Jeofizik Mühendisleri Odası: “17 Ağustos 1999: Yüzyılın Afetinin 10. Yılı”

17 Ağustos 1999 yılında yaşadığımız büyük depremden bu yana on yıl geçti. Sanayimizin -ekonomimizin kalbi olan Marmara Bölgemizde meydana gelen 7.4 büyüklüğündeki deprem yaklaşık 30.000 insanımızın ölümüne, 23.983 insanımızın yaralanmasına, 324.000 konutun hasar görmesine, yaklaşık 30 milyar dolar maddi kaybın meydana gelmesine neden olmuştur. Halkımızın güvenli barınma hakkı ve sağlığı hiçe sayılarak depreme dayanıklı yapı tasarım ilkeleri ve zemin özellikleri dikkate alınmadan konutlar, sanayi tesisleri, ulaşım – iletişim altyapıları inşa edildi. Bunlara bir de kalitesiz ve yeterli kontrolü olmayan yapılaşma eklenince yaşadığımız bu felaket kaçınılmaz oldu. Yaşamını yitiren insanların acısını yüreğimizde taşıyoruz. Deprem sonrasında yaşamları kararan insanların yaşadığı sosyal deprem ve umutsuzluğun bir daha yaşanmaması için yetkilileri uyarıyor, duyarlılığa davet ediyoruz.

Türkiye topraklarının %93‘ü, nüfusunun %98‘i, sanayi kuruluşlarının %98‘i deprem bölgeleri içinde yer almakta, barajlarımızın %95‘i bu tehlikeli hat üzerinde bulunmaktadır. Ülkemiz deprem tehlikesi ile iç içe yaşamaktadır. Yerleşim ve yapılaşma amaçlı yer seçimi çalışmalarında depremsellik, deprem risk analizi ve deprem tehlikesi konularını içeren sismoloji Jeofizik Mühendisliğinin alt bilim dalıdır. Bu gerçeklere rağmen deprem eğitimi alan başta Jeofizik Mühendisleri olmak üzere mühendis, mimar ve şehir plancılarının deprem riski konusundaki uyarıların dikkate alınmamış, hukuksal ve ekonomik önlemler için yeterli adımlar atılmamıştır. Asrın felaketi kabul edilen 17 Ağustos ve 12 Kasım 1999 depremleri sonrasında geçen 10 yıllık sürede afetlere öncelik veren bir İmar Yasası çıkarılmamış, ilgili kurumlar arasında koordinasyon kurulamamış afet politikaları güncelleştirilememiştir.

Depremde ve afette en önemli konulardan biri, zeminin özelliklerinin ve yeraltı yapısının tanınmasıdır. Yeraltı yapısının ve zeminin tanımlanmasında en önemli bilim dallarından biri olan Jeofizik Mühendisliğinin önemi yetkililer tarafından anlaşılamamış olup yasa ve yönetmeliklerde hak ettiği yer verilmemektedir.

Gelişmiş ülkelerde jeofizik yöntemler zemin araştırmalarında birinci öncelik sırasında olmasına rağmen, ülkemizde yasa ve yönetmeliklerde tam olarak yer almamaktadır. Yasa ve yönetmeliklerimiz tekrar gözden geçirilmeli, kamu yararına, ülke ekonomisine sosyal dengelerin korunmasına yönelik çalışmalar yapılmalıdır.

1999 Depremlerinden sonra bilim adamları tarafından İstanbul başta olmak üzere, Marmara Bölgesi için en büyük tehlike olan Marmara Depreminin gerçekleşme olasılığı, büyüklüğü hakkında araştırmalar yapılmış, kamuoyu uyarılmıştır. Bilim adamları tarafından yapılan bu uyarılar sorumlularca dikkate alınmamıştır. Hükümet, deprem tehlikesi ortadan kalkmış ve riskler yok edilmiş gibi Ulusal Deprem Konseyi‘ni kapatmış, afetten önce alınacak önlemler önemsenmeyerek afet sonrası çalışmalara ağırlık vermiştir.

