Mühendislerin hakları var, topluma söyleyecek sözleri de var – Ümit Erdoğdu

“Zihinlerimizin ürünlerinin insanlık açısından bir bela değil, bir inayet olabilmesi için… bizzat insana ve onun kaderine gösterilen ilgi her zaman tüm teknik çabaların başlıca ilgi noktasını oluşturmalı. Diyagramlarınızın ve denklemlerinizin arasındayken bunu asla unutmayın.” – Albert Einstein

Mühendislik mesleği kapitalist üretim ilişkilerindeki rolü bakımından oldukça geniş bir akademik tartışma başlığı oluşturmakta. Ancak bu metinde yürütmeye çalıştığımız tartışma bakımından; mühendislik mesleğinin ve kapitalizmin tarihsel gelişim dinamiklerinin eş güdümünü ve kapitalizm açısından vazgeçilemeyecek bir üretim dinamiği olan mühendislerin aynı zamanda kapitalizmin sömürü ilişkilerinde ücretli kesimler olduğu gerçeğini vurgulamakla yetineceğiz. Bu vurgumuz yani “kapitalizmin çocuğu” mühendislerin aynı zamanda kapitalizm açısından mirastan reddedilen “evlatlık” durumu mühendislerin toplumsal konumu üzerine yürütülen tartışmaların içeriğini belirleyen bir özgünlüktür.

Mühendisler üretim süreçlerindeki bu özgün konumlarına ek olarak potansiyel olarak taşıdıkları aydın kimlikleri bakımından da toplumun gelişme dinamikleri içinde en canlı kesimlerden biridir. İçinde yetiştikleri toplumun sorunlarına çözüm arayan, doğru bulduğu çözümleri yüksek sesle bağırmaktan çekinmeyen ve bu çözümlerin hayata geçmesi için mücadele eden bir bakıma halkın yürüdüğü karanlık yola ışık tutan; aydınlardır. Mühendisler için aydın-lığın anahtarı kapitalist üretim süreçlerinin verimliliğini arttırmak adına donatıldıkları bilgiyle ezilen toplumsal kesimler için kurtuluş anlamına gelecek kapıyı açma yaratıcılığı ve cüretidir.

Yukarıda kaba bir biçimde yürütülen tartışmaların sonucu; mühendis örgütlerinin salt bir mesleki örgüt olamayacağıdır. Nasıl bir TMMOB tartışmasının mühendisler ve toplumun diğer ezilen kesimleri açısından anlamlı bir sonuca ulaşmasının temel koşulu; ülkemizdeki sömürü ilişkilerinin niteliği ve bu ilişkilere karşı doğru mücadele çizgisinin ne olması gerektiğinin bulunmasıyla mümkündür.

Bu yanıtı ararken TMMOB tarihine kısa bir bakış anlamlı olacaktır.

1954 yılında kurulan TMMOB, tüzel kişiliğe sahip, Anayasanın 135. maddesinde belirtilen kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşudur. Kuruluşunda 10 odası ve yaklaşık olarak 8000 üyesi bulunan TMMOB’nin 31.12.2006 tarihi itibariyle Oda sayısı 23’e, üye sayısı ise 308,695’e ulaşmış durumdadır.

TMMOB, II. Mühendislik – Mimarlık Kurultayı’nda alınan kararalara göre; demokrat ve yurtsever karakterde, emekten ve halktan yana, anti-emperyalist, yeni dünya düzeni teorilerinin, ırkçılığın ve gericiliğin karşısında olan bir mesleki kitle örgütüdür. Tüzüğe göre TMMOB siyasetin dar anlamını aşar, yaşamın her alanını siyasetle ilgili görür, tavrı barıştan yanadır, insan hakları ihlallerine karşıdır, örgütsel bağımsızlığını her koşulda korur, gücünü sadece üyelerinden ve bilimsel çalışmalardan alır. TMMOB meslek ve meslektaşlarının sorunlarının, ülkenin ve halkın sorunlarından ayrılmayacağını kabul eder, politikalarının oluşturulmasında demokratik merkeziyetçi yöntemleri uygular, karar alma süreçlerinde demokratik ve katılımcıdır. Demokratik kitle örgütleri ile ilkeli ve demokratik işbirliği içerisindedir.

