Türkiye Çevre Platformu Yerel Yönetimler Bildirgesi

TÜRKİYE ÇEVRE PLATFORMU

YEREL YÖNETİMLER BİLDİRGESİ

 

TÜRÇEP; Nükleer santrallerin kurulmasına karşıdır. Yerel yönetimlerden bu santrallerin kurulmasına izin vermemelerini, gerekli arazilerin bu amaçla tahsisine engel olmalarını ister.

 

Nükleer Santraller enerji üretimi amacıyla kurulmazlar. Asıl amaç nükleer reaksiyon sırasında reaktör yakıtında biriken silah üretim malzemesidir. Bir nükleer santral ömür boyu tükettiği enerjinin üçte biri kadar elektrik enerjisi üretir. Endüstrileşmiş ve nükleer güce sahip ülkeler 1978 yılından itibaren nükleer santrallerin kurulma ve atıkların depolanması gibi hamaliye işini başka ülkelerde gerçekleştirerek silah malzemesi üretimini sürdürmeye karar vermişlerdir.

 

1970 li yıllara kadar kendi ülkelerinde kurdukları nükleer santralleri, bu santrallerin yakıt çubuklarında üreyen silah malzemesini kendileri almalarına rağmen, pahalı, kamu tarafından denetlenmesi zor, çevre güvenliği açısından sorunlu ve atıklarının depolanması mümkün olmadığı için kapatmaya karar verdiler. 

 

Tüm yerel yönetimler, başta nükleer santrallerin ve atık yakıt yeniden kazanım tesisleri kurulması hedeflenen Mersin-Akkuyu ve Sinop-İnceburun olmak üzere, hiçbir koşulda nükleer santrallerin T.C. toprakları üzerinde kurulmasına izin vermemelidir.

 

Türkiye’nin herhangi bir yerinde kurulacak nükleer santral tüm Türkiye’deki turizm etkinliklerini olumsuz yönde etkileyecek ve tüm Türkiye ekonomik açıdan bir yıkıma uğrayacaktır.

 

Yerel yönetimler kendi kentlerindeki yurttaşları nükleer santrallerin yaşam çevresine tahrip etme özellikleri konusunda bilgilendirmeli, eğitmeli ve yurttaşın bu konuda doğru bilgilerle donatılmasını sağlamalıdır.

 

Yerel yönetimlerde nükleer santrallerin temiz, ucuz, güvenilir ve atık yakıtların da çok değerli olup ülkemizde depolanmasının çok kazançlı olduğunu söyleyen hiç bir kimse kamu görevlisi olarak çalıştırılmamalıdır.

 

Bu anlamda belediyeler ve il özel idareleri kamulaştırılmalıdır. Yerel yönetim kadrolarının özel firmaların temsilcileri veya iş takipçileri tarafından işgaline son verilmeli ve özel sektörün özelleştirilmesi sağlanmalıdır.

 

Sonuç olarak kamu kuruluşları ve yerel yönetimler özgürleştirilmelidir.

 

Türkiye Çevre Platformu ve kuruluşunu birlikte gerçekleştirdiği Temiz Enerji Platformu tüm Anadolu ve Trakya kentlerinde yerel yöneticilere enerji üretim ve tüketiminde sorunlar ve çözümler konusunda her türlü bilgi ve yurttaş desteğini vermeye hazırdır.

 

 

 

TÜRÇEP; Temiz ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımından yanadır.

Kentlerde temiz ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımına yönelik projeler geliştirilerek uygulanmasını, kentlerin aydınlanma ve ısınma gereksinimlerinin bu nitelikteki projelerle karşılanmasını yerel yönetimlerden talep eder.

 

Kömür, petrol, doğal gaz gibi fosil yakıtlar ve nükleer santrallerin kullanımının atmosfer içindeki yaşam çevresini tahrip eder hale gelmesi üzerine endüstrileşmiş ülkeler 1970 li yıllardan başlayarak enerjini etkin kullanımı için tüm önlemleri aldılar.

 

Enerji tüketimlerin 4-10 misli azaltan son kullanım teknolojilerini geliştirdiler. 1980 li yıllardan başlayarak da rüzgâr, güneş, biokütle, jeotermal ve nehir tipi su gücü santrallerine yöneldiler ve kullanım programları oluşturdular.

 

Enerji de çözüm olarak ortaya çıkan yenilenebilir enerji kaynakları ülkemizde tüm bölgelerde yaygın olarak bulunmaktadır. Kentlerimiz tüm ısıl ve elektrik enerjisi gereksinimlerini bu doğal kaynaklardan sağlayabilir. Ayrıca ülkemizde tüm yenilenebilir enerji kaynakları Avrupa ülkeleri ile karşılaştırıldığında en azından iki misli daha fazla teknik potansiyele sahip olup ve iki ila üç misli daha ucuza mal edilebilmektedir.

 

Türkiye Çevre Platformu ve Temiz Enerji Platformu olarak ülkemizin tüm kentlerinde, o kentlerin  yurttaşlarının kamusal çıkarları doğrultusunda ve gönüllü olarak tüm yenilenebilir enerji kaynakları uygulamaları konusunda yerel yöneticileri gerekli bilgi ve yöntemlerle donatma görevini üstleniyoruz.

