Libya’ya çalışan ve çıkan halk ayaklanmaları sonucu Türkiye’ye dönen Harita ve Kadastro Mühendisi Ozan Akgül ve Jeoloji Mühendisi Arzu Özge Alioğlu ile çalışma koşulları, yurt dışında çalışma tercihleri ve Libya’da yaşadıkları son süreçle ile ilgili röportaj gerçekleştirdik.
Politeknik: Türkiye’de oldukça fazla sayıda mühendisin yurt dışındaki şantiyelerde çalıştığını biliyoruz. Siz de bu meslektaşlarımızdan birisiniz. Bu durumun sebeplerini anlatır mısınız?
Ozan Akgül: Yurtdışında çalışma gerekçelerim; yurtiçindeki iş sayısının azlığı, iş arayan mühendis sayısının fazlalığı ve bunun sonucunda ödenen düşük ücretler ve bunlara ek olarak Türkiye’ deki hayat pahalılığı olarak özetleyebiliriz.
Politeknik: Yani bu seçim bir tercihten çok zorunluluk diyebilir miyiz?
Ozan Akgül: Evet. Türkiye’de birçok meslek kesimi gibi mühendislerin de çalışma koşulları iyi değil. Ücretler çok düşük, çalışma saatleri çok fazla. Bu koşullar altında ekonomik, sosyal ve kültürel haklardan söz etmek pek mümkün değil. Bu sebeple biraz diş sıkıp, yurt dışına çıkıp, para biriktirmek ve Türkiye’ye dönünce bir nebze olsun rahat etmek gibi bir amacım vardı.
Politeknik: Libya’da 25 milyar dolar gibi çok büyük yatırımlardan bahsediliyor. Bu sebeple 1000’i aşkın Türkiyeli mühendis orada çalışıyor. Bu yatırımların kaynağı ne ve ne tür projeler söz konusu?
Ozan Akgül: Yatırımların kaynağı tabi ki petrol. Zaten ülkede ne sanayi ne de tarım var. Ülke ambargoların kalktığı 2003 yılından bugüne kadar yeniden inşa sürecindeydi. Alt yapı, üst yapı, turistik- kamusal konut alanları başta olmak üzere her alanda ülke baştan aşağı yeniden inşa ediliyordu.
Politeknik: Şantiyelerdeki durumdan bahseder misiniz? Koşullar nasıl? Barınma, beslenme gibi temel ihtiyaçlar nasıl karşılanıyor?
Arzu Özge Alioğlu: Şantiyelerdeki koşullar firmanın yapısına göre değişmekte ama genel anlamda olanaklar kısıtlı. Barınma genellikle iş sahasının içinde ya da yakın konumlarda çevrilen kamp sahası içine yerleştirilen konteyner ya da prefabrik binalar ile sağlanıyor. Mühendisler genellikle tek ya da iki kişilik odalarda kalıyor. Yemekleri firmalar ya kendi mutfaklarında çıkarıyorlar ya da bir taşeron firma ile bu ihtiyacı karşılıyorlar, kalitesine gelince çok çeşitlilik gösterebiliyor, iyisi de var çok kötüsü de.
Politeknik: Peki bu koşullar altında sosyal bir yaşamdan bahsedebilir miyiz?
Arzu Özge Alioğlu: Maalesef öyle bir durum söz konusu değil. Eğer şantiyede internet varsa, insanlar vakitlerini genellikle internette geçiriyorlar. Libya’da internet her zaman ulaşılabilen bir şey değil. Olduğu zaman da yavaş oluyor.
Politeknik: Güvenceli çalışma koşulları tamamen sağlanıyor mu? Örneklersek işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında, ücretlerin düzenli ödenmesi konusunda sıkıntılar yaşanıyor mu?
