Ağır Bedelli Zafer: 1 Mayıs 2009 – Ertuğrul Bilir*

AĞIR BEDELLİ ZAFER: 1 MAYIS 2009

Bu 1 Mayıs’ta ülkedeki 1 Mayıs mücadelesinin merkezi olan 1 Mayıs Meydanı’na binlerce insanın sendikal ve siyasal pankartlarıyla, bayraklarıyla, sloganlarıyla, 1 Mayıs marşıyla girmiş olması bir başarıdır. Şimdi hepimize düşen görev bu başarıyı önümüzdeki mücadele günlerine yansıtmaktır. Ve tabii önemli bir mücadele günü olan 1 Mayıs’tan güçlü ve zayıf yanlarımıza ilişkin dersler çıkarmaktır.

Elbette ki 1 Mayıs sadece İstanbul’dan ve Taksim’den ibaret değildir. Ülkemizde giderek daha yaygın şekilde 1 Mayıs eylemleri gerçekleşmektedir. Bu eylemlere 150 bin ile 250 bin kişi arası bir katılım olmaktadır. Bu yıl da ülke genelinde oldukça yaygın ve geçmiş yıllara göre daha kitlesel şekillerde 1 Mayıs eylemleri yapılmıştır. Yerellerde yapılan her eylem o şehirdeki atmosferi olumlu veya olumsuz olarak etkilemektedir. Ancak ülkemizin özgül şartlarında ve
içinde bulunduğumuz siyasal ortamda İstanbul ve Taksim 1 Mayıs’ı belirleyicidir.
2009 1 Mayıs’ının Taksim’de yapılması mücadelesi aynı zamanda hükümetin, “1 Mayıs tatilini ihsan etmiş olma” oyununu boşa düşürmüştür. Ortada lütuf değil, mücadele vardır. Eğer sendikalar ve devrimciler bazı şaşkınların önerilerine uyarak Kadıköy yolunu tutsaydı, tüm muhalefet, hükümetin ihsanı karşısında minnettar olup, iktidarın eşref saati geldiğinde Taksim’in de açılmasını bekleyen zavallılar haline düşecekti.

Şaşkınlık insanın izanını da olumsuz etkiliyor. İşçilerle birlikte olmak adına Kadıköy’e gidilmesini savunan Evrensel gazetesinde İhsan Çaralan Türk-İş’e bağlı sendikaların onbinlerce işçiyle, EMEP’in 5 000 kişiyle Kadıköy’e katıldığını ve aslında İstanbul’daki tek 1 Mayıs’ın Kadıköy’de olduğunu yazıyor. Çaralan, şaşkın olma hakkını kullanıyor olabilir. Ancak bir çok farklı yayında toplam katılımın 4-5 bin olarak ifade edildiği, televizyonlardan gördüğümüz kadarıyla da ancak bu kadar bir katılımın olduğu Kadıköy için böyle sayılar vermek ancak yalana sığınmak zorunda kalındığını gösterir. Üzücü…

Bu arada birlik konusunda da bir söz söylemek lazım. “İşçi sınıfının Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü 1 Mayıs” sözünde kastedilen “Birlik” işçi sınıfının mücadeledeki birliğidir. Kahvede otururken, kendini acımasızca sömürtürken, sistemin yalanlarının peşinden giderken ya da düzenin oyuncağı olanların peşindeki birliği değildir. Bu açıdan işçi sınıfının birliği İstanbul’da Taksim mücadelesinde genel anlamda sağlanmıştır. Umulur ki, bu yıl düzen adına operasyon yapan sendikacıların (Türk-İş, Hak-İş merkezleri gibi) peşine takılanlar önümüzdeki dönemde uyanacak ve düzenin işçi hareketi içindeki uzantılarının peşine takılmaktan kurtulacaktır.

 

Gelelim çuvaldıza.

Bu 1 Mayıs’ta ağır bir bedel ödenmiştir. “Makul” sıfatıyla anılacak bir bedel. Toplumsal muhalefetin yeterli hazırlığının olmamasından, örgütsel ve taktik zayıflığından kaynaklı olarak ödemek zorunda kaldığı bir bedeldir bu.
Ağır bedel ortada: Polisin, burjuva medyanın, Türk-İş ve Hak-İş gericiliğinin işçi/devrimci (provokatör?) ayrıştırmasına malzeme verildi. Meydan’a çıkış sırasında yapılan eylem ve ısrarların kısmi etkisi, Kazancı Yokuşu’ndaki topluluğun da alana girebilmesi, Meydan’a çıkan gruptaki devrimci grup bayraklarının varlığına rağmen, oluşan “makul” görüntü ilerisi için ciddi bir sorun potansiyelini barındırmaktadır.