 

Yerel yönetimlerden beklentimiz kentlerdeki diğer tüm yaşayanlarla beraber Türkiye Çevre Platformu ve Temiz Enerji Platformu temsilcilerinin Aarhus Sözleşmesine uygun olarak bilgiye erişim, karar verme süreçlerine halkın katılımı ve adalete erişim haklarını kullanabilmeleri için gerekli yasal mevzuat alt yapısının kurulmasını sağlamalarıdır.

 

Bilinçli ve yurttaşın çıkarlarını temsil etmek üzere görev almış yerel yöneticilere düşen belediyenin tüm enerji gereksinimlerini yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlamaktır. Ayrıca yerel yönetimler ilgili uzun vadeli Yerel Enerji Planlaması çalışmalarını başlatmalı, enerjinin etkin kullanımı ve yenilenebilir enerjiye geçişi kentlerde zorunlu hale getirmelidir.  

 

 

TÜRÇEP; kömüre dayalı termik santrallerin kurulmasına ve işletilmesine karşıdır.                  

Yerel yönetimlerden bu santrallerin kurulması için arazı tahsisi yapılmamasını ve işletme ruhsatı verilmemesini talep eder.

 

             Çeşitli şirketler tarafından, Ülkemizde toplam 55 adet yeni termik santral kurulması için Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK) na başvuru yapılmıştır.

             Termik santraller küresel ölçekte ısınmaya neden olduğu gibi, bölgesel açıdan kısa vadede maddi zararlara da neden olmaktadır. Termik santraller bilindiği üzere ormanlarımıza, deniz ortamına, havaya ve toprağa zarar vermekte; deniz canlılarının yok olmasına, havanın kirlenmesine, atmosfere atılan partiküller v.s. nedeniyle tarım alanlarının zarar görmesine, asit yağmurlarıyla toprağın çoraklaşmasına, suya kanserojen maddelerin bulaşmasına neden olmaktadır. Özetle 55 adet yeni termik santral Türkiye’nin bitirilmesi projesidir.

             Türkiye’nin elektrik üretmek için termik santrale ihtiyacı yoktur.

             Öte yandan termik santral inşa etmemek konusunda, çevre duyarlılığının yanı sıra Türkiye’nin uluslar arası anlaşmalardan doğan yasal yükümlülükleri de bulunmaktadır.

 

–                     26.01.2009 Salı günü Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı (IRENA) tüzüğü hazırlanmış, 75 ülkenin hükümetleri enerji politikalarında değişiklik yapılmasına, petrol – nükleer enerji döneminin kapatılmasına ve yenilenebilir enerji türleri olan rüzgâr ve güneş enerjisine geçilmesine karar verilmiştir. Tüzüğü, içersinde ülkemizin de bulunduğu 75 ülke hükümet yetkilileri imzalamıştır. Başlıca nedeni ise, fosil yakıtlı termik santraller olan “Küresel Isınma” nın önüne geçilemediği takdirde dünyanın felaketlerle karşılaşacağının kesinlik kazanmasıdır.

–                     Türkiye”nin Kyoto protokolünü imzalamasına ilişkin kanun TBMM”de onaylanmıştır. Kyoto protokolüne göre Türkiye karbon gazları salınımını sınırlamak konusunda uluslararası yükümlülük altına girecek ve termik santrallerini kapatmak zorunda kalacaktır. Bilindiği üzere bu enerji santralleri kurulurken şartnamelerle özel şirketlere Devlet tarafından 10 yıllarca süre alım garantisi verilmekte, satın almadığı veya santralı kapattığı takdirde santralı işleten şirkete alımı garanti ettiği enerjinin parasını peşinen ödemektedir. Diğer deyişle Kyoto Protokolünü imzalamaya karar veren Türkiye, hem protokolü imzalayıp hem de yeni termik santrallerin kurulmasına onay verirse, kamunun ve Devletin çıkarları aleyhine bir takım şirketler haksız kazanç sağlayacaktır. Devlet zarar görecektir.

–                     Türkiye’nin birkaç yıl sonra ölü yatırım haline gelecek olan bu termik santralleri inşa etmesi kabul edilemez.

            TÜRÇEP kömüre dayalı termik santrallerin kurulmasına ve işletilmesine karşıdır TURÇEP olarak,29 Mart Yerel Seçimlerinde kamu hizmetine talip olan adayların seçilmeden önce ve seçildikten sonra görev ve sorumluluklarının gereğini yerine getirerek, tüm canlı yaşamını tahrip edecek olan termik santrallere karşı çıkmalarını, bu santrallerin kurulması için arazı tahsisi yapılmamasını, yerel yönetimlere düşen onayların ve imzaların verilmemesini talep eder.

             Şu ana kadar kurulan termik santrallerin kurulduğu bölgelerde birkaç istisna dışında, halkın ve ülkenin çıkarına değil, şirketlerin çıkarına hareket eden yerel yöneticiler gördük.                                                             

             Bu nedenlerle TÜRÇEP yerel yöneticilere, şirketlere değil halka hizmet etmelerinin görev ve sorumluluklarının gereği olduğunu hatırlatmaktadır.  55 adet yeni termik santral kurularak Türkiye”nin bitirilmesi projesinde yerel yöneticilerin yer almamaları, yerel işbirlikçi olmamaları, “dâhili bedhahları“  tarihin yargılayacağını unutmamaları gerekmektedir.

