık yapan C. Komanoff, 1968 ve 1990 yılları arasında ABD’deki nükleer enerji üretimi üzerine geniş kapsamlı bir araştırma yaptı. Ekonomik analizlerin neticesi şu önemli gerçekleri ortaya çıkardı: ABD’de ticari nükleer enerji üretimi hakkında yeterli verilerin olduğu 1968-1990 yılları arasında, nükleer enerji sanayi 5.4 trilyon kwh elektrik gücü üretmek için 389 milyar dolar harcamıştır ve bu, kwh başına 7.2 sent
etmektedir.(1990’daki değeri) Diğer enerji kaynaklarından elde edilen elektrik enerjisinin maliyeti ise, 4 sent olmuştur. ( Fiscal Fission.The Economic Failure of Nuclear Power, Koman off Energy Associates, 1992)

6 mart 1999 tarihli New York Times gazetesinin ekonomi sayfasında, nükleer reaktörün diğer santrallarla karşılaştırılması aşağıdaki gibidir:

                                                 Nükleer           Hidrolik              Gaz            Termik

1kW Enerjinin maliyeti          

cent olarak                                   2,13                  0,33               3,42              1,8

1kWh Enerji Sant.

Yatırım Maliyeti (ABD doları)     3500-5000           1500                  350               700 

1kWh Enerji için Santral

Piyasa Değ.(ABD doları)             113                    1750                 240               655 

Radyoaktif atıkların izolesi, ömrünü tamamlayan reaktörlerin sökülmesi, kaza sonucu oluşan giderler, halk sağlığı için yapılan harcamalar vb.toplumsal maliyetler bu değerlerin içinde değildir.

7-Atık ekonomik maliyeti
Dünyada enerji üreten tesislerden yalnız nükleer santrallarda ortaya çıkan milyonlarca ton katı ve sıvı radyoaktif atığı çevreden yalıtmaya çalışma masrafları için, ABD’de yaklaşık 1996 yılına kadar 3 milyar dolar harcanmış ve 1983’den beri yüzde 80 artan nükleer atık yalıtma maliyeti ton başına 325.000 dolara çıkmıştır. Son 50 yılda, ABD Enerji Bakanlığı DOE’ye bağlı askeri ve sivil nükleer yakıt üreten 5 büyük nükleer komplekste; Hanford, Savannah River, Rocky Flats, Oak Ridge ve İdaho nükleer tesislerinde biriken 32.927.800 ton nükleer malzeme, eski reaktörlerin ve radyoaktif atıkların temizlenmesi için başlatılan ve “The Cold War Mortgage” (Soğuk Savaş’ın Ödemeleri) diye adlandırılan programın 1995’e göre maliyeti 375 milyar dolar olarak hesaplanmıştır. 2070 yılına kadar sürmesi planlanan, 10.500 askeri çöplüğe atılan ve yaklaşık 10 milyon dönümlük araziyi kaplayan, soğuk savaşın radyoaktif atıklarının kirlettiği alanların, yer altı suları ve nehirler hariç, temizlenmesi işinin maliyeti de 500 milyar dolar olarak hesaplanmıştır. (The 1995 Base Line Environmental Management, Toll free number:1-800-736-3282)

31 Ocak 1996 tarihli Washington Post gazetesinin ana haberi “Nükleer problem büyümeye devam ediyor ve nükleer atıklar Amerikan ulusunun başına bela oluyor” şeklindedir.

Aynı sayıda yayımlanan araştırmada nükleer atıklardan sorumlu bakan yardımcısı ise,

“Bugüne kadar, atık yakıt çubuklarından sorumlu olan federal hükümet, atıkların çevreden izole edilmesi için, yapılan fizibilite çalışmalarına yaklaşık 4,2 milyar dolar harcadı. Hiçbir gerçekci çözüm elde edemedik. Tek yapacağımız şey, gerçekleri acı da olsa Amerikan halkının önüne koymaktır.” diyor.

