TMMOB YK Başkanı Mehmet Soğancı: “Şimdi Görev Zamanıdır””

TMMOB Örgütlülüğüne;

 

Sevgili arkadaşlar,

 

Bilindiği üzere, Mayıs sonunda toplanan Genel Kurulumuzdan sonra, Yönetim Kurulumuz Oda Başkanları ile yaptığı toplantı sonucunda netleştirdiği 40. Dönem Çalışma Programını yayımladı. 40. Dönem 1. Danışma Kurulunda da programımızı kurul üyeleri ile paylaştı.

Danışma Kurulu toplantısında özellikle, dünyada ve ülkemizde son gelişmeler üzerine TMMOB’ye düşen görev ve sorumluluklar üzerine önemli değerlendirmelerde bulunduk.

 

Açılışta yaptığımız tespitler Kurul üyelerince olumlu karşılandı.

 

Şunları belirtmiştik:

 

Genel Kurul’da yaptığımız tespitlerimizin ve öngörülerimizin üzerinden beş ay geçti. Aradan geçen beş ay sonra bir kere daha ülkemizdeki ve dünyadaki değişimin insandan, doğrudan, güzelden ve iyiden yana olmayacağını gördük. Bunu da zaten biliyorduk:

 

Neo-liberal değişim süreci dünyada ve Türkiye’de her geçen gün etkisini daha fazla hissettiriyor. Yoksulların daha fazla yoksullaştığı, siyasal yapıda pek çok değişimin gerçekleştiği süreç, kapitalist küreselleşmenin küresel kriziyle karanlık yüzünü bir kez daha gösterdi. Neo-liberalizmin kurallarının değişmez olduğu öngörüsü sarsılırken krizden kurtulmak için sistemin taleplerine cevap vermenin de doğru olmadığı ortaya çıktı. Piyasanın inisiyatifine bırakılmış bir ekonomi sürekli kriz üretmekte, faturası da emekçi halka kesilmektedir. Her şey şimdi çatırdamakta olan piyasa tanrısının direktifleri ve ona biat edenlerin yönlendirmesiyle gerçekleşmektedir.

 

Küresel mali kriz tüm müdahalelere rağmen önü alınamaz bir şekilde derinleşiyor. Kapitalist küreselleşme sürecinin sonunu işaret eden bu krizle birlikte, kapitalizmin geleceği de tartışmalı hale geliyor. Neo-liberalizmi tartışılmaz ve geri döndürülemez kaçınılmaz bir süreç olarak gösterenler dahi, neo-liberalizme karşı alternatif arayışlarına girerken; bu dönem neo-liberalizmin mağdur ettiği emekçi sınıflar için de başka türlü bir tahayyülün tartışılması açısından imkânlar sunuyor.

 

Küresel krizin nedeni olarak kimileri gücünden fazla tüketenleri suçluyor ve krizin faturası daha şimdiden yoksullara çıkarılmaya çalışılıyor. Krizin sonrasında yoksulluğun ve işsizliğin artacağını tahmin etmek bir kehanet değil. Önümüzdeki dönem tüm dünyada krizin derinleşerek devam edeceği, bunun sonucu olarak da yoksulluğun, işsizliğin büyüyeceği bir dönem olacak. Böylesi bir dönem kapitalizmin iç çelişkilerini arttıracağı gibi aynı zamanda sınıf mücadelesine de ivme kazandıracaktır.

 

Küresel ekonomiyle yakın bağları olan hiçbir ülke bu krizden zarar görmeden kendisini kurtaramayacak. Özellikle Türkiye gibi kendi kaynaklarını kullanamayan, emperyalizme bağımlı ülkeler bu krizden daha da fazla etkilenecektir. Ülkenin tüm kaynakları uluslararası sermayeye peşkeş çekilmiş ve bugün iflasın eşiğinde krizin göbeğinde duran uluslararası sermayeye teslim edilmiş durumdadır.

 

Türkiye’yi küresel sermayeye eklemleme süreci AKP iktidarı eliyle hızla gerçekleştirilmektedir. AKP iktidarının ülkeyi sermayeye pazarlayan, yoksulları daha da yoksullaştıran politikaları siyasal üst yapıda İslami gericileşme dalgası ile paralel yürümektedir. Sosyal devlet tahrip edilirken cemaat ağları, sadaka dernekleri ülkeyi sarmıştır. Yurttaş olmanın gereği olan sosyal haklar, yerini biat kültürüne, el pençe divan durmaya bırakmıştır.

