Venezuela’da, 24 Haziran’da bir dakika içinde meydana gelen çift depremde insan yaşamını yitirdi. Venezuela yaralarını sarmaya çalışırken yaşanan çoklu/çift depreme daha yakından mercek tutmak istedim.
Levha tektoniği ve depremler
Dünya, levha veya plaka olarak adlandırılan yapboz parçalarından oluşur. Avrasya, Afrika, Kuzey Amerika, Güney Amerika, Pasifik, Avustralya ve Antarktika gibi büyük; Nazka, Kokos, Arap, Anadolu, Karayip ve Filipinler gibi birçok küçük plaka bulunmaktadır. Depremler, levha tektoniği olarak adlandırılan; Wegener’in kıtaların kayması ve Hess’in okyanus tabanı yayılması teorileriyle açıklanmaktadır. Bu levha hareketlerinin, sismotektonik olarak adlandırdığımız birbirlerine göre göreceli hareketlerini sağlayan mekanizma ise mantoda bulunan konveksiyon akımlarıdır. Termodinamikte, soğuyan malzeme aşağı çökerken sıcak malzeme yukarı çıkar ve bu döngü, bisiklet tekerleğine benzer şekilde devam ederek levha hareketlerine neden olan dinamik süreci oluşturur.
Birbirlerine göre çarpışan, ayrılan ve yanal hareket eden üç farklı levha hareketi bulunmaktadır. Çarpışma zonlarında yoğun olan malzeme diğerinin altına dalmakta ve bu süreç sonucunda depremler meydana gelmekte, volkanik ada yayları oluşmakta ve sıradağlar gibi farklı yapılar gelişmektedir. Ayrılan levhalar ise birbirlerine göre ters yönlerde hareket ederek sıcak manto malzemesinin yüzeylenmesine, sıcak noktaların oluşmasına neden olmaktadır. Birbirlerine göre yanal hareket eden levhalar ise havzaların (basenlerin) ve çeşitli jeomorfolojik yapıların oluşmasını sağlamaktadır. Levhaların birbirlerine göre hareketi sonucunda ters (bindirme), normal ve transform faylar ile bunların iki tanesinin birlikte gelişmesi sonucu oluşan oblik faylanmalar meydana gelmektedir. Transform faylar doğrultu atımlı faylara benzer; ancak doğrultu atımlı fayların tamamı transform fay değildir. Bu durum, Venezuela’da meydana gelen depremleri anlamak açısından önemlidir.
Türkiye’deki levha hareketleri
Türkiye, Arap ve Afrika levhaları ile Avrasya Levhası arasında yer alan Anadolu Levhası üzerinde bulunmaktadır. Arap ve Afrika levhalarının kuzeye doğru göreceli hareketleri, kuzeyde bulunan devasa Avrasya Levhası’nın büyük ölçüde stabil kalması nedeniyle Anadolu Levhası’nın batı-güneybatıya doğru hareket etmesine neden olmaktadır. Anadolu Levhası bu hareketini Kuzey Anadolu Fayı ve Doğu Anadolu Fayı boyunca gerçekleştirmektedir. Her iki fay zonu da doğrultu atımlı faylanma özelliği göstermektedir.
Deprem çifti (Earthquake Doublet) nedir?
Sismoloji biliminde doublet (çift), twin (ikiz) ya da çoklu depremler genel olarak aynı episantrda meydana gelen ve dalga biçimleri birbirine oldukça benzeyen depremler olarak tanımlanmıştır. Günümüzde ise bu kavram, büyüklükleri aynı veya birbirine çok yakın olan iki (veya daha fazla) ana şokun tek bir deprem dizisi içinde meydana geldiği olayları ifade etmektedir.
Deprem büyüklüğü Mw ≥ 7,5 olan ve fay kırılma uzunluğu kadar bir mesafe içinde aynı fay üzerinde kısa süre aralıklarıyla meydana gelen ardışık büyük depremler “deprem ikizleri/çifti (doublets)” olarak tanımlanmaktadır. Çift depremlerin büyüklükleri birbirine oldukça yakındır ve genellikle aralarında 0,4 magnitüdden daha az fark bulunmaktadır. Artçı depremler ise genel olarak ana şoktan 1,0-1,2 magnitüd daha küçük olarak başlamaktadır. Bu durum, günümüze kadar meydana gelmiş deprem istatistiklerinden elde edilen bilgiler ışığında söylenebilecek doğru bir bilgidir.
