Neo liberalizme karşı hak mücadelesi yükseltilmelidir- Serdar Harp’le röportaj

 
İnşaat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Harp’in Birgün gazetesiyle yaptığı röportaj. 25 Eylül 2008

Döviz kurundaki dalgalanmalar, finans sektörünün yaşadığı kriz doğrudan inşaat sektörüne de yansıyor. Bunu neye bağlamak gerekiyor. Bu çerçevede sektörünüzün durumuyla ilgili bilgi alabilir miyiz?

Sorunuza iki aşamalı yanıt vereyim. Konut, Mortgage sistemiyle finans sektörüne bağımlı hale getirildi. Mortgage yeni yeni tartışılmaya başladığında bizler, bunun yoksul ve dar gelirlinin konut sorununu çözecek bir girişim olmadığı, asıl olarak finans sektörünün içinde bulunduğu krizi çözmeye dönük olduğunu ileri sürmüştük. Konut gibi temel bir hakkı, finans sektörüne bağımlı hale getirmenin sosyal devlet anlayışına ters düşeceğini de belirtmiştik. Nitekim, bütün dediklerimiz çıktı. İnşaat sektörü her zamankinden daha fazla, uluslararası etkilere açık hale gelmesi yanında, konut sorununu çözecek bir sonuç da açığa çıkartmadı.

Sorunuzun ikinci ayağına dönük ise şunları söyleyebilirim: Döviz ve faiz artışları, daha başka ifadeyle; finans sektöründeki değişimler, iniş çıkışlar inşaat sektörünü doğrudan etkilemektedir. İnşaat girdileri artmakta, bu, fiyatlara yansımakta, diğer taraftan alım gücü düştüğü için arz talep dengesi bozulmaktadır. Doların yükselişe geçmesinin hemen tüm ekonomik girdileri tetiklemesi doğal bir sonuçtur. İşin ilginç tarafı, dövizde meydana gelen her artış inşaat girdilerine kabul edilemez oranlarda yansımasıdır. Döviz bir artarken, inşaat girdi fiyatları iki artmaktadır. Son dönemdeki dolar ve faiz artışı hemen etkisini göstermiş, girdilerden konut fiyatlarına kadar geniş bir yelpazede kayda değer kıpırdanmalar olmuştur. Salt yükselmesi değil, artma ve azalma eğilimi göstermesi bile karar mekanizmasını kilitlemekte, bu da yatırım, satın alma ya da satma kararlarına yansımaktadır.

2008 yılı içinde demir-çelik fiyatlarına yapılan zam örnek olabilir. Zam oranları neredeyse yüzde 100’e dayanmış durumdadır. Demir-çeliğin yapılardaki payının ortalama yüzde 13 olduğu düşünülürse; bu kadar kısmının bu oranda artmış olması kaygı vericidir. Kabul edilebilir sınırlar içinde olmayan artışın sadece demir-çelikle sınırlı olmadığını da bilmek gerekiyor.

Mortgagenin yarattığı hayal kırıklığı sonrası konut arz talep dengesiyle ilgili neler söyleyebilirsiniz?

Arz ve talep dengesi, oturmuş, kendi ayakları üzerinde duran ekonomilerin ayırt edici özellikleri arasındadır. Ancak ülkemiz ekonomisi için böyle bir oturmuşluktan söz etmek mümkün değildir. Spekülatif hareketler, günü birlik kararlar, dışa bağımlılık ekonominin tamamını belirlediği gibi konut sektörünü de etkilemektedir. Örneğin Mortgage sisteminin ufukta görünmesi bile olumlu yönde bir hareketlenmeye yol açmış, ancak neredeyse bütün kısa ve orta vadeli yatırımlar hayal kırıklığına yol açmıştır. Mortgage sisteminin en iç sorunları, halkın alım gücü çerçevesinde yaşadığı sıkıntılarla birleşince, arz fazlalığı ortaya çıkmış, pek çok yatırımcı iflasın eşiğine gelmiştir. Sorunun asıl kaynağını şu oluşturmaktadır: Ülkemizde konut stoğu, konut açığı, üretim kapasitesi ve alım gücü bilinmektedir. Siyasi iktidarın buna uygun bir düzenleme yapması gerekirken, daha çok da finans sektörünün dayatmasıyla, Mortgage gibi sistemler uygulamaya çalışılmakta, sonuçta olumsuz bir tablo karşımıza çıkmaktadır. Mortgagenin yarattığı hayal kırıklığına, girdilerdeki fahiş artış eklenmiş, sizin de sorunuzda temas ettiğiniz durağanlık ortaya çıkmıştır. Tabi belki de hepsinde önemlisi siyasi iktidarın yatırımları neredeyse durma noktasına kadar çekmesidir ki, durağanlığın asıl kaynağı bu karar olmuştur.