 

Bu sadaka sisteminin gerçek yüzü Deniz Feneri skandalı ile bir kez daha ortaya çıkmış durumda. Sosyal devleti küçültürken cüzdanlarını büyüten siyasi iktidar temsilcileri, külhanbeyliği ile ayıplarını ört pas etmeye çalışıyor. Yolsuzluk ve yoksulluk düzeninin üstü türbanla örtülmeye çalışılırken, toplum içerisine gericileşme tohumları atılıyor.

 

Ülkede darbe-demokrasi ikilemi yaratılarak neo-liberal değişim sürecinin üstü örtülüyor. Sistemin yeni düzene uyum sağlayamayan eski kalıntılarının tasfiye operasyonu, derin devlete, darbecilere karşı demokrasi zaferi gibi gösteriliyor. Hâlbuki darbecilikle mücadele 12 Eylül sistemi ile mücadeledir. Gericileşme, neo-liberal politikalar, ABD-AB-Dünya Bankası-IMF güdümünde bir Türkiye 12 Eylül düzeninin bir sonucudur. Bu düzenle hesaplaşmadan darbecilikle, darbecilerle hesaplaşılamaz.

 

“Ergenekon yetmez, 12 Eylül darbecileri yargılansın” sözü doğrudur, ancak yeterli değildir. Biz 12 Eylül düzeniyle hesaplaşmalıyız.

 

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’a sınır ötesi operasyon yapmasına imkân veren yetki tezkeresinin süresi 1 yıl daha uzatıldı. Aktütün’de yaşamını kaybedenler, Altınova’da Dikili’de yaşananlar içimizi acıtmaktadır.

 

Bu ülkede sıkılan her kurşun, atılan her bomba, patlayan her mayın, yapılan her türlü saldırı, gerçekleşen her türlü silahlı çatışma ülkemizde barış içinde bir arada yaşama umuduna vurulan bir darbe oluyor. Sıkılan kurşunlar, atılan bombalar, patlayan mayınlar sorunu askerileştirmekten ve çözüm umudunu azaltmaktan başka sonuç vermiyor. Yıllardır devam eden silahlı çatışmaların kimseye fayda getirmediği ortada, silahların konuştuğu yerde barışın sesi duyulamıyor ne yazık ki. Artık, savaş çığlıkları yerine demokrasiye, hukuk devleti düzenine ve özgürlüklere kulak vermek gerekiyor. Şimdi bu çatışma ortamına; baskıcı, otoriter yönetim anlayışına karşı, özgürlük ve demokrasiyi; ırkçı ve milliyetçi anlayışın beslediği linç kültürüne karşı, bir arada kardeşçe ve barış içinde yaşamayı savunma zamanıdır.

 

Çağrımız insandan yana olan herkesedir: Şiddete, saldırıya, çatışmaya, silaha, akan kana karşı çıkalım. Silahların susmasını sağlayalım. Barış içinde, bir arada ve kardeşçe yaşanacak günlere dair umudumuzu yitirmeyelim.

 

Görülen o ki bugüne kadar Türkiye’yi yönetenler büyük bir bunalım, çözümsüzlük ve alacakaranlık dışında hiçbir şey yaratamamıştır. Daha çok yoksulluk, IMF’ye ve emperyalizme daha çok bağımlılık, baskı, şiddet, çeteler ve yolsuzluklar, bu düzenin ve ülkeyi yöneten siyasi iktidarların marifetleridir.

 

Dünyada da ülkemizde de umut ancak başka bir yaşam arayışının güçlenmesinden geçmektedir. Bugün başka bir ülke ve dünyaya her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır. Kapitalizmin geleceği yoktur, bizler insanlığın yok oluşa sürüklenmesine karşı özgürlüğün, barışın, kardeşliğin hakim olduğu yepyeni bir dünyayı bugünden yaratmanın mücadelesini şimdi daha güçlü ve kararlı yürütmeliyiz.

 

Türkiye, ikisi de emperyalizme bağımlı eski ve yeni kapitalist düzen temsilcilerinin iktidar kavgasına sahne olmaktadır. Oysa ülkenin geleceği emekçi sınıfların kavgasındadır. Başka bir ses de ancak emekçilerin, yoksulların, ezilenlerin vicdanı ve sesi olmayı başaranlar tarafından gerçek kılınabilecektir. Ülkemizin her şeyden önce böylesi bir sese hava ve su gibi ihtiyacı vardır.

