ABD-Meksika sınırındaki mülteci kamplarında çalışan ‘Solıdarıty Engıneerıng’ ile söyleşi: Dayanışmanın mühendislik hali
Spread the love

ABD – Meksika sınırındaki mülteci kamplarına temiz su sağlamak ve yaşam koşullarını iyileştirmek için çalışan, kadın mühendislerin kurduğu Solidarity Engineering (Dayanışmacı Mühendisler) ekibi ile bir tweet sayesinde yollarımız kesişti. Üç kadın mühendis, Erin Hughes, Christa Cook ve Chloe Rastatter, birbirlerinden habersiz, bir göçmen kampındaki su kaynaklı hastalıklarla ilgili The Out Crowd isimli bir podcast’i dinledikten sonra bu kampta çalışmaya karar veriyorlar ve birbirleri ile böylece tanışıyorlar. Podcast onlara, onlar da bize cesaret ve ilham verdi diyebiliriz… Onlarla karşılaşmamızı sağlayan tweet’i gördükten sonra hemen iletişime geçtik; hikayelerini ve deneyimlerini dinlemek ve paylaşmak istedik.

Ekipten Erin ve Christa ile uzunca söyleştik. Kısa bir girizgah ile başlayacak olursak, belli bir süre beraber çalıştıktan sonra 2020 yılında kadın mühendisler Solidarity Engineering’i kurmaya karar veriyorlar ve o günden bugüne pek çok göçmen kampında çalışıyorlar. Şimdi de yine bir sınır şehri olan Meksika’daki Reynosa’da, kampta çalışmalarını sürdürüyorlar. Bugüne kadar, yağmur suyunun yönetimi, suyun filtrasyonu ve dağıtımı gibi pek çok mühendislik projesi gerçekleştiren Solidarity Engineering bir yandan da çocuklarla bilim teknik (STEM*) atölyeleri yapıyorlar ve kendi ifadeleriyle kadınlar ve çocukların ihtiyaçlarını daha çok merak edip, bunun üzerine daha çok kafa yoruyorlar. Hikayenin bundan sonraki kısmına onların sözleriyle devam edelim…

Politeknik üyeleri Duygu Coşkun ve Pınar Oktay’ın söyleşisi:

Duygu: Solidarity Engineering sığınmacı göçmenlerin yaşam koşullarını iyileştirmek için kuruldu ve bunu yaparken de mühendislik becerilerinizi kullanıyorsunuz. Bu organizasyonu kurmaya nasıl karar verdiniz? Bize biraz hikayenizden bahseder misiniz?

Erin: Birbirimizi tanımıyorduk. This American Life sitesinde Ira Glass’ın sunduğu podcast bölümünde sınırdaki mültecilerin yaşam koşulları hakkında konuşuluyordu. Sınırda görev yapan gönüllü bir hemşire ile röportaj yapılıyordu. Hemşire, ilaçla tamamen tedavi edilebilen ve kesinlikle önlenebilir olan su kaynaklı hastalık unsurlarından bahsederken; ona bunu nasıl önleyeceği sorulduğunda Google’da aratacağını söyledi. Bunu duyunca “Ben çevre mühendisiyim ve suyun nasıl filtreleneceğini biliyorum” diye düşündüm ve kısa bir süre sonra Global Response Management* ile iletişime geçtim. Chole ve Christa da Global Response Management ile iletişime geçmişler ve böylelikle Matamoros kampında tanışmış olduk. Sınırda teknik eleman ve mühendisliğe dair çalışma yapan kimse yoktu ve bizim yaptıklarımızı yapan başka bir mühendislik örgütü de duymamıştık. Bir süre birlikte çalıştıktan sonra faaliyetlerimizi kurumsallaştırdık ve WASH olarak formüle ettik, yani su (water), sanitasyon ve hijyen.

Christa: Buna ek olarak, çok benzer yaklaşımlara sahibiz. Varsayımlar üzerinden değil insanlarla konuşarak ve onların gerçek ihtiyaçlarını sorarak ilerliyoruz. Onları projelerimizin tasarımına, uygulamalarına katıyoruz. Sahip olduğumuz bu toplum katılımı temelli ortak bakış açısı bize gerçekten yardımcı oldu.

