Çevre Mühendisleri Odası 10. Olağan Genel Kurulu Sonuç Bildirgesi

 

18. yüzyılda ortaya çıkan, sanayi devrimi ile ivme kazanan ve kapitalist tüketim kültürü ile perçinlenen çevre sorunları, gün geçtikçe artmakta ve tüm canlıların yaşam alanlarını daraltmaktadır. 20. yüzyılda iki dünya savaşı, birçok işgal ve çevre felaketi ile devam eden bu daralma ne yazık ki 21. yüzyılda da tüm insanlığı tehlikeye sokacak boyutta daha da karmaşıklaşarak sürmektedir.

Kendisini yenilemeye çalışan bu yapı, ucuz emek mobilizasyonu yerine artık endüstri mobilizasyonu yaratarak, hem konumlandığı ülkelerin emeklerini sömürmekte, hem de çevresel değerlerini yok etmektedir. Kendi topraklarında “temiz”, diğer ülkelerin topraklarında “kirli” olmak gibi ekolojinin bütünselliği ile de ters düşen, sığ bir anlayışa sahip olan bu yaklaşım ne yazık ki ülkemizde de tüm bu bahsedilen sorunlarla birlikte hakim olmaya başlamıştır.

Ülkemizdeki durum da ne yazık ki dünyadan farklı değildir. Kentlerimizde yaşanan yoksunluk, barınma hakkı sorunu, “Sosyal Güvenlik” ve “Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası” kanunundaki düzenlemeler, yeni açılan üniversiteler ve diplomalı ucuz emek yetiştirme hedefleri,  ücretli ve işsiz mühendislerin sıkıntıları, kamu yararından uzak ve ranta dönük projelerin hayata geçirilmesi gibi birçok konu ülkemizdeki sorunların başında gelmektedir.

Diğer mühendisler gibi, çevre mühendisleri de “parlayacakları” dönemde ucuz emek sürecine sokulmakta ve çevre mühendislerinin yetkinlikleri tartışma konusu haline getirilmektedir. Yetkin mühendislik gibi yeni mezun mühendisleri ucuz emek sürecinin neferleri yapacak olan kavramlar rahatça dillendirilebilmektedir. Üniversiteden mezun olduktan sonra üniversitedeki har(a)çlarını, kredilerini ve üniversitedeki maliyetlerini ödeyemez durumda olan mühendisler çalışma yaşamlarının büyük bir kısmını borçlarını kapatarak geçirmektedirler. Bunun yanında, çalışma koşullarında, SSK primlerinde, maaşlarında ve iş yaşamlarında ciddi sıkıntılar yaşamakta ve hak gasplarına maruz kalmaktadırlar.

Bu nedenle temel mesleki alanlarımızın tanımlanması ne yazık ki henüz tamamlanmamıştır. Genel olarak alt yapı projelerinde, ÇED raporları ve proje onay dosyalarının hazırlanmasında ve takibinde, LPG Sorumlu Müdürlük hizmetlerinde, çevre yönetim sistemlerinin kurulması, yürütülmesi ve denetlenmesinde, üniversitelerde, kamu kurumlarında çalışan biz çevre mühendislerinin sorunları mevzuatta yapılan düzenlemelerle daha da karmaşıklaşmaktadır.

Günümüzde, çevre sorunlarının çözümünde odak noktası olması gereken çevre mühendisleri, son zamanlarda yapılan düzenlemelerle çevre görevlisi kavramının altında sadece bir meslek grubu olarak yer almaktadır. Formasyonu çevresel sorunların engellenmesi ve çözülmesi üzerine kurulan çevre mühendisliğinin bu düzenleme ile birlikte geri plana atılması hatta yok sayılması, göz ardı edilmesi kabul edilebilir değildir. Yapılan eğitimler ve sınavlardaki çelişkiler ise durumun vahimliğini ve acele ile hayata geçirildiğini gözler önüne sermektedir. Memleketimizdeki çevre sorunlarının çözümüne dönük ve kamu yararı gözetir bir biçimde olması gereken düzenleme, yasak savmaktan başka bir anlam taşımamaktadır.

Öte yandan, mühendis – mimar – plancılar arasında cinsiyet ayrımcılığı gerek iş bulma sürecinde gerekse iş hayatında ciddi şekilde yaşanmaktadır. Kriz döneminde en çok işten çıkarılanların kadın olduğu, iş ilanlarında “askerliğini yapmış” veya “bay mühendis aranıyor” gibi doğrudan veya dolaylı ayrımcılığın yapıldığı ve bunların yanında kadın mühendislerin daha ucuza çalıştırıldıkları önemli bulgular arasındadır. Zaten var olan ekonomik sıkıntılara bir de böylesi “mavi diploma” ve “pembe diploma” ayrımının yapılması kadın oranının yoğun olduğu çevre mühendisliği alanındaki ciddi sorunlardan birisidir.

Çevre mühendisliğinin diğer alanlarında da yaşanan bu süreçler, ülkemizdeki toplumsal sorunlardan kuşkusuz bağımsız değildir. Birçok çalışan ve işsiz kitleler arasında da benzer süreçler yaşanmaktadır. Bu nedenle, sorunların tümden çözümüne dair bütüncül perspektifle hareket edilmeli ve ortak mücadele alanları yaratılmalıdır. Bu noktada mühendis-mimar-plancılar arasında TMMOB örgütlülüğü çok önemli bir sorumluluk taşımaktadır.

20. yılında daha güçlü bir Oda!

Gelecek Oda çalışma döneminin sonuna denk gelen 2012 yılı, çevre koruma bilincinin uluslararası düzeyde başlandığı 1972 tarihli Stockholm Konferansı´nın 40., Yeryüzü Zirvesi olarak adlandırılan Rio Konferansı´nın ise 20. yıldönümüne denk gelmektedir. 2012 yılında, küresel iklim değişikliği ile mücadelenin en önemli adımlarından birisi olan Kyoto Protokolü´nün 1. yükümlülük dönemi de tamamlanmış olacaktır. 1990lı yıllarda tüm dünyaya yayılan tek kutuplu ve pazar ekonomisine dayalı küreselleşme rüzgarı, bu dönemde yeni yeni kurumsallaşmaya başlayan uluslararası çevre rejimini de kendisine göre şekillendirmeye devam etmesi hiç kuşkusuz devam edecektir.

Ancak giderek güçlenen ve genişleyen küresel çevre bilinci ve kurumları, Soğuk Savaş döneminin ekonomik altyapısını oluşturan kuruluşlara (IMF ve Dünya Bankası) yönelik olarak 2000’li yıllardan itibaren başlayan muhalefetin neredeyse lokomotifini oluşturdular. Özellikle iklim değişikliği üzerine yaşanan tartışmalar ve yürütülen çalışmalar, 21. yüzyılın ilk 10 yılı tamamlanmadan karşılaşılan küresel ekonomik krizin ancak “başka türlü bir dünya, başka türlü bir kalkınma ve başka türlü bir çevre” anlayışıyla çözülebileceğini ortaya koydu.

Çevre Mühendisleri Odası, meslektaşların ve mesleği haklarını tüm meslektaşları ile savunacak, kamu yararı gözeten ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını temel ilkeleri arasında yer verecek ve TMMOB’nin toplumcu başkanı Teoman ÖZTÜRK’ün değerlerine sahip çıkmaya devam edecektir.

Yaşasın Çevre Mühendislerinin haklı mücadelesi!..

Yaşasın ÇMO örgütlülüğü!..

Yaşasın TMMOB örgütlülüğü!..