Har(a)çlı üniversitenin bedelini toplum öder(!) – Özgür Müftüoğlu

Bir grup üniversite öğrencisi inatla har(a)çlara karşı mücadelesini sürdürüyor. Üniversite har(a)çları ve buna karşı öğrenci mücadelesi özellikle 1980’li yılların ardından üniversitesi piyasalaşma sürecine giren tüm ülkelerde önemli bir gündem maddesi olmuştur. Genellikle sadece öğrencilerin sorunları imiş gibi görülüp diğer toplum kesimlerince sahiplenilmediği için de sadece har(a)çların arttırıldığı dönemlerle sınırlı, “Saman alevi gibi” bir anlık tepkiler olarak kalmıştır. Har(a)çlara tepki gösteren öğrenciler dahi öğrencilik süreleri bittikten sonra har(a)çlara dair yakınmalara destek vermemiş ve hatta içlerinde har(a)çların gerekli olduğunu savunanlar da olmuştur.

Üniversite har(a)çlarını savunmanın temel gerekçesi: “Üniversite eğitiminin bütünüyle parasız olmasının adaletsiz bir durum olduğudur”. Onlara göre “Üniversite eğitimi alanlar para ödemezse zengin çocukları da toplumun ödediği vergilerle okuyacaktır. Bunu engellemek için üniversite paralı olmalı, parası olmayanlar ise burs ya da kredi olanaklarını kullanarak bundan faydalanmalıdır”.

Har(a)çları meşrulaştırmaya yönelik olan ve kulağa da hoş gelen bu gerekçe, emekçilerin de dahil olduğu önemli bir toplum kesimi tarafından kabul görmektedir. Oysa her türlü kamu hizmeti gibi üniversite eğitiminin de paralı hale gelmesi her şeyden önce üniversite eğitimin metalaşmasına neden olmaktadır. Üniversite eğitiminin metalaşması ise parası olanın bu hizmeti alabildiği bir ortamı oluşturacak, parası olmayan ise bunun bedelini kendisine burs veren sermayeye veya kredi veren bankaya -belki de yaşam boyu- bağımlı kalarak ödeyecektir. Metalaşan üniversite eğitiminin diğer kamu hizmetlerinin metalaşmasından farkı, toplumların geleceğini belirleyecek bilginin ve bu bilgiyi kullanacak insanın buradan yetişmesidir. Eğer üniversite eğitimi metalaşmışsa diğer kamu hizmetlerinin metalaşmasına gerek yoktur. Çünkü metalaşmış bir üniversiteden eğitimi “satın almış” olan bireylerin yaşamın hangi alanında olursa olsun toplumcu bir düşünce ile hareket etmesi beklenemez. Tam tersine bu bireyler, eğitimi süresince ödemiş olduğu parayı yatırım olarak görecek ve mezun olduktan sonra da bu parasal yatırımın karşılığını almak için toplumu, üzerinden kâr edilecek “müşterisi kitlesi” olarak görecektir.

Hala hazırda piyasalaşan üniversitenin ve metalaşan bilim ve eğitimin sonuçları açığa çıkmaktadır. Ameliyat veya tedavi parasını ödemediği için hastasını ölüme terk eden ya da gerekli gereksiz tetkikler ve ilaçlarla hastasının cebini boşaltan doktorlar; patronuna daha fazla para kazandırmak için sağlıksız yapılara onay veren, nükleer santralları, GDO’lu ürünleri, barajları, altın madenlerini savunan mühendisler; esnek çalışmayı, güvencesiz yaşamı meşrulaştıran akademisyenler ve daha pek çoğu piyasalaşmış bu üniversitenin yarattığı “Toplum düşmanı insan modeli”nin örnekleri değil midir?

İşte, bugün bir avuç öğrenci arkadaşın inatla karşı çıktığı har(a)çlar, sadece onların ve ailelerinin bütçesini ilgilendirmenin çok ötesinde bütün bir toplumu çok yakından ilgilendirmektedir. İzleyebildiğim kadarıyla bugün har(a)çlara karşı çıkanlar geçmişte aynı mücadeleyi yürütenlerden farklı olarak sorunu tüm topluma duyurma ve destek alma yolunu izlemektedirler ki bu da son derece önemlidir. Elbette onların bu çabasının başarı kazanabilmesi için başta sendika ve diğer emek örgütleri olmak üzere tüm örgütlü ve örgütsüz toplum kesimlerinin durumun vehametinin ve aciliyetinin farkına varıp, mücadeleye katılması gerekir. Aksi halde ortaya çıkacak başarısızlık har(a)ç mücadelesi yürüten arkadaşların değil, sermaye dışındaki tüm toplum kesimlerinin olacaktır ve bu başarısızlığın bedelini de bu toplum kesimleri ödeyecektir.

 

 

Kaynak: Evrensel Gazetesi