8-Dünyada Nükleer Reaktörlerin Durumu

ÜlkelerÜretimFaaliyetteİnşaaPlanlanan
(milyar kWh)olanedilen 
Arjantin72–1
Ermenistan1,81––
Belçika44,67––
Brezilya13,32–1
Bulgaristan164––
Kanada70,31712
Çin791544
Çek C.25,96––
Finlandiya21,84–1
Fransa420,759––
Almanya157,418––
Macaristan114––
Hindistan16,4149–
İran––11
İsrail––––
Japonya230,854312
K. Kore––11
G. Kore123,31918
Litvanya14,32––
Meksika10,52––
Hollanda3,81––
Pakistan1,82–1
Romanya4,511–
Rusya138,4306–
Slovakya17,96––
Slovenya51––
G.Afrika12,72––
İspanya59,49––
İsveç65,511––
İsviçre25,95––
Ukrayna76,7132–
İngiltere85,327––
ABD763,71031–
Dünya2,5254413032

(World Nuclear Assoclation)
İsveç ve Almanya’da yeni nükleer güç tesislerinin kurulması yasaklanmıştır ve tüm nükleer güç tesislerinin 2010 yılına kadar devre dışı bırakılması planlanmaktadır. Fransa ve Japonya’daki nükleer programlar bir dizi teknik ve mali sorun ve hızla yükselen anti-nükleer hareketle karşı karşıyadır. Avusturya, İtalya, Danimarka, Yunanistan, İspanya, Hollanda, İsviçre, Portekiz, Küba, Lüksemburg, İngiltere, İrlanda, İskoçya, Yeni Zelanda, Finlandiya gibi ülkelerde de nükleer reaktör kurulmamaktadır. ABD’de ise, 1978 yılından beri yeni reaktör siparişi verilmemiştir. 1978’de siparişi verilen iki reaktör de sırayla iptal edilmiştir.

9- Dünya’da nükleer kazalar
1957’den beri askeri ve sivil reaktörlerde yüzlerce büyüklü, küçüklü nükleer kaza meydana gelmiştir. Bunlardan en önemlileri şunlardır:

·  1957’de ilk büyük nükleer kaza Ural dağları yakınlarındaki Kyshtim nükleer kompleksinde meydana geldi ve yaklaşık 20 milyon kürilik radyasyon 1000 km karelik alana yayıldı.

· Yine aynı yıl İngiltere’nin Windscale yakınlarındaki nükleer tesiste meydana gelen kazada milyonlarca kürilik radyoaktif element İrlanda denizine ve atmosfere karıştı.

· ABD’de, Denver şehrinin hemen yakınlarındaki Rocky Flats nükleer tesislerinde 1989’a kadar 700’den fazla kaza oldu, nihayet 1989’da ABD federal polisi FBI bu tesisi kapatmak zorunda kaldı.

· Güney Karolina’daki Savannah River nükleer merkezinde çalışan 5 nükleer reaktörde ve 2 büyük zenginleştirme-yakıt yeniden işleme tesisisinde bugüne dek 30 büyük çapta kaza oldu.

· 1979’da ABD, Harrisburg’taki TMI nükleer reaktörünün soğutma suyu kanallarındaki bir pompa ve vananın işlememesi sonucunda meydana gelen kazada, reaktör binasına yerleştirilen radyasyon ölçme aletlerini bozacak derecede yüksek dozda radyoaktif su ve gazlar çevreye yayıldı.

· 1986’da Çernobil’ de, insanlık tarihinin en kötü-en büyük nükleer kazası, operatör-yani insan hatası yüzünden meydana geldi. Rus yetkililerinin bütün dünyadan ve kendi halklarından iki gün sakladıkları bu facia sonucunda 200 ton uranyum oksit içeren reaktör yakıtı ve yaklaşık 800 ton radyoaktif grafit bütün Avrupa ve Asya ülkelerine yayıldı. 1992’de Rio de Janerio’daki Dünya zirvesinde, Ukrayna Çevre Bakanı Dr. Yuri Scherbak, ülkesinde 1986’da meydana gelen Çernobil kazası sonucunda yaklaşık 6000 kişinin öldüğünü ve ölü sayısının 40.000’e varacağını, ayrıca yüzbinlerce insanın kansere yakalanacağını söylemiştir. Şu ana kadar Çernobil civarında doğan çocukların çoğunun kemik ve kan kanseri ile doğduğunu ve bazı çocukların sakat doğduğunu bütün dünya bilmektedir.

· Japonya’da, 1997 yılında Monju’da ve 1999’da Tokaimura’da nükleer kazalar meydana gelmiştir.

