Kamusal Alanın Tasfiyesi Sürecinde Mühendislik Eğitimi ve Kimliği* – Elif Güven

Sanayi devrimi ,dolayısıyla kapitalizm ile çağdaş olan modern ‘mühendislik’  kavramı,Mühendislik bilgisi ve eğitimi , mühendis kimliği kapitalizm içerisinde değişen üretim süreçleri ile birlikte dönüşüm geçirmektedir. Sanayi devriminin başlangıcında bugünkü mühendislerin atalarını daha çok zanaatkârlar içerisinde aramak gerekmektedir. Bu sebeple sanayi devrimimin başlangıcındaki modern anlamda mühendisliğin ataları için ‘ zanaatkar mühendis ‘ terimi sıkça kullanılmaktadır. Dönemin zanaatkarlarını Braverman ‘çalışmakta olan zanaatkar, zanaatın gündelik uygulaması içerisinde kendi döneminin teknik bilimsel bilgisi ile bağlıydı. Çıraklık yaygın bir biçimde cebir geometri ve trigonometri dahil matematiğe, zanaata özgü maddelerin özellik ve kökenlerine , fizik bilimlerine ve mekanik çizimlere dair bir eğitimi içeriyordu’(1) diye açıklamaktadır.

 

Zanaatkar emeğinin ücretlerinin emek maliyetleri arttırması ve sermayenin üretim sürecinin bilgisine sahip olmadan denetim altına alamamasının da etkileri ile tekelci kapitalizmin erken evrelerinde Adam Smith ve Taylor’ un yeni kapitalist işbölümü tezleri ağırlık kazandı. Kapitalist işbölümü her türlü vasfı imha etmek için ; üretim sürecini bütünlüğünden kopararak olabildiğince küçük parçalara ve işçinin sadece tekrarlı ve basit el hareketleri ile yapabileceği şekilde parçalamakta, kavrayış ve uygulama birbirinden ayrılarak, üretim süreci üzerinde zanaatkarın bütün bilgisi elinden alınarak üretimin bilgisi ve denetimi sermayenin eline geçmektedir. Kafa ve kol emeğinin ayrışması olarak da yaşanan bu süreç işçiyi üretim sürecindeki küçük ve basit bir işlemi tekrar ederek ürettiği ürünün bilgisine yabancılaştırırken, üretim sürecine dair kapsamlı bir bilgi ve sürecin tamamını kavrayabilme artık sadece sermayenin ve genellikle yönetici konumundaki az sayıdaki insanın denetimine geçmektedir. Belki de bugün kafamızdaki imgenin karşılığı olarak mühendisten ancak kapitalizmin tekelci evresinde ulaştığı bu süreçte bahsedebiliriz.
 
Zanaatkârlık bilgisi insanlık tarihinin biriktirdiği bilgi ve deneyimlerin toplamını içermektedir. Zanaatkardan kapitalist iş bölümü içerisindeki işçiye dönüşüm aslında sermayenin, insanlığın tarihi boyunca biriktirdiği bilgi ve birikime el koyuşunu ifade etmekte idi. Kapitalizmin yaşadığı büyük gelişme ve neredeyse dünya çapına yayılan ve büyük ölçekli fabrikalarda yapılan üretim, üretim süreci hakkında kapsamlı bilgiye sahip olan mesleklerin mensuplarının sayısında kitlesel bir artışa neden oldu. Üretim süreci hakkında kapsamlı bilgiye sahip olan ve aslında kendisi de ücretli çalışan olan ve işsiz orduları ile baskılanan teknik elemanların – özellikle de mühendislerin- bilgisi de kapitalist iş bölümü yasası gereğince artık çoklu, basit tekrara dayanan parçalara ayrılarak denetim altına alınmaya başlandı. Artık üretim sürecinin tasarımı, planlanması, denetimi, kontrolü, kayda alınması gibi çoklu parçalara ayrılarak kitlesel bir işbölümünün parçaları haline getirildi.