Ozan Akgül: 2006 yılından beri Libya’ da birçok firmayı görme fırsatım oldu. 3 ayrı firmada çalıştım. İş güvenliği ve işçi sağlığı konusunda ciddi tedbirler alındığını söylemek oldukça zor. Benim çalıştığım firmaların içinde sadece 1 tanesinde bu iş nispeten ciddi anlamda yapılmaya çalışılıyordu. Baret, işçi tulumu, sahadaki güvenlik tabelaları, korumalı ayakkabılar saha aydınlatılması vs. bulunuyordu. Genellikle her şantiyede bir revir oluyor ancak orada da maliyeti düşük tutmak adına yeterli hizmet verilemiyor. Düşük bütçeli iş alan firmalarda ise hiçbir şekilde iş güvenliği ya da revirden söz etmek mümkün değil. Ücretler konusunda ise hiçbir güvence yok. İŞKUR üstünden gitseniz bile sözleşmede maaş düşük gösteriliyor. Maaş ödemeleri ise genelde firmaya göre değişiklik gösterse de 2-3-4-5-6 ay geriden geliyor. İş bittiğinde ya da işten ayrıldığınızda içerde biriken maaşlarınızın ödenmesi tamamen firmanın insafına kalmış durumda. İş hukuki sürece girdiğinde ise maalesef yasalar işverenin yanında. Kendimden örnek vermek gerekirse 7 aylık alacağımın olduğu firmayla mahkemem 1 seneyi aşkın süredir devam ediyor ve ne zaman sonuçlanacağı henüz belli değil. Senelik 900 saat fazla mesai yapmış olmama rağmen, yasa senelik en fazla 270 saat fazla mesai yapılabileceğini söylüyor. Oysa yurtiçi ve yurtdışındaki şantiyelerin hemen hemen hepsi 15 günde 1 gün istirahat ve günlük net 10 saat çalışma prensibiyle çalışır.
Politeknik: Libya, bir taraftan çok sayıda yabancının istihdam edildiği bir taraftan da işsizilik oranının %30 olduğu bir ülke. Bu durum Libya’daki emekçilerde nasıl bir gerilim yaratıyor?
Arzu Özge Alioğlu: Libya’ da çok sayıda yabancının istihdam edildiği doğru. Bunun asıl nedeni teknik anlamda bilgi ihtiyacı diye düşünüyorum. İşsizliğin yanı sıra maaş dengesi çok sıkıntılı. Yabancı firmaların hepsi belirli oranda Libyalı personel çalıştırmak zorunda ama bir Libyalı işçinin aldığı maaş çok düşük. Örneğin Libyalı bir işçi 300 usd ye çalışırken Türk bir işçi 1500 usd ye çalışıyor, aynı şekilde bir Vietnamlı işçide 150 usd ye çalışıyor. Bu dengesizlik çalışanlar arasında da gerilime yol açıyor.
Politeknik: Orada çalıştığınız süre boyunca edindiğiniz bilgilerle Libya’daki halk ayaklanmalarının sebeplerini nasıl yorumlarsınız?
Ozan Akgül: Libya’ daki durum aslında Mısır ve Tunus’taki durumdan farklı, maddi sebeplerle birlikte sosyal anlamdaki ihtiyaçlardan kaynaklanıyor. Mısır’da halkın %70’ i aylık 60 usd nın altında ücretlerle çalışırken Libya’ da bu durum aylık 350 usd civarında, kötü ama Mısır’ın koşullarına göre daha iyi. Libya’da halkın çeşitli güvenceleri mevcut. Parasız sağlık, parasız eğitim gibi temel haklara sahipler. İsteyen herkes kadın ya da erkek üniversite eğitimi alabiliyor ama eğitim kalitesi çok düşük. Bu tür örnekleri barındırmasına rağmen ülkenin kaynakları eşit şekilde halka dağıtılıyor sonucuna varamayız. Bütün yetki tek adamın elinde. Kaddafi’ nin bireysel ve ailevi mal varlığı herkesçe malum. Ancak buradaki sıkıntının büyüğü sosyal anlamda yaşanıyor. Libya’ nın coğrafi olarak sağında Mısır solunda Tunus gibi turizmin oldukça geliştiği ülkeler var ve birbirlerine sürekli gelip gidebiliyorlar. Komşularına kıyasla sosyal anlamda çok baskı altında bir hayat sürüyor Libya halkı. En basitinden ülkede siyaset yasak. Bunu havaalanında broşürlerle yeni gelen yabancılara da ilan ediyor Kaddafi, huzurlu ve mutlu toplumumuzu politik yalanlarınızla kirletmeyin diye uyarıyor broşürlerde. Bildiğiniz üzere isyanı örgütleyen gençler Libya’da ve konuştuğumuz genç milislerin tamamının bize söylediği şey ‘Kaddafi gidecek Libya özgürleşecek’.
