Yaşamı Savunanlar İstanbul’da Buluştu
Spread the love

Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu tarafından “Suyuna, Toprağına, Ormanına, Emeğine Sahip Çıkanlar Buluşuyor” başlığıyla düzenlenen etkinliğin ilk günü sona erdi.

Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu’nun mücadelesini anlatan bir slayt gösterisi ve Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Beyza Üstün’ün konuşması ile başlayan forumun llk gününde, kentte su hakkı mücadelesine, nükleer-termik santraller ve maden şirketlerine karşı mücadeleye dair deneyimler paylaşıldı.

Platform adına açılış konuşmasını yapan Beyza Üstün, 2008’de biraraya gelen platformun bugüne kadar su hakkı mücadelesinde yılmadan mücadele ettiğini bundan sonra da yaşam alanlarını yok edenlere karşı bu alanlar özgürleşene kadar mücadele edeceğini vurguladı.

“Kentte Su Hakkı Mücadele Deneyimleri” başlıklı oturumda ilk olarak Dikili Belediye Başkanı Osman Özgüven söz aldı. Suyun yaşam için zorunlu bir ihtiyaç olduğu algısıyla suyu parayla satmaktan vazgeçtiklerini ancak bunun bazı kesimleri rahatsız ettiğini belirten Özgüven, bundan dolayı 2 yıl boyunca yargılandığını ancak halkın ve kitle örgütlerinin desteği sonucu ceza verilemediğini belirtti. Suyun yaşam için önemine değinen Özgüven halka ücretsiz su ulaştırmaya devam edeceklerini ve halkın sağlık, ulaşım gibi ihtiyaçlarını da ücretsiz karşıladıklarını, sosyal olmayan bir devlet içerisinde sosyal bir belediyecilik anlayışını her türlü zorluğa rağmen sürdürme ve diğer belediyelere örnek olma gayretinde olduklarını dile getirdi.

Özgüven’in ardından Bursa Su Platformu adına Ahmet Keskin söz alarak Bursa’da su hakkı mücadelesinin bir çok farklı alanda sürdüğünü, çok sayıda su kaynağı bulunan Bursa’da halkın artık temiz suya ulaşmakta zorlandığını, sanayiye bedava verilen suyun halka satıldığını hatta bunda da ön ödemeli sayaç uygulamasına geçilmeye başlandığını aktardı. Bursa’da Cargill gibi çevreyi kirleten şirketler ve birçok HES projesi ile de mücadele etmek zorunda kaldıklarını vurgulayan Keskin, platformun kararlılıkla mücadelesini sürdürdüğünü aktardı.

Ankara Mamak’taki su hakkı mücadelesini ise Candaş Türkyılmaz aktarırken, Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından 2 haftaya yakın bir süre boyunca suları kesilen Mamak halkının buna karşı kitlesel bir biçimde tepki verdiğini, su kesintisi sırasında belediyeyenin su tankerlerine halkın el koyduğunu ve ancak 3 bin kişiyle Ankara’nın ana yollarından birini kestiklerinde günlerce verilmeyen suyun evlerine ulaştığına değindi.

İstanbul Sarıyer Maden Dereiçi Mahallesi’nden Ali Doğan da yıllardır mahellerinde suya erişebilmek için mücadele ettiklerini, yaptıklarını birçok eylemle seslerini yükselttiklerini kaydetti. Hemen yanı başlarında yeni yapılan lüks sitelere suyun ulaştırıldığını ancak kendi mahallerlerinin yok sayıldığını belirten Doğan, sadece su değil eğitim, sağlık ve barınma hakları için de mücadele etmeye devam edeceklerinin altını çizdi.

İlk oturumun son konuşmacısı olarak İstanbul Küçükarmutlu’dan Hasan Öztürk söz alırken, kendilerinin de yıllarca suya erişim için mücadele ettiklerini en sonunda su tesisatlarını mahalle sakinlerinin yaptığını ve ancak bundan sonra belediyenin yapılan bu tesisatlar üzerinden su sayaçları taktığını aktardı. Yıllar önce İstanbul’un bomboş bir arazisi iken şimdi yaşam alanları İstanbul’un göbeğinde kalınca evlerini terk etme baskısı ile karşı karşıya kaldıklarını aktaran Öztürk, hiç bir yere gitmeyeceklerini dile getirdi.