Duygu: Bize projelerinizden, WASH ve STEM dersleri ve diğer çalışmalarınızdan bahsedebilir misiniz?

Erin: İlk başladığımızda çalışma sahamız oldukça genişti, birçok teknik proje yürüttük. Yağmur suyunun kontrolü (stormwater management) üzerine çalıştık. Bir okul ve oyun alanı inşaatına yardım ettik, STEM dersleri yaptık. Şu anda özellikle WASH, STEM dersleri ve altyapı üzerine yoğunlaştık.

Christa: 2021’de Reynosa Mülteci Kampı’na 170.000 litre temiz içme suyu sağladık. 18 banyo projesi inşa ettik. Çok gibi görünse de aslında yetersiz ama hiç yoktan iyidir.

Mültecilerin tuvalet kağıdı, ped, bebek bezi, bebek kıyafetleri, deterjan, maske, eldiven gibi bir takım hijyen malzemelerine olan ihtiyacını karşılamak adına ‘ücretsiz hijyen mağazası’ (hygiene free stores) olarak adlandırdığımız bir çalışma başlattık. Sorun olabilecek konu dağıtım işiydi, sonuçta biz orada yaşamıyoruz ve adil bir dağıtım sağlayamayabilirdik. Bu yüzden, mülteciler kendi hijyen ekiplerini kurdular ve dağıtımı kendileri üstlendiler. amptaki herkes ihtiyaçlarını bu mağazalardan ücretsiz temin edebildi.

Erin: Onlara neye ihtiyaçları olduğunu biz söylemek istemedik, sadece hijyen ekibine destek olduk.

Christa: Mülteci kampının koşullarına hakim olan insanlardan geri dönüşler almak bize epey yardımcı oldu. Örneğin biz çoğunlukla yeni doğan bebek bezi temin etmiştik.Bize, daha büyük numaralı bezlere ihtiyaç duyduklarını söylediler. Seks işçiliği çok yaygın olduğu için hijyen mağazalarına kondom koymayı ve dağıtmayı düşündük fakat mültecilerin bunu hijyen timlerinden almayacağını, bunu kampta dağıtmanın mümkün olmayacağını söylediler, vazgeçtik. Onlarla çalışmanın amacı da bu, geri dönüşler alabilmek ve isteklerine cevap verebilmek.

Kamplarda yapabilecekleriniz, oranın koşullarına bağlı oluyor. Reynosa Meydanı’ndaki bu kamp dışında farklı tipte, etrafı duvarlarla çevrili mülteci barınma alanları var. Buralarda korunma ve güvenlik biraz daha yüksek.

Erin: Bu tip barınma alanlarında altyapıya yönelik çalışmalar yapmak biraz daha kolay. Buralarda büyük çatı örtüleri tasarladık, tanklarda su depolayarak duşlara iletilmesini sağlayan pompalı su sistemleri kurduk. Oysa açık kamplarda, çevresinde duvar olmayan, tanımlanmamış bir kamusal alandasınız. Bir şey inşa etmeye çalışırsanız Meksika otoriteleri size müdahale ederek durdurabilir, dolayısıyla özgür çalışma alanları değiller.

Christa: Varsayımlar üzerinden ilerlemeyen, katılımcı dinamikleri işlettiğimiz projelerden biri şu olabilir: İlk başta “haydi taşınabilir su sistemleri üzerine yoğunlaşalım” şeklinde düşünüyorduk. Sonra duş alanlarını bitirdik. Duş alanlarının inşası sırasında kampı idare eden papaz ve göçmenler, taşınabilir su yerine büyük bir çatı örtüsü talep ettiler çünkü onları güneşten, yağmurdan, rüzgardan, tozdan koruyacak herhangi bir yapı yoktu.

Erin: Hava çok sıcak oluyor ve çadırlarda güneşten korunamıyorsunuz. Şimdi ise sınıra odaklandık.