 

O yüzden gün ülkemizin geleceğine sahip çıkma; savaşlara, yoksulluğa, yolsuzluğa karşı, küresel kapitalizmin taşıyıcısı, “üsttekine han hamam, alttakine din iman düzeni”nin yürütücüsü AKP’ye karşı, yüksek sesle “dur deme” zamanıdır.

 

Kapitalist Küreselleşmenin sonuçları ortadadır: 1 milyar kişinin günde 1 dolardan az kazandığı, dünya nüfusunun zengin %2’sinin dünya servetin yarısına el koyduğu bir dünyada yaşıyoruz. Kuzey ile güney arasındaki, kadın ile erkek arasındaki, varsıllarla yoksullar arasındaki fark gittikçe açılıyor. İnsanlar ya kapitalist küreselleşmenin yarattığı yoksulluğa, yoksunluğa, işsizliğe, eğitimsizliğe karşı ırkçı, faşist, dinci, gerici tepkilere sarılacaklar, ya da tüm dünyada emekçilerle, sendikalarla, tarım üreticileriyle, kadın ve çevre hareketleriyle, savaş karşıtlarıyla enternasyonalist bir direniş sergileyecekler.

 

Kapitalizmin iflasının ilan edildiği böylesine bir dönemde, tüm dünyadaki emekten ve halktan yana güçlerin “daha demokratik, daha barışçı, gelirini adaletli paylaşan” bir dünya için mücadelesinin yükseltilmesi zamanıdır.

 

Böyle bir süreçte, TMMOB’ye ve bağlı odalarına büyük görevler düşüyor. “Başka bir Türkiye’nin, başka bir dünyanın mümkün” olduğunu daha sık haykırmamız gerekiyor. Ülkemizin emekten ve halktan yana güçlerini seferber edebilmek için üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmemiz gerekiyor. TMMOB emek ve demokrasi güçleri ile birlikte omuz omuza böylesi bir hattı yürütmek zorundadır. Bizim sorumluluğumuz çok büyük. TMMOB sorumluluğunun bilincindedir. Ve bu sorumluluğun gereklerini yerine getirmek zorundadır.

 

Sevgili arkadaşlar;

 

Bu değerlendirmeler ışığında diğer görev ve sorumluluklarımız ile birlikte öncelikli yapmamız gerekenler neler?

 

Önümüzdeki aylarda üç ana konu örgütümüzün önemli çalışma alanını oluşturacak.

 

1. “Kent Sempozyumları” ve “Yerel Yönetimler ve Kentleşme Sempozyumu”

 

Geçen dönem içerisinde İstanbul, Ankara, Bursa, Kocaeli, Eskişehir, Adana, Bodrum’da gerçekleştirdiğimiz Kent Sempozyumları ile birlikte “Yerel Yönetimlerde Dönüşüm” sempozyumunu başarılı bir şekilde tamamlamıştık. Özellikle Yerel Seçimlere doğru yol alan ülkemizde bir mesleki demokratik kitle örgütü sorumluluğumuzla kentlerimizin fotoğrafını çektiğimiz bu sempozyumları bu sene örgütlü olduğumuz tüm illerde sürdüreceğiz. İl Koordinasyon Kurullarımız aracılığı ile yapılan bu etkinliklerimiz bu gün itibarı ile Mersin, Samsun, Diyarbakır, İzmir, Kırklareli, Van kentlerinde ve ikincileri olmak üzere Ankara, Bursa, İstanbul kentlerinde planlandı. Diğer kentlerimizde var olan İKK’larımızın da Kent Sempozyumlarını gerçekleştirmeleri bir tarihi sorumluluktur. İKK’larımızın bu konuda üzerine düşenleri yapacağına eminiz. Oda merkezlerimiz Kent Sempozyumlarının gerçekleşmesi yönünde İl Koordinasyon Kurullarımızda yer alan birimlerine yeterli ve gerekli katkıyı koymak, gerekli uyarıları yapmak ve çalışmalara destek vermek sorumluluğundadır.

 

Yerel Seçimlerden önce de sekreteryalığını Şehir Plancıları Odamızın yürüttüğü “TMMOB Yerel Yönetimler ve Kentleşme Sempozyumu”nu Ankara’da hep birlikte gerçekleştireceğiz.

 

2. Dünya Alternatif Su Forumu

 

“Dünya Su Forumu” Mart ayı içinde İstanbul’da toplanıyor. Buna karşılık dünyadaki emekten ve insandan yana olan örgütler de “Alternatif Dünya Su Forumu” nu aynı tarihte İstanbul’da toplayacak.