Nükleer Denetleme Komisyonu NRC’nin resmi kayıtlarına göre, bu güne kadar ABD’de felakete yol açabilecek derecede 169 kaza olmuştur. Sadece 1980 ve 1989 yılları arasında, yaklaşık 34.000 operasyon hatası, en az 104 acil reaktör durdurma olayı ve çalışanların ölçülebilir dozda radyosyana maruz kaldığı 104.000 olay tesbit etmişlerdir. Japonya’da 1992 yılında tam 20 tane önemli reaktör kazası bildirilmiştir. Yine Rusya’daki nükleer komplekslerdeki kazaların oranı yüzde 45 artmış, uzmanlar bir yılda uluslar arası kuruluşlara 205 kaza rapor etmek zorunda kalmışlardır.(U.S.News and World Report August 93.)

10- Radyasyon insan sağlığını nasıl etkiler?
Vücutlarımız milyarlarca hücreden oluşmuştur. Her hücrenin içinde her hücrenin içinde bir çekirdek ve bu çekirdeklerin içinde uzun ipliksi yapıda, kromozom adı verilen ve canlıların temel kalıtımsal karekterlerini taşıyan genler bulunur. Bu genler DNA moleküllerinden meydana gelmiştir. Görevleri, biyolojik yaşamın her türlü yaşam koşullarında, sürdürülmesi için hücrelerde protein ve enzimler üretmek, ayrıca bu hücrelerin hangi hallerde, ne kadar ve ne zaman çoğalıp bölüneceklerini denetlemektir.

Eğer canlılar vücutlarına, yüksek enerji taşıyan gamma radyasyonu veya alfa ve beta gibi enerji taşıyan parçacıklar yayan radyoaktif maddeleri alırlarsa, bu radyasyonlar canlı hücreleri meydana getiren atomları ve molekülleri iyonize ederek yapılarını bozabilir. Ayrıca, hücre bölünmelerini kontrol eden genlerin (DNA’ların) kimyasal yapısını bozarak, hücrelerin normal olarak ikiye bölüneceği yerde çılgınca milyonlarca birbirinin eşi bozulmuş, programsızlaşmış, hücreye bölünerek üremesine ve giderek kansere neden olurlar.

Kansere yol açmasının yanısıra radyasyon, bir organizmanın kalıtımsal yapısında ani değişiklikler olan genetik mütasyonlara da neden olabilir. Radyasyon aynı zamanda sperm veya yumurta hücrelerinde kromozomların bozulmasına yol açabilir ve bunun sonucu ise Mongolizm veya Down sendromudur. Radyasyonla mütasyona uğramış bir yumurta veya spermden bu mütasyonların sonucu olarak ölü(düşük) veya sakat çocuk doğumu olabilir. Fetüs ana rahminde iken radyasyona maruz kalmışsa, çocukluk lösemisi olasılığı artmaktadır.

Nükleer santralların civarında yaşayanlarda görülen kanser vakalarındaki yüzde 400’lük artış, genetik mütasyonlar sonucu normal olmayan doğumlar, yaygın lösemi hastalıkları bunun kanıtı olarak gösterilmiştir.( Radiation and Human Health, John W.Gofman, Sierra Club Books, S.Francisco.)

Uranyum 233’ü bulan ve meşhur Manhattan projesinde plütonyumun yalıtılmasında çalışan nükleer fizikçi kimyacı aynı zamanda Berkeley Üniversitesi’nde tıp profesörü olan Prof. John W. Gofman, son elli yılda 150’den fazla bilimsel makale, 15’den fazla kitap yayınladıktan sonra, deneyimlerine dayanarak şunları söylüyor:

“NÜKLEER ENERJİ KABUL EDİLEMEZ, ÇÜNKİ İNSANLARDA KANSERE VE GENETİK ZARARLARA NEDEN OLMASI KAÇINILMAZDIR. KİTLESEL, RASTGELE VE AÇIKÇA CİNAYETTİR.”