Christa: Buradan devam edecek olursam, beraber çalışma yaptığımız araştırma ekiplerimiz var ve onlar da bazı açık kaynak teknolojiler geliştiriyorlar. Şu an çalıştığımız iki ana başlık var. Bunlardan bir tanesi şu; fark ettik ki, arıttığımız suyun evden eve dağıtımı çok fazla zaman gerektiriyor ve hızlıca kurabileceğimiz ve insanlara kullanımını kolayca öğretebileceğimiz bir sisteme ihtiyacımız var. Buradan hareketle çok çok basit, taşınabilir su filtreleme sistemi fikrini geliştirdik. Bunun için bir üniversite ile çalışıyoruz. Aynı zamanda suyu arıtmak için aqua bloklar (su blokları) kullanıyoruz.

Diğer araştırma projemiz de, Erin’in partneri tarafından geliştirilen Raspberry Pie’lar.

Erin: Raspberry Pie uzaktan eğitim için kullanılan bir cihaz… Örneğin Malawi’de bir mülteci kampındaki okul ile görüşme halindeyiz. Stabil interneti ve elektriği olmayan bir yer burası. Bu cihazı kurup, ders planlarını ve notlarını indirebilirler.

Christa: Bu cihazın çalışması için çok az internet gerekiyor. Belirli bir ağa bağlanıp, bu ağ üzerinden herhangi bir şey indirilebilir. Ben inşaat mühendisiyim, Erin ise çevre mühendisi, dolayısıyla kodlama bilmiyoruz. Cihazın nasıl geliştirileceğini Erin’in partneri biliyor ve ne mutlu ki bir şekilde üstesinden gelebiliyoruz. Aynı zamanda burada The Refugee Outreach Collective (Mülteci Sosyal Yardım Kolektifi) isimli bir grup ile tanıştık. Michigan Üniversitesi aracılığı ile Malawi’deki Dzaleka mülteci kampında akredite bir program başlatıyorlar. Bize yaklaşımları şu şekilde oldu: “Müfredatımız hazır, eğitimcilerimiz var, binamız her şeyimiz var ancak ABD’deki eğitimcileri kamptaki öğrenciler ile iletişime geçirebilecek, bağlayabilecek bir kanalımız yok. Çünkü çok maliyetli”. Bu tip bir teknoloji ihtiyacının başladığı yer tam da burası oldu. Geliştirme çalışmalarımız hala devam ediyor, umuyoruz ki cihazları bir an önce göndereceğiz ve ağustosa her şey hazır olacak.

Duygu: Sahada diğer yerel grup ve topluluklarla çalışıyorsunuz. Biraz bunlardan bahsedebilir misiniz?

Erin: En başından beri birçok yerel toplulukla işbirliği içindeyiz. Çeşitli Amerikalı ve Meksikalı organizasyonlar, kilise grupları var. Gerçekleştirdiğimiz her faaliyet bir işbirliği aslında, öteki türlü birçok şey için bütçemiz yok.

Christa: Çok sınırlı bir bütçemiz var evet.

Erin: Global Response Management bizim en büyük ortaklarımızdan. Bize büyük bir su arıtma cihazı bağışladılar. Cihazı kurup teknik gerekliliklerini biz yerine getirdik. Bunun dışında tabi ki beraber çalıştığımız yerel organizasyonlar var, hijyen ekipleri ve inşaat işçileri gibi ve bu kesinlikle her şeyi kolaylaştırıyor. Bir mühendislik projesini tasarladığımızda onlar da uygulama kısmına dahil oluyorlar mutlaka.

Pınar: Kadın mühendisler olarak böyle bir çalışmayı başlatırken sizi harekete geçiren ne oldu? Öncelikleriniz neler ya da eksik gördükleriniz?

Christa: Sanırım kadınların ve çocukların ihtiyaçlarını daha çok merak edip, bunun üzerine daha çok kafa yoruyoruz. Onlar da bizimle daha rahat hissettiklerini söylüyorlar, tahmin edersiniz, mesela “daha fazla pede ihtiyacımız var” diye rahatça söyleyebiliyorlar. Erkekler ve kadınların gen

ellikle farklı öncelikleri var, bu topluluklardaki kadınların gerçekten bize açıldıklarını düşünüyorum, bu da bize çok yardımcı oluyor.