Yukarıdaki ifadeler, nasıl bir TMMOB tartışmasına anlamlı bir yanıt oluşturması bakımından oldukça değerlidir. Açıkça ortadadır ki TMMOB kuruluş yıllarındaki özgün tarihsel süreç bir yana bırakılırsa, ilerici bir iskelete sahiptir. Bugün TMMOB üzerine yeniden tartışmaya başlamamızın nedeni ise 53 yıllık geçmişi, 23 ayrı oda ve 40’ı aşkın meslek disiplininin birikimini, aydın potansiyelini taşıyan, tarihinin uzun bir dönemini sol (halkçı) bir kültürün taşıyıcısı olarak yürüten TMMOB’nin sahip olduğu bu ilerici potansiyeli, toplumsal tarihimizdeki sömürü ilişkilerinin derinleştirildiği, adına neoliberal sömürü politikaları dediğimiz ve ülkemizin tüm kaynaklarının talan edildiği, toplumun gerici faşist cendereye sokulmak istendiği bugünlerde bu saldırganlığa karşı duracak bir biçimde etkinleştir(e)memesinin kaynağını ve çözümünü bulma çabasıdır.

Nasıl bir TMMOB tartışmasının temel dinamikleri ülkemiz toplumsal muhalefetinin içinde bulunduğu krizde aranmalıdır. Türkiye toplumsal muhalefetinin krizi, yeni liberal saldırı biçimlerinin halk üzerinde yarattığı yıkımlara karşı yeni bir muhalefet çizgisi oluşturamama sorunudur. Türkiye’deki ilerici güçlerinin neoliberal saldırganlık karşısındaki tutukluğu AKP hükümetinin seçim zaferinin ardından daha da perçinlenmiştir. Halkın geniş kesimlerinin sorunlarına adres olamayan Türkiye’deki ilerici güçlerin bu zafiyeti, TMMOB’deki karşılığını tüm mühendisler için ortak mücadelenin ve toplumun diğer ezilen kesimleri için de bir dayanışmanın ortak adresi olamayarak bulmaktadır.

Oysa ülkemiz ve halkımız AKP hükümeti aracılığıyla yoğun emperyalist sömürü saldırılarıyla karşı karşıyadır. Ülkemizin ekonomik ve siyasal alanda ABD emperyalizminin hegemonyasın kabul eden ve bu doğrultuda emperyalizmden açık destek alan AKP hükümetinin Türkiye halklarına vaat ettiği gelecek bellidir. Bir yandan tüm kamusal haklar piyasanın kar güdüsüne teslim edilmekte, Ortadoğu’da emperyalist işgalin işbirlikçisi haline gelinmekte, diğer yandan binlerce yıldır kardeşlik içinde yaşayan Türk ve Kürt halkları arasına düşmanlık tohumları yerleştirilmekte, yoksulluk arttıkça bütün toplum gerici örgütlerin sahte dayanışma ağlarına yedeklendirilmeye çalışılmaktadır.

AKP aracılığıyla örgütlenen neoliberal saldırganlık en net ifadesini kamusal alanın yıkımı ve halkın kamusal hakların tamamıyla gasp edilmesi olarak bulmaktadır. Eğitim, sağlık, barınma, enerji, su, temiz çevre gibi en temel haklar piyasalaştırma süreçleriyle sermayeye peşkeş çekilen metalar haline gelmektedir. Halkın kamusal haklarına dönük bu neoliberal saldırganlık, halk açısından bir yandan insanca yaşam olanaklarını ortadan kaldıracak yeni bir ekonomik sıkıntı temeli oluştururken diğer yandan tüm toplumsal yapının sosyal, kültürel ve ahlaki yönden bozulmasına neden olmaktadır. Kamusal alanın tasfiyesi halkın siyasal alanla kurduğu dolaylı bağın da ortadan kaldırılması sonucunu doğuracaktır. Kamusal haklarında mahrum bırakılan yoksul halk, gerici bir kuşatmayla çevrelenmekte, sahte dayanışma ağları ile dilencileştirilerek dinci ve faşist ilişki ağlarının içine alınmaya çalışılmaktadır.

Türkiye toplumsal muhalefeti ve doğal olarak TMMOB bu yeni saldırı dalgasını kavrayamadığı sürece toplum içindeki konumunun etkisizleşmesine mahkum olacaktır.

