Kocaeli’nin mimari değerleri üzerine 1: SEKA Fabrikası – Gül Köksal* (Kocaeli Cumhuriyet)

Günümüzde ağırlıklı olarak sanayi ve teknolojik gelişimleri ile öne çıkarılan Kocaeli kentinin aslında evrensel, kadim, kültürel değerleri mevcut. Konumu nedeniyle erken dönemlerden itibaren yer seçiminde önceliğe sahip olmuş bu kente yerleşenler, dönemlerinin ekonomik, politik, kültürel, sosyal vb. anlayışları doğrultusunda çok sayıda eser inşa etmişler. Kentin bu değerlerinin bir kısmı bugün yok olmuş olsa da, günümüze ulaşmış olanlarını tanımak, kavramak ve gelecek kuşaklara aktarmak meselesi, kent belleği, ortak hafıza, nitelikli bir yapılı çevre oluşturma vb. açılardan önemli bir husus.

Bu yazı dizisiyle, sözkonusu mimari değerleri hatırlamak, bu mimari eserlerin inşa edildiği dönemlerdeki ekonomik, politik, sosyal, kültürel bağlamların nasıl bir mimari mekan aracılığıyla oluşturulduğunu irdelemek, aralarındaki bağı çözümlemek,bu değerleri bugün nasıl yorumladığımızı ve ele aldığımızı tartışmaya açmayı hedeflemekteyim. Böylelikle Kocaeli’ndeki ortak kolektif mirasımızı objektif ve eleştirel bir gözle yorumlamak, çok yönlülüğüne işaret etmek, bunları kayda almaya ilişkin bir katkı yapmayı da umut ediyorum.

Yazı dizisine ilk olarak,Kasım 2016’da bir yapısı daha yeniden kullanıma açılan SEKA Fabrikası’nıkatmayı düşündüm.Yerleşkenin 1. Kağıt Fabrikası olarak adlandırılan en eski yapısı, Kağıt Müzesi olarak yeniden işlevlendirilerekkamusal kullanıma açıldı. Kocaeli kentinin bugünkü yapısının oluşumunda hayli önemli bir rolü olan fabrikanın, kapatıldıktan sonra kent hayatına nasıl katıldığı dikkate değer bir sorunsal. Öncelikle yerleşkenin en eski ve önemli tarihi yapısının, yerleşkeyi tüm yönleri ile anlatan bir müze olarak kullanımı yerinde bir tercih. Peki nasıl bir müze kurulmuş, müzenin derdi nedir, neyi anlatmaktadır dersek, bu soruya sağlıklı bir yanıt vermek için, öncelikle SEKA’nın tarihine kısaca bir göz atmamız lazım ki, bugün müze olarak işlevlendiren yapıyla neyi “müzeleştirdiğimizi”, bu müze yoluyla yerleşkenin hangi zamanını, ne şekilde “dondurduğumuzu” ve bu yolla bugünden bakarak “yakın” tarihimizi nasıl “yeniden” yazdığımızı, ne şekilde yazmayı tercih ettiğimizi objektif olarak görebilelim.

Osmanlı’nın son dönemlerinde daha çok dışa bağımlı olan sanayileşmeye karşılık, Cumhuriyet’in ilk yıllarında kalkınmaya yönelik yüksek bir ideolojik amaçla tarım topraklarına sahip Anadolu kentlerinde sanayi tesisleri kurma girişiminde bulunulmuştur. Bu tesislerin kuruldukları dönemde, kentler sanayileşmeye başlarken, kırsal ölçekten kentsel yapıya geçiş, nüfus ve istihdam artışı gibi önemli değişimler de gerçekleşmiştir. Bu nedenle sanayi tesislerini sadece üretim yapılarıyla değil, çalışanlarının lojmanları, sosyal tesisleri, kadın çalışanları, vardiya saatleri gibi çeşitli yönleriyle ele alarak, kentlerde gerçekleştirdikleri değişimleri tüm boyutları ile birlikte irdelemeye ihtiyaç vardır.

Birinci beş yıllık sanayi planı çerçevesinde 1930’larda inşasına başlanan ve kentin gelişim sürecinde beş kâğıt fabrikası, yan tesisleri, lojmanları, çıraklık okulu, ilköğretim okulu, spor salonu, hastane vb. sosyal tesisleri, kıyı-demiryolu ve karayolu ilişkisiyle kentte özel bir öneme sahip olan SEKA Fabrikası yerleşkesi, 1930’lardan 1960’lara uzanan zaman dilimi içerisinde oluşumunu büyük ölçüde tamamlamış modern bir sanayi tesisi olmuştur. Ancak 1980-1990 yıllarındaki genel ülke politikaları doğrultusunda SEKA’nın işlevsel sürekliliği tehlikeye girmiş, 2005 yılında işçilerin ve kent halkının direnişine rağmen Fabrika kapatılmış ve Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’ne devredilmiştir.

