OSTİM Mahkemesi Gözlemleri – Ertuğrul Bilir

İstanbul’daki 19. Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Kongresi’nin açılışının ertesi günü Ankara’da ülkemizdeki işçi sağlığı ve iş güvenliğinin gerçek durumunu yansıtan OSTİM patlamalarının duruşması 12 Eylül günü yapıldı. 3 Şubat 2011 tarihinde iki ayrı işyerinde meydana gelen ve 20 kişinin öldüğü katliamdan 7 ay sonra ceza davası Ankara 10 Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı.

Duruşma başlamadan önce patlamada yakınlarını kaybedenlerin bir kısmının aileleri Ankara Adliyesi önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada “Bütün sorumlular yargılanıncaya kadar adalet mücadelemizi ve arayışımızı sürdüreceğiz. Bu inanç ve kararlılığımız kıymetlilerimiz kaybettiklerimize ve diğer işçi kardeşlerimize karşı vicdanı sorumluluğun gereği olarak görmekteyiz. Vicdan sahibi bütün kardeşlerimizi, bu mücadelemizde yanımızda görmek istiyoruz” denildi. Basın açıklaması sonrasında duruşma salonuna gidildi.

Öte yandan sendikaların, meslek örgütlerinin davaya müdahil olmasını bekleyenler ise beklentileriyle kaldılar. Meslek örgütlerinden birkaç temsilcinin varlığı ve ailelerle ilişki sürdürerek destek olan duyarlı birkaç insan dışında bir ilgi bu duruşmada görülmedi.

Duruşmaya 150’ye yakın kişi katıldı. Katılanların büyük kısmı ölenlerin yakınları, patlamada yaralananlar, patlama bölgesinde işyeri ve malları zarara uğrayanlardan oluştu. 3’ü tutuklu 9 sanık da duruşmada bulundu.

Yapılan sorguda, sanık avukatlarının “sanık kendini korumak için yalan söyleme hakkına sahiptir” şeklindeki veciz ifadesine uygun olarak, tüm sanıklar kendilerini sorumluluktan uzak tutmaya çalışan ifadeler verdiler.

Davanın mevcut haldeki tartışmaları şöyle: Patlamaların yaşandığı her iki işyeri de aynı şirketten sanayi gazları satın almışlar ve yetkilileri tüplerin vanası açılır açılmaz patlama olduğunu ifade ediyorlar. Patlamanın, içinde saf oksijen gazı olması gereken tüplerde CNG (Sıkıştırılmış Doğal Gaz)kalıntıları bulunmasından kaynaklandığı iddia ediliyor. Gaz tüplerini satan firma sahipleri ise kendilerinin deneme amacıyla bazı oksijen tüplerine doğalgaz doldurduklarını ancak bu tüpleri satmadıklarını, doğalgazı boşaltıp bu işten vazgeçtiklerini ifade ediyor. Patlamaların ise kullanım hatasından kaynaklandığını (örneğin işyerindeki işçinin yağlı mendille oksijen tüpüne dokunduğunu, tüplerin çıkışında alev kesici bulunmadığını) iddia ediyor.

Mağdurlar ve avukatları ise kusurun sadece gaz satan şirkette değil; patlamanın yaşandığı işyerlerinde sigortasız işçi çalıştıran, ruhsatsız binada çalışan, işyerinde gerekli önlemleri almayan işverenlerde; gerekli denetimleri yapmayan ÇSGB, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Ankara Büyükşehir Belediyesi, Yenimahalle Belediyesi ve Organize Sanayi Bölgesi Yönetimlerinde de olduğunu iddia ediyor. Bu nedenle denetleyici kuruluşların da yetkililerinin ceza davasına dahil edilmesi gerektiğini savunuyor.

Davada tutuklu olarak yargılanan 3 sanıktan birisi gaz satan Ersoy Gaz firmasının sahibi, diğer ikisi ise aynı işverene ait iki ayrı firmada “sorumlu müdür” olarak çalışan mühendisler.

