Bir Kıdem Tazminatı Hikayesi – Duygu Coşkun ile Röportaj

Çalışanlar için son dönemin en önemli tartışmalarından biri de hiç şüphesiz kıdem tazminatı hakkı. AKP Kıdem tazminatı Yasası’yla kıdem tazminatını gasp etmeye çalışıyor. DİSK başlattığı #Direnİşçi kampanyasıyla Türkiye’nin birçok ilinde AKP’nin Kıdem tazminatı Yasası’na karşı eylemler düzenliyor.

 
Mühendis, mimar ve şehir plancılarının büyük bir kısmı kıdem tazminatını alabiliyor. Bir iş güvencesi olan kıdem tazminatı hakkının yok edilmesi mühendisler için de büyük bir güvencesizlik anlamına gelecek.

AKP’nin gasp etmeye çalıştığı kıdem tazminatı üzerine, çalıştığı yerden ayrılırken kıdem tazminatını söke söke alan Endüstri Mühendisi Duygu Coşkun ile Politeknik olarak röportaj yaptık.

Politeknik: Hangi sektörde çalışıyordun?

Duygu Coşkun: Bir bilişim danışmanlık firmasında

Politeknik: Ne kadar süredir çalışıyordun?

Duygu Coşkun: Yaklaşık yedi yıl çalıştım.

Politeknik: Çalışma hayatın ve koşulların nasıldı?

Duygu Coşkun: Fiziki koşullarımız birçok iş alanına göre oldukça iyiydi. Ama sürekli fazla mesai ile çalışıyordum. Normal çalışma saatimiz 8 saatti ancak çoğu zaman mesaiye kalıyorduk. Son sene hariç genel olarak haftalık çalışma süresinin üzerinde çalıştığımı söyleyebilirim.  Haftada 60 saati buluyordu. Üstelik mesai ücreti vermiyorlardı. 45 saatin üzerindeki çalışma saatleri dörtte bir, altıda bir, sekizde bir gibi çalışma saatine göre değişen oranlarla yıllık izne dönüştürülüyordu. Tüm hafta boyu yapılan mesailerden 2 saat falan izin kazanılıyordu böyle olunca, şaka gibi. Hiç birikmiyordu sözde hesaplamalar. Yıl boyu mesaili çalışanlarda bile on güne falan denk geliyordu.

Çalıştığım şirket yıllık izin sınırlarına yasal olarak uyuyordu ancak izin zamanlaması için proje periyotlarına uydurmakla ilgili beklentiler çok yüksekti. Öyle olunca bir çalışan olarak sende de öyle bir algı gelişiyor, o his içselleşiyor, iş senin bir parçan gibi oluyor ve sen de dikkat etmeye başlıyorsun. İnsanlar ameliyatlarını, evlenecekleri tarihleri ve bunun gibi birçok durumunu proje tarihlerine göre düzenliyor. Bunu çözemiyorsun ama illa ben şu zaman tatile çıkacağım dersen parasını verelim gerekirse gitme bile deniyor.

Politeknik: Uzun süre aynı şirkette çalıştıktan sonra işten neden çıktın?

Duygu Coşkun: Özellikle son dönemde yaptığım işte kendimi tekrar ediyordum. Bir durup başka neler yapabileceğimi görmek istedim. Çalışma koşulları da belirttiğim gibi oldukça zorlayıcıydı. Zaten bir süre sonra bence bütün beyaz yakalıların bir sorunu haline gelen bir şey var. Çok çalışmanın ahlaklı olmak  olduğunu düşünür hale geliyorsun. Üzerime düşen şeyi yapmalıyım, benim işim bu çok çalışmalıyım, eksiksiz çalışmalıyım gibi düşünüyorsun, bu hale getiriliyorsun. Bir de alternatifin yokmuş gibi hissettiriliyorsun. Sahip olduğun herşeyi çalıştığın yer sana sağlamış o nedenle özveride bulunman gerekiyormuş psikolojisine giriyorsun. Sistemin seni sarıp sarmalaması böyle bir şey bence. Hatta  çalışma saatlerim dışında mesai ücreti verilmeden çalışmam demek ayıp bir durummuş gibi görülüyor. Hakettiklerini patronların belirlemesi gerektiği düşüncesi çalışma hayatlarının bizde yarattığı tahribatın göstergesi. Bundan sıkılmıştım ve ayrılmaya karar verdim. Kendime zaman ayırarak dil öğrenmek istedim, yurtdışı planı yaptım.

Politeknik: İşten çıkış sürecini biraz anlatır mısın? Kıdem tazminatını neden istedin, sonuçta işten çıkan sendin?

Duygu Coşkun: İşten ayrılmaya karar verdikten sonra şirkete üç ay önceden bilgilendirme yaptım. Birlikte çalıştığımız arkadaşlara üzerimdeki bütün işleri devrettim. Zaten birlikte çalıştığımız birçok projede daha deneyimsiz birine danışmanlık yapmakla da yükümlüydüm. Son yıllarda bunun gibi birçok konuda emek veren biri olarak, çıkarken kıdem tazminatımı alabileceğimi düşündüm. Bu noktada şirketle de konuşurken, hayatımın geri kalanı ile ilgili kararlarım olduğunu, yıllardır emek verdiğimi, kanuni olarak olmasa da verdiğim emekle kıdem tazminatının hakkım olduğunu belirttim.



Politeknik: Kıdem tazminatını talep ettiğinde neler yaşandı?