 

TMMOB Alternatif Su Forumu’nun sekreteryalığını İstanbul İKK eliyle yürütmektedir. TMMOB Su çalışma Grubu’nca TMMOB görüşünü oluşturmaya yönelik yürütülen çalışmaya Oda Merkezlerimizin tam anlamıyla destek vermeleri, Alternatif Su Forumunda tüm dünyadan gelecek dostlarımızla TMMOB görüşlerini paylaşmamızı sağlayacaktır. Oda merkezlerimizin ve İKK’larımızın İstanbul’da yapılacak forumdan önce bu konuda yoğunlaşmış çalışma yapmaları, görüşlerimizin yaygınlaşmasına neden olacaktır.

 

Alternatif Dünya Su Forumu’na kitlesel katılımın sağlanması Oda Merkezlerimizin görev ve sorumluluğu içerisindedir. Bu konuda bağlı tüm odalarımızın gerekeni yapacağına olan inancımız tamdır.

 

3. Dünyadaki ve ülkemizdeki son gelişmeler üzerine yapılacak bölge toplantıları ve alan etkinliği:

 

Genel Kurul Kararlarımız ve Danışma Kurulu toplantısından sonra Yönetim Kurulumuz 12 Ekim 2008 tarihli 120 no’lu kararını şu şekilde aldı:

 

“Dünyada ve Türkiye’de yaşanan son gelişmeler üzerine; “Kapitalist küreselleşmenin yarattığı küresel kriz ile birlikte yaşanacakların açığa çıkarılması, AKP iktidarının emperyalizme bağımlı bir şekilde emeğin aleyhinde yürüttüğü uygulamalarına karşı çıkılması, bir yaşam biçimi haline getirilmeye çalışılan gericiliğe karşı durulması, Kürt Sorununun çözümüne yönelik TMMOB tavrının bir kere daha ortaya konması ve her türlü ırkçılığa karşı çıkılması” amacıyla Ekim ve Kasım ayları içerisinde TMMOB ortamında belirtilen konular ile ilgili Bölge Toplantılarının, Kasım ayı sonlarında diğer emek ve demokrasi güçlerinin desteğini alarak Ankara’da alan etkinliği yapılmasına ve tüm bunlar için Yürütme Kurulu’na görev ve yetki verilmesine karar verildi.”

 

Bu kararın ve örgütsel sorumluluklarımız gereği, kararda belirtilen konu başlıklarına yönelik olarak Ekim ve Kasım ayı içerisinde tüm Oda merkezlerimiz üyelerimizle birlikte panel, açık oturum, üye toplantısı, danışma kurulu vb salon toplantılarını yapacaklardır. İl Koordinasyon Kurulları ivedilikle TMMOB Yönetim Kurulu üyeleri ile Oda yöneticilerinin katılımını sağlayacakları ve üyelerimize açık İl Koordinasyon Kurulu bileşenleri toplantılarını düzenleyeceklerdir.

 

Kasım ayı içerisinde de emek ve demokrasi güçlerinin desteğini alacağımız bir TMMOB mitinginin gerçekleşmesini hep birlikte sağlayacağız.

 

Sevgili arkadaşlar,

 

Şimdi sözün bittiği yerde değiliz. Aksine sesimizi gürleştireceğimiz, büyüteceğimiz bir yerdeyiz.

 

TMMOB ve Odalarına halkımızın ihtiyacı devam etmektedir. Biz bu ihtiyacın gereklerini yerine getirmek zorundayız. Bu ülkenin, bu halkın sahipsiz olmadığını bir kez daha herkese göstermek zorundayız.

 

TMMOB bir büyük örgüttür. Tarihimizden ve geleneklerimizden aldığımız güçle, hep birlikte büyüttüğümüz TMMOB’nin onurlu yürüyüşünü ve dik duruşunu gene hep birlikte sürdüreceğiz.

 

Şimdi omuzlarımızı birbirinden ayırmama zamanıdır.

Şimdi ülkemize ve halkımıza olan sorumluluklarımızı yerine getirme zamanıdır.

Şimdi bir mesleki demokratik kitle örgütü sorumluluğumuzun yerine getirilmesi zamanıdır.

 

Yolumuz engellerle dolu. Yolumuz uzun. Hepsini biliyoruz.

 

Hepimize kolay gelsin.

 

Mehmet Soğancı

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı

15 Ekim 2008 

 

kaynak: www.tmmob.org.tr