Politeknik: Libya’da halk isyanı başladıktan sonra, orada kaldığınız süre boyunca neler yaşadınız? Oradaki durumu bize anlatır mısınız?
Arzu Özge Alioğlu: Olayların ilk başladığı şehir olan Bingazi’de çalışıyorduk. Başta pek bir endişemiz yoktu. Konsoloslukta rahat davrandı sanırım ama onların istihbarat alma ya da neler olabileceği hakkında araştırma şansları vardı. Silah seslerinin ilk duyulduğu 17 Şubat günü mesai saatinde telsizlere proje müdüründen şantiyeden çıkışların yasaklandığı anonsu geldi, ertesi gün ise proje müdürümüz kısım şeflerini toplantıya çağırdı. Proje müdürümüz ufak bir valiz hazırlamamızı bu valize sıcak tutacak giysilerimizi ve değerli eşyalarımızı koymamızı, eğer yağma için gelirlerse hiçbir şekilde karşı koymamamız gerektiğini, böyle bir durum yaşanmaz ama yine de bunu konuşalım dendi, sonradan işe kaldığımız yerden devam edebilmek için bilgisayarlardaki bilgilerin yedeklenmesi gerektiğini söyledi.
O akşam bazı şirketlerin yağmalandığı hatta bazılarının yakıldığı haberlerini duyduk o şantiyelerde çalışan arkadaşlarımızdan. Bazı firmaların ise ertesi gün elemanlarını kiralık uçaklarla Türkiye’ye tahliye edeceğini duyduk. Ayrıca haberlerde Libya’nın Trablus büyükelçisinin saçma sapan açıklamalarını izledik. Önemli bir durum olmadığını, sadece Libya’nın % 3 lük bir kısmında olay olduğunu ki Libya’nın zaten coğrafi olarak sadece %3 ünde hayat var, olayların biraz abartıldığını söylüyordu.
Ertesi gün ne yapacağımızla ilgili tam bir belirsizlik hakimdi. Bu şekilde sık sık silah sesleri duyarak, şehirden yükselen kara dumanları izleyerek pazar gününe vardık. O gün gitmeye karar verdiğimiz haberi geldi, valizlerimizi aldık ve araçlarımızın olduğu yerde toplandık. Bir grup Libyalı bizi güvenli bir yere götüreceklerini söylüyor, bir yandan da araçlarımızın Türkiye plakalarını söküyorlardı, Libya’da yabancı firmaların araçlarının plakalarında hangi ülkeye ait olduklarını gösteren rakamlar mavi yazı ile ekleniyor. Daha sonra öğrendik ki şantiyeyi yağmalamaya gelmişler. Tabi bu durumda gitme planımız iptal olmuş oldu. Libyalı grup araçların bir kısmını alıp gitti.
Geceye kadar yine silah sesleri devam etti. İkinci kez gitmeye karar verdik ve valizlerimizle gece 1.00 civarı meydanda toplandık. Yine Libyalı bir grup vardı ve bizimle çalışan Libyalı bir mühendis arkadaşımız. Biz Libyalıları bize yardım edecek, oradan güvenli bir yere götürecek sanıyorduk ki birden ortalık karıştı. Araçların üzerinde anahtarları bulamayan Libyalı grup ellerindeki palaları üzerimize doğru bağırış çağırış içinde savurdu. Çok korkmuştuk. Libyalı mühendis arkadaşımız bize yardım için gelmiş, bir nevi arabuluculuk ve rehberlik yaptı bize. Valizlerimizi falan bırakıp şantiyenin içinde bir yerlere kaçtık. Sonra anahtarları alıp biraz sakinleyen isyancıların arasından geçerek firmamıza ait olan minibüse doluştuk. Bazı arkadaşlarımız minibüse sığmadı ve orada kaldı, daha sonra isyancılar tarafından bizim gittiğimiz yere getirildiler.