Erin: Örneğin, Reynosa’da ilk başladığımızda menstrual döngü üzerine düşünüyorduk ve tekrar kullanılabilir pedler dağıtmak için kadınlarla konuşurken buna olumsuz yaklaştılar. “Bunları nerede yıkayacağız ve nereye asarak kurutacağız?” dediler. Her şey açık kamusal bir alanda yapılıyor. Bir erkeğe benzer bir cevabı verirler miydi? Yoksa kadınlar durumu görevli erkeğe açıklamak istemez ve “olur, her neyse, farketmez” gibi bir tepki mi verirdi? Sahada kadın olmak bizi bu açıdan daha iletişim kurulabilir kılıyor. Tabi ki dezavantajlı olduğumuz durumlar da yaşıyoruz. Mesela biliyorsunuz, inşaat işçilerinin çoğunluğu erkek ve bazen bizi dikkate almıyorlar, bu oldukça sinir bozucu olabiliyor.

Erin: Kadınlarla iletişimde olmasaydık bazı projelere başlamazdık, özellikle de okul projesine. Oyun alanını yaparken “Çocukların okula ihtiyacı var” diye ısrar eden bir kadın oldu ve böylelikle okul inşasını öncelikli projeler arasına aldık. Oysaki aynı kadın daha önce birçok farklı örgütten erkeğe bu talebi iletmiş. Okulu bitirdikten sonra “işte şimdi bir oyun alanına ihtiyacımız var dedi”. Onlar için güvenli bir alan yok ve bunu gerçekten bir kadın olarak hissediyorum, bu kadınlar bize gelip endişelerini açıkça ifade edebildiler. Biz de onları ciddiye aldık ve yaptık. Bir de oyun alanında bir kişiyi görevlendirdik ki çocuklar birbirleri ile kavga etmesin, birileri onlara göz kulak olsun… Oyun alanı böylece kreş gibi oldu ve çocukların ebeveynleri de kendi işleri için zaman kazanmış oldular.

Duygu: Grubunuzun isminde neden ‘dayanışma’ kelimesini seçtiğinizi açıklamak istersiniz belki biraz da.

Christa: Herkes bu soruyu soruyor, en kısa haliyle cevaplayacağım. Başlangıçta, birlikte çalışmaya başladığımızda pek çok hata yaptık. Sonrasında tüm bu faaliyetlerin anahtarının sadece mühendislik değil, insanları dinlemek ve onlarla birlikte üretmek olduğunu anladık. Oyun parkı, okul ya da hangi projeyi yapıyor olursanız olun, işlevsel olması için bu şarttı. Şu an mülteciler ile çalışıyoruz ve onları her zaman bizimle eşit çizgide bir ortak olarak kabul ediyoruz. Bunu her zaman kendimize hatırlatmak için ismimize de ekledik. Logomuzdaki ‘kürek’ hikayesine gelirsek… Bunu sen anlat istersen Erin….

Erin: Yağmur sezonunun başlangıcında çalışma yaptığımız Taina isimli kamptaydık. Bu kamp, Meksika’yı ABD’den ayıran büyük bir nehrin, Rio Grande nehrinin düz ovasındaydı. Ne zaman yağmur yağsa herkesin çadırları dışarı taşar ve yıkılırdı. Yine böyle bir günde dışarı çıktım ve drenaj kanallarını küreklemeye başladım. Beni gören bir sürü insan da çadırlarından çıkıp kürek alıp yardım etti. Bu olayla birlikte çok fazla güven ve sevgi kazandık hatta…

Christa: Ve son olarak da mor renk üzerine… Biz kadınız ve feminist bir örgütüz. Aslında burada herkesle dayanışma içinde olsak da özellikle kadınları kolladığımıza biraz olsun göz kırpmak istedik.

Duygu: Röportajlarınızdan birinde dinlemiştim, ABD ile Meksika arasındaki sınırda faaliyet gösteren tek mühendis örgütüsünüz. Meslektaşlarınızdan, diğer mühendislerden nasıl tepkiler alıyorsunuz merak ediyoruz. Çalışmalarınıza ilgileri veya katılımları nasıl?

Erin: Evet, sınırda çalışan başka bir gönüllü teknik mühendis ağı yoktu ve bunu başlatmak bize düştü. Pek çok meslektaşımız yardım etmek istiyor ama işlerini, hayatlarını bırakıp Meksika’ya taşınmaya pek istekli değiller. Yine de bir ekip kurabildik. Örneğin bir projede suyu pompaladığımız büyük bir platform tasarlamamız gerekti, neredeyse bir su kulesi… Hiçbirimiz yapı mühendisliği geçmişine sahip değiliz. Birlikte okula gittiğim bir yapı mühendisine ulaştık. “Ben de dahil olmak isterim ama oraya gelemem” dedi. Bu tasarımda bize uzaktan yardım etti, ki bu da harika. Çok başarılı bir tasarımımız oldu onun katkısıyla

Christa: Açıkçası o olmasaydı bu su kulesini hiç yapmak istemezdik çünkü teknik bir altyapımız yoktu. Bu yapı yıkılabilir ve birine zarar verebilirdi. Dolayısıyla onun dahil olması bu projeyi mümkün kıldı. Bazı geleneksel mühendislerin işin sosyal boyutuna odaklanmadıklarını düşünüyorum. Su ve hijyen bir halk sağlığı mücadelesi; hem teknik bir boyutu var hem de sosyal… Pek çok mühendisin işin bu boyutunu görmediğini düşünüyorum. Oysaki buradayken işin sosyal boyutunun önemini daha iyi anlıyorsunuz.

Pınar: Covid-19 pandemisi hepimizi etkiledi. Ancak göç ve göçmenler özelinde sizin ve mültecilerin oradaki yaşamını ve koşullarını nasıl etkiledi? Zorlukları nelerdi?

Christa: Pandeminin başında sahada bir sağlık kuruluşu vardı ve bir izolasyon alanı kurdular.

Erin: Evet, mülteci kampının içinde ayrılmış bir alan…

Christa: Eğer covide yakalanırsanız yayılmaması için sizi izole ediyorlardı. En azından fikir buydu. Bu büyük bir probleme dönüştü. İnsanlar bir arada olmanın yarattığı güven duygusunu kaybetmek istemediler dolayısıyla kliniklere gitmediler. Topluluklarından ayrılmak zorunda kalmaktan korkuyorlardı. Bu toplumsal birlikteliğin önemini biz de zaman içinde anladık.

Erin: Birçok sosyal yardım örgütledik. “Ellerinizi yıkayın” ya da “Eğer hasta hissediyorsanız mesafeyi koruyun” gibi tabelalar yerleştirdik. Tabi ki 5 kişiyle aynı çadırı paylaşırken bu pek mümkün değil. Bunun dışında birçok lavabo inşa ettik. Buralara her zaman su ve sabun temin ettik.

Duygu- Mühendislere size katılmaları için ya da bulundukları yerlerde çeşitli çalışmalar yürütmeleri adına bir çağrıda bulunuyor musunuz? Dünyada benzer anlamda çalışmalar yapan farklı gruplar da var…

Erin: Düşünüyorum da yapılabilecek pek çok şey var. Kendi yerelinde evsiz kampları üzerine çalışırken bizden tavsiyeler isteyen pek çok şehirden insanla iletişime geçtik. Düzenli çalıştığınız 9-5 işinizin dışında bilgilerinizi ve teknik becerilerinizi kullanabileceğiniz pek çok alan var. Bize katılarak sınır sahasında çalışmalarınızı icra edebilirsiniz ya da sadece kendi şehrinizde ve mahallenizde çalışmalar yapabilirsiniz

Christa: Bunun dışında, pek çok insan topluma katkıda bulunmak adına mühendis oldu. Mühendisler tam anlamıyla toplumları tarihsel olarak inşa etti ve tabi ki bugününü. Biz de tam olarak bunu yapıyoruz sadece farklı bir bağlamda.

Erin: İşinizden istifa ederek hayatınızın tamamını böyle bir şeye adamaya karar vermek özellikle de güvenceli bir yaşam istiyorsanız biraz cesaret gerektiriyor ancak tabi ki mümkün.

Christa: Biz yaptık 🙂

Erin: Bu röportajı okuyan ve bunu yapmakta kararsız olan biri varsa diyebileceğim şu; Yapın 🙂 Verdiğim en iyi karardı. Birkaç yıl önce düzenli bir masa başı işinde çalışıyordum. Günlerim, haftalarım, aylarım birbirine karışmaya başlamıştı. Ancak burada, sınırda her gün her şey çok değişken. Sürekli değişen koşullara uyum sağlamak ve kendi ayaklarınız üzerinde durmak gerekiyor.

Pınar: Yaptığınız eylemler, çalışmalar çok güzel bir dayanışma örnegi, öğretisi. Ve bunu yapmak için teknik becerilerinizi kullanıyorsunuz. Poliktenik olarak bize de ilham verdiniz, biz de her daim benzerlerini yapmanın yollarını arıyoruz. Ve görüyoruz ki, dünyanın her yerinde bu şekilde çalışan, insanların yararına bir şeyler yapmaya çalışan birçok kuruluş var. Sizce bir noktada bu topluluklar birleşerek hepimiz için daha özgür, barışçıl, çevre dostu, hayvan dostu bir yaşam oluşturabilir mi?

Erin: Umuyoruz ki…

Christa: Çalışmalarımızı bir yara bandı gibi kabul ediyoruz. Yaptığımız şey bu koşullar altındaki insanların yaşamlarını iyileştirmeye çalışmak. Hepimizin birlikte çok daha fazla şey yaratabileceği bir birleşmeyi görmeyi çok isteriz.

Erin: Kanunları ve yasal prosedürleri belirleyecek ve değiştirecek olanlar politikacılar ve umuyorum ki onlar da bu işbirliğini ve dayanışmayı görürler. Sizin bize ulaşmış olmanız süper birşey. Türkiye’den ve ABD-Meksika sınırından bir grup insan bir araya geliyor ve görüşüyorlar, tartışıyorlar. Umuyorum ki kural koyucular da bundan biraz ilham alır…Bizim hissettiğimiz gibi bunları önemserler. Ben her şeye rağmen umutluyum….

Pınar: Bir şekilde mühendis olduk. Kimimiz isteyerek kimimiz değil:) Bir uzmanlık alanı olarak mühendislik dönüştürücü bir güce sahip ve bu güç bir sorumlulukla beraber geliyor. Bu sebeple bizler yaptığımız işlerin, projelerin sonuçlarından da sorumluyuz. Sizler mesleğinizin sorumluluklarıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Duygu: Örneğin İsrail’in Filistin’i işgaline karşı çıkan bir mimar topluluğu var. Hükümetler göçmenlere karşı ülkeler arasında duvarlar örüyorlar. Bunun gibi, sınırlara örülen duvarlar için çalışmayı reddetmeye çağırabiliriz belki…

Erin: Buradaki sınırda da durum aynı. Meksika ve ABD arasında büyük duvarlar inşa ediyorlar. Bu mükemmel bir örnek. İyi kazanç getiren hükümet ihaleleri olduğu için pek çok mühendislik ve mimarlık firması bu işlere teklif veriyor. O zamanlar ortak olarak çalıştığım özel bir mühendislik firmasından da bunu duydum. Duvarın inşasına önayak olmak ve bu büyük ihaleyi almak istiyorlar. Bu durum gerçekten hayal kırıklığı yaratıyor. Bu alandaki bir mühendis olarak düşünüyorum; işinizi bırakıp sınıra taşınmak ve hayatınızı tamamen değiştirmek istemeseniz bile üzerinde çalıştığınız projede söz hakkınız var. Katkıda bulunduğunuz şeyin genellikle dünya için iyi mi yoksa kötü mü olduğu konusunda bir söz hakkınız var. Herhangi bir projede ne yaptığınıza bakmanız ve iyi hissedip hissetmediğinize karar vermeniz önemlidir.

Pınar: Birtakım mesleki ilkeler olmalı.

Erin: Evet, olmalı.

Christa: Mühendisliğin amacı toplumu inşa etmek iken toplumları yıkan duvar örmesi oldukça ironik. Bu projelerde çalışanların düşünmesi gereken bir şey…

Duygu: Teşekkür ederiz, eklemek istediğiniz herhangi bir şey var mı?

Erin: Sanmıyorum, bize ulaştığınız için çok teşekkür ederiz. Bu iletişimi kurmak gerçekten harika. Umuyoruz ki bu iletişimi sürdürebiliriz.


Spread the love