 

 

 

TÜRÇEP; Başta çimento ve demir çelik fabrikaları, gemi söküm tesisleri, katı ve tehlikeli atık yakma tesisleri olmak üzere doğal çevreyi yok eden tesislerin yaşam alanlarında ya da yaşam alanlarını etkileyen bölgelerde inşa edilmesinin önlenmesini ister.

Organize sanayi bölgeleri ve sanayi üretim alanında enerji yoğun ve kirletici teknolojilerin kullanımını önleyecek meclis kararlarının alınmasını, bu konuda etkin denetim sistemlerinin oluşturulmasını ister.

 

Sözde gelişmiş batı ülkeleri insan yaşamını gözeten yaşam standartlarına uygun olmaması nedeniyle artık kendi ülkelerinde yapamadıkları kirli teknolojileri ülkemiz gibi demokrasinin yeterince gelişmediği gelişmekte olan ülkelere transfer etmektedirler.

Kısaca Kirli Teknoloji Transferi olarak tanımladığımız bu süreç sonucu, son yıllarda ülkemize çok sayıda Termik Santraller, Çimento Fabrikaları, Ark Ocağı Teknolojisiyle Çalışan Demir Çelik Fabrikalarına, Katı ve Tehlikeli Atık Yakma Tesisleri, Çöp Fabrikaları, Tersane adıyla Gemi Söküm Tesisleri yapmak girişimleri olmaktadır.

 

Ne yazık ki yerel yöneticiler ve işbirlikçi hükümetler ülkemize yatırım yapılıyor diyerek bu girişimlere kucak açmakta ve ülkemizin ormanlarını, doğal ve kültürel varlıklarını, tarım topraklarını kirli teknoloji yatırımlarına feda edilmektedir.

            

Yerel yöneticiler o yörede yaşayan halkın ekonomisini, sağlığını gözetmek ve kollamakla da görevlidirler. Önemli bir insan hakkı olan ve Anayasamızın 56. Maddesinde yer alan “Temiz ve Yaşanabilir Bir Çevrede Yasama Hakkı” gözetilerek köyümüzü, kentimizi, çocuklarımızı, toprağımızı, havamızı, suyumuzu, ağacımızı, denizimizi, ürünümüzü, bugünümüzü ve geleceğimizi kirleten bu yatırımlara izin verilmemelidir. 

    

 

TÜRÇEP; Orman alanlarının ve doğal çevrenin korunmasını, tarım alanlarının amaç dışı kullanımının önlenmesini ister.

Yerel yönetimlerden bu doğrultuda çalışmalarını,  genel olarak planlama çalışmalarında, imar planı çalışmalarında bu ilkelerin esas alınmasını ister.

Orman alanlarımızı talan etmekte olan, toprağı, suyu kirleten, yaşamı tehdit eden maden aramalarının durdurulmasını, yeni maden aramalarına izin verilmemesini talep eder.

 

Orman alanlarının ve doğal çevrenin korunması giderek sorun haline gelmiştir. Kirli teknoloji transferinin olumsuz etkilerinin yanı sıra bu alanlar, turizm yatırımlarının, golf alanı açma, hızlı nüfus artışı ve göç sonucu gecekondulaşma gibi nedenlerle de yasal olamayan yollardan işgal edilmektedir. Yerel yönetimlerin bu konularda da dikkatli ve duyarlı olası gerekmektedir. Kentin büyümesi sonucu açılması gereken yeni imar alanlarının planlanmasında çevre boyutu göz ardı edilmemelidir.- Olabilirse yeni alanların imara açılması, alt yapılı arsa üretimi nüfus artışının önüne geçmelidir.

 

2004 yılında yapılan değişikliklerle bu günkü talanda sınır tanımaz bir hale getirilen “Maden Yasası”, geri dönüşü olmayan doğa ve çevre yıkımlarına neden olmaktadır.

 

Maden Yasasındaki düzenlemelerle, tarım alanları, ormanlarımız, özel koruma bölgeleri, sit alanları, milli parklar, tabiat parkları, su havzaları ve kültürel zenginlikleri korunan alanlar hiçbir yasal engel olmadan madencilik yapılabilir duruma getirilmiştir.

 

Bu yönüyle Maden Yasası, diğer tüm kanun ve yönetmeliklerle korunan alanların üzerinde baskın bir niteliğe büründürülerek, ülkemizin en bakir doğal alanları, en verimli tarım alanları maden sahasına dönüştürülmüştür.

 

Altın aramalarında kullanılan siyanürün dünyada onlarca geri dönüşü olmayan çevre yıkımına neden olduğu bilinmekte ve AB ülkeleri dâhil birçok ülkede bu tür madenciliğe izin verilmemektedir. Dünyada bu güne kadar onlarca siyanür kazası yaşanmış, milyonlarca hektar alan siyanürle kirlenmiş ve bu alanlarda canlı yaşam tümüyle yok olmuştur.

 

2004’te yürürlüğe giren Maden Yasasındaki değişikliklerle;

 

·         Maden aramak için ÇED raporu zorunluluğu kaldırılmış ve maden arama ruhsatıyla madenin %10’unu işletme hakkı tanınmıştır.

