İTÜ’de Mezuniyet: Gasp-Hakaret – K. Efe Ersöz

“2013 yılındaki mezuniyet törenine Pendik ve Beylikdüzü’nden gelen, İTÜ ile en ufak bir alakaları olmayan, iki otobüs AK Gençlik mensubunu bile bile içeri sokanlar, velilerin taşlarla yaralanmasına göz yumanlar, bu sene kendi mezuniyet törenine gelip yanında düdük ve kırmızı kart bulunduran bir İTÜ mezununa saldırdı, hakaret etti ve çantasını gasp ettiler. Ama ne korku!”

Haziran 2013’ten beridir birçok başka üniversitede olduğu gibi İTÜ’de de mezuniyet töreninde politik pankartlar ve dövizler açmak gelenek oldu. Hele bir de atandığı günden beridir kendini İTÜ’nün neredeyse hiçbir kesimine kabul ettirememiş bir rektöre sahip olunca, pankart geleneğinin üstüne rektörün konuşmasını protesto etmek de İTÜ’de mezuniyet törenlerinin bir parçası haline geldi.

Zira rektör Mehmet Karaca’nın göreve başladığı Ağustos 2012’den beridir vukuatları saymakla bitmiyor. Yüzlerce asistanın işten atılması, GDO’lu pirinç skandalı, kârsız öğrenci kantinleri uygulamasının kararının geri çekilmesi, kampüsün çeşitli yerlerinin pahalı işletmelere verilmesi, hazırlık sınıfını geçemeyen öğrencilerin yurtlardan atılması, kampüste çalışan taşeron işçilerin servis kullanılmasının yasaklanması, ODTÜ öğrencileri ve Mısır’daki siyasi gelişmeler ile ilgili yaptığı hükümet yandaşı yazılı açıklamalar, geçtiğimiz seneye kadar ne öğrencilere ne de araştırma görevlilerine randevu vermemesi, enerji enstitüsünde Akkuyu Nükleer A.Ş.’ye yer verilmesi, Gezi parkı eylemlerine katılan öğrencilere soruşturma açılması, kampüste çevik kuvvet polisinin gitgide alışılmış hale dönüşmeye başlaması, soruşturma dosyalarının ırkçı gruplara sızdırılması, mahkeme kararlarının tersine hareket etmesi gibi, hepsini saymaya sayfaların yetmeyeceği, oldukça kabarık bir sicile sahip.

İTÜ Stadyumu’nda yapılan 2013 mezuniyet töreninde tüm mezunlar rektöre arkasını dönüp gürültü çıkararak konuşmasını protesto etmişti, konuşma duyulmamıştı. Aynı törende dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan’ın törene katılacağı söylentisiyle iki otobüs AKP gençlik kolları üyesi stadyuma güvenlik ekibinin bilgisi dahilinde girmiş, taş ve soda şişeleriyle saldırarak velilerin yaralanmasına yol açmıştı. Bu esnada törenin güvenliği içerideki öğrenciler tarafından sağlanmış, saldırganlar dışarı çıkartılmıştı.

2013 yılındaki törenin ardından, önce toplu mezuniyet töreni iptal edildi. Gelen tepkiler üzerine ise kapasite yetersizliği, törenin uzunluğu, hava sıcaklığı gibi gerekçeler gösterilerek mezuniyet töreni, İTÜ kampüslerine yaklaşık 25 km uzakta olan, Ataşehir’deki Ülker Arena’ya kaçırılmıştı. Tören uzağa kaçırılsa da rektör kaçamamış, mezunlar yine ıslık çalıp gürültü çıkararak konuşmayı protesto etmiş, artık tecrübeli olan rektör ise konuşmayı kısa tutup sahneden inmişti.