Bu parçalanma aslında teknik elemanları, sürecin bütünü hakkında tüm bilgiden kopartarak parçalar hakkında ‘uzmanlaştırdı’.  Neo- liberal dönemin çalışma hayatımıza kazandırdığı kariyerizm, ömür boyu eğitim ve mühendislerin hayatına sokulan uzmanlık, yetkili yetkin mühendislik vb. kavramalar bu açıdan tam da kapitalizmin iş bölümü yasası ile uyuşmaktadır. Burada yazımızın kapsamını aşmakla birlikte bu kavram ile ilgili birkaç  not düşmekte yarar var. Mühendislerin hayatına giren bu yeni kavramları, kapitalizmin verili koşulları ile ilişkileri kurulmadan, sadece yaptığı işte ehil olan işini iyi bilen ve kendini ömür boyu teknik olarak eğiterek kendini yenileyen bir mühendis tipolojisi şeklinde tartışmak mümkün değildir. Öncelikle kapitalist iş bölümünün devam ettiği bir süreçte bir mühendis için uzmanlaşma kavramının, süreç hakkında bütünlüklü bir bilgi ve denetime  sahip bir mühendisi değil, sürecin çoklu parçaları içerisinde birisi hakkında derinlikli bilgiye sahip bir mühendisi ifade etmektedir. Bu derinlik tıpkı tekelci kapitalizmin erken evrelerinde ‘ vasıflı işçiler’ için tariflendiği gibi çoğunlukla 2-3 gün yada birkaç hafta içerisinde pekala öğrenilebilen işleri içermektedir. Uzman, sertifikalı mühendisler yaratmak konusundaki yöntemin kapitalist işbölümünün işçiler üzerinde yarattığı bilgisizliği örtbas etmek için geliştirilen yöntem ile  benzerliği dikkat çekicidir.  Sertifikasyon ile sağlanılan mühendislik bilgisindeki standardizasyon, birbirinin aynı bilgiye sahip bir mühendis ordusu yaratmakta ve zaten süreç hakkındaki hakimiyetini-dolayısıyla önemini- kaybeden ya da kaybetmekte olan mühendislerin tüm yaratıcı süreçleri baltalanarak ,sermaye açısından pekala aynı sertifikaya sahip başka bir mühendisi de seçerek işlerini aksatmadan devam ettirmesini sağlamaktadır.
  
Benzer bir süreç üniversitede mühendislik eğitiminde de yaşanmaktadır. Temel mühendislik disiplinlerindeki parçalanma mühendislik ve mimarlık bölümlerinin sayısında hızlı bir artış göstermiştir. Özellikle son zamanlarda mühendislik fakültelerinde açılan enerji mühendisliği, otomotiv mühendisliği, polimer mühendisliği gibi örnekler aslında elektrik, makine ve kimya gibi temel mühendislik disiplinlerin alt başlıklarının hatta çoğunlukla yüksek lisan eğitimlerinin  lisans alanlarına kaydırılması, sermayenin uzmanlaşma konusundaki eğilimlerinin karşılığı olarak, bir anda popülerlik kazanarak revaçta mühendislik bölümleri olarak öne çıkmaktadır. Bu yeni mühendislik bölümlerinin mezunlarının kısa bir süreliğine iş olanağına sahip olma imkanları tabii  ki vardır, ancak sermayenin ihtiyaç duyduğu ile mezun kişi sayısındaki  dengenin bozulması ile birlikte, biriken işsiz ordusunun baskılanmasını omuzlarında hissetmemeleri mümkün gözükmemektedir. Ayrıca temel mühendislik dallarının alt başlıklarının ya da yüksek lisans alanlarının lisans eğitimlerine kaydırılması, ilgili temel mühendislik disiplini hakkında bütünlüklü bir bilgiye sahip olmadan bir alt başlık hakkında uzmanlaşma sanıldığının aksine derinlikli bir bilgi değil ancak bir körleşme yaratacaktır. Tabi ki bütünün değil parçanın bilgisine sahip bir mühendisin mezun olduğu bölümde iş olanağı bulamaması durumunda temel disipline ait bir başka alana kayma ihtimalini ortadan kaldırarak, sermaye açısından seçeneği arttırıken mühendislerin zaten kısıtlı olan iş imkanlarını daha daraltmaktadır.   

Kapitalizmin verdiği tarihsel bir taviz olarak keynesyen dönem emeğin yeniden üretim sürecinin kamu kaynakları tarafından ücretsiz ya da maliyetine karşılanmasını içeriyordu. Neo- liberal dönem ile birlikte vahşi kapitalizm dönemine dönen sermaye, bu zamana kadar kendi kar alanına açılmayan kamusal alanı tasfiye ederek ele geçirmeye başladı. Kamusal alan mühendislik bilgisi açısından;Elektrik enerjisinin üretiminden, iletilmesi ve hane halkına sunumundan, sulama kanalları vasıtasıyla tarlaların sulanması yada hane halkının tüketimi için barajların oluşturulmasından, su tesisat sistemlerinin evlerimize kadar getirilmesine,arıtma ve kanalizasyon işlemlerinden, telekomünikasyon alt yapısının oluşumuna, karayolları, demiryolları ile ulaşımın sağlanmasından, maden işletmelerine, şeker çay fabrikaları vb ile gıda güveliğinin sağlanmasından, can güvenliği açısından gerekli olan kamusal denetimlerin yapılmasına vb. kadar geniş bir bölümü içermektedir. Mühendislerin yoğun olarak çalışması ve mühendislik bilgisinin önemli olduğu için teker teker sıralanan  tüm bu kamusal alanlarda insanlığın yüzlerce yıllık bilgi birikimi dolaysız bir şekilde topluma geri döndürülmesi de sağlanabiliyordu. Tabiî ki keynesyen dönemi  dört başı mağrur bir kamusal alan olarak tariflemek yada sosyal devlet kavramına sıkı sıkıya sarılmak niyetinde değiliz. Ancak bu alanların çoğunun bilgi ve denetiminin sermaye eline geçirilememiş olan son bilgi kaleleri olduğunu  not düşmekte yarar var. Kamusal alanın tasfiyesi süreci  halkın en temel ihtiyaçlarının metalaştırılarak halkın yoksullaştırılması ve çalışanların güvencesiz çalışma koşularına mahkum edilmesine yol açtığı kadar ve bir o kadar da önemli bir şekilde insanlığın bilgi ve birikiminin dolaysız bir şekilde toplumsallaştığı tek alanın, kamusal alanın bilgi ve denetimini sermayenin eline geçmesini sağlayarak bilgiyi onu üretenlerden çalınması sürecinin son ayağının da tamamlanıyor olduğunu göstermektedir.
Diğer yandan Neo-liberalizm Kamusal alanın tasfiyesi süreci ile birlikte mühendislerin istihdam alanlarını endüstriyel ilişkiler ile sınırlı tutmakta, bu süreçte mühendis kimliği ‘ toplumsal rolü ‘ konusunda geri dönülmez bir erozyona uğramaktadır. Neo- liberal dönüşüm, kamusal alanın tasfiyesi ile birlikte yeni bir mühendislik kimliği yaratmakta, bu kimliği yaratabilmek için de mühendislik eğitiminde yapısal dönüşümlere gitmektedir

Mühendislik bilgi ve birikiminin parçalanarak denetim altına alındığı bu dönemde pek çok yöneticinin de kabul ettiği şey ‘ eğitimden elde edilen kazanımların zaten birçok iş kategorisinin ihtiyaçlarını aştığını ‘ kabul etmektedir. Ülkemizde de sermaye mühendislik eğitimi için sıklıkla dile getirdiği ‘çok fazla teorik bilgi okutuluyor bizim ihtiyacımız bu değil’
şeklindeki serzenişleri ile aynı şeyi ifade etmektedir.

