"Mühendisler ve Fiyat Sistemi" Giriş Yazısı - Ahmet Öncü

Veblen’in kapitalizme eleştirel yaklaşan diğer önde gelen siyasal iktisatçılardan nasıl ve ne yönde farklılaştığını belirlemek için onun teknoloji kavramına yüklediği özgün anlama bakmak gerekir. Sweezy, Veblen’s Critique of the American Economy (Veblen’in Amerikan Ekonomisi Eleştirisi) adlı makalesinde Veblen’in Marx ve Schumpeter’dan farkını vurgularken bu noktaya çok önemli bir açıklık getirir. Marksist kuramda teknolojik gelişme kapitalistlerin varlıklarını sürdürebilmek için gerçekleştirmek zorunda oldukları sermaye birikimi faaliyetinden kaynaklanır. Bu nedenle, sanayide yaratıcılık işlevinden sorumlu olan “mucitler ve teknisyenler”e özerk bir konum atfedilmez. Bunlar neredeyse tümüyle kapitalistler arasındaki yaşamsal rekabete bağlı olarak sürüp giden teknoloji yarışına tabi failler olarak kavramlaştırılır.  Schumpeter’ın kuramında ise kapitalistler pasif rantiyeler olarak görülürken, teknolojik gelişme ve sıçramalar kapitalizmin aktif özneleri olarak kavramlaştırılan girişimcilere atfedilir. Dolayısıyla, Sweezy’e göre, Schumpetercı yaklaşımda da “mucitler ve teknisyenler” özerk bir konuma sahip değildir; bir biçimde bunların iktisadi ve toplumsal gelişmede herhangi bir etkinliğinden söz ediliyorsa, bu, onların girişimci rolüne soyunmuş olmalarının bir sonucu olarak görülür.

Sweezy, Veblen’in Marx ve Schumpeter’dan önemli bir farkla ayrıştığını göstermek için önce aralarındaki benzerliğe dikkat çeker. Veblen’in, elinizdeki kitapta “işe gelmeyen mülk sahipleri” olarak Türkçeye çevrilen “absentee owners” kavramıyla Marx’ın kapitalistlerine benzer bir sınıfa,  “sanayi önderleri” olarak çevrilen “captains of industry” kavramıyla ise Schumpeter’ın girişimcilerini çağrıştıran bir toplumsal faile gönderme yaptığını söyler. Ona göre, bu üçü arasındaki benzerlik bundan daha ileri götürülemez. Bu savını, Veblen’in Marx ve Schumpeter’dan farklı olarak iş (business) ile sanayi arasında kesin ve keskin bir ayrım yapmış olmasıyla temellendirir.  Veblen’e göre, işin tek bir amacı vardır: Daha fazla hep daha fazla para. Bu bağlamda işe gelmeyen mülk sahipleri ile sanayi önderleri tek bir sınıf oluştururlar. Veblen, bu sınıfı, ilk büyük ve önemli eseri olan The Theory of the Leisure Class’da (Aylak Sınıfın Teorisi) aylak sınıf olarak adlandırdığı, diğer sınıfları egemenliği altında tutarak sömüren hâkim sınıfın bir öğesi olarak kavrar ve bunların sadece iş -yani daha fazla para- ile ilgilendiklerini ileri sürer. Aylak sınıfın bir öğesi olarak işe gelmeyen mülk sahipleri ve sanayi önderleri tek amaçları olan para kazanma hedefine ulaşmalarını sağladığı ölçüde sanayi ve teknolojideki gelişmelere izin verir. Bununla birlikte bu eğilim kazançlarını olumsuz etkileyecek olursa hiç çekinmeden sanayi ve teknolojiyi yıkıma uğratırlar. Veblen, Mühendisler’de bu yıkım ya da “sabotaj” faaliyetini, işadamları (businessmen) olarak da isimlendirdiği işe gelmeyen mülk sahipleri ile sanayi önderlerinin “verimli olmaktan vicdanen vazgeçmeleri” biçiminde alaycı bir üslupla tanımlar. Bu anlamda, işadamlarının toplumun üretici güçlerini temsil eden sanayi ve teknoloji ile aralarında pozitif değil negatif bir ilişki bulunduğu ileri sürer.  Bu ise onun çağdaş sanayi toplumlarının temel çelişkisini nasıl tanımladığını görmemizi sağlar: Kapitalistler kendi çıkarlarını gözeten “aylaklar” olarak “faal sınıfın” yaratıcılığını sömürmekle kalmayıp, maddi refahını baltalamakta, uygar insan soyunu yokluk ve yoksunluğa mahkûm etmektedirler.

İşte bu bağlamda Veblen için sadece kuramsal değil aynı zamanda pratik yani politik bir soru gündeme gelir.  Faal sınıfın üyeleri olan mühendisler, eğitim, ilgi ve teknolojik bakış açılarından kaynaklanan düşünce alışkanlıklarından hareketle işe gelmeyen patronlarından bağımsızlaşarak, onların sabotajına karşı devrimci bir bilinç ve pratiğe sıçrama yapabilecekler midir?

Ahmet Öncü