Bu sene ise rektör, “kariyerinde en fazla kırmızı kart gören oyuncu” unvanını alacaktı ki, törende konuşma yapmadı. Şöyle ki, bu seneki mezuniyet töreninde hazırlanan pankartların yanı sıra, rektörün konuşması esnasında mezunların rektöre kırmızı kart göstermesi ve düdük çalması planlanmıştı. Son derece demokratik ve hatta anayasal bir hak olan bu protesto ise hukuk dışı şekillerde ve zorbalıkla engellenmeye çalışıldı. Bu kısmını aşağıda anlatacağım, daha önce rektörün konuşmaması ile ilgili birkaç şey söylemek gerekiyor. Rektör Mehmet Karaca, önceki yıllardan edindiği tecrübeyle olsa gerek, bu sene törende bir konuşma yap(a)madı. Sadece sahnede keman çalan ve çaldığı hızla rekor kırmış müzisyen arkadaşı tebrik etmek için sahneye çıkıp, yaklaşık bir dakika sahnede kalarak yerine geçti. Törende rektörün konuşması yerine, anladığımız kadarıyla törenin yapılmasına sponsor olmuş, eski bir mezun, Doğuş İnşaat Yönetim Kurulu’ndan Burak Talu uzunca bir konuşma yaptı. Durumun para karşılığında, zengin bir eski mezuna kürsü kiralamaktan farksız olmasının yanı sıra, rektörün kendi yapamadığı konuşmayı İTÜ adına büyük bir sermaye grubu temsilcisine yaptırması sınıfsal yönelimi açısından da çok ciddi bir gösterge oldu. Mezunlar metal işçilerini, 20 TL’lik yevmiye için kamyon kasasında ölen tarım işçilerini selamlarken, rektörlük patronları selamladı.

Gelelim demokratik ve anayasal hakkımız olan protestoyu yapmak istediğimiz için başımıza gelenlere… Giriş noktalarında mezunların taşıyacağı pankart ve dövizlerin kontrol edilmesi ve kimilerine keyfi şekilde el konması zaten hiç kimseyi şaşırtmamış olsa gerek. Asıl mesele ise yukarıda bahsettiğim düdüklü, kırmızı kırmızı kartlı protesto konusunda yaşandı. Planladığımız üzere, daha ucuz olması açısından düdük ve kartları ben toptan şekilde temin etmiş ve mezunlara dağıtmak üzere yanımda getirmiştim. İlk giriş noktasında çantamı aramak istediklerini söylediklerinde, aratmayacağımı, talebin yasadışı olduğunu söyledim. Güvenlik personeliyle tartışırken önce güvenlik amirlerinden biri, daha sonra da rektörlük genel sekreteri yanımıza geldi. Güvenlik görevlileri bana fiziksel müdahalede bulunmaya başladığında, sağ olsun, rektörlük genel sekreteri Prof. Dr. Tayfun Kındap, “bırakın, benim öğrencimdir” diyerek fiziksel müdahaleyi durdurdu. Hemen arkasından da, şahsıma “sahtekar” demek suretiyle hakaret etti ve bundan önce İTÜ’de katıldığım eylemler sebebiyle savcılığın hakkımda işlem yürütmek istediğini ve kendisinin engellediğini iddia ederek, beni savcılığa vermekle tehdit etti. Kendisine adımı ve soyadımı açık şekilde söyleyerek karşılık verdim ve bu kontrol noktasından geçtim. Daha sonra stada giriş noktasında tekrar çantamı aramak istediler, çantanın içindekileri göstererek herhangi bir suç unsuru bulunmadığını ispatladıktan sonra yine fiziksel müdahale ve zor kullanarak içeri girmemi engellediler, çantadakilerle içeri giremeyeceğimi söylediler. Burada da daha önce fakültemde de görev yapmış olan güvenlik amirine, çantayı boşaltmadan içeri girmeyeceğimi, fakat yapılacak protestoyu engelleyemeyeceklerini söyledim ve stadyumdan ayrıldım.

Yanımda bir arkadaşımla beraber, stadyum alanının dışında bulunan bir kafeye oturduk. Otururken ise iki güvenlik şefinin ve yanlarındaki 4-5 güvenlik görevlisinin beni takip ettiğini fark ettik. Daha sonra bu şahıslar yanımıza gelerek çantayı vermemizi istediler. Çantayı vermeyeceğimi, taleplerinin yasa dışı olduğunu söyledim ve tartışmaya başladık. O esnada orada bulunan veliler ve mezunlar da olayın şahididir. Tartışma uzayınca, yüksek sesle durumu orada bulunan velilere söyledim, içlerinde bulunan bir avukat bana yardımcı olmaya çalıştı ve telefonuyla olayı görüntüleyen bir başