Kamu vicdanı rahat mı? – Hatice Yurttaş

27 Eylül 2007 de ISKI’ nın Melen Projesi Salcak-Sarayburnu boğza geçiş hattı inşaatında bir vincin piminin kırılarak bomunun düşmesi sonucu hayatını kaybeden harita mühendisi Gülseren Yurttaş’ın 2,5 yıldır sürmekte olan kamu davası bugün bitti. Tedbirsizlik ve dikkatsizlikle ölüme sebebiyet vermekten yargılanan sanıklara verilen ceza kısaca şöyle:

Vinç operatörü Hasan Hüseyin Navruz- yani karar alma mekanizmalarında yer alamayak bir işçi– 1 yıl 8 ay hapis cezasına ANCAK bu cezanın 12.100.00 TL para cezasına ve bu paranın 24 eşit taksitle ödenmesine,

Detek Deniz Ldt Şirketi sorumlu teknik müdürü- aynı zamanda sahibi- Ali Ener Ediz’in ve Kutay İnş. ın şantiye şefi ve yanlış hatırlamıyorsam aynı zamanda ortağı Kürşat Özarslan’ın 2 yıl 6 ay hapis cezasına ANCAK bu cezanın 18.200.00 TL para cezasına çevrilmesine ve bu paranın da 10 eşit takside bölünmesine ve ayrıca bu kişilerin 6 ay meslekten yasaklanmasına karar verildi.

Aslında bu suçun cezası kanunda 2 ila 6 yıl hapis cezası ancak hakimlerimiz bu kadar insanın kazalarda öldüğü bir ülkede takdirlerini kullanarak kimseye hapis cezası vermiyor, çünkü yargıtay içtihatları var, yani yargıtay bugüne kadar hep ceza indirimi uygulamış. Yani böyle gelmiş böyle gider mantığının hukuka yansıması.Hukukçular göz göre göre yaşanan kazalarla verdikleri komik cezalar arasında bir bağlantı kurmuyorlar, bireysel sorumluluk ise henüz kelime hazinemize girmedi, bu toplumu marslılar oluşturuyor sanki..    

Bu hukuk tablosu bazı soruları zorunlu kılıyor. Öncelikle anlamadığım iş güvenliği bu ülkede uyulması zorunlu bir kanun mu değil mi. Mesela bir vincin periyodik kaldırma testini yaptırmak yönetmeliklerde var iken yaptırmamanın ve bunun sonucunda bir insanın ölmesinin bedeli 18.200.00 TL iken bir sermeya sahibi gerçekten bu teste bütçe ayırmak zorunda mı? Bu testler ve bir şantiyede gerekli düzenlemeler yapmak, çalışma şeklini iş güvenliği baz alınarak düzenlemek için bir ihtimal ödenecek 18. 200.00 TL caydırıcı bir ceza mıdır?

Ülkemizde insanlar kazayla ölüyor, halkın çoğunluğu dinsel inançlarıyla açıklayabilir bu her ülkede yaşanmayan tabloyu, ancak hukukçuların ve bu alanda çalışan uzmanların, mühendislerin, akemisyenlerin bu tabloya rasyonel bir açıklamaları var, en azından olmalı diye varsayıyorum. Ancak hukuk sürecinde görülen bu sonucun gerçekten rasyonel olduğunu söylemek çok zor. Evet, gerekli prosedürleri uygulamadığınız için bir insanın ölümüne sebep olmak bir suç ama suçlara verdiğiniz cezanın caydırıcı olması gerekir. Elbette eğitim ve bilinçlenme de önemlidir ama hukuk devleti kanunların uygulanmasını sadece insanların duyarlılığına bırakmaz, suçun niteliğine göre caydırıcı cezalar koyar. Mesela bir insan kapalı alanlarda sigara içerken vicdanı rahat olsa bile artık içmez çünkü para cezası ödemek istemez ama cezası olmasaydı içerdi. Basit bir mantık. İngilizce Okutman olarak çalışıyorum, insanlar üzerinde bedel ödemenin bilincin ve eğitimin etkisinden daha etkili olduğunu biliyorum. Kopye çekmek mesela caydırıcı bir cezası olmasa bütün -inanın bana- öğrenciler kopye çeker.

Peki, bu durumda, ülkemizde yaşanan ölümlerin gerçekten engellenebileceğine inanıyor musunuz? Bir insan öldü, telafisi olmayan bir kaza, 18.200.00 TL para cezası kamu vicdanında nasıl bir etki yapar? Bu hukuk insan hayatına değer veren bir hukuk mudur? Semaye sahibinin karı insan hayatından daha mı değerlidir? Devlet bir kazada bir insan öldüğünde bu kamu davalarını ne maksatla açmaktadır? İş güvenliği kanun ve yönetmeliklerinin fonksiyonu nedir? Uygulanma zorunluluğu olduğuna inanıyor musunuz?
Kamu vicdanı… ne alemdesin?

selam ve sevgiler,
Hatice Yurttaş
Harita Mühendisi Gülseren Yurttaş’ın Kızkardeşi