·         İnsan ve çevre sağlığı için çok büyük risklerin oluşmasına izin verilmiştir.

·         Maden alanı üzerinde ve alana ulaşmak için açılan yollarda ormanlar ve birçok koruma altındaki doğal alan yok edilmiştir.

·         İşletme için ruhsat ve ÇED raporu alma süreleri, bu işin gerçek anlamda araştırılarak yapılmasını olanaksız olacak biçimde kısaltılmıştır.

·         Birçok maden işletmesi ve taş ocakları için “ÇED gerekli değildir” belgesi düzenlenerek ruhsat verilmiştir.

 

Maden Yasası, ülkemizin çıkarlarından yana değildir.

Maden Yasası, benzeri diğer yasalarla birlikte piyasaların, kapitalizmin, ulus ötesi sermayenin ve onların yerli işbirlikçilerinin çıkarlarını korumaktadır.

 

 

TÜRÇEP; Çevre etki değerlendirme (ÇED) sürecinde, yerel yönetimlerin, doğal çevrenin korunması temelinde yerel dinamiklerin ve yurttaşların gereksinimleri ve istemleri doğrultusunda taraf olmasını talep eder.

 

ÇED süreci son yıllarda çarpık ve sorumsuz uygulamalar sonucu gerçek amacına hizmet etmemektedir. Yapılan bir yatırımın çevresel etkilerinin incelendiği ve olası çevre zararlarının nasıl giderilebileceğinin, yarar-zarar ilişkisinin irdelendiği ÇED süreci var olan uygulamalarla görülmüştür ki artık “çalınan minareye kılıf olmaktadır.” .Parası ödenerek her yatırım için ÇED Raporu alınması olasıdır. Halkın bilgilendirilmesi toplantıları ya hiç duyurulmamakta ya da çok az okunan birkaç gazetede yayınlanarak gözlerden kaçırılmak istenmektedir. Bu toplantılarda yer alarak çevresel endişelerini söyleyen çevre duyarlı insanların, meslek odası yöneticilerinin uyarıları ise geçiştirilmektedir. Yerel yöneticiler bölgelerinde yapılan yatırımların ÇED toplantılarına mutlaka katılmalı çevreyle ilgili değerleri ve kentlerinin yararlarını gözetmelidirler.

 

 

TÜRÇEP; Sosyal çevrenin iyileştirilmesi ve kentsel yaşamın geliştirilmesi temelinde, kentsel ulaşımda çevre ve insan odaklı politikaların benimsenmesini ve bu temelde projeler geliştirilerek uygulanmasını talep eder.

 

Toplu taşımacılık, raylı taşımacılık tüm gelişmiş ülkelerde öncelikle benimsenen ulaşım modelleridir. İnsanların işlerine zamanında gidebilmeleri, yollarda gereksiz zaman kaybetmemeleri çok önemlidir.

Ancak ülkemizde sözde gelişmiş ülkelerin dayatmasıyla karayolu taşımacılığı öne çıkartılmıştır. Kent içi ulaşımda ise toplu taşımacılıktan giderek uzaklaşılmıştır. Belediye Otobüsleri pek çok kentte artık hizmet vermemektedir.

Sıfır faizli özel otomobil kredileriyle özel otomobil kullanımı özendirilmektedir. Bunun sonucu çok sayıda araç trafiğe çıkmış ve kent içi ulaşım sorunu ortaya çıkmıştır.

Doğru çözüm raylı sistemler ve toplu taşımacılıktır. Alt geçitlerle, üst geçitler, karayolu köprüsü ve tüneli yapılarak sorun ancak ertelenebilir.

Yerel yöneticilerimiz bu konularda da dikkatli ve duyarlı olmalıdırlar. Kentlerinin çağdaş kentler arasına katılması için ulaşım politikalarını gözden geçirmelidirler

 

 

TÜRÇEP; Çevre kirlenmesine karşı etkin önlemlerin alınmasını talep eder.

Havanın, toprağın ve suyun kirlenmemesi için somut önlemlerin geliştirilmesini ister.

Gürültü ve görüntü kirliliğinin önlenmesini bekler. Bu anlamda yerel yönetimlerin etkin çalışma yürütmesini talep eder.

 

Hava kirliği, deniz kirliliği, gürültü gibi olumsuzluklar artık ölçülebilen değerlerdir. Her belediye yönetimi bu konuda periyodik olarak ölçümler yapmalı, kirlenme nedenleri araştırmalı, gerekli iyileştirme önlemleri yaşama geçirmeli, konuya ilişkin yaptırımlar da koşulsuz uygulamalıdır.

 

Fabrikaların baca gazları, atık su deşarj değerleri, katı ve sıvı atıkların uzaklaştırılma yöntemleri konusunda çağdaş yöntem ve olanaklardan yararlanılmalıdır.

Kent kanalizasyonu ve arıtma tesisi doğru ve uygun teknolojiyle gecikmeden kurulmalıdır.

 

Katı atıklar geri kazanım ve düzenli depolama yöntemiyle zararsızlaştırılmalı,  Çöp fabrikası adıyla kurulan çöp yakma tesislerine izin verilmemelidir.

 

TÜRÇEP; 2B alanlarının satışını sağlayan düzenlemelerin uygulanamayacağını belirler.

