Ücretli-İşsiz MMŞP Kurultayı Ankara 5. Atölye Çalışması Yapıldı

TMMOB Ücretli ve İşsiz Mühendis, Mimar ve Şehir Plâncıları Kurultayı Atölye Çalışması:5 “Özelleştirmenin Mühendis, Mimar ve Şehir Plâncıları Üzerine Etkileri” panel-forumu, 8 Ağustos 2009 Cumartesi günü düzenlendi.

İnşaat Mühendisleri Odası Rüştü Özal Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilen panel-forumun oturum başkanlığını EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Yazman Üyesi Ömürhan Soysal yaparken, panel-foruma konuşmacı olarak Kamu İşletmeciliğini Geliştirme Merkezi Genel Sekreteri (KİGEM) Ayla Yılmaz ve Eski EMO Genel Başkanı EMO Ankara Şubesi’nden Ali Yiğit katıldı.

Panel-forumun açılış konuşmasını TMMOB Ankara İKK Sekreteri, EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Pektaş yaptı. Pektaş, 14-15 Kasım 2009 tarihlerinde İstanbul‘da yapılacak “TMMOB Ücretli ve İşsiz Mühendis, Mimar ve Şehir Plâncıları Kurultayı” hakkında kısa bilgi verdi. Pektaş şöyle konuştu, “14-15 Kasım 2009 tarihlerinde İstanbul‘da yapılacak kurultay öncesi hazırlık çalışmalarının bir parçası olarak Ankara Bölgesel Toplantıları öncesi atölye çalışmaları düzenlenecek. Bunların ilki 5 numaralı atölye çalışması, özelleştirmenin mühendis, mimar ve şehir plâncılara yansımaları konusunda bugün düzenleniyor. Kurultay ile ilgili kısa birkaç bilgi vermek istiyorum: TMMOB Genel Kurulu‘nda alınan karar doğrultusunda bu kurultayı yapma görevi EMO‘ya verildi. EMO da bu kurultayın düzenlenmesi görevini EMO İstanbul Şubesi‘ne vermişti. Kurultay öncesi 9 bölgede toplantılar yapılması kararı alındı. Bu bölgeler Ankara merkezli toplam 10 ili kapsayan iller olarak belirlendi. Bununla ilgili çalışmalarımızı farklı şekilde sizlere ulaştırmaya çalışıyoruz. TMMOB Ankara İKK tarafından Bölgesel Yürütme Kurulu oluşturuldu. Ankara dışındaki 9 ile ziyaretler yapıldı oradaki TMMOB birimleriyle hazırlık toplantıları yapıldı. Bugün burada yapacağımız atölye çalışmalarıyla kurultay hazırlık çalışmalarının bir başka boyutunu başlatıyoruz. Atölye çalışmaları sonucunda spesifik konuları biraz daha büyüteç altına alarak kurultay öncesi daha ayrıntılı bilgilendirme sağlanacak.”

Pektaş‘ın konuşmasının ardından Panel-Forum Oturum Başkanı olarak söz alan EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Yazman Üyesi Ömürhan Soysal,  “Ankara Bölgesel Kurultayı kapsamında örgütlemeyi düşündüğümüz 8 atölye içindeki ilk etkinliği Atölye 5 olarak bugün yapıyoruz. İki değerli konuğumuzun sunumlarını dinleyeceğiz, daha sonra sorularınız varsa onları alacağız. Beraber tartışma ortamı bulacağız” dedi.

“Özelleştirme sonucu insanlar işsiz kaldı”

“Özelleştirmenin Mühendis, Mimar ve Şehir Plâncıları Üzerindeki Etkileri” Panel-Forum‘unda ilk olarak konuşan KİGEM Genel Sekreteri Ayla Yılmaz, özelleştirmenin tarihsel ve yasal süreçleri hakkında bilgi verdi. Bugüne kadar özelleştirmenin ekonomik boyutları, sanayileşme üzerindeki olumsuzlukları üzerinde yoğunlaştıklarını, özelleştirmenin sosyal boyutunun da ekonomik boyutlar kadar önemli olduğunu vurgulayan Ayla Yılmaz şunları söyledi, “Bu sempozyum benim açımdan ve KİGEM açısından çok önem taşıyor. Biz bugüne kadar TMMOB ile birlikte hep özelleştirmenin ekonomik boyutları, sanayileşmeyle ilgili her şeyi irdelemeye çalıştık. Benim hep şöyle düşüncem vardı; bu işin sosyal boyutu çok daha fazla. KİT‘lerin ekonomiden çekilmesi çok önemli ancak çalışanlar üzerinde oluşturduğu yaralar ciddi boyutlarda. Özelleştirme biliyorsunuz bir yasa ile düzenleniyor 4046 Sayılı Yasa 1994 Kasım ayında yürürlüğe girdi. Ondan önceki dönemde özelleştirmeler Toplu Konut ve Kamu İdaresi uhdesinde yapılıyordu. Tarihsel olarak incelemeye başladığımızda yani 1993‘ten bu yana olan özelleştirmeler üzerinden gidebiliyoruz.