Halkımızın deprem tehlikesinin yanı sıra, deprem riskinin azaltılması, yerleşim – yapılaşma konusunda bilinçlendirilerek duyarlı toplum bilincinin yerleştirilmesi çalışmaları yapılmamıştır. Afetlere öncelik veren İmar Yasası çıkarılamamış, kanun, yönetmelik ve genelgeler sadeleştirilerek uygulanabilir hale getirilememiştir. Kamu kuruluşları, yerel yönetimler, sivil toplum örgütleri, depreme karşı toplum bilinci oluşturulmasına yönelik ortak eğitim faaliyetleri düzenlenmelidir. Toplumun bütün kesimleri arasında kamu yararı ve ülke çıkarları doğrultusunda dinamik bir ilişki oluşturulmalıdır.

Deprem bölgelerindeki birçok belediyede imar planına esas etütlerde jeofizik raporlar yönetmeliklere rağmen kabul edilmemektedir. Kentlerin nazım imar planları yapılarak yerel zemin koşullarına göre (afet haritaları, mikrobölgelendirme haritaları, plana esas jeofizik, geoteknik etütler) kent yerleşim – yapılaşma haritası çıkarılamamıştır.

4708 sayılı Yapı Denetim Kanununda çok önemli ciddi eksiklikler vardır. Jeofizik Mühendislerinin yapı denetim kuruluşlarında kurucu, ortak ve denetçi olması sağlanmalıdır. Uygulama sadece 19 il ile sınırlı kalmayıp tüm yurtta yayılmalıdır. Yapı Denetim uygulaması bir piyasa alanı olarak görülmemelidir.

Siyasal iktidar mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı hizmetlerini özelleştirmeci anlayışlardan soyutlanmalı, planlı kalkınma ve sosyal adalet ilkelerine uygun olarak yürütülmesini sağlamalıdır. TMMOB ve bağlı Odaların birikimlerinden faydalanılmalıdır.

İmar planlarına altlık teşkil eden jeofizik – geoteknik etütler yapılmadan yeni yerleşim alanlarıbelirlenmemelidir. Parsel ve ada bazlı tüm yapılaşmalarda mühendislik hizmeti almayan hiçbir uygulamaya ruhsat verilememelidir. Tüm belediyelerimizde mühendislik sismolojisi – jeofiziği yapılmamış zemin etüt raporları kabul edilmemelidir.

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı‘nın teşkilat ve görevleri hakkında Kanun, 29.05.2009 tarihinde 5902 nolu Resmi Gazete‘de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanun bu hali ile ülkemizin afet gerçeğine uymadığı ve yeni sorunları da beraberinde getireceği aşikârdır. Doğal afetlerle ilgili değişik birim ve kurumların tek çatı altında toplanması, deprem ve doğal korunma konusunda ihtiyacı gidermeyeceği açıktır. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı‘nda Jeofizik Mühendislerine ihtiyaç olmasına rağmen yeterli düzeyde istihdamın düşünülmemesi çok büyük eksikliktir. Böyle bir yapılanma depreme karşı duyarsızlığın devam ettiğinin bir göstergesidir.

            Sonuç olarak;

            Deprem ve afetlerle ile ilgili yasal düzenlemeler kamu yararına uygun olarak düzenlenmelidir. Jeofizik Mühendisliğine yasa ve yönetmeliklerde hak ettiği yeri ve görevi verilmelidir. Depremler kader değildir. Deprem öldürmez; bina öldürür. Deprem hasar, zarar ve can kayıplarının azaltılmasının tek yolu, mühendis, mimar ve şehir plancılarının ortak katkı ve çabalarıyla depreme dayanıklı yerleşim alanları ve yapılar tasarlamaktır. Bunun için deprem öncesi, sırası ve sonrasında yapılacak çalışmalara ilişkin kamu yararı ve ülke çıkarını gözeten ulusal bir deprem politikası oluşturmaktır.

            Gerekli yasal düzenlemeler yapılmalı, yasaların uygulanması sağlanmalı, sağlıklı ve güvenli yapı üretimi için kamusal denetim etkinleştirilmelidir.

            Tüm dileğimiz depremlerin can ve mal kaybına neden olmadığı günlere ulaşmamızdır.

 

DEPREMLER ÜLKEMİZİN YAZGISI OLAMAZ!

 

AFETLERİN ZARARLARI ALINACAK ÖNLEMLER İLE EN AZA İNDİRİLEBİLİR!

 

Saygılarımızla.

 

 

TMMOB JEOFİZİK MÜHENDİSLERİ ODASI