Bu konuda yapılan düzenlemeleri, siyasal iktidarın, yerel seçimlerde halkı kandırarak oylarını almaya yönelik bir eylemi olarak değerlendirir. Yurttaşları bu konuda dikkatli ve duyarlı olmaya çağırır.

 

Orman kadastrosunun ormancılık uzmanı olmayan ekiplere devredilmesi ve 2/B ile orman dışına çıkarılan alanların işgalcilerine satışı gibi suç işleyeni ödüllendiren düzenlemeler, ormancılık yönetimin uğraşılarından biri olmamalıdır.

Orman alanlarında maden aranmasını ve çıkarılmasını kolaylaştıran düzenlemeler ve benzer tahsisler bir an önce iptal edilmeli, ormanlardan yararlanmada orman bütünlüğünü bozacak ve orman ekosistemini yok edecek uygulamalara son verilmelidir. Ormancılık sorunları, ancak bilimsel çevrelerin ve demokratik toplum örgütlerinin de dahil edildiği toplum yararına politikaların geliştirildiği bir sürecin ürünü olarak çözülebilir.

 

 

TÜRÇEP; Kentlerdeki yeşil alanların arttırılmasını ve amaçları doğrultusunda kullanılmasını yerel yönetimlerden talep eder.

Kent içi yeşil alanlar kentin içinde ve çevresinde yer alan, ormanlar, korular, çeşitli işlev ve büyüklükteki parklar, mezarlıklar, refüj alanları ve bina bahçeleri gibi canlı alanlardır

Kentsel yeşil alanlar, kentlerde yaşayan insanların dinlenmeleri, gezinmeleri çeşitli rekreasyon faaliyetlerini gerçekleştirmeleri ve doğaya yaklaşımlarının sağlanması amacıyla, kent yönetimlerince düzenlenen, ortak kullanım alanları olarak da tanımlanır.

İmar kanununda yeşil alanlar, toplumun yararlanması için ayrılan oyun bahçesi, çocuk bahçesi, dinlenme, gezinti, piknik, eğlence ve kıyı alanlarının toplamıdır.

Fuar alanları, botanik ve hayvanat bahçeleri ile bölgesel parklar da bu kapsamda değerlendirilir.

Oyun ve spor alanlarının, kentlerde, hava kirliliğinden en az etkilenen bölümlerde ve geniş yeşillikler içinde yer almasına dikkat edilmelidir. Spor tesislerinin geniş yeşillikler içinde kurulması, kullanıcıların, gürültü, toz, duman gibi zararlı etkilerden uzaklaşabilmesi ve gerek duyacakları temiz havanın sağlanması açısından önem kazanmaktadır.

Kent içi yeşil alanların planlanması, düzenlenmesi, geliştirilmesi ve amacına uygun olarak kullanımının sağlanması Yerel yöneticilerin görevleridir.

Türkiye Çevre Platformu; ülkemizde sıkça rastlanılan imar plan değişiklikleriyle kent içi yeşil alanların daraltılmasını onaylamaz. Kent içi yeşil alanların korunmasını ve geliştirilmesini yerel yöneticilerden talep eder.  

 

 

TÜRÇEP; “Kentsel Dönüşüm” ve benzeri uygulamalarla, kentsel yaşam alanlarındaki kamusal alanların yağmalanmasına, bu alanların betonlaştırılmasına karşıdır.

İmar planlarının yapılmasında, çevrenin korunmasını ve yaşamın sürdürülebilirliğini temel alınmasını ister.

 

Kentsel dönüşüm; kentsel gelişmenin, toplumsal, ekonomik ve mekansal olarak yeniden ele alındığı ve kentteki sorunlu alanların sağlıklı ve yaşanabilir hale getirilmesi için yeniden yapma, canlandırma, sağlıklaştırılması için proje üretilmesi ve uygulama yapılmasıdır.

Özetle kentsel dönüşüm bir kentin dokusunu bozan sorunların giderilmesi olarak tanımlanmaktadır. 

Kentsel dönüşüm ile tarafların birbirlerinin sıkıntılarını anlamaya veya kendi problemlerini net bir şekilde ifade etmeye çalışmak yerine diyalog kanallarını kesmekte olduğunu görmekteyiz.

Kentsel dönüşüm her şeyden önce, bir zamanlar şehir merkezinin dışında kalmakla birlikte zaman içinde şehrin gelişmesine paralel olarak son derece değerli araziler haline gelen bölgelerde gerçekleştirilmektedir.

Kentsel dönüşümün uygulandığı pek çok bölgede konutların yanında veya konutların yerine iş merkezlerinin yapılmasını, dolayısıyla hayli büyük miktarlarda meblağların devreye girmesini beraberinde getirmektedir.

Büyük meblağların yer aldığı projelerin içinde ise sansasyonlar ve büyük çıkar hesapları yer almakta.

Bu durum, başta yıkılan bölgelerde yaşayan insanlar olmak üzere pek çok kişiyi sürece karşı giderek daha şüpheci bir hale getirmekte.

Bu nedenle, kentsel dönüşüm projeleri her şeyden önce şeffaflığın ve hesap verilebilirliğin ilke edinilmesi gereken, ancak bu koşulda meşruiyeti ve kamuoyu kabulü alabilecek gelişim süreçleri olmalıdır.