ÖİB‘in kurulması, Özelleştirme Yüksek Kurulu‘nun oluşturulması ikisi birbirinin yaptığı işleri onaylayarak satışları gerçekleştirerek yollarına devam ediyorlar.

4046 Sayılı Yasa‘nın 21 ve 22. maddelerinin çalışanlara yönelik olduğunu anlatan Ayla Yılmaz 21. maddenin işçi personeli içerirken 22. maddenin nakle tabi olan yani 657 Sayılı Yasa kapsamında olan çalışanları kapsadığını söyledi. Ayla Yılmaz sözlerini şöyle sürdürdü, “22. madde nakle tabi olan, 657‘ye tabii olanları kapsıyor. Bunlar başka kurumlara nakledilebilecek olan çalışanlar olarak değerlendiriliyorlar. Bir işletme özelleştirme kapsamına alındığı zaman o tarihten itibaren çalışanlara ilişkin bazı haklar kendiliğinden ortaya çıkmaya başlıyor. Emeklilik süresi yaklaşmışsa o kişiye biraz daha fazla primle emeklilik hakkını sağlayabiliyorlar. İşçi statüsünde olanlar satışa kadar bekliyor, devrin gerçekleştirilmesiyle kıdem ve ihbar tazminatı idare tarafından ödenerek iş akitleri feshediliyorlar. KİGEM sendikaların kurduğu vakıf olduğu için yoğunluğumuz özelleştirilen kurumlardaki işçiler düzeyinde oldu. Onlar adına davalar açtık.”

“Özelleştirilmesi yargı kararı ile iptal edilen yerler için bu kararlar uygulanmadı”

KİGEM tarafından açılan davalar sonucu yargının verdiği özelleştirmelerin iptal edilmesi ile ilgili olarak alınan kararlar siyasiler tarafından uygulanmadığını, bunun yargıyı hiçe saymak anlamına geldiğini belirten Ayla Yılmaz şöyle konuştu, “Özelleştirmelerle ilgili olarak açılan davalar sonucu iptal kararı çıkan yerler için alınan yargı kararlarını idare siyasi karar olarak uygulamadı. Bu, yargıyı hiçe saymak anlamına gelen bir sonuçtur. Binlerce insanı ortada bıraktılar. Bu insanları sayısal olarak değerlendirmek hepimiz açısından yanlış bir durum. Türkiye‘de özellikle Anadolu‘da bir rakam vermek gerekirse ortalama ailedeki kişi sayısın 5 ile çarpmak demektir. Yani bir işçinin aç kalması 5 kişinin aç kalması anlamına gelir.

O kadar çok hak kaybına uğramış insan vardı ki, gübre fabrikalarında, ÇİTOSAN‘daki insanlar yasal düzenlemeden haberdar olmadan işsiz kaldıkları için bunun sonucu ağır oldu. Özelleştirmeler sonucu göç çok önemli sonuç yarattı. Bu işletmelerin yüzde 80‘i özelleştirme sonrası üretim dışı kaldı ve burada çalışan insanlar kentlere göç etmeye başladılar.

Özelleştirme sonrası nakle tabi olan personelden ilgili bazı çalışmalar yapmamız gerekiyor. Ücretler konusunda sosyal statüleri konusunda bu çalışmaların kamuoyuna yansıması lazım. İnsanın mutlu olmadığı bir yerde çalışması, mesleğinin gereği ücreti alamaması bence bu gizli işsizliktir. İnsanlar neden emekli oldular. Sonuçta böyle sürüneceğime emekli olayım daha iyi olur diye düşündüler. Kamuda çalışmış olsaydı belki 10 yıl daha hizmet etmiş olabilecekti.”