Mühendislerden birisi kendisini mahkemeye “satış ve pazarlama elemanı” olarak tanıttı. Sorular üzerine ise “işyerinin ihalelere girebilmesi için kendisinin işyerinde kağıt üzerinde sorumlu müdür olarak göründüğünü, ancak imalatla bir ilgisinin olmadığını fiilen satış ve pazarlamada çalıştığını” ifade etti. Bu açıklamanın gerçeği yansıtıp yansıtmadığını ancak işyerindeki işçiler bilirler. Ancak, durum mühendisin belirttiği gibiyse bu durumda da vahim bir sorumsuzluk kendisini göstermektedir.

İşin acısı, pek çok uzmanın (mühendis, doktor vb.) benzer şekilde “imzacılık” yaparak “diploma kiralayarak” çalışıyor olmasıdır. Kapitalizmin iktisadi zorbalığı ve çürütücü etkileri sonucunda benzer durum tüm meslek alanlarında yaşanmaktadır. Çeşitli tehlikeler barındırdığı için teknik bilgi ve uzmanlık sahibi kişilerin çalışma zorunluluğu olan bir çok yerde işverenler bu işlerin kağıt üstünde kalmasını tercih etmekte ve bu talebe uyacak çok sayıda kişi bulabilmektedirler. Sonuçta her an insanlar ve doğa için yeni tehlikeler ve sorunlar oluşmaktadır.

Duruşmada sanıklardan şikayetçi olmayanlar da vardı. Hakimin sorusu üzerine patlamada mağdur olanlardan (yaralanma, arabası veya işyeri zarar görme gibi) 15 kadarı şikayetçi olmadıklarını belirttiler. Ancak, sonradan anlaşıldı ki insanların bir çoğu duruşmalara katılmak istemedikleri ve şikayetçi olurlarsa duruşmalara katılmak zorunda kalacakları düşüncesiyle şikayetçi olmayarak davanın uzağında kalmayı istemekteydiler. Halk arasında sık sık tekrarlanan “paran çoksa kefil ol, zamanın çoksa şahit ol” sözü hükmünü yürütmekteydi. Mağdurların bir kısmı işlerinden güçlerinden geri kalmamak için şikayetçi olmamayı tercih etmekteydiler.

Söylenen yalanları görerek yerinden tepki gösteren mağdurlara ve ailelerine sanık avukatları ile hakimin “ölenler için biz sizden daha çok üzülüyoruz” diyebilmesindeki rahatlık garipti. Nasıl oluyor ise birileri kardeşini, çocuğunu, babasını kaybedenlerden daha çok acı duyduklarını söyleyebiliyorlardı. Yalan söylemek ne kolay!

Duruşma sonrasında ise yargılanan işyeri sahiplerinden birisinin ölenlerin yakınlarına “sana 10 tane ev alacağım” demesine verilen cevap çok insaniydi: “Biz ona 10 tane ev alalım; bize kardeşimizi verebilecek mi?”

İşçi yakınlarının bir başka tepkisi ise kendilerinin ölümden nemalandığı imasına idi: “Herkes bizim yüzümüze “size ev aldılar mı” diye soruyor. Bizim canımız yanmış, onlar bize zenginlik peşindeymişiz gibi muamele ediyor”

Duruşmaya katılanlar arasında 20 günlük bir bebek de vardı. Babasının patlamada hayatını kaybetmesinden 7 ay sonra dünyaya gelmişti ve şimdi de babaannesinin kucağında mahkeme salonundaydı.

Patlamada 19 yaşındaki oğlunu kaybeden bir anne salonda mahkeme heyetine ve sanıklara oğlunun resmini göstererek “ben bunları, bunlarda beni tanımaz; ama benim dal gibi oğlumu bana kim verecek, sorumluların cezalandırılmasını istiyorum” diye sesleniyordu.

Patlamada hayatını kaybedenlerin yakınlarının aradığı “vicdan sahibi kardeşler”e çok görev düşüyor. Üstelik sadece OSTİM’de değil, Davutpaşa’da, Zonguldak’ta, Afşin-Elbistan’da, Dursunbey’de… Kısacası ülkenin her yerinde.

Sadece yaşanmış katliamlara karşı değil, katliamların önlenmesi için de…

 

Ertuğrul Bilir / İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi Gözlemcisi

 

– Bu yazı guvenlicalisma.org sitesinde yayınlanmıştır.