Diğer taraftan kentsel dönüşüm, her ne kadar yenilenmeyi ve gelişmeyi hedeflese de öncelikle bir yıkım sürecini içermekte. Çarpık da olsa var olan bir yapıyı yıkıp yerine başka bir düzen inşa edildiğinde zaman zaman büyük tepkiler oluşmaktadır.

Kentsel dönüşüm projeleri her ne kadar insanları çarpık ve sağlıksız yaşam alanlarından çok daha ‘insanca’ koşullarda yaşamaya olanak sağlayan gelişim projeleri de olsalar bu süreçler aynı zamanda insanları yerlerinden, eski alışkanlıklarından ve komşuluk bağlarından kopartan süreçlerdir.

Bu nedenlerden dolayı kentsel dönüşüm, sadece ülkemizde değil, 1940` larda ilk ortaya çıkışından günümüze kadar uygulandığı bütün ülkelerde son derece ciddi muhalefetle karşılanmıştır.

Bu nedenle, kentsel dönüşüm projelerinde, karar alma süreçlerinde, yerel halkın aktif katılımının sağlanması ve birlikte karar verilmesi büyük önem taşımaktadır.

Kentsel dönüşüm, eski binaların yıkılıp yerlerine yeni ve modern binaların yapılmasından çok daha geniş bir değişim süreci. Kentsel dönüşüme gidilen yol üzerinde geniş nüfus hareketleri, son derece önemli sosyal dönüşümler ve şehir hayatının her alanında büyük sonuçlar yaşanmakta. Bütün bu nedenlerden ötürü kentsel dönüşümün daha sağlıklı işleyebilmesi için inşa sürecinin yanı sıra, siyasi, ekonomik, kültürel ve özellikle de sosyal sonuçları göz önünde bulundurulmalıdır.

Kentsel dönüşüm projeleri; konut inşa etme, çevre düzenlemesi ve insanları yeni konutlarına yerleştirmekle sınırlı kalmamalıdır.

Ülkemizdeki kentsel dönüşüm projelerinin en sakıncalı yanlarından biri de; bu sürecin yıllar içerisinde oluşmuş komşuluk ilişkilerinin, yani sosyal dayanışmanın ve sosyal kontrol mekanizmalarının, hesaba katılmamasıdır.

Yapılan araştırmalar, kentsel dönüşüm projelerinin ara döneminde, yani konutlar yıkılıp yerlerine yenileri yapılana kadar, belediye lojmanları gibi yerlerde geçici konaklama sürecinde, suç oranlarında önemli artışların olduğunu göstermektedir.

Kentsel dönüşüm projelerinde üzerinde durulması gereken bir diğer önemli nokta da, toplumun her kesiminin mülkiyet hakkının olmadığı konusudur.

Bu projelerin çok büyük bir kısmında toplumun en alt sosyo-ekonomik sınıfları değil, orta kesimden insanlar da bulunmaktadır. Kentsel dönüşüm projeleri içinde gecekondu sahiplerine yönelik yeni konut sağlama imkânları verilse bile bu projeler çoğu zaman `fakirin fakirinin`, yani bu mahallelerde kiracı olarak oturan kişilere mülkiyet hakkı değil, küçük ölçekli bir tazminat sunmaktan öteye geçmemektedir.

Sonuç olarak “kentsel dönüşüm” ülkemizde özellikle 1980`lerden itibaren köylerden kentlere göç ile yaşanan çarpık kentleşmeyle birlikte gelen plansız şehirleşmeden ve bu plansızlığın getirdiği yüzlerce olumsuz etkiden `kurtulmak` için önemli bir fırsattır.

İyi analiz edilmiş, dikkatli planlanmış ve sonuçları hesap edilerek uygulanan kentsel dönüşüm projeleri şehirlerimizi çarpık yapıdan kurtaracak, refahı arttıracak, insanımıza daha sağlıklı koşullarda yaşama fırsatı sunacak, toplumdaki ayrışmayı ortadan kaldırmada önemli rol oynayacak ve vatandaşımıza daha saygın bir benlik algısı sağlayacaktır.

Bütün bunlarla birlikte, sürecin istenilen sonuçlara ulaşabilmesi için şeffaflığa, hesap verilebilirliğe, ekolojik dengenin korunmasına, yerel temsilcilerin katımına, sosyal dayanışma ve sosyal kontrol bağlarının korunmasına ve süreçten mağdur olabilecek insanların korunmasına özen gösterilmesi gerekmektedir.

İşte bu noktada TURÇEP kentsel dönüşüm adı altında oluşabilecek her türlü yağmaya ve talana karşıdır. Hiçbir şekilde ekolojik dengenin bozulmasını istememekte, insanların kula kulluk etmesini onaylamamaktadır.

 

TÜRÇEP; Tarihi ve kültürel değerlerin yok edilerek yağmalanmasına, egemen çevrelere peşkeş çekilmesine karşıdır.

Yerel yönetimlerden bu konuda duyarlı, sorumlu davranmalarını, somut koruma planlarının uygulanmasını talep eder.

 

Yerel Yönetimler, kültürel ve tarihsel değerlerin korunması çabalarında aktif görevler almalıdır.