Bununla birlikte çift veya ikiz depremler, aynı kırılma zonu ve aynı gerilme alanı içinde meydana geldiklerinden benzer sismik dalga formlarına sahip olmaktadır. Artçı depremler ise ana şokun yakın çevresinde meydana geldiklerinden dolayı genel olarak daha değişken dalga şekilleri göstermektedir.
Çoklu/Çift/İkili depremlerin oluşum mekanizması
Çoklu, çift veya ikili depremlerin oluşum mekanizmasının; aralarında bulunan ve asperite (kilitlenmiş fay yapıları) olarak adlandırılan, fay düzlemi boyunca kırılmayı geçici olarak engelleyen kilitli blokların, fay geometrisi ile tektonik oluşum sürecindeki kıvrım ve bükülmelerin etkisiyle meydana geldiği düşünülmektedir. Normal şartlar altında depremler, elastik geri sekme kuramına (elastic rebound theory) göre meydana gelmektedir. Deprem sırasında yer içinde biriken elastik gerilme enerjisinin büyük bölümü aniden boşalır ve aynı fayın yeniden kırılabilecek düzeyde gerilim biriktirmesi onlarca, hatta yüzlerce yıl alabilmektedir. Marmara Denizi için yaklaşık 250 yıllık, Malatya-Ovacık Fayı için ise yaklaşık 2200 ± 625 yıllık tekrarlanma periyotları verilmektedir.
Ancak çift depremlerde ilk ana şok, kırılmanın bir asperiteye ulaşarak duraksaması nedeniyle biriken gerilmenin yalnızca bir kısmını boşaltmaktadır. Bu durum asperite üzerindeki gerilimi artırmakta ve söz konusu asperite saniyeler, dakikalar, aylar hatta yıllar içinde kırılarak ikinci bir ana şokun oluşmasına neden olabilmektedir. Birçok çalışma, çift depremlerin birbirinin artçısı olmadığını; birbirinden bağımsız iki veya bazen üç farklı ana şok dizisi şeklinde meydana geldiğini ortaya koymaktadır.
Dünyada meydana gelen çift depremlere bir örnek
Çift depremlere ait en tipik örneklerden biri 27 Şubat 1997 Harnai (Pakistan) Depremi’dir. Bu olayda Mw 7,0 büyüklüğündeki ilk ana şoktan yalnızca 19 saniye sonra Mw 6,8 büyüklüğünde ikinci bir ana şok meydana gelmiştir. Birbirine bu kadar yakın zaman aralığında gerçekleşen iki güçlü depremin etkisi, yer sarsıntısının süresini yaklaşık iki katına çıkarmış; daha fazla yapının göçme sınırına ulaşmasına neden olmuş ve en şiddetli sarsıntının etkilediği alanı da yaklaşık iki katına genişletmiştir. Yani saniyeler içinde meydana gelen depremler aynı yırtılma süreci içerisinde oluşmuşsa, yer içinde ilerleyen deprem dalgalarının genlik ve enerjisinin artmasına, dolayısıyla hasarın büyümesine neden olabilmektedir. İlk deprem yaklaşık 10 km derinlikte, ikinci deprem ise daha sığ bir derinlikte (4 km) meydana gelmiştir.
Ülkemizde 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Kahramanmaraş depremleri ise yaklaşık 9 saat arayla gerçekleştiğinden, deprem dalgalarının bu şekilde birbirini güçlendiren bir girişim etkisi oluşmamıştır.