Günün ikinci oturumunda Sinop ve Mersin’de nükleer santrallere karşı mücadele deneyimleri ve Bursa Mustafakemalpaşa’daki katı atık tesisleri ve mermer ocaklarına karşı direniş paylaşıldı. Sinop’taki mücadelenin nükleer santrallere karşı mücadelede çok önemli deneyimler kazandırdığının vurgulandığı sunumlarda, Nükleer Karşıtı Platform’un Mersin Akkuya’ya kurulması planlanan nükleer santrale karşı 2010 yılı içerisinde düzenlediği etkinlikler katılımcılarla paylaşıldı. Bursa Mustafakemalpaşa’dan katılan Seyit Ali Geçici de yöreye kurulması planlanan katı atık tesisine karşı bölgelerindeki köylerde yaptıkları bilgilendirme toplantıları ve sohbetlerle duyarlılık sağladıklarını, bunun sonucunda tesis için yapılmaya çalışılan ÇED toplantılarının köy sakinleri tarafından yaptırılmadığından bahsetti. Geçici ayrıca bölgelerindeki mermer ocaklarının yarattığı tahribatı katılımcılarla paylaştı.

Üçüncü oturum ise Foça Çevre ve Kültür Platformu’ndan katılımcıların Foça ve Aliağa’daki santrallerinin yaşam alanlarına etkisi ve Kyme antik kentinin nasıl yok edilmeyle yüzyüze bırakıldığına, Yeşil Gerze Çevre Platformu’nun termik santral karşısında tüm Gerze halkının birlik olduğu mücadele süreçlerine, Çannakkale Çevre Platformu’nun termik santral kurulma çalışmaları ve Parion Antik Kenti’nin yok edilmesine karşı giriştikleri mücadeleye, Bartın’da kurulmak istenen 2 adet termik santrale karşı verilen mücadele süreçlerine ve Yalova Çevre Platformu’nun fay hattı üzerine kurulu AKSA şirketinin siyanür tankerleri ve kaçak olarak inşa ettiği çevrim santraline karşı mücadeleye dair sunumlarla geçildi.

Günün son oturumunda ise maden şirketlerine karşı mücadele deneyimleri payaşıldı. Uşak Eşme’deki Kışladağı Altın Madeni’nin yarattığı olumsuzluklar ve karşıt mücadelenin anlatıldığı çarpıcı bir film gösterimi ile başlayan oturumda Ege Çevre Platformu’nun (EGEÇEP) Ovacık ve Kozak bölgelerinde siyanürlü altın çıkarılmasına dair çalışmaları ile Niğde Ulukışla’da kurulmak istenen altın madenine karşı girişilen mücadele süreci katılımcılarla paylaşıldı. Baraj yapımı ile sürekli gündeme gelen Munzur yöresinde de altın madeni kurma girişimlerinin olduğunun ancak bunun halkın tepkisi sonucu şimdilik durdurulduğunun aktarıldığı son sunumun ardından etkinliğin forum bölümüne geçildi.

Jeoloji mühendisi Tahir Öngör’ün maden ocakları ve maden ocaklarının temiz su kaynaklarını nasıl yok ettiğine dair konuşmasıyla başlayan forum kısmında paylaşılan deneyimler ışığında değerlendirmeler yapılırken, verilen mücadelelerin anti-kapitalist bir temelde ele alınması gerektiğinin altı çizildi. Gerek santrallerle gerekse maden ocakları ile halkın yaşam hakkını elinden alan şirketlerin kendi sivil toplum örgütlerini yarattığını ve buna karşı dikkatli olunması gerektiğini vurgulayan konuşmaların ardından etkinliğin ilk günü sona erdi.

politeknik.org.tr

 


Spread the love