 

Özellikle kentlere kimlik kazandırma ve bu doğrultuda ortak bir bellek oluşturulmasında önemli olan kültürel ve tarihsel değerlerin korunmasında ve değerlendirilmesinde yerel yönetimler ‘sürdürülebilir koruma’  anlayışını benimsemeli ve bu yönde projeler gerçekleştirmelidir.

 

Yerel yönetimler, kültürel ve tarihsel değerlerin korunmasına ve yaşatılmasına ilişkin yerel halkın ‘koruma’  fikrindeki önemli bir özne olduğunun altını çizen bilgilendirici seminerler ve aktiviteler düzenlemeli ve böylece  ‘koruma bilincinin’  yaygınlaştırılmasını sağlamalıdır.

 

Yerel yönetimler, hem kent dokusu içindeki hem de idaresi altındaki alan içindeki kültürel ve tarihsel değerlerin korunmasına yönelik birimler kurulmasını sağlamalı ve böylece bu değerlerin kent yaşamında yitik bir değer değil kentin geçmişine ışık tutan bir sembol olmasını sağlamalıdır.

 

Yerel yönetimler, kültürel ve tarihsel değerlerin ulusal ve uluslararası düzeyde tanıtılmasını sağlayacak faaliyetler geliştirmelidir.

 

TÜRÇEP; Suya erişim ve kullanımının temel insan hakkı olduğunun altını çizerek suyun ticarileştirilmesine karşıdır.

Su kaynaklarının ve sulak alanlar ile su havzalarının korunmasını ve suyun kamusal bir ürün olarak kullanımının sağlanmasını benimser.

Yerel yönetimlerin bu anlamda önemli sorumlulukları ve işlevleri olduğunu bilerek, yerel yönetimlerin su kaynaklarını koruma altına almasını ve kamusal olarak işletmesini talep eder.

 

         Yaşamın kaynağı olan su tarih boyunca toplumların ortak mirası olarak değerlendirilmiş, hatta ona kutsiyet katılarak suyu öfkelendirmemek rahatsız etmemek gerektiğine inanılmıştır.

           Günümüzde ise kapitalizmin; daha çok üretim, daha çok tüketim hırsı, yağmacı bir yaklaşımla doğal sistemlerle istediği gibi oynaması söz konusudur.

           Suyun kamu malı olduğu anlayışının hâkim olduğu 1950 li yıllardan günümüze kadarki dönemde dahi kamu eliyle (DSİ) sulak alanlarımızın büyük bir bölümü; Akşehir Gölü, Seyfe Gölü, Sultan Sazlığı, Ereğli Sazlıkları örneklerinde görüldüğü gibi kurutulmuştur.

           Bazen sıtma mücadelesi, bazen de daha çok tarım alanları açmak adına, ekosistemin bozulması pahasına, sulak alanlardan getiri (rant) elde etmek düşüncesi ağır basmıştır.

           Yine yüksek getiri elde etmek amacı ile vahşi sulama yöntemi, yüksek oranda kullanılan gübre ve tarım ilaçları toprağı verimsizleştirmiştir. Bunun diğer bir etkisi olarak da yer altı sularımız azot ve arsenikle kirletilmiş, yabanıl bitki çeşitliliği azaltmış, biyolojik çeşitlilik zarar görmüştür.

           16 – 22 Mart 2009 tarihlerinde yapılacak olan Dünya Su Formu toplantısında; suyun kamu malı olması yaklaşımı yerine, suya finanse edilmesi gereken bir meta olarak bakılacaktır.

           Su güvenliği adı altında, sermayenin kâr güvenliğini sağlayan bir anlayışı topluma dayatılmak istenecektir.

           Yerel yönetimlerin bu anlamda önemli sorumlulukları ve işlevleri vardır. Yerel yönetimlerin su kaynaklarını koruma altına alması ve kamusal olarak işletmesi, seçilecek adayların önünde birincil görev olarak durmaktadır.

           Sağlıklı, kullanılabilir suya erişim bir insan hakkıdır: İnsan hakları özelleştirilemez devredilemez. Bu anlayışı benimsemiş Belediye başkan adaylarının desteklenmesi gerekmektedir.

 

TÜRÇEP; Atık sorununa yönelik olarak eğitim ve uygulama temelinde projeler geliştirilerek uygulanmasını önerir.

Atık sulara yönelik biyolojik ve kimyasal arıtma tesislerinin kurulmasını, amacına uygun ve etkin bir şekilde işletilmesini ister.

 

Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliğine göre Belediyeler, atıkların bertarafından sorumludur. Bunun için Düzenli Depolama Alanı yapmalı, daha sonra Kompost Tesisi kurmalıdır.                                               

Ambalaj  Atıklarının Kontrolü Yönetmeliğine göre Belediyeler, Kaynağında Ayırma ve Geri  Kazanım  Çalışmaları yürütmek zorundadırlar. Yönetmelikte belirtildiği üzere; bu çalışmaları yeterlilik belgesi almış firmalarla anlaşma yaparak yürütmelidirler.

Geri kazanılabilecek atıkların hem evlerde ayrılması, hem de toplanması aşamasında  sistem  oturuncaya kadar çok aksamalar olmaktadır. Bu nedenle belediyeler gerekirse kapı kapı eleman   dolaştırarak bilgilendirme çalışmaları yapmalıdır. Anlaşma yaptığı firmanın çalışmalarını sürekli kontrol altında tutmalıdır.