11-Nükleer Karteller (Savaş Tellalları)

Uzakdoğu’da Japonya, Çin, Güney Kore sivil ve askeri nükleer kapasitelerini artırmaktadır. Japonya’nın kendi işlettiği nükleer reaktörlerden elde ettiği yüzde 98 saf plütonyum-239’a ek olarak, Fransa’dan sürekli saf plütonyum satın alması enerji açığı ile değil, doğrudan taktik nükleer silah programı ile ilgilidir. Çin’de yaklaşık 450 nükleer başlıklı silah bulunmakta ve bunların 300’ünün stratejik, diğer 150 adedinin de taktik nükleer silah olduğu bilinmektedir. Güney Kore’nin 1992’de iki adet Kanada tasarımı, hem elektrik enerjisi hem de plütonyum üreten CANDU tipi reaktör almaya karar vermesi, bu ülkelerdeki elektrik üreten nükleer santrallara ek olarak Çin’deki 3, Kuzey Kore’deki 4, Güney Kore’deki 2, Japonya’daki 13, Endonezya’daki 2 adet nükleer yakıt zenginleştirme tesisini de hesaba katarsak, Uzakdoğu’daki nükleer silahlanmanın giderek hızlandığını ve tarihi düşmanlar olan Japonya, Kore Cumhuriyetleri ve Çin arasında bir Nükleer Şeytan Üçgeni’nin şekillendiğini göstermektedir. Ortadoğu ve Balkanlar’daki nükleer şeytan üçgeni belirlenmeye çalışılırken, İsrail’in yeterli nükleer başlıklı silahları ve plütonyum stokları olduğu bilinmektedir. Ukrayna da büyük miktarda nükleer başlıklı silah bulundurmaktadır.

Uzakdoğu’dan başlayan bu nükleer üçgenleri ekonomik, politik ve teknolojik olarak besleyen ana üçgen, ABD, BDT ve bazı Avrupa ülkeleridir. Gelişmekte olan ülkeleri, nükleer enerji ile elektrik üretimine yönlendiren nükleer kartellerin en etkili pazarlama taktikleri şöyledir: Nükleer güce sahip bir ülkenin teknolojik olarak çağ atlayacağı ve bulunduğu bölgede en kuvvetli askeri güç olacağı imajı verilir. Aslında son yılların deneyimleri göstermiştir ki, milyarlarca dolar harcadıktan sonra, Ortadoğu’da nükleer askeri güç olacak diye kandırılan Irak’ta Fransızlar tarafından kurulan nükleer santral, 1980’den önce komşusu İran tarafından bombalanmış, sonra da birkaç İsrail uçağı 1981’de aynı reaktörü yerle bir etmiştir. Irak’ın Fransızlar’a bir kez daha milyarlarca dolar ödeyerek tekrar devreye soktuğu bu nükleer tesisler, Körfez savaşı sırasında Fransız uçakları tarafından radyoaktif uranyum-238 ile sertleştirilmiş bombalarla bombalandı. ABD ve İngiltere uçakları, 20 mart 2003’de başlayan saldırıda, Irak topraklarına bomba ve füze yağdırırken, Irak saldırısından önce ciro ve hisselerinde düşme beklenen ABD’nin en büyük silah tekeli Lockheed Martin’in ilk çeyrek cirosu yüzde 18 artışla 7.1 milyar dolara çıkıyor, Tomahawk seyir füzelerini üreten Raytheon ve askeri elektronik alanında faaliyet yürüten L-3 grubunun ciroları da beklenmedik ölçüde artıyordu.

Şu anda nükleer santrallar bulundukları bütün ülkelerde, içlerinde yüzlerce Hiroşima bombasına denk radyasyon taşıyan ve koordinatları çok iyi belli olan açık askeri hedefler olarak beklemekte, savaş anında nükleer kartellerin iddia ettikleri gibi askeri bir güç olmanın aksine, açık hedef olarak bulundukları ülkeyi daha dezavantajlı konuma sokmaktadır. Atom bombasını yapan bilim adamlarından ve hidrojen bombasının babası olarak kabul edilen Prof.Edward Teller diyor ki:

CİDDİ BİR NÜKLEER AKSİLİK OLASILIĞI GERÇEKTİR. BİR AKSİLİK
OLMASI DURUMUNDA MEYDANA GELECEK HASAR SONSUZDUR.

12-Sonuç ve Değerlendirme

Bugün Nükleer Reaktör kurmak için enerji üretimini ileri sürmenin, askeri amaçları gizlemeye çalışmaktan öteye bir anlam taşımayan bir bahane olduğu görülüyor. Zira askeri amaçla kullanılmayacağı varsayıldığında, yüksek maliyet ve her alandaki yüksek riskleriyle tercih edilmesi için başka bir neden yoktur.

