Kamçatka Depremi Türkiye'de olsa ne olurdu? - Savaş Karabulut (toplumcumeclis.org)

Bir depremin tehlikesi; depremin büyüklüğü, ivmesi, yerleşim alanına uzaklığı, derinliği ve deprem süresiyle doğrudan ilişkilidir. Risk ise nüfus yoğunluğu ve yapıların hasargörebilirlik/kırılganlık durumlarıyla ilişkilidir. Yani iki farklı deprem arasında bir karşılaştırma yapacak olursak bu parametreler arsında karşılaştırma yaparak düşünce belirtmek önemlidir Depremin büyüklüğü ise açığa çıkan enerjinin bir ölçüsü olduğundan aynı yerleşim yerini etkileyececek iki farklı büyüklükteki depremlerin hasar oranları arasında ancak bir karşılaştırma yapılabilinir.  Bu kısa değerlendirme yazısında ise asıl soru ise ülkemizdeki en büyük ve yıkıcı depremlerle karşılaştırdığımızda bile Kamçatka depreminin neden asrın felaketine dönüşmediği? Ve aynı büyüklük ve süreye sahip bir deprem Anadolu Coğrafyası veya yakınında olması durumunda sonucu ne olurdu? konusunu mukayeseli olarak incelemek.

Kamçatka Depremi Aletsel Dönemde Meydana Gelen Kaçıncı büyük Deprem?

Dünyada; 1960 Şili (Mw: 9.5), 1964 Alaska, Amerika (Mw: 9.2), 2004 Sumatra, Endonezya (Mw: 9.1), Tohoku, Japonya (Mw: 9.1), 1952 Kamçatka, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (Mw: 9.0)’dan sonra kayıt edilen en büyük 6.ncı büyük deprem 30 Temmuz 2025 günü Rusya’nın Kamçatka şehrine yakın bir noktada meydana gelmiştir. 1906 Ekvator ve 2010 Şili’de de Mw:8.8 büyüklüklerinde depremler ve 1965’de Alaska’da Mw:8.7 ve Tibet (Çin) ve Sumatra’da ’da 8.6 büyüklüklerinde depremler bu depremden 0.1 kadar küçük olarak meydana gelmiştir. Tüm bu depremler genel olarak okyanus içinde meydana gelmesi nedeniyle de  depremlerden sonra devasa büyük tsunamiler meydana gelmiştir. Özellikle Endonezya’da meydana gelen depremde 300 bin’e yakın insan tsunami nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Japonya’da ise tsunami nedeniyle 18000 kişi hayatını kaybetmiştir. Meydana gelen tsunami dalgalarının boyu 40 m (13-15 katlı bir bina boyu) uzunluğuna kadar ulaşmıştır. Tüm bu depremler nedeniyle oluşan tsunami dalgalarının hızı başlangıç hızlarının 800 km/s hıza yani yolcu uçağının hızına sahip olduğu ve depremlerin süresi ise 10 dakikaya ulaştığı bilinmektedir. Düşünün uçak hızıyla üzerine gelen 40 metre yüksekliğe sahip deniz dalgaları ve öncesinde de 10 dakika süren depremlerin yaşandığını…1500 km uzunluğuna varan bir levhanın aynı anda bir depremle yırtılıp deprem ürettiği bu katastrofik depremler genel olarak Pasifik Ateş Çemberi olarak isimlendirilen; depremler ve volkanların oldukça aktif olduğu bir bölgeyi kısa periyotlarla sürekli etkilemektedir. Rusya  Kamçatka depreminde ise farklı alanlarda ve farklı kaynaklar deprem nedeniyle oluşan tsunami dalgalarını, Rusya Bilimler Akademisi’nden P. P. Shirshov Oşinoloji Enstitüsü Tsunami Laboratuvarı Başkanı Igor Medvedev, “Tsunami oldukça şiddetli. Görsel gözlemlere göre, Kamçatka ve Kuril Adaları’nın bazı bölgelerinde tsunaminin yüksekliği beş ila altı metreye ulaştı” olarak bildirimiştir. Ayrıca, Japonya, Aleut Adaları ve Hawaii’deki yabancı istasyonlar yaklaşık 1 m yüksekliğinde bir tsunami tespit etmiştir.