1996 1 Mayıs’ı sonrasında dönemin DİSK Başkanı Rıdvan Budak’ın burjuvazinin ağzıyla devrimcileri hedef alarak “işçi olmayan 1 Mayıs’a gelmesin” dediği hatırlardadır. Sendikalar önümüzdeki dönemde de böyle tavırlar almaya zorlanabilir. Bu 1 Mayıs bu tür bir ayrıştırmaya eğilimli olanlara fırsat verebilir.

Bir başka sorunlu durum ise 30 Nisan’da ortaya çıkan iyimserliğin gevşemeye neden olması ve gerekli planların yapılmamış olmasıdır. Valiliğe götürülen makul sayılarla alana girme önerisi riskli bir öneriydi. Vali’nin hemen görüşme ertesinde yaptığı “temsilciler girecek” açıklamasına rağmen, görüşmelerde sarfedilen “toplanmanın engellenmeyeceği” mealindeki sözlere aşırı önem verilmiştir.

Geçen yıl da DİSK’te sabahlama önerisi tartışmalarında, binadan çıkışın engellenmesi ihtimalini dile getirenlere, bazı sendika yöneticileri “burası Şili mi, böyle bir şey yapamazlar, dünya kamuoyuna nasıl açıklarlar?” cevabı vermişlerdi. Oysa faşizm için buranın Şili olması gerekmediği görüldü. Bu yıl da aynı iyimserlik (muhtemelen çaresizlikten dolayı) tekrarlandı.

Alternatif taktikler ve örgütlenmeler yapılmayıp, tavırlar anlık gelişmelere göre haberleşmeye bırakılmış oldu. Burada ortaya çıkan boşluğu yine binlerce insanın ısrarlı, mücadelesi kısmen doldurmuştur.

Düzen güçleri her sene yeni taktiklerle ve yöntemlerle karşımıza geliyor. Bizlerin ise tek gücümüz haklılığımızdan kaynaklanıyor. Oysa haklılığımıza ve meşruluğumuza eşlik edecek politikalar üretebilmeliyiz.

Sınıflar mücadelesinin mevcut aşamasında genellikle saf başarılar kazanamıyoruz. Görece başarılı ve görece veya mutlak başarısız durumlar yaşıyoruz. Gericiliğin/gerilemenin kuvvetli olduğu dönemlerde “görece başarısızlık” ve “ağır başarısızlık” durumları daha yoğun yaşanıyor. 4857 sayılı İş Kanunu veya SSGSS’de olduğu gibi. Son 3 yılın 1 Mayıs’ları bu ortamda çöldeki vahalar gibi duruyor

2007’de çok ısrarlı ve kararlı bir kitle hareketi sonucunda, uzun yıllar sonra ilk defa Meydana kitlesel olarak çıkılmıştır. 2007’de de tüm muhalefetin devlet terörü karşısındaki hazırlığı, planları etkisiz kalmış, ancak boşluğu harekete geçirici bir hedefe kilitlenen binlerce insanın ısrarlı ve militan duruşları doldurmuştur. 2008’de düzen güçleri taktik değiştirmiş, sabahın 6.30’unda DİSK’e saldırıyı başlatarak direnişe nefes aldırmamaya çalışmıştır. 2008’de Meydana çıkılamamış, ancak hem DİSK binası çevresinde hem de bütün bölgede saatler süren direnişle emekçilerin kararlılığı ortaya konulmuştur. Temsilcilerin meydana gitmesi dayatması karşısında Meydana gidilmeyerek, iktidarın 1 Mayıs’ı sendikacı bayramına dönüştürme çabası boşa düşürülmüştür. 2007 ve 2008’de yürütülen mücadele 1 Mayıs’ın resmi tatil olmasını sağlamıştır. 1 Mayıs 2009’un başarısının önemli bir ölçütü de önümüzdeki dönemde örneğin kriz saldırıları karşısında kitle hareketinin, sendikaların ve devrimcilerin nasıl bir varlık gösterdiği olacaktır. 

2009 1 Mayıs’ında açığa çıkan tehlikelere (düzenin ayrıştırma politikası ve bizim örgütsel, taktik, kitlesel zayıflıklarımız) karşı  tedbirler alarak ilerlemek zorundayız.

2007’den sonra 2009 Taksim kazanımı yolumuza ışık tutsun.

 

*Ertuğrul Bilir

Makina Mühendisi

(DİSK/Basın-İş Genel Başkanı)