 

Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliğine göre ise Belediyeler, atık suları alıcı ortamlara doğrudan veremezler. Atık suların bertarafında 2 yöntem uygulayabilirler. Bunun için ya derinlik 20 metreyi  sağlayacak bir mesafede denize verebilirler ya da arıtma tesisi kurmaları gerekir. Derin deniz deşarjında her zaman yönetmelikte belirtilen koşullar sağlanamayabilir (akıntı yönü v.s.)

Bizim önerimiz: Derin deniz deşarjı yerine biyolojik ve kimyasal arıtma tesisinin kurulmasıdır.

 

 

TÜRÇEP; Bu öneri ve istemlerinin yerine getirilebilmesinin ve doğal çevrenin korunmasının, demokratik katılımcı yönetim anlayışı ve yapılanması ile yaşam bulabileceğini bilerek,

Yerel yönetimlere talip olan yöneticilerden göstermelik danışma toplantılarının yapılması yerine, kent konseylerinin, yerel dinamiklerin etkin katılımının sağlanabileceği nitelik ve düzeyde oluşturularak çalıştırılmasını, kentsel yaşamın koordinasyonunda işlevlendirilmesini talep eder.

 

Toplumun geniş kesimlerinin, ortak sorunu olan sorunların çözümü, toplumsal yaşamın günümüzde ulaştığı karmaşık ortamda koordine edilebilir olması, geçmiş yaşanmış yönetim anlayış ve yapılarıyla olanaklı değildir. Bu anlamda temsili demokrasi giderek yerini katılımcı demokrasi anlayışı ve yapılarına terk etmektedir.

 

Katılımcı demokrasi, toplumun tüm kesimlerinin, dinamiklerinin bu sürece etkin bir biçimde katılımının sağlanması ile olanaklıdır.

 

Bu anlamda, günümüz dünyasında olumlu örnekler hızla gelişiyor ve yaygınlaşıyor.

Ülkemizde 1997 yılından bu yana uygulanmakta olan Yerel Gündem 21 projesi kapsamında, yerel uygulama örnekleriyle geliştirilen Kent Konseyleri, Belediye kanunu 76. maddesinde ifadesini bularak yasal bir düzenleme haline dönüşmüştür.

 

Ancak bu yasal düzenleme gereğince sürdürülen uygulama örnekleri, birkaç istisna dışında gerektiği düzey ve nitelikte değildir.

 

Bu yasa ile ilgili çıkartılan yönetmelik, yasanın ruhuna aykırı bir biçimde, geliştirilen bu olumlu yapılanmayı belediyelere bağlı birer daire müdürlüğü yapısına dönüştürmüştür.

 

Toplumsal dinamiklerin, sosyal yapılanmaların, üretken ve duyarlı bireylerin, kamusal alan ile sivil alanın bir ortaklık ilişkisi temelinde olanaklı olacağı bilinmelidir.

 

Toplumsal yaşamın düzenlenmesi sürecine katılım amacıyla geliştirilmiş ve yasal bir düzenleme ile uygulama kolaylığı sağlanmış olan Kent Konseyleri, Belediyelerin ve İl özel idarelerinin hegemonyasından hızla kurtarılarak, ülkemizin birçok yerinde, yasallaşma öncesi uygulanan olumlu örneklerde olduğu gibi organize edilmelidir.

 

Böylece sivil toplum bizzat kendi yaşamının koordinasyonuna doğrudan katılabilir ve katkı verebilir olacaktır. Bu uygulamaların kötü örneklerinden bir bölümü ise “Kent Kurultayı”, “Kent Konseyi” adları ile zaman zaman yapılan dönemsel toplantılardır.

 

Kimi zaman danışma toplantıları olarak adlandırılan bu toplantıların, ulusal ve evrensel ölçekte uygulanan olumlu örneklerdeki katılımcı modelle hiçbir biçimde benzerliği yoktur.

 

Yerel yöneticilerin, bölgede yaşayanlar ile yaptıkları danışma toplantıları kötü olarak adlandırılamaz. Ancak, bu toplantıların “Kent Konseyi”,”Kent Kurultayı” olarak sunulması olumsuzluktur.

 

TÜRÇEP, çevre sorunlarının çözümlenebilir olmasının, o yörede yaşayanların çözüme düzenli ve sürekli katkı sağlaması ile olanaklı olduğunun altını çizer. Yaşamı sürdürülebilir kılmanın, bu sorunların çözümüne toplumun tümünün katılımıyla olanaklı olacağını belirtir.

 

TÜRÇEP, bu katılımın da, çoğu kez göstermelik olarak yapılan, sonuçlarından yararlanılmayan danışma toplantılarıyla olamayacağını bilir. Yerel yöneticilerden bu yapılanmaların oluşturulmasında kolaylaştırıcı olmalarını talep eder. Yerel yönetimler bunun gereğini yapmalıdır. Çağdaş katılımcı modellerinin uygulanmasını sağlamalıdır.

 

 

İrtibat: Tanay Sıdkı Uyar

TÜRÇEP Koordinatörü

Tel: 0532 7744525

Faks: 0216 5891616

e-posta: tanayuyar@gmail.com