“Özelleştirme süreci sol ve emek güçleri açısından kaybedilmiş bir dönemdir”

Ayla Yılmaz‘dan sonra söz alan EMO eski Genel Başkanı, EMO Ankara Şubesi Üyesi Ali Yiğit, özelleştirme sürecinin bütün dünya ve Türkiye‘deki sol ve emek güçleri açısından kaybedilmiş bir dönem olduğunu belirterek dünyada ve Türkiye‘deki özelleştirmenin tarihsel süreçlerini anlattı.

1970‘lerin ortalarından itibaren Kapitalizmin yaşadığı krize çözüm olarak kamu işletmelerinin tasfiye edilmesinin önerildiğini anımsatan Ali Yiğit, Türkiye‘de 1970‘lerin sonu ve 1980‘lerin başındaki örgütlü yapı nedeni ile özelleştirmelerin o dönemde yapılamadığını, ancak 12 Eylül askeri darbesiyle örgütsüzlüğe itilen toplumda özelleştirmelerin kolayca halka dayatıldığını söyledi. Ali Yiğit şöyle konuştu, “Türkiye‘de 70‘lerin sonu ve 80‘lerin başında ciddi örgütlü toplum vardı böylesi bir ortamda özelleştirme yapılabilmesi mümkün değildi. O dönem çok güçlü sendika, gençlik örgütleri ve siyasi yapılanmalar vardı. 24 Ocak 1980‘de alınan ekonomik kararların uygulanması için o dönemin hükümeti ‘bunlar ancak diktatörlükte uygulanabilir şeyler‘ demişti ve ardından 12 Eylül faşist darbesi yapıldı. Örgütsüz bir toplum oluşturuldu, ardından 24 Ocak kararlarını planlayan Özal bu işi uygulamak için işin başına geçti. Türkiye özelleştirme tartışmasını köprü hisselerinin tartışılması ile başladı. Özal‘ın kafasında bu projenin çok hızlı uygulanma düşüncesi vardı. İlk başta sözleşmesi personel yasasını çıkartı amacı 657 güvencesinde olan insanlardan kurumu kurtararak işin maliyetini düşürmekti.”

Liberallerin ve sol liberallerin topluma sürekli olarak “KİT‘ler kamuya yük oluyor, açık veriyor, devlet vatandaşına hizmet etmek için harcayacağı parayı KİT‘lerin açığı için harcıyor. KİT‘leri satalım” düşüncesini pompaladığını; sol liberallerin de bu düşünceye “Devlet mekanizması elinde öyle bir ekonomik güç bulunduruyor ki baskıcı hale geldi. Devletin ekonomik gücünü elinden alırsak devlet demokratikleşir” diyerek destek verdiklerini belirten Ali Yiğit sözlerini şöyle sürdürdü, “Özelleştirme sürecine Özal ile start verildi. Ana amaç enerji sektörüydü. TMMOB‘nin özelleştirme sürecine müdahil olması enerji özelleştirmeleri projelerine karşı oldu. Enerji sektöründe özelleştirmeleri yapamaz hale geldiler. O dönemin sembol isimlerinden biri dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Cumhur Ersümer her konuşmasında ilk önce EMO‘ya çatar ‘bize iş yaptırmıyorlar‘ derdi. Buralara yönelik ciddi refleks verildiği dönemlerdi. Özelleştirme Karşıtı Platformun bir avantajı daha vardı, özelleştirmeleri 1988-1994 arasında ANAP yönetti. Türkiye tarihinin en büyük soygununun ve yolsuzluklarının yapıldığı dönem o dönemdi. Bir taraftan özelleştirmelere karşı mücadele edilirken kamuoyu yolsuzluklar konusunda bilgilendiriliyordu. 1999 yılında bu yolsuzlukları patlamasıyla birlikte -Beyaz Enerji operasyonu ile- Ersümer ekibi tümden tasfiye oldu. Bugün baktığımızda özelleştirme konusunda panel yapalım desek falanca kurumdan gelecek sözcüleri yok. Özelleştirmeye inanan kimse de yok ama bu proje devam ediyor. Toplum bunu kanıksamış durumda refleks vermiyor.  Her şey olağanlık sürecinde devam ediyor.”