Libyalı zengin bir tanıdığımızın villasının bahçesine sığındık. Libyalı aile ellerinden geldiğince bisküvi, kraker dağıttı, kadın olduğum için beni içeride misafir ettiler, isyancı şokunun ardından gecenin soğuğunu hissetmeye başlayan bir kısım insan da villanın girişine sığınmaya başladılar. Bir kısmımız bahçede bir kısmımız içerde sabahladık. Biz orada sabahlarken aynı saatlerde şantiyemizdeki herşeyin yağmalandığını daha sonra öğrenecektik. Bireysel eşyalarımızın yağmalanmaması sebebiyle birçok firmaya kıyasla şanslı sayılabilirdik.
Ertesi gün havaalanına gittik. Orada insanlar bir hangarda tutuluyorlardı. Bizden günler önce havaalanına gelen ve Kaddafi güçleri ile Kaddafi karşıtı güçlerin çatışmasına tanıklık eden, havaalanındaki yangını yaşayan, cep telefonları gasp edilen binlerce Türk daha vardı, o konuda da şanslıydık, o anları yaşamamıştık. Uçuş izni alınamadığı ve zaten havaalanının bir kısmi da yanmış olduğu için uçakla tahliye edilemeyecektik. Bu aşamaya kadar hiçbir konsolosluk yetkilisi görmedik. Daha sonra Libyalılar gelip “Kaddafi burayı bombalayacak gidiyoruz” dediler. Yine çantaları yüklendik ve 2 km gibi bir eziyetin ardından Hugo Chavez stadyumuna geldik. Burada Bingazi Başkonsolosu Türklere hayati güvencemiz olmadığını, aynı saatlerde Tripoli konsolosunun televizyon kanallarında Libya’ da Türklerin hayati tehlikesi açısından bir sıkıntısı olmadığı ve durumun abartılmaması gerektiği yönünde demeçler verdiğini daha sonraki saatlerde öğrendik, hala Libyalı yetkililerle temasta olduklarını ve 2 geminin bizi almak için Bingazi limanına geleceğini söyledi. 3500 kişi o gece statta konakladık. Kaddafi karşıtı grup bize çok iyi davrandı. Her türlü ihtiyacımızı giderdiler. Yatak ve battaniye dağıttılar.
Geceyi genç isyancılarla sohbet ederek geçirdik. Sürekli her toplumda iyi ve kötü insanlar olduğunu, yağmaların ortak bir tavır olmadığını anlatmak gibi kaygıları vardı. Yağmalama olaylarını saymazsak en iyi ilgiyi onlardan gördük. Salı günü geminin geleceği aynı zamanda bizim şantiyemizin de olduğu Bingazi limanına geldik. Şantiyenin durumu içler acısıydı. Herşey yağmalanmıştı, yakmamışlardı ama kullanılamaz hale getirmişlerdi. Sonra orada bulunan 3500 kişi de şantiyemize geldi. Onlar için daha da zor oldu çünkü 3 km gibi bir mesafeyi ellerinde valizleriyle yürümek zorunda kaldılar, kapıdan şantiyeye ulaşmak için. Mülteci kampına dönüştü şantiyemiz. Kaddafi karşıtları da ofislerin bulunduğu binayı kendilerine karargah yaptılar.