Oluşan yeni pazarda mühendislerin payına düşen ise bir yandan tüm bu haklardan toplumun diğer kesimleri gibi mahrum kalmak, güvencesiz çalışma koşullarına mahkum olmak dolayısıyla her an işsizlik tehlikesiyle, özlük haklarının gaspıyla karşı karşıya kalmak yani aslında insanca yaşam hakkından mahrum bırakılmaktır. Akılda tutmamız gereken nokta şudur ki çalışma yaşamındaki benzeri adaletsizlikler ilerleyen günlerde çok daha pervasızca hayata geçirilecektir. Her geçen gün toplumsal statüsü erozyona uğrayan mühendis ve mimarların emeğine dönük sömürü yoğunluğunu güçlendirecek yasal düzenlemeler de hali hazırda kapıda beklemektedir.

Tam da bu noktada TMMOB’nin uzun yıllardır sahip olduğu ilerici sol çizgiyi bu yeni saldırı hattına karşı en geniş mimar-mühendis kitlesinin mücadele aracı olmasını sağlayacak yeni bir çizgiye taşıması zorunluluktur. Bu zorunluluk en net ifadesini “hukuk yoluyla mücadele etmek” prensibinin değişmesinde zaten bulacaktır. Üyelerini ve toplumu ilgilendiren sorunlarda dava açma yöntemini asıl yöntem olarak gelenekselleştiren ve çoğunlukla da açtığı davaları kazanarak başarılı sonuçlar elde eden TMMOB’nin yeni yasal düzenlemelerle, dava yoluyla mücadele yönteminin işlevsizleşeceği aşikardır.

Diğer yandan emperyalist güçlerin ve yerli işbirlikçilerin yaymaya çalıştığı liberal rüzgar, sol güçleri sistemin yaralarını kapatmaya, demokratik kitle örgütlerini sivil toplum örgütü bağlamına daraltmaya çalışmaktadır. Diğer tüm demokratik kitle örgütleri gibi meslek örgütleri de piyasa ilişiklerine daraltılmaya çalışılmakta, uluslararası “fonlama” mekanizmalarına dahil edilmekte, zaman zaman ise TMMOB’da olduğu gibi meslek örgütlerinin sermayenin işgücü ihtiyacının koordine edildiği, proje koordinatörlüğünün temel bir misyon olarak dayatıldığı bir duruma bürünmektedir. Bu dayatma TMMOB açısından etik bir sorun oluşturmanın yanında neoliberal politikaların uygulayıcısı olmak anlamına gelmektedir. TMMOB’nin ticari bir yapı olmaktan çıkartılması ve temel gelir kaynaklarının üye aidatları ile üye hizmet alanları dışında kalan denetim çalışmalarına dayanması gerekmektedir.

Ülkemizdeki geleneksel sol damarların bir kısmının sağa kaydığı, sol çizgide liberal eğilimlerin güçlenmeye başladığı bir dönemde TMMOB da bu değişimden etkilenmektedir. Toplumsal sorunlarla doğru ve gerçek bir bağın kurulamaması TMMOB’un kendi içinde bürokratikleşme, kastlaşma sorunlarına; kendi dışıyla ise seçkinci, mesafeli bir ilişkinin oluşmasına yol açmaktadır. Sol siyasal yapıların önceliklerine göre oda yönetimlerinde davranma alışkanlığı üyelerin tamamının kapsanamamasına ve dolayısıyla kamplaşmalara neden olmaktadır. Kuşkusuz tüm sorunların çözümü bellidir: Demokratik Kitle Örgütü olmak. Yani, ülkede sürdürülen toplumsal mücadelenin aktif bir parçası olmak, kapsadığı alanın ve üyelerinin tüm sorunlarının çözümünde taraf olmak ve kendi içerisinde “demokratik merkeziyetçilik” ilkesini hiçbir istisnaya yer bırakmayacak şekilde uygulamak.