Geçtiğimiz günlerde nükleer silahlara karşı çıktığı için 18 yıl hapis yatan İsrailli barış savaşçısı, eski teknisyen Mordeçay Vanunu, İsrail’deki Dimona nükleer santralinin yıpranmış olması nedeniyle, Ortadoğu’da Çernobil faciasına benzer bir facia riski bulunduğunu söyledi. Dimona nükleer santralinde 9 yıl çalışmış olan Vanunu, Arap El Hayat gazetesine yaptığı açıklamada, 40 yıl önce İsrail’in güneyinde inşa edilen bu santralin, bir kaza meydana gelmesi halinde ikinci Çernobil olacağını, santralden sızabilecek nükleer radyasyon nedeniyle Ortadoğu’daki milyonlarca kişinin tehdit altında bulunduğu uyarısında bulundu.
Vanunu ayrıca, Ürdün’ün İsrail sınırı yakınlarında yaşayan vatandaşlarını tıbbi denetimden geçirmesi gerektiğini de vurguladı.

Ülkemizde Çernobil faciası sonucu radyasyona maruz kalan 55.000 ton çayın, Atom Enerjisi Kurumu önerisiyle Kahraman Maraş iline gömülmesine karar verilmişti. Küçük Çekmece Nükleer Araştırma merkezi arazisine gömülen miktar ve kalanın akıbeti bilinmiyor. Irak’tan Hatay’a getirilen konuldukları depolama alanlarındaki patlamalar sonucu son 8 ayda 5 kişinin ölümüne neden olan savaş hurdalarının taşıdığı radyasyon miktarı bilinmiyor. Çöplerden t o p l a n a n radyoaktif hurdalarla ilgili Atom Enerjisi Kurumu sorumluluk almıyor.

Bu koşullarda, kamuoyunun nükleerle ve savaşla ilgili duyarlılıkları hiçe sayılarak, ülkemizi Balkan-Ortadoğu nükleer şeytan üçgeninin merkezine oturtacak, vazgeçilmiş nükleer proje tekrar gündeme getirildi. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) yetkilileri, nükleer santral kurulması durumunda, “güvenlik” konusunda sorumlu kuruluş olarak TAEK’ in görevini yapacağını iddia ediyorlar. Aynı TAEK, İstanbul 2. İdare mahkemesi tarafından, toplumun tehlikeli maddeden korunması görevini yerine getirmediği gerekçesiyle ağır kusurlu bulunmuş, maddi ve manevi tazminat ödemesine karar verilmişti ve Danıştay’a verdiği temyiz dilekçesinde, ilgili şirketin radyoaktif maddeyi yurtdışına göndereceğini beyan ettiği gerekçesiyle kendisinin sorumlu olmadığını ileri sürdü.

Deprem, karayolu ve son olarak da tren yolu felaketlerinin de açıkça gösterdiği gibi, ‘Risk Yönetimi’nden bihaber, toplum adına risk almayı girişimciliğinin karinesi olarak kutsayan, toplumbilimi hiç tanımayan, positif bilimin de kendisine aldırış etmeden teknolojik nimetlerinden yararlanma kurnazlığıyla davranan yönetim tarzına sahip ülkemizde, nükleer maceranın bedellerinin, bu deneyimi yaşayarak vazgeçmiş ülkelere göre çok daha ağır olacağını görmek için kahin olmaya gerek yok.

Son söz olarak, güneşin altında paylaştığımız yerküreyi; havayı, suyu, toprağı ve yaşamı savunamazsak, geriye ne kalır, diyor ve dikkatinize sunduğumuz, yeni gelişme ve bilgilerle güncelleştirilecek olan bu broşürle ilgili değerlendirme ve katkılarınızı bekliyoruz.

06 Ağustos 2004
MMO İstanbul Şube Enerji Komisyonu

MMO İstanbul Şube Enerji Komisyonu, bu metni Plazma ve lazer fiziği ile ilgili 20’den fazla uluslar arası kurumlarca yayınlanan araştırmalarına ek olarak, 30’dan fazla konferans bildirileri olan Prof. Dr. Hayrettin Kılıç’ ın çalışmalarına, ilgili TMMOB yayınlarına, Albert Bayet’in “Bilim Ahlakı” kitabına dayanarak hazırlamıştır.