Sermayenin bu talepleri göz önüne alınarak bakanlar kurulunda görüşülerek  2010-2011 öğrenim yılında teknik eğitim fakültelerinin yerine ‘teknoloji fakülteleri’ açılması kararı vermiştir. Teknoloji fakülteleri ile amaçlananların yayınlandığı raporda; Mühendislik kavramı teori ve uygulama mühendisliği şeklinde ikiye bölerek, mühendislik formasyonunu parçalamakta ve bütünselliğinden kopararak akademik birikimi de engellemektedir. Raporda;  Ar-Ge ve karmaşık tasarım işlerini mühendislik mezunlarının, imalat, test, değerlendirme, projelendirme gibi alanlar ise teknoloji mühendisliği mezunlarının çalışma alanları olarak tariflenmektedir. Tüm sermaye birikimi yeni teknoloji geliştirme değil de verili teknolojiler üzerinden montaj ve üretim yaparak uluslar arası tedarik zincirine eklenmek olan bir ülkede mevcut mühendis istihdamının %90 ının  bugün teknoloji mühendislerinin çalışma alanı olarak tariflenen alan olduğu açıktır.
Ülkedeki mevcut mühendis kitlesinin %90 ının çalıştığı bu alanda yeni bir mühendislik eğitimi ihtiyacına neden gerek duyulmaktadır. Teknoloji fakültelerinin amacı ve eğitimin şekli hakkında açıklananlardan anlaşılan o dur ki teknoloji fakülteleri öğrencileri pratik kısmının –yani staj uygulamasının- daha fazla ağırlık kazandığı mühendislik teorisi hakkında ise yüzeysel bir bilgiye sahip olarak yetiştirilecektir. Örneğin imalat sanayinde çalışan bir makine teknolojisi mühendisi; üretim aracı olan takım tezgahlarının işleyişi, kullanılması, gerekli olan soğutucu yada sızdırmazlık elemanının seçimi,işçi yada ustabaşına gerekli iş emirlerinin verilmesi konusunda bilgiye sahip olacak, ancak üretilen ürün ile ilgili gerekli mukavamet yada makine elemanları hesaplamalarını, yani ürünün tasarımı ve kavrayışı hakkında asgari bir bilgiye sahip olacaktır. Bu, bugün ülke sermayesinin tam da hayalini kurduğu mühendis tipidir. Sürecin tamamı hakkında bilgisini yitirmiş, ama zaten küçük ve anlaşılır parçalara ayrılmış olan süreçlerin devamını sağlayabilecek olan bir mühendis.

Üretim süreci içerisinde  Mühendislik bilgi ve denetiminin sermayenin eline geçerek ondan alındığı  bu süreçte sermaye için kullanılmayan bilgi değer üretmeyen bir bilgi olarak değerlendirilmekte ve öğretilmesine gerek duyulmamaktadır artık.
 
Teknoloji mühendisliği uygulamasının;  mühendislik bilgi ve birikimi, mühendis  kimliği üzerine yaratacağı derin tahribat iyi anlaşılmalıdır. Bu basitçe ‘mühendislik unvanının’  asıl sahiplerinin kim olduğu tartışması değildir. Bu kapitalist iş bölümü içerisinde işçiden tekelci kapitalizmin başlarında çalınan, ürettiği ürünün sürecine dair bilgi ve denetimin, ellerinde tutulmasına bir süreliğine izin verilen mühendislerin –yani sürecin bilgi ve denetimine sahip son ücretli çalışanlar kitlesinin de- elinden sermaye tarafından alınıyor olmasıdır.

Evet mühendislerin büyük bir kitlesinin, üretim sürecindeki bilgi ve denetimi elinde bulundurdukları şanslı bir azınlık olduğu dönemlerde, tam sermayenin yaratmak istediği kutuplaşmaya uyarak aslında kendiside ücretli bir çalışan olmasına rağmen saflarını pek de işçi sınıfından yana seçmediği doğrudur. Ama tarihsel olarak tam da mühendislerin derin bir işçileşme sürecine girdikleri bu dönemde artık bu bilgiyi ellerinde tutmalarına da izin verilmemektedir.