25 Haziran 2026 Venezuela Çift Depremi
Venezuela’da 25 Haziran 2026 Çarşamba günü ilk olarak saat 22.04.33’te Mw 7,2 büyüklüğünde, yalnızca 38-39 saniye sonra ise saat 22.05.11’de Mw 7,5 büyüklüğünde ikinci deprem meydana gelmiştir. Böylece literatürde “çift deprem (earthquake doublet)” olarak tanımlanan bir deprem dizisi oluşmuştur. Literatürde bu tür çift depremlere ilişkin çalışmalar oldukça sınırlıdır. Ülkemizde 6 Şubat 2023 tarihinde yaklaşık 9 saat arayla meydana gelen Kahramanmaraş depremleri de bu tür depremlere örnek olarak gösterilebilir. Bu depremlerin ilki yaklaşık 20-22 km, ikincisi ise yaklaşık 10 km derinlikte meydana gelmiştir. Bu durum, iki kırılma arasında bir asperitenin var olabileceğini veya ilk depremin kıvrım ya da bindirme zonunda oluşturduğu gerilme değişiminin ikinci depremin daha sığ bir seviyede meydana gelmesini tetiklemiş olabileceğini düşündürmektedir.
Literatürde yer alan örnekler de çift depremlerde ilk depremin daha derinde, ikinci depremin ise çoğunlukla daha sığda meydana geldiğini göstermektedir. Aynı yırtılma süreci içerisinde deprem dalgalarının üst üste binerek (süperpozisyon) girişim oluşturması ve her iki depremin de sığ odaklı olması, hasarın artmasına neden olan temel unsurlar arasında değerlendirilmektedir.
Depreme neden olan levha hareketi
Venezuela, Güney Amerika Levhası’nın kuzeyinde, Karayip Levhası’nın güneyinde, Nazka ve Kokos levhalarının ise doğusunda yer almaktadır. Nazka Levhası (yaklaşık 40-66 mm/yıl) ve Kokos Levhası (yaklaşık 72,6-82,1 mm/yıl) sırasıyla Güney Amerika ve Karayip levhalarının altına dalmaktadır. Bu nedenle bölgede orta derinlikte (33-333 km) ve hatta derin odaklı (333-700 km) depremler meydana gelebilmektedir.
Ülkemizde ise Bitlis-Zağros Kenet Kuşağı’nda Anadolu (kıta) ile Arap (kıta) levhalarının çarpışması sonucunda dağ oluşumu gerçekleşmiş; geçmişte Paleotetis Okyanusu’nun yitim zonu olması nedeniyle de volkanik faaliyetler gelişmiştir. Benzer şekilde Afrika Levhası’nın Avrasya Levhası altına daldığı ve Ege Havzası’nı oluşturan Helen-Kıbrıs yayı boyunca da yaklaşık 200 km derinliğe ulaşan orta derinlikte depremler meydana gelebilmektedir.
Karayip Levhası ise Güney Amerika Levhası’na göre yılda yaklaşık 20 mm hızla doğuya doğru hareket etmektedir. Bu hareket doğrultu atımlı veya transform karakterli levha sınırlarını oluşturmaktadır. Bu nedenle bölgedeki depremler çoğunlukla sığ odaklıdır (0-33 km). Bu durum, Venezuela’daki aktif fay sistemlerinin ülkemizdeki Kuzey Anadolu Fayı (KAF) ve Doğu Anadolu Fayı (DAF) ile benzer doğrultu atımlı faylanma karakteri gösterdiğini ortaya koymaktadır. Ülkenin yoğun nüfuslu kuzey kesimlerinden geçen büyük aktif fay sistemleri, sığ odaklı ve doğrultu atımlı karakterleri nedeniyle önemli deprem tehlikesi oluşturmaktadır. Bu levha hareketleri, Venezuela’nın yalnızca depremler açısından değil; aynı zamanda tsunamiler, volkanik faaliyetler, heyelanlar ve kaya düşmeleri bakımından da önemli bir doğal afet kuşağında bulunduğunu göstermektedir.