Kamçatka Depreminin Boyutu Nedir?

Rusya yerel saatiyle 30 Temmuz 2025 günü sabaha karşı 23:24’te Pasifik Okyanusu içinde Kamçatka şehrine yaklaşık 120 km uzaklıkta meydana gelen Mw:8.8 büyüklüğündeki deprem, yaklaşık 3.5 dakika sürmüş ve 25 km derinlikte meydana gelmiştir. Yer içinde 390 kmx140 km uzunluğunda bir alanı yerinden oynatmış, fayı kırmış ve depremin merkez üstünde 9 metreden fazla yer kabuğunun yer değiştirmesine (Depremin mekanizması ters faylanma olduğundan yerçekimine doğru yukarı kalkmasına) neden olmuştur. Yıllık levha hızı 8 cm dolayındadır. Ülkemizde Marmara Denizi bölgesinde en yüksek değere sahip levha hareket hızı ise bu değerin dörtte biri kadar olup, yaklaşık 2 cm civarındadır. Yani Kamçatka bölgesinde levhaların hareket hızı oldukça fazla ve bu nedenle birkaç on yılda biri 7’den büyük hatta 9.0 büyüklüğüne varan depremler oldukça sık aralıklarla tekrar etmektedir. Rusya’nın deprem tehlikesi en yüksek yeri de bu bölgede yer almaktadır. Deprem iki levhanın çarpışması sonucu bir dalma batma zonu üzerinde meydana gelmiştir. Bu büyük depremden 10 gün önce 20 Temmuz 2025 günü başlayan ve büyüklüğü 7.6’e varan 50’den fazla deprem meydana gelmiştir. Bu depremlerin büyüklükleri 5.0-6.6 arasında değişmekte olup, bilim insanlarının depremlerin önceden belirlenmesi için bilimsel altyapısının ne kadar önemli olduğunu da bizlere göstermiştir. 2025 Ocak ayında Journal of Volcanology and Seismology dergisinde yayınlanan “The Occurrence of  Precursors before Lare (Mw>6.6) Kamchatka Earthquakes” konu başlıklı makalede ise öncü deprem etkinliğinin bölgedeki değişimine odaklanmış ve önemli bulgulara yer verilmiştir. Dünyada en derin depremlerin olduğu Kuril-Kamçatka bölgesinde 700 km derinliğine varan depremler, “Wadati-Benioff Zonu” olarak isimlendirilen bölgede meydana gelmektedir. Bu durum bölgenin yeraltındaki sıcaklık ve basınç koşullarının görece düşük olması ile dalan okyanusal levhanın dayanımının fazla olmasıyla izah edilebilir.