Mühendislerin üretim sürecine dair bu bilgi ve denetimine sermaye tarafından el konuluşu süreci tamamlandığında, bu bilgi ve denetim artık saf ve vekilsiz bir şekilde sermayeye geçecek ve geri dönülemez sonuçlar yaratacaktır.

Burada Braverman’ın Emek ve Tekelci Sermaye kitabında işçinin üretilen ürün hakkındaki tüm bilgi ve denetimine tekelci sermaye tarafından el konuluşunun tarihsel sürecini izlerken hissettiğim tüm öfke ve isyan duygularının arasında sadece ‘vasıf hakkında son bir not ‘ kısmında okuduğum bir bölüm bende bir gülümseme, umut ve heyacan yaratmıştı. Şöyle diyor Braverman;
‘ işçi yalnızca, modern mühendisliğin bilimsel, tasarımsal ve operasyonel ayrıcalıklarını sahiplenerek, yeniden kolektif yada toplumsallaşmış üretimin ustası haline gelebilir. Bundan yoksun kalındığında emek süreci üzerinde bir ustalık olmaz… eğitim yalnızca okul yılları sırasında emek pratiği ile birleştirilmesi ve yalnızca , eğitimin işçinin resmi eğitimini tamamlamasının ardından hayatı boyunca sürmesi ile etkili olabilir. Söz konusu eğitim yalnızca sanayinin sahici anlamda efendisi haline geldiği zaman; yani emek süreci içerisindeki denetimcilerle işçiler; kavrayış ve uygulama; kafa ve kol emeği arasındaki uzlaşmaz çelişkiler ortadan kaldırıldığı ve emek süreci, kendisini yöneten kolektif gövde içinde birleştirildiği zaman işçinin ilgisini ve dikkatini çekebilir…bu bakış açısından bakıldığında,Marksist vizyon,’ işçi katılımı’ ve ‘işçi denetimi’ talepleri bakımından yeterli değildir. Mevcut üretim örgütlenmesinin üzerine basit bir biçimde müdürlerin seçilmesi, üretim ve diğer şeylerle ilgili kararların oyla belirlenmesi vs. gibi biçimsel parlamentarizm yapısının bindirilmesine dayanan bir işyeri demokrasisi kavrayışı yanıltıcıdır. Gerekli  teknik bilgi işçi sınıfına iade edilmeden ve emek organizasyonu yeniden biçimlendirilmeden, yani tek bir sözcükle ifade edersek, yeni ve sahiden kolektif bir üretim tarzı oluşturulmadan, fabrikalar ve bürolarda oy kullanılması, işçilerin tıpkı eskiden olduğu gibi ‘uzmanlara’ bağımlı olarak kalacakları ve yalnızca kendi aralarında tercihlerde bulunup, kendilerine sunulan alternatiflere oy verecekleri hakikatini değiştirmemektedir. O halde sahici işçi denetiminin ön koşulu, teknolojinin gizemlileştirilmesine son verilmesi ve üretim tarzının yeniden örgütlenmesidir. Bu elbette, sanayi iktidarının işçi denetimi talepleri yoluyla ele geçirilmesinin devrimci bir eylem olmadığı anlamına gelmez. Daha ziyade sahici bir işçi demokrasisinin saf anlamda biçimsel bir parlamenter şema üzerinde sürdürülemeyecek olduğu anlamına gelir.’(2)

Evet Veblen sermaye sınıfını asalaklar olarak adlandırdığında mühendislere bir çağrı yapmıştı; ‘ bütün mühendisler iktidara!’, bir mühendis olarak Braverman’ın bu satırlarını okurken ben başka bir çağrıyı işittim.
‘Üretim sürecindeki bilgi ve denetimi hala elinde tutan mühendisler , gerekli teknik bilgiyi aidi olduğunuz işçi sınıfına iletiniz.’

DİPNOTLAR
1) Braverman Harry, Emek ve Tekelci Sermaye (Kalkedon,2008) sf. 142.
2) a.g.e  sf. 402

Elif Güven

Makina Mühendisi

*Bu bildiri Karaburun Bilim Kongresi’nde Mühendislik ve Akademi oturumunda sunulmuştur.