Doğu Roma İmparatorluğu’nun başkentliğini yapmış bir kent olan İzmit’in antik liman bölgesi üstünde konumlandığı bilinen fabrikanın oldukça küçük bir alanı 1. Derece, kalanı 3. Derece arkeolojik sit olarak 2003 yılında tescil edilmiştir. Ancak yerel yönetimin Fabrika’nın korunmasından çok, el değiştirmesini önlemeye yönelik olan bu tescil girişimi, 2005 yılında düzenlenen ve kararları korumaya dair nitelikli bir vizyona dayanmayan koruma amaçlı planı ile devam etmiş ve plan buna rağmen ilgili koruma kurulundan onay almıştır. Bu süreçte bir yandan Fabrika’nın kıyı-demiryolu arasındaki bölge yerel yönetim eliyle rekreasyon alanı olarak düzenlenirken, bir yandan da tesisin bazı yapıları aynı el tarafından herhangi bir gerekçe olmaksızın yıktırılmıştır. 2008 yılında gerçekleşen bu dönüşüm, Fabrika’nın mimari-işlevsel sürekliliği arasındaki ilişkileri oldukça zedelemiştir.

Kentin, kentlinin, gündelik yaşamın dönüşümünde bu denli güçlü etkileri olan bir tesisin bugüne dek parçacıl olarak ele alınmasını, genel bir vizyonunun okunamamasını, alanın üst ölçekteki dönüşümünün ise, bütçe oldukça, kimin gücü neye yetiyorsa, yetkisi varsa o şekilde düzenlenmesi, katılımcılıktan uzak kamuya kapalı süreçlerin işletilmesi gibi bir dolu sorunsalı bir kenara bırakarak, sadece müzeye dönüşen tarihi 1. Kağıt Fabrikasına bakarsak, ilk elden şunları ifade etmek mümkün gözüküyor; yerleşkenin üzerine konumlandığı antik dönem kalıntılarından, yerinde korunmuş donanıma, sözlü tarih çalışmalarından ziyaretçileri yönlendiren bilgilendirme panolarına dek her bir detayın düşünülmeye çalışıldığı açık olan bu müzede, bize SEKA’dan geriye kalan veya SEKA hakkında aktarılmak istenen şey ne? Şimdi bu soruyu, yeni sorularla açarak geliştirelim ve müzeyi gezerken yanıtlamaya çalışalım; Antik dönemden günümüze ulaşan kentsel katmanlaşmayı müzede sergilenenler aracılığıyla yeterli bir düzeyde kavramamız mümkün mü? İçinde bulunduğumuz yapı ile yerleşkenin bağını, yapı içindeki donanımların üretimle bağını, fabrika çalışanlarının tüm bunlarla bağını, en üst ölçekte de yerleşkenin kentle türlü ilişki boyutlarını ne kadar derinlikli bir şekilde anlayabiliyoruz? Anlatılan kimin tarihi? İsimsiz işçi resimleri (belki de henüz tamamlanamadı), bir veda gibi anlatılan işçi direnişleri, fabrikanın kapanma süreci, kısa filmler ve görsellerle icra edilen toplum mühendisliği aracılığı ile aktarılan “tarih”le, sözlü tarih aktarımları arasındaki ilişki ne? Bize kronolojik olarak derlenip aktarılan bu bilgiler, ne kadar özgün bir bilgi, soru, sorgulama, kavrama, yaratıcı bir ilham imkanı veriyor? Müze açıldı ve buraya ait aktarılacaklar bitti mi?

Dünyada pek çok örneğinde görülen müzeleştirme / miraslaştırma araçlarının bir şekilde kullanıldığı SEKA Kağıt Müzesi’nde bu yazının kapsamına sığmayacak çok sayıda soru geliyor insanın aklına. Yerleşkedeki ciddi kayıplara rağmen halen bu soruları sorduracak bir yapı olması güzel tabi, peki bu ve benzeri soruların yanıtlarını gerçekten aramaya niyetli kişiler var mı? Oysa Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin yönetim ve denetimindeki Müze gibi, hazırlanan web sitesi de (sekakagitmuzesi.com) yaşayan, üretken, canlı bir kaynak olmaktan öte, listedeki işlerini yapmış ve görevini bitirmiş sabit bir ortam gibi görünüyor. Hatta geçmiş sürece bakarak diyebilirim ki, eleştiri ve önerilere ısrarla kulaklarını tıkayıp, derinlikli bir sorgulamaya gerek duymadan işini yapıp yoluna devam edenlerin kendinden emin hali her yerde hissediliyor…

*Doç. Dr. T. Gül Köksal / mimar-koruma uzmanı / Kocaeli Dayanışma Akademisi (KODA)