Ülkemizde bu tür depremler olur mu? Olursa ne olur…

Tüm bu bilgiler ülkemizin deprem potansiyeli ile karşılaştırıldığında Ege-Akdeniz boyunca Afrika’nın Avrasya altına daldığı Kıbrıs-Helen yayı ile Arabistan Levhasının Anadolu Levhasıyla çarpıştığı Bitlis-Zağros Kenet kuşağındaki depremlerin oluş mekanizmalarıyla benzer faylanma türü olarak düşünülebilir Ülkemizde 1939’da meydana gelen Erzincan depreminde 400 km civarında bir yırtılmanın meydana geldiği ve son 2023 Kahramanmaraş-Suriye (Mw:7.8, 7.5) depremlerinde ise 360 km uzunluğunda bir alanda 80 km genişliğinde bir alanda yer kabuğunun yırtılma ile enerjisini boşalttığı bilinmektedir.  Her iki depremde doğrultu atım mekanizmasına sahiptir. En uzun süreyle meydana gelen deprem Erzincan depremi olup, 1.5 dakika civarında sürdüğü rapor edilmiştir. Ülkemizi tsunami nedeniyle etkileyen ve 21 Temmuz 2017’de meydana gelen Kos adası depremi dışında tsunaminin etkilediği bir deprem ise şu ana kadar, henüz olmamıştır. Rusya’da yaşanan depremin en yakın yerleşim alanına uzaklığı ise 120 km’ydi. Bu bilgi önemlidir, çünkü şimdi “bu deprem çok uzakta oldu ve ondan dolayı kimse hayatını kaybetmedi ve yapılar hasar görmedi!” diyerek, depremde kimsenin hayatını kaybetmemesi olarak yorumlayanlar ve 53 bin insanımızı kaybettiğimiz son Kahramanmaraş depreminin utancını hissetmeyen savunucular “cevap verecek”olacaktır. 1998 Adana depreminde, 1999 İzmit, 2020 Sisam Adası ve 2023 Kahramanmaraş depremlerinin yüzlerce kilometre uzağında olan ülkemiz yerleşim alanlarında büyük can kayıpları yaşanmış ve ağır yıkımlar gerçekleştirildiği de unutulmamalıdır. Yani uzakta olsa da yıkıyor, yakında olsa da…Yani, en büyük adliye sarayı, en uzun köprü, en …en gösterişli ile dünyanın büyüğü olunamayacağını, aksine daha büyük depremlere dayanıklı, dirençli şehirler inşa edilerek büyük olunacağı ne yazık ki düşünülmüyor. Ya da düşünüldüğü halde, hayata geçirilmiyor. Çünkü çok rant için az maliyet gerektiği yani hırsızlık, çalma çırpma, denetlememe, piyasalaştırma, kısa sürede yenisi yapmak üzere tükettirecek dayanıksız mühendislik yapıları yaparak sistemin ekonomisine can damarı olan inşaat sektörünü diri kılmak için deprem bir numaralı fırsat olduğu ne yazık ki unutulmuyor!

2025 Kamçatka ve 2023 Kahramanmaraş depremlerinin büyüklük farkları fazla mı?

Mw: 8.8 ‘lik Kamçatka depremi, Kahramanmaraş depreminden 10 kat daha büyük (yani aynı anda 10 afet 7.8’lik depremin yaşanması) ve açığa çıkan deprem enerjisi ise yaklaşık 32 kat daha fazladır. Peki, neden asrın felaketine dönüşmedi ki üstelik büyük tsunamiler, kaya düşmeleri, heyelanlar ve sıvılaşma olayları da ikincil tehlikeler olarak ortaya çıktığı halde, bu deprem onbinlerce insanın hayatını kaybetmesine neden olacak bir afete dönüş(türül)medi. Burada karar vericiler, politikacılar ve yöneticiler 06 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremini “asrın felaketi” olarak kodlayan siyasi iktidarın, bu depremin neden afete dönüşmediğini sorgulayıp, “biz nerede hata yaptık?” ve/veya yapmaya devam edıyoruz?” sorusunu kendisine sorup, halkına karşı özeleştiri vermesi gerekmez mi? diye sormak gerekir, diye düşünüyor musunuz? Deprem konusunda ülkemizde teknolojik ve mühendislik altyapısının zengin olduğu, ancak bu zenginliğin neden ülkemizin deprem bekleyen alanlarında hala kullanılmadığını, tsunami gibi ikincil tehlikelere karşı bariyerlerin neden üretilmediği, sahil alanlarının neden doldurulduğu, TAMP, TARAP, IRAP ve TASİP gibi belgelerin neden kağıt üzerinden kaldığını, gerek depremler ve gerekse de son yaşanan “Yangınlarda neden kağıt üzerindeki planlar, pratikte karşılığını bulmuyor?” sorusuna kim yanıt verecek…

Depremde yıkılmayan Kamçatka’da Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin sisteminin bir etkisi var mı?