Venezuela birkaç önemli aktif fay sisteminin etkisi altındadır. Bunlar Bocono, San Sebastián, El Pilar ve Oca-Ancón faylarıdır. Bocono Fayı, Venezuela’nın batısında yer almakta olup Büyük And Dağları boyunca kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda uzanan doğrultu atımlı bir faydır. Karayip ve Güney Amerika levhaları arasındaki göreceli hareketin önemli bileşenlerinden biridir. San Sebastián Fayı ile El Pilar Fayı ise Venezuela’nın kuzeyinden geçmekte olup doğu-batı doğrultulu doğrultu atımlı fay sistemleridir. Başkent Caracas başta olmak üzere birçok büyük yerleşim merkezi için önemli deprem tehlikesi oluşturmaktadır. Oca-Ancón Fayı ise Kolombiya sınırına yakın batı kesiminde yer almakta olup Karayip levha sınırının batı uzantısını oluşturmaktadır.
Tarih boyunca bağımsızlık mücadelesiyle anılan Venezuela’da, ilk bağımsızlığın ilan edilmesinden yaklaşık bir yıl sonra, 26 Mart 1812 tarihinde saat 16.37’de Caracas’ta Mw 7,7 büyüklüğünde yıkıcı bir deprem meydana gelmiştir. Bu deprem Caracas, La Guaira, Barquisimeto, San Felipe ve Mérida kentlerinde çok büyük yıkıma neden olmuş; yaklaşık 15.000-20.000 kişi yaşamını yitirmiş ve boyutu tam olarak belirlenemeyen çok büyük maddi hasar meydana gelmiştir.
Her ne kadar kesinlik kazanmamış olsa da bazı araştırmacılar bu depremin de gerçekte birbirinden bağımsız iki büyük depremden oluşan bir deprem çifti olduğunu değerlendirmektedir. Buna göre ilk depremin moment büyüklüğü Mw 7,4, ikinci depremin ise Mw 7,1 olarak hesaplanmıştır.
Depremin bir hafta sonrasındaki can kaybı ve hasar durumu
Deprem nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 2.954’e ulaştı ve 16.500’den fazla kişi yaralandı. Yüzlerce binanın yıkıldığı veya farklı düzeylerde hasar gördüğü, on binlerce kişinin ise hâlen kayıp olduğu ya da akıbetinin bilinmediği belirtilmektedir. Bu veriler, depremin yalnızca can kayıplarına yol açmadığını; aynı zamanda ülkenin sağlık sistemi ve ulaşım altyapısında da ciddi bir yıkıma neden olduğunu göstermektedir. Hasar gören bina sayısının yaklaşık 1.000 olduğu, bunlardan 189’unun tamamen yıkıldığı belirtilmektedir. Ayrıca 38 hastane ile 1.645 yol, köprü ve diğer ulaşım altyapısı da hasar görmüştür. Özellikle hastanelerin zarar görmesi binlerce yaralıya sağlık hizmeti sunulmasını güçleştirirken, yollar ve köprülerde meydana gelen hasarlar arama-kurtarma ekiplerinin afet bölgesine ulaşmasını ve insani yardım faaliyetlerini önemli ölçüde zorlaştırmaktadır. Deprem nedeniyle yerinden edilen on binlerce kişi ise geçici barınma alanlarında yaşamını sürdürmektedir.
Neden on binlerce kişiden haber alınamıyor?
Aradan bir haftadan fazla süre geçmiş olmasına rağmen bu kadar fazla kişinin akıbetinin hâlen bilinmemesi dikkat çekicidir. Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü tarafından da Venezuela’nın iletişim altyapısına ilişkin uzun yıllardır dile getirilen sorunlar göz önüne alındığında, deprem sonrasında internet ve haberleşme altyapısının yaklaşık %50’sinin kullanılamaz hâle gelmiş olmasının arama-kurtarma faaliyetleri ile iletişimi ciddi şekilde aksatmış olabileceği değerlendirilmektedir. 1970’li yıllardan bu yana çeşitli ekonomik yaptırımlarla karşı karşıya kalan ülkede yaşanan ekonomik yıkım ve yüksek enflasyon da toplumun afetlere karşı kırılganlığını artırmaktadır. Pek çok insanın deprem güvenli bir konuta sahip olmasının yanında, barınma ve temel yaşam ihtiyaçlarını karşılamakta dahi ciddi güçlük yaşadığı görülmektedir.
