Yurtsever Cepheli MMP’dan Başbakana Çağrı: “Haddinizi Biliniz”

BASINA ve KAMUOYUNA

“Başbakan Tayip Erdoğan, Karadeniz’de yaşanan sel için ‘Afetler karşısında herkes haddini bilecek’ derken Şavşat’ta çöken bentlere yapılacak bir şey olmadığını söyledi. Erdoğan, basını hedef saptırmakla suçladı” (19.07.09- Radikal)

 

YURTSEVER CEPHELİ MÜHENDİS MİMAR ve PLANCILARDAN BAŞBAKAN’a ÇAĞRI

 

“HADDİNİZİ BİLİNİZ!”

 

Geçtiğimiz hafta içerisinde yağan yağışlar sonucunda Karadeniz Bölgesinde birçok ilimizde sel felaketi yaşanmış, Artvin-Şavşat’ta  Tigrat Deresi üzerine inşa edilen bentlerin yıkılması ile taşan sulara kapılan 6 yurttaşımız yaşamını yitirmiştir. Yaşanan felaketin ardından yapılan açıklamaların ve tespitlerin birçoğu yıkılan bentlerin “mühendislik hatası”, “kâr amacıyla eksik malzeme kullanımı” vb sebeplere dayandığını söylemekte iken siyasi iktidar her zamanki “yavuz hırsız ev sahibini bastırır” tavrını sergileyerek yağışlar sonrası yaşanan felaketleri “olağan” olaylar olarak nitelemiştir.

Başbakan Tayip Erdoğan ise Karadeniz’de yaşanan felaket için ‘Afetler karşısında herkes haddini bilecek’ derken Şavşat’ta çöken bentlerle ilgili “yapılacak bir şey olmadığı”nı söylemiş ve  basını hedef saptırmakla suçlamıştır.

Yukarıdaki tanıdık cümleler halkımıza yabancı olmasa gerek. Ülkemizde yaşanan her bir doğa olayı felakete dönüşerek birçok can alırken siyasi iktidar aynı aymazlıkla can kayıplarını  “takdiri ilahi” diye örtpas etmeye çalışmakta, yaşananların “takdiri idari” olduğunu söyleyen bilim çevrelerine de  Kasımpaşalı edasıyla “haddi” bildirilmektedir.

 

Hatırlayalım!

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,  2006 yılında  Güneydoğu illerimizde 40 dan fazla yurttaşımızın öldüğü sel felaketinin ardından  yaptığı açıklamada da ‘abartanlar’ olduğunu,  konunun gelişmişlikle ilgili olmadığını, dünyanın en gelişmiş ülkelerinin bile doğal afetleri engelleyemediğini söylemiş ve RTE, “abartanlar oluyor, onlar da bizi üzüyor. Sanki dünyanın hiçbir yerinde bu tür şeyler olmuyor. Dünyanın en gelişmiş ülkelerinde bile bu doğal afetleri engelleme gücü var mı, yok. Hepsinde oluyor. Bir geldi mi, bu doğal afet, alır götürür” sözlerini kullanmıştı.

Evet dünyanın en gelişkin kapitalist ülkelerinde de doğa olaylarının  afetlere dönüştüğü bir gerçek.  2005 yılında meydana gelen Katrina kasırgasında   Amerika Birleşik Devletlerinin  New Orleans, Louisiana, Missisipi ve diğer bölgelerinde binlerce kişi ölmüş ve on binlercesi de sel sularında mahsur kalarak günlerce yardım gelmesini beklemişti. Kasırganın geleceği önceden bilinmesine rağmen gerçekleşmişti bu kadar can kaybı. Ölenler, şehri terk ettiklerinde gidecek yeri olmayanlar, çoğunlukla siyahlar ve azınlıklardandı. Parası olanlar kendilerini güvenli kentlere atmışlardı bile.  Aynı kasırga ABD’den önce Sosyalist Küba’dan geçtiğinde ise tek bir Küba yurttaşının burnu bile kanamamıştı. Çünkü Küba Devleti kasırganın etkileyeceği alanlarda yaşayan insanları daha güvenli bölgelere taşımış ve her türlü önlemi almıştı.

Ülkemizde  de her doğa olayı bir afet olarak sonuçlanmaktadır, tıpkı “gelişmiş ülkeler” deki gibi.  Yakın zamanda Ülkemizin birçok  kentinde  yaşanan ve ölümlerle sonuçlanan sel felaketlerine  bakıldığında benzer manzaralarla karşılaşılmaktadır. Felaketlerden etkilenen kesimler  daha düşük  gelir düzeyine sahip, sağlıksız konutlarda yaşamak zorunda kalan, iyi bir eğitim ve sağlık hizmeti alma olanağından yoksun,  milli gelirden belki de en düşük pay sahibi olan kesimlerdir.
 

Bu nedenle doğa olayları ancak ve ancak kapitalist ülkelerde yaşayan emekçi halklar için bir “doğal felaket”, düzenin deyimiyle de bir “takdiri ilahi” olabilir. Tıpkı New Orleans’ta kasırgadan etkilenen fakir kesimler için olduğu gibi, Ülkemizde 99 depreminde ölen onbinler gibi, Endonezya’da deprem ve tsunamiden ölen yüzbinler gibi…

 

Sayın Başbakan!

Kapitalist sisteminiz daha fazla kâr hırsından, ranttan, sömürüden vaz geçebilir mi?!!!

En temel göreviniz olan kamu hizmetlerini üretmediniz.

Cumhuriyetin ilerlemeci, modernist hamleleri ve tercihleri ile bugünlere gelen kentleri rant alanlarına çevirdiniz.

İmar açısından sakıncalı bölgelere plansız, alt yapısız konutlar yaptınız.

Çıkardığınız yasalarla ormanlık arazilerin yağmalanmasına izin verdiniz.

Bilimsel düşünceye ve üretime karşı dogmaları savunarak üste çıkmak için inançları suistimal ederek , hukukun üstünlüğü yerine kendi ortaçağ kurallarınızı uygulamaya çalışarak hayata geçirdiğiniz piyasa zihniyetinin sonucudur bu yaşananlar.

Kısacası felaketin getirdiği yıkım ve ölümlerin nedeni; sermaye sınıfının temsilcisi iktidarınız için “oy ve rant alanı” olarak özetlenebilecek yanlış ama kâr getiren  bilinçli icraatlarınızdır.

Söylediğinizin tersine, “doğa olaylarının afete dönüşmemesi” mümkündür.

Bilim ve mühendislik insanlık ve toplum içindir. Bilim ve mühendislik, piyasacı anlayışın yerine, kamucu, kalkınmacı, merkezi planlamacı, aydınlanmacı, emekten ve halktan yana  anlayışı koyar. Sermayenin bilim ve mühendislik üzerindeki denetimi kaldırılmadığı sürece bilimin ve mühendisliğin toplumsal bir işleve sahip olması mümkün değildir. Bu nedenledir ki; mühendis, mimar ve plancılar için bilimin ve mühendisliğin insanlık yararına kullanılmasının önündeki engel olan Kapitalizmle mücadele etmek zorunludur.

 

“Doğal Afet” diye bir kavram yoktur Sayın Başbakan..

Doğa olayları vardır ve doğa olayları sadece bizim ki gibi kapitalist ülkelerde “afet”e dönüşür.

 

Bu nedenle haddinizi biliniz!

 

 

Kamuoyuna Saygılarımızla.20.07.2009

 

Yurtsever Cephe Mühendis –Mimar ve Plancılar