Kerpiç Evler Değil Kapitalizminiz Öldürüyor

Bugün (8.Mart.2010) sabah 04:32’de Elazığ’da meydana gelen depremde 41 kişi öldü, 74 kişi yaralandı. Halen arama kurtarma çalışmaları sürdürülüyor. Hasar daha çok köylerde görüldü. 10 köyde evler yıkılırken, Okçular ve Yukarı Kanatlı’da evlerin büyük çoğunluğu yıkıldı.

Depremin Richter ölçeğine göre büyüklüğünün 6.0 olarak açıklanmasına rağmen, can kaybının bu düzeyde yüksek olmasının nedenini Başbakan Erdoğan, bölgedeki kerpiç yapılara bağladı. Şili’de 21 Şubat 2010 tarihinde 8.8 büyüklüğünde bir deprem olmuş, 700’ün üstünde can kaybı açıklanmış ve daha sonra bu rakamın 500 civarında olduğu söylenmişti. Halbuki söz konusu deprem, Elazığ’da bugün gerçekleşen depremden on beşbin kere daha büyük bir enerji açığa çıkarttı.

Başbakan Erdoğan’ın açıklaması, bir taraftan kendi sorumluluklarını gözden kaçırma çabası olarak görülürken bir taraftan da yeni rant politikalarına alan açmanın adımını atıyor. Bölgenin yeniden imarı için TOKİ’ye talimat verdiklerini açıklayan Erdoğan, yeni sermaye gruplarının palazlanmasında önemli rol oynayan TOKİ’yi devreye sokuyor. Halkın barınma hakkını esas almak yerine, emekçi halktan aldığı parayı sermaye gruplarına aktaran, kentsel dönüşüm adı altında yoksulların konutlarını başlarına yıkarak rant alanları oluşturan ve buralara lüks konut yapan TOKİ’nin bölge insanlarına ne hizmet getirebileceğini kestirmek zor değil.

Kerpiç evleri suçlamak saçmalıktır!

Kerpiç evleri suçlamak, teknik açıdan da doğru değil. Kerpiç evler bile gerekli teknik koşullar sağlandığında depreme dayanıklı hale getirilebilir. Bunun için zemin yapısından, malzemenin iyileştirilmesine, deprem riskinden, doğru bir inşaat tekniği kullanmaya kadar bir dizi parametreyle projelendirme yapılabilir. Nitekim İ.T.Ü Mimarlık Fakültesi’nde yapılan araştırmalar sonucu betonarmeden daha dahanıklı kerpiç yapı teknikleri geliştirildi.  Bugün, kerpiç evler özellikle ekolojik ve doğal klima avantajları nedeniyle incelenen ve enerji tasarrufu açısından hedef gösterilen yapılar arasındadır. Ancak burada söz konusu olan, yoksul insanların kerpiç evi, zaten alternatiflerini yapacak olanakları olmadığı için bir zorunluluk olarak tercih ediyor olmalarıdır. Herhangi bir teknik destek de söz konusu değildir. Kaldıki geleneksel yöntemlerle yapılan tüm inşaat tekniklerini bir kalemde kenara atmak da doğru değildir. 1999 Gölcük depreminde görüldüğü gibi, geleneksel yığma binaların ayakta kaldığı, betonarme binaların yıkıldığı örnekler görülmüştü. Bilimi, tekniği ve halkın ihtiyaçlarını değil, karın arttırılmasını temel alan kapitalist sistemde modern yapı teknikleri uygulanmış gibi gözüken binalar da birer katliam aracına dönüşmüştü.

İktidar sorumluluktan kaçamaz!

Asıl görülmesi gereken Türkiye kapitalizminin yüz yıldır halkın konut sorununu çözememiş olmasıdır. Bu günkü AKP hükümeti de öncekiler gibi sermaye ikitidarını sürdürmek için çabalarken, bilim insanlarının ve teknik elemanların uyarılarına kulaklarını tıkıyor. Konut sorununu yeni sermayenin önemli bir birikme alanı olarak değerlendirirken, barınma hakkını karşılayacak adımlar atmıyor. Tam tersine halkın kendi kendine bulduğu çözümleri de, iyileştirmek yerine, rant için yerle bir ediyor. Depremden de bu politikalarını meşrulaştırmak için yararlanmaya kalkıyor.

1999 Gölcük depreminden bu yana 11 yıl geçti ve AKP 8 yıldır iktidardadır. Bu kadar sürede gerekli iyileştirmeler yapılmadığı gibi, önlemler de alınmamıştır. İstanbul halkı mezabahadaki koyunlar gibi, -belediye başkanı Topbaş’ın ağzından- içlerinden hangi otuzbin kişinin depremde öleceğini beklemektedir. İktidar, daha önce selde ölenleri dere yatağına yerleştikleri için suçlu ilan ederken, şimdi de depremde ölen yoksul köylüleri, kerpiç evde yaşadıkları için zımni olarak suçlu saymaktadır. Yapılan eleştirileri de “takdir-i ilahi” diye savuşturmaya çalışıyorlar.

AKP iktidarı laf kalabalığı ile sorumluluktan kaçamaz. Halkın güvenli ve insanca yaşayabileceği konutları sağlayamadığı gibi, doğrudan barınma hakkına saldırmaktadırlar. Bilimi ve tekniği değil, hurafeleri temel almaktadırlar. Halkın ihtiyaçlarına göre değil, sermayenin ihtiyaçlarına göre politikalar geliştirmektedirler.   

Biz teknik elemanlara düşen görev, politikaların belirlenmesinde, bilimin, tekniğin ve halkın ihitiyaçlarının esas alınması gerektiğini bıkıp usanmadan anlatırken, bilimin ve tekniğin de emekçi halkın hizmetine sunulması için  mücadele etmektir.

 

politeknik.org.tr