Venezuela (Caracas) yapı ve zemin durumuna ilişkin çalışmalar ne söylüyor?
Mata ve ark. (2023) tarafından Buildings dergisinde yayımlanan ve Venezuela’daki yapı stokunu zemin-yapı etkileşimi açısından inceleyen çalışmada, özellikle yüksek periyotlu (yüksek katlı) yapılarda temel sistemlerinde göçme olasılığının daha yüksek olduğu modellenmiştir. Araştırmacılar, yapı güvenliğinin artırılması amacıyla deprem yönetmeliğinde kullanılan dayanım azaltma katsayısının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini, özellikle yüksek katlı betonarme moment aktaran çerçeve sistemlerde mevcut yönetmelik hükümlerinin yeterli güvenlik düzeyini sağlamadığını belirtmektedir. Özellikle basında ve sosyal medyada sıkça paylaşılan yıkım görüntüleri değerlendirildiğinde, meydana gelen hasarın nedenlerinin depremden önce yayımlanan bilimsel çalışmalar tarafından da öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Çalışmada ayrıca az katlı yapıların performansının büyük ölçüde sünek göçme mekanizmaları tarafından kontrol edildiği, buna karşılık yüksek katlı yapılarda kiriş plastikleşmesine ek olarak kolonlarda plastik mafsal oluşumunu da içeren birleşik göçme mekanizmalarının geliştiği belirlenmiştir. Sonuç olarak yürürlükte bulunan deprem yönetmeliğinin, özellikle yüksek katlı betonarme çerçeve sistemlerin gerçek davranışını yeterince temsil etmediği ve deprem güvenliğinin artırılabilmesi amacıyla yönetmelikte güncellemeler yapılmasının gerekli olduğu vurgulanmaktadır.
Schmitz ve ark. (2020) tarafından Progress in Disaster Science dergisinde yayımlanan ve Caracas’ın mikrobölgelemesini (yerleşime uygunluk analizini) konu alan çalışmada ise 2005-2009 yılları arasında bölgeye yönelik kapsamlı jeofizik ve jeoteknik araştırmalar gerçekleştirildiği belirtilmektedir. Araştırmada, kalın yumuşak zemin tabakalarının deprem dalgalarını önemli ölçüde büyüttüğü; iki ve üç boyutlu jeofizik veriler kullanılarak oluşturulan havza (basen) modelleri sayesinde yerel zemin etkilerinin deprem hasarını belirleyen en önemli unsurlardan biri olduğu ortaya konulmuştur. Caracas Metropolitan Bölgesi’nde gerçekleştirilen yaklaşık 2.000 mikrotremor ölçümü ile baskın titreşim periyotları belirlenmiş; 1967 Caracas Depremi sırasında 10 kattan yüksek dört binanın ağır hasar görerek yıkıldığı bölgenin nedeninin de havza etkisi sonucu belirli periyotlarda deprem dalgalarının büyütülmesi olduğu gösterilmiştir. Bunun yanında, Vs30 olarak bilinen jeofizik yöntem kullanılarak zemin tabakalarının kayma dalgası hızları ve kalınlıkları belirlenmiş, tasarım spektrumları oluşturularak olası yapısal hasar düzeyleri değerlendirilmiştir. Araştırma kapsamında heyelan tehlikesine yönelik çalışmalar da yapılmış, tehlike haritaları hazırlanmış ve gerekli önlemler ortaya konulmuştur.
Çalışmanın sonucunda, yerel yönetmeliklerin yürürlüğe girmesiyle birlikte teknik mikrobölgeleme verilerinin deprem riskinin azaltılmasında etkin biçimde kullanılmasını sağlayacak kapsamlı sismik afet risk yönetim planlarının hazırlanmasının hedeflendiği belirtilmektedir. Böylece Caracas’ta deprem zararlarının azaltılmasına yönelik bilimsel temelli ve sürdürülebilir bir afet yönetim sisteminin oluşturulmasının amaçlandığı ifade edilmektedir.
Büyük bir depremden sonra güvende miyiz? Nasıl karar vereceğiz?