“Danıştay‘ın denetiminden çıkardılar”

Açılan davalarla özelleştirme yapmak isteyenler için hukuksal sürecin tıkanmasıyla birlikte Anayasa tartışmaları başlatıldığını, Anayasası‘nda özelleştirme yapılır hükmü bulunan başka bir ülkenin olmadığının altını çizen Ali Yiğit konuşmasını şöyle sürdürdü, “Anayasasında özelleştirme kavramı olan tek ülke Türkiye‘dir. Asıl tehlikeli kısım imtiyazlar konusunda yaşandı ve Danıştay denetimler konusunda yetki dışı bırakıldı. 1923‘lerde kurulan Türkiye Cumhuriyeti‘ne en çok ayak bağı olan hatırlanacağı gibi kapitülasyonlardı. Bu dönemde imtiyaz verme yetkisi hükümetin yetkisinden alınarak Meclis‘e bırakıldı. 1960‘tan sonra Danıştay devreye sokuldu. Meclis imtiyaz verme hakkını devretse bile bu konu Danıştay denetimine tabiydi. Yapılan değişiklikle imtiyaz yetkisi yeniden hükümete bırakıldı. Sınırsız imtiyaz verilebilme konusu gündeme geldi. O yıllardan sonra özelleştirmeler daha pervasızca yapıldı.”

“Türkiye‘nin bilgi birikimi yok edildi”

Özelleştirmelerle birlikte Türkiye‘nin ekonomik yapısının alt üst olduğunu, kamunun bilgi birikiminin de özelleştirmelerle yok edildiğini vurgulayan Ali Yiğit

Özelleştirmelerin bu kadar kolay yapılma nedeni şöyle anlatabiliriz; herhangi bir kurumda özelleştirme lafı ortaya atılıyordu sanki diğer kurumdakiler hiç sıra kendilerine gelmeyecekmiş gibi yönetici konumundaki kişiler o kurumun zaten çalışmadığını her yerde söyleyebiliyorlardı. Ama özelleştirme her tarafı kapsadığında artık bunu söyleyecek kimse kalmamıştı.”

Panelistlerin konuşmalarının ardından panel-foruma katılanların düşüncelerini aktarması ile toplantı sona erdi. “Kamu ekonomik uygulamalardan çekildiği için KİT‘lerdeki mühendis ve mimarlar gerçek anlamda mesleğini icra edemez hale geldi. Dolayısıyla kamunun mühendislik birikimi yok edilmiş durumda. İş yapma konusunda kamunun böyle birikimi şu anda yok. Kamudaki örgütlülükler dağıtıldı. 1990‘ların ortalarından itibaren özelleştirme karşıtı mücadelede KESK ortaya çıktı. KESK kamuda güçlü örgütlenmeydi. Salt özelleştirme açısından değil kurumlardaki değişik operasyonlara karşı direnen yapılanma söz konusuydu. Bu dağıtıldığı için örgütlenme geleneği de yok edildi. Özelleştirmelerle birlikte direniş kültürü ortadan kalktı. Kamuda bir sessizlik oldu. Demokratik kuruluşlar sendikaların siyasi partilerin direnişi açısından baktığınızda Türkiye refleks verme konusunda dibe vurma söz konusu. Toplumda gelir dağılımı ciddi oranda bozulmuş durumda. Ülkeler bazında baktığımızda yoksul ve gelişmekte olan ülkelerle zenginler arasında uçurum daha da artmış durumda. Özelleştirmelerle birlikte o ülkelerdeki ekonomik kaynaklar zengin kaynaklara akmış durumda. Dünyadaki yoksulluk daha da artmış, ülke genelinde bakıldığında alt grupların gelirden aldığı pay düşmüş durumda. Özelleştirmelerle bu daha kötü duruma gidiyor. Kamu açıklarının bu denli düşük olması kamunun elindeki gücü kaybetmiş olması bunların değişik şekilde ekonominin tasfiye edilmesinden kaynaklanıyor. Bir tarafı daha var ki özellikle kırsal alanı çok fazla ilgilendiren tarafı. SEK‘in EBK‘nın özelleştirilmesi Türkiye‘de hayvancılığa ciddi darbe vurmuştur. Geçimini buradan sağlayan özellikle Güneydoğu Anadolu‘da yaşanan ekonomik çöküntülerin sebebi özelleştirmelerdir.

 

Kaynak: emo.org.tr