Duygu Coşkun: Şirketle ilk konuştuğumda önce olabilir dediler. Yapmaya çalışacağız dediklerinden itibaren 3 ay boyunca birçok görüşme ve talebim sonuçsuz kaldı. Ben ilk görüşmemde de belirtmiştim. Ben öyle veya böyle kıdemimi alacağımı ama bunun sorun çıkmadan olmasını istediğimi belirttim. Belki de blöf yaptığımı düşündüler, böyle bir şey yapacağımı tahmin etmediler. Ayrılmama bir iki hafta kalıncaya kadar sürekli telefon görüşmeleri devam etti, net bir şey söylenmedi ama son olarak bir toplantı yaptık ve orada veremeyeceklerini, ayrılmak isteyenin ben olduğumu ve yasal olarak hakkım olmadığını söylediler. Ben de benim için çok zor olan bir karar verdim ve evlendim. Kararı vermesi çok zordu sonuçta, etrafımdaki insanların tepkileri nasıl olacaktı ben de çekiniyordum. Ailem de istemiyordu sonuçta ama hakkımı almak için hiç planlamadığım halde evlilik yaptım. Kadınlar evlendikten sonraki bir yıl içerisinde işten ayrıldıkları taktirde kıdem tazminatlarını alma hakkına sahipler biliyorsun.

Politeknik: Aynı zamanda bir kadın olarak bu sürecin sana başka zorlukları da olmuş. Bu sürecin sana öğrettikleri/anlattıkları şeyler neler oldu?

Duygu Coşkun: Senin adına biriktirilen bir hak var ortada ve buna bir takım kısıtlamalar getiriliyor ve bu neye göre getiriliyor belli değil. İşten atılma veya kendi isteğinle ayrılma durumunun birinde kıdem tazminatının verilmesi birinde verilmemesi, o hakkı birinde hakkedip diğerinde hakketmemenin net bir cevabı verilmiş değil. O benim hakkımdı ben ona çok inandım, bu özgüvenle işverenin karşısına çıktım. Çoğu zaman çalışanlar olarak hep geri adım atmaya meyilli oluyoruz, maddi konularda talepte bulunmak konusunda çekingen davranıyoruz, bu benim için de aynen böyle. Ama nerde çalışırsak çalışalım özveride bulunması gerekenin çalışan olduğu anlayışı çok kabul görmüş. Sürekli müşteri karşısında, yönetim karşısında alttan almak zorunda kalıyorsun. Mesai yapıyorsun, birilerini yetiştiriyorsun, emek veriyorsun. İşini kaybetme korkusu, bir sorun çıkmaması adına göz yumuyorsun. Birçok mühendis kötü koşullara bu korkularla dayanmak zorunda kalıyor.  Ne yaparsan yap sonunda işten ayrılmak istersen yine bu noktaya geliniyor, hakkın yok sayılıyor.


Politeknik: Kıdem tazminatı yasa düzenlemesiyle kaldırılmaya çalışılıyor, biliyorsun. Aslında kıdem tazminatını alan biri olarak kıdem tazminatı alabilmek için bir evlilik yapmak zorunda kalan biri olarak, kıdemin yasal olarak kaldırılması çalışma yaşamına nasıl yansır, neler yaşanır?

Duygu Coşkun: Bu gelişme gerçekten iş güvencenin tamamen ortadan kalkması demek. Şirketler işçileri istifaya zorlamak için, bu çok düşük ücretlere çalıştırılan en alt kademe çalışanlar için de geçerli, türlü yollara başvuruyorlar. Kıdem tazminatını vermemek adına performans dönemlerinde zam yapılmıyor, terfi ettirilmiyor, iş tanımı içinde olmayan işler yaptırılıyor, bir şekilde insanlar işten “kendi istekleri” ile ayrılmaya zorlanıyor. Böyle bir hakkımız varken bile yani uygulamadaki sıkıntılara rağmen kıdem tazminatı hakkı işverenin keyfiyetini durduran bir faktör oluyor.

Aslında onlar için çok küçük rakamlar olmasına rağmen çalışanların kıdemlerini ödememek için türlü yollara başvuruluyorlar. Yasal olarak kaldırılması bu keyfiyeti artırır, iş güvencesini tamamen yok eder.

Ne kadar onların istediği gibi bir çalışan olursanız olun illa ki işverenle karşı karşıya geldiğiniz noktalar oluyor. Burada kıdem tazminatı hakkı bir koruyucu oluyor. Örneğin özellikle kriz dönemlerinde iş güvencesi için çok çok önemli bir şey. Ben önceki krizi görmüş bir çalışan olarak iş güvencesinin olmadığı bir koşulda çalışmanın ne demek olduğunu tecrübe ettim. Bu nedenle bir kelimeyle anlatılan bir şey de olsa kıdem tazminatı, çalışanın iş güvencesi, bu kesinlikle böyle.

Politeknik: Peki sence mühendisler kıdem tazminatı hakkı mücadelesinin bir parçası mı?

Duygu Coşkun: Şu an için pratikte öyle mi emin değilim ama olması gerektiğini düşünüyorum tabi. Mühendislerin çalışma koşulları ve profilleri çok geniş bir yelpazede yer aldığı için sınıf kavramı netliğini kaybetsede aklımızda,  beyaz yakalı mavi yakalı kimsenin kendisini bu saldırının dışında tutabileceği, kendisini güvende hissedebileceği bir durum yok aslında bence. O yüzden evet mücadeleyi de ortaklaştırabilmek çok önemli.