Büyük bir depremin hemen ardından bölgenin tamamen güvenli olduğu varsayımı, mevcut bilimsel çalışmalar dikkate alındığında son derece yanıltıcı olabilir. Bu araştırmaya göre, büyük bir depremden sonra yaklaşık 100 km’lik bir alan içerisinde ikinci büyük bir depremin meydana gelme olasılığının yalnızca klasik sismik döngü modeliyle açıklanması yeterli değildir. Özellikle çift depremler açısından değerlendirildiğinde, bölgedeki gerilmenin tamamen boşalabilmesi için elastik enerjinin zaman içinde sönümlenmesi yaklaşımının daha uygun bir açıklama sunabileceği düşünülmektedir. Bu nedenle, herhangi bir bölgede gelecekteki deprem tehlikesi değerlendirilirken yalnızca son meydana gelen ana şok dikkate alınmamalıdır. Bölgede geçmişte meydana gelen tüm deprem dizileri, ana şoklar, artçı depremler, kırılma mekanizmaları ve gerilme transferleri birlikte değerlendirilmelidir.
Nitekim yayımlanmış bazı bilimsel çalışmalar, büyük depremlerin yaklaşık %20’sinin çift deprem karakteri gösterebildiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle büyük bir deprem sonrasında, “artık tüm enerji boşaldı” veya “büyük deprem oldu, uzun süre yeniden deprem olmaz” şeklindeki yaklaşımların bilimsel açıdan her zaman geçerli olmayabileceği unutulmamalıdır.
Deprem tehlikesinin doğru değerlendirilmesi; aktif fay geometrisinin, tarihsel deprem kayıtlarının, sismolojik bulguların, güncel sismisite dağılımının ve bölgedeki gerilme alanının birlikte analiz edilmesini gerektirmektedir. Tüm ülkedeki gizli ve gömülü fayların belirlenmesi, deprem tehlike analizlerinde çoklu kırılma modellerinin en kötü senaryo olarak kullanılması, tüm yapıların performans analizlerinin yapılması, tüm kentlerin yerleşime uygunluğu ve özelikle alüvyonal zeminlerde yerel zemin etkisinin Jeofizik ölçümlerle belirlenmesi ve deprem-zemin-yapı analizlerinin yapılması önceliklendirilmelidir. Deprem dışında; tsunami, kaya düşmesi, heyelan, yangın, çığ, su baskını/taşkın gibi durumlara karşı tehlike analizlerine uygun çözümler üretilmelidir. Venezuela’lı bilim insanları deprem, zemin, yapı boyutluyla neler yapılması gerektiğini gayet net bir şekilde ortaya koymuş ancak yönetenler bu konuda çözüm üretememiştir. Yıkımın başka bir nedeni daha vardır.
Bolivarcı yönetimin petrolü millileştirmesi sonrası, emperyalistlerin kendi petrol tekellerini Venezuela’ya sokması, yakın zaman önce Amerika tarafından devlet başkanının kaçırılması gibi durumlar birlikte düşünüldüğünde; dünyada petrol rezervi en yüksek olan dolayısıyla ekonomik olarak “zenginliğe” sahip olan bir ülkenin “fakirlik değil açlık sınırında” yaşaması, ülkenin dışa bağımlılıktan kurtulmadan, depreme de hazırlanamayacağını açık bir şekilde göstermektedir. Konu sadece teknik bir mesele değil, bir ülkenin bağımsızlığıdır da…
Ve tabi ki benzer gerçeklerle yüzleşen Türkiye… Depreme ve güvenli bir yaşama değil de bugünlerde Ankara’da NATO’yu ağırlamak için harcanan milyonlar, çalan savaş tamtamları “tam bağımsız bir Türkiye” çağrısının ne denli önemli olduğunu bir kez daha gösteriyor. Yoksa petrolünüz olsa da, enerji zengini olsanız da, depremde ölüyorsunuz!
Doç.Dr. Savaş KARABULUT
İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Mühendislik Fakültesi
Jeofizik Mühendisliği Bölümü Sismoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