Yine hertürlü ihtiyacımız karşılanıyordu, hazır yemek vardı. İsyancıların bir kısmı Bingazi konsolosuyla beraber hızlıca pasaport işlemlerini halletmeye çalışıyordu. Sağlık hizmeti dahi veriyorlardı. İnsanlar gemiler görünmeye başladıktan sonra kapıya doğru akın etmeye başladı. Biz ikinci gemideydik o nedenle kendi odamızda bekliyorduk. Derken bizim de sıramız geldi ve gemiye bindik. Gemi yola çıkar çıkmaz herhalde güzel bir yemek yeriz diye düşüyordu herkes. Gemide izlediğimiz üzere hükümet yetkilileri televizyonda Türkiye’nin en büyük tahliye operasyonunu yaptıklarını, işçilerin bütün ihtiyaçlarının karşılandığı ile böbürlenirken gemide bizim karşılaştıklarımız ise tam anlamıyla trajikomikti.
Gece biraz tansiyonum düştü ve fenalaştım ancak gemi çok hazırlıksız yola çıkmıştı. Bir battaniye dahi zorla bulup getirdiler, oysaki Kaddafi karşıtı isyancılar bile 3500 kişiye yetecek kadar battaniye dağıtmıştı. Tansiyonu düşen birine yapılabilecek hiçbir desteği sağlayamadılar, bırakın ilacı, tuzlu bir gıda bile veremediler. Sonra yemek servisi yapılmaya başlandı. 6 kişiye 1 küçük kutu pilaki, 3 küçük karper peyniri ve 2 dilim ekmek verdiler, şok içindeydik. Neyse ki isyancıların verdiği gıdaların bir kısmını gemiye getirmiştik. Derken çorba dağıtılmaya başlandı, yine 6 kişiye sadece 3 paket çorba dağıtıldı ama bu seferde sıcak su dağıtılmadı. Yine neyseki yanımızda isyancıların verdiği su ısıtıcısı vardı, çorbamızı da o şekilde hazırladık. Yolculuğun son 3-4 saatinde de içme suyu tükendi. Tabi ki önemli olan Libya’ yı biran önce terk edip sevdiklerimiz ile buluşmaktı ancak televizyonda izlediklerimiz gemideki herkesin sinirlerini geriyordu.
Böyle saçma sapan bir yolculuğun ardından, İlk Türk firmasının yağmalanıp yakılmasından 5 gün geçtikten sonra geride kalan arkadaşlarımızı düşünerek, Marmaris limanına ulaştık. 25000 insanın sadece 2 gemi ile 5 gün sonra tahliye edilmeye başlamasına hala anlam veremiyorum. Oysaki işçileri daha fazla gemiyle yakın ülkelere (Mısır, Tunus, Malta )tahliye etmek gibi çeşitlendirilebilecek bir sürü pratik çözüm bulunabilirdi. Marmaris’te çalıştığımız firma tarafından karşılandık, yine firma tarafından maddi ihtiyaçlarımız giderildi ve evlerimize gitmek üzere otobüslere bindik.
Politeknik: Libya’dan Türkiye’ya dönen mühendisler dahil tüm çalışanlar işsizlik gerçeğiyle karşı karşıya. Ne düşünüyorsunuz? Beklentileriniz neler?
Ozan Akgül: Maalesef çalıştığımız firma bize yeni istihdam sağlamayacağını duyurdu. Şu an işsiziz. Her ne kadar zor şartlar altında, sosyal hayatımızdan vazgeçmek pahasına, iş güvencesi olmadan çalışıyor olsak ta, en azından maddi anlamda sıkıntılarımızı nispeten gideren bir işimiz vardı. Şimdi Libya’dan dönen 25000 insanla birlikte işsizlik kâbusuyla yeniden yüzleşeceğiz ve eminiz ki bu durumu firmalar kriz ve kriz sonrası hala devam eden süreçte olduğu gibi, yeniden düşük maaş yansıması olarak en iyi şekilde kullanacaklardır. Daha önce de belirttiğim gibi mühendislerde güvencesiz koşullarda istihdam ediliyor. Libya’ya gitmek bunu çözmemişti elbette. Bu sebeplerden ötürü de maalesef geleceğe dair olumlu bir beklentiden söz etmem pek mümkün değil.
politeknik.org.tr