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, Büyük Ekim devrimi ile kurulduğunda, rantı değil, yaşamı merkeze aldığı, kârı değil, canlı yaşantısının güvenliğini savunduğu, doğayı bir meta aracı olarak görüp yıkmak ve yok etmek için değil, doğayı nasıl koruyacağını; merkezi planlı bir ekonomik  ve toplumsal büyüme ile toplumcu (kamucu) yapılar inşa ederek gösterdi. Mühendislik yapılarının mülkiyetini doğrudan üreten ve yöneten işçilere (konseyine) bıraktığı, ve nihayetinde herkesin güvenli barınma hakkının sağlandığı, ve sonuç olarak depremlerin bir tehlike unsuru olmaktan öteye geçemeyeceğini tüm insanlığa Cumhuriyet mirasıyla gösterdi. Ülkemizde ise geçmiş dönem burjuva iktidarlarından kalan miras “yıkılacak binalar ve onların içinde yaşayanların birer tabut gibi sarsıntı ile gömülmesi” sizce tesadüfü olabilir mi? Yani her gelen iktidarın daha çok ve hunharca dağları söküp beton ürettiği, dereleri ortadan kaldırıp kenarlarını yerleşim açtığı, yeraltı su kaynaklarını ve doğayı yok ettiği, ormanları, zeytinlikleri, kıyı alanlarını yok etmek için maden projelerine oluru kolaylaştıracak maden kanunu düzenlemelerini yapan siyasi iktidarlar, toplumunda yaşayan insanların can güvenliğini güvence altına alabilir mi? Bugünlerde Erzincan İliç’te yaşanan ve 9 emekçinin hayatını kaybetmesine ve milyonlarca ton siyanürlü liç yığınının doğayı yok edip, yakındaki yerleşim alanları ve su kaynaklarını kirlettiği bir durumda neden “İliç’te hayat durdu!, Büyük Göç Başladı! Ve İnsanlar işsiz kaldı!” haberlerini yaptırıp, madenin tekrar açılması için kamuoyu oluşturmaya çalışanlar gerçekten insanların işsiz ve açlık kalmasını çok mu önemsiyor?, yoksa bir an önce altın çıkarıp, zenginliğine zenginlik katmayı mı önceliyorlar, Ne dersiniz?

Depremden sonra açık kaynak verilerle ekonomik kaybı ve yapı hasarlarını analiz eden bilim insanları beklenen kaybı kırmızı alarmla ile en üst seviyede ifade etse de, beklenen olmadı. Kamçatka yıkılmadı! Bu büyüklükte, bu kadar uzun süren, oldukça sık aralıklarla tekrar eden bu kadar büyük depremlere rağmen, Nüfus yoğunluğu planlamasını Sosyalist bir işçi iktidarı döneminde tamamlamış, yapılarının kırılganlık analizlerini tamamlamış bir Sovyet Cumhuriyeti’nin mirası olan Rusya zamanın ruhuna yenik düşmemiş, mirasının verdiği güç ile yıkılmadan ayakta kalmayı yine başarabilmişti. Tüm bu durum tabiki tesadüfü değildir. Sistem (kapitalizm) insan yaşantısını değil, depremle yıkılan binaları yeni bir rant aracı haline getirerek, müteahhit çetelerine büyük büyük paralar kazandıracağı ülkemiz gibi durumlarda, kapitalizm denen sistem yıkılmadıkça ve emekçi sınıfların baş belası ve onu merkeze alan burjuva siyasetinin yöneticileri gönderilmedikçe, sonuç ülkemiz açısından aynı şekilde olmaya devam edecektir. Bu nedenle “depremde ölmek bir sistem sorunudur”. Sosyalist sistemin mirası üzerine konmuş Rusya’da 8.8 büyüklüğünde olsa da deprem öldürmüyor ancak ülkemizde öyle bir mirasa sahip olmayınca; 7.8 gibi onda biri büyüklükteki görece küçük bir depremde 53 bin yurttaş öldürülebiliyor.

Doç. Dr. Savaş Karabulut / Jeofizik Mühendisi