Durgunluğun size yansıması hangi noktalarda somutlanıyor?

Yukarda kısaca değindim. İnşaat sektörü büyüme eğilimi gösterse de, bu durumun sektör bileşenlerinin ihtiyacını karşılamaktan uzak olduğu açıktır. Bir durağanlık vardır; bu, TOKİ-müteahhit ilişkisinde görüldüğü gibi, iflasa kadar giden örneklerle açığa çıkmaktadır. Kısa ya da orta vadeli yatırım yapamama durumu bile başlı başına mağduriyete yol açmaktadır. Sektörümüzün haldeki durumu, bileşenlerinin değişik oranlarda mağdur olmasına sebebiyet vermektedir. İnşaat mühendisleri de mağdurdur. Mağduriyet, işsizlik oranlarına bakıldığında, çalışma koşulları ve düşük ücretler göz önüne alındığında daha iyi anlaşılacaktır. İnşaat sektöründe işsizlik yüzde on beşler civarında bir oranla Türkiye ortalamasının üzerinde seyretmektedir. Bütün bunlar çözülmesi gereken sorunlar, aşılması gereken sıkıntılar olarak karşımızda durmaktadır.

İnşaat stokunun durumu hangi düzeydedir?

Eksiksiz bir bina envanterine sahip olmadığımız bilinmek kaydıyla; TÜİK verilerine göre şöyle ifade edebilirim: Türkiye’de 15 milyon civarında konut stoğu bulunmaktadır. Nüfus artış hızına bakılırsa, yılda ortalama 500 bin konuta ihtiyaç olduğu görülecektir. Ancak geriye dönerek, 15 milyon stoğun yüzde 55’inin ruhsatsız ve kaçak olduğu, yüzde 60’ının 20 yaş üzeri konutlardan oluştuğu, yüzde 40’ının depreme karşı güçlendirilmesi gerektiği bilinmektedir. Yapı stoğu ile ilgili bilgilerimiz ne yazık ki pek de iç açıcı değildir.

İMO’nun, Türkiye’nin ekonomik yönelimlerine ilişkin değerlendirmesi hangi doğrultudadır?

Ekonomik duruma ilişkin söylenmesi gerekenler aslında ülke siyasetine, ekonomisine yön veren anlayışın sorgulanması anlamına gelecektir. 1980 12 Eylül askeri darbesinden bu yana, ülkemizde liberal ekonomik politikalar hüküm sürmektedir. 24 Ocak kararları bu sürecin ilk adımı olarak görülmelidir. Son otuz yıl içerisinde neo liberal ekonomik program ik dönem sıkıntısız uygulanmıştır. Birincisi 12 Eylül dönemidir. İkincisi ise AKP’nin TBMM’deki mutlak çoğunluğu eline aldığı 2002 seçimleriyle başlayan süreçtir. Süreç, neo liberal politikalar doğrultusunda; kamusal alanın küçültülmesi, kamusal değerlerin özelleştirme adı altında ulusal ve uluslararası büyük sermaye gruplarına peşkeş çekilmesi, sosyal devlet uygulamalarının terk edilmesi, kamusal yatırımların minimum düzeyinde tutulması, temel insan haklarının eğitim, sağlık, barınma, su vb. alınır satılır meta haline getirilmesi, ekonominin IMF ve Dünya Bankası eliyle düzenlenmesi şeklinde yürütülmektedir. Süreç, zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yapan özellikler taşımaktadır.

Emek örgütlerinin, meslek odalarının çözüme dönük ana yönelimin ne olması gerekmektedir?

Neo liberal ekonomik politikalar hak gasplarıyla somutlaştığına göre, Türkiye’nin bir haklar mücadelesine ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Neo liberal politikalara karşı, barınma hakkı, su hakkı, sağlık hakkı, eğitim hakkı vb. mücadelesi yükseltilmelidir. Hak mücadelesinin bir ayağını da, sağlıklı ve güvenli binalarda yaşama hakkı oluşturmalıdır ki, bu hak bizim için, Türkiye için can yakıcı bir soruna işaret etmektedir.

Kaynak: sendika.org