Türkiye solu bir ideolojik karmaşa içerisindedir, AB karşıtlığı ya da savunuculuğu; ulusalcılık ya da liberallik sıkıştırmaları arasında ilerici ve tutarlı fikirler sol içerisinde de halk nezdinde de şimdilik güç kazanmamaktadır. Hal böyle iken Türkiye toplumu ve aydınları arasındaki uçurum gün geçtikçe artmakta, aydınlar da toplumun ezilen kesimlerinin sorunlarına kavrayıcı bir bakış geliştirememektedir. TMMOB ülkemizin en önemli aydın potansiyelini temsil eden örgütlerden biridir. Aydın olmanın gerekleri TMMOB Mühendislik – Mimarlık Kurultayı’nda daf açıkça temel ilkeler arasında yer almış, mimar ve mühendisler ülke sorunlarına duyarlılığı temel sorumluluklarından biri olarak kabul etmiştir. Bugün bu kabul noktasından nispeten uzakta olan TMMOB’nin, savaşa, gericiliğe ve faşizme aydın olmanın sorumluluğu ile karşı çıkması halklar arası kardeşliğin aktif savunucusu olması gerekmektedir. Hiç kuşkusuz ki aynı zamanda neoliberal saldırılara karşı da; özellikle barınma, enerji, su, haberleşme, ulaşım ve temiz bir çevre hakları için yürütülen mücadelelere mühendislerin toplumsal sorumluluğu vurgusu öne çıkarılarak bilimsel destek sağlamak ve ayrıca halkın hakları mücadelesinin aktif öznesi olmaktır.

Kısaca başka bir deyişle, neo liberal saldırganlığın mağduru olan halk kesimleri ve mimar mühendislerin toplumsal çıkarları birdir. Bu anlayışın ortak fikri, eylemi, ahlakı, ve dili yaratıldığı ölçüde TMMOB tarihsel mirasının bugün için anlamlı bir değer haline getirebilecektir.

TMMOB’nin toplumsal konumu bakımından bir diğer sorumluluk alanı ise üniversitelerdir. Üniversitelerdeki mühendislik eğitimi tamamen piyasanın ihtiyaçlarına göre içerik kazanmakta, mühendislik fakültelerindeki öğrenciler daha üniversite amfilerinde aydın kimliğinden uzaklaşmakta, toplumsal misyonları sadece sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda düşünme ve üretmeye yöneltilmektedir. Üniversiter eğitim süreçlerindeki bu yönlendirme mezun olduktan sonra oda üyesi olsun ya da olmasın mühendislerin ilerici kimliğini aşındırmaktadır. Bu bakımdan TMMOB’nin yukarıda bahsedilen ilkelerinin aşınmasının önlenmesinin olmazsa olmazı TMMOB öğrenci komisyonlarının üniversitelerdeki etkinliğinin mühendislik öğrencilerinin aydın kimliğindeki aşınmanın engellenmesi yönünde arttırılması, mühendislik eğitiminin niteliğine müdahale etme inisiyatifinin kullanılmasıdır.

Tarihin en azgın sömürü ilişkilerinin yapılandırıldığı, üstelik aynı zamanda dinci gericiliği kurumsallaştıran siyasal düzenlemelerle daha da karanlık hale gelen bir yol toplumun tüm kesimlerinin önüne dayatılmaktadır. Bu durumda geçen her gün tüm demokrasi güçlerine tarihsel bir sorumluluk yüklemektedir. Ancak özellikle mimar ve mühendisler toplumsal yaşamda gerici fikirlere karşı bilimsel düşünmeyi, araştırmayı teşvik etme bakımından özgün bir role sahip olduklarını unutmamalıdırlar. Bu bakımdan nasıl bir TMMOB tartışması aynı zamanda nasıl bir ülke tartışmasının temel unsurlarından biridir.

Yürütmeye çalıştığımız nasıl bir TMMOB tartışmasının asıl dinamiği ise, iş yerlerinde çalışan yüz binlerce mimar-mühendis, mühendislik ve mimarlık fakültelerinde okuyan binlerce üniversite öğrencisi ve ülkemizin dört bir köşesinde yaşam mücadelesi veren milyonlarca yoksul insandır. Bu nedenle meselemiz mimarların-mühendislerin ve toplumun ezilen kesimlerinin haklarını savunacak bir TMMOB için bugünden yarına hayata geçirilecek somut mücadele ve dayanışma pratikleridir.

Ümit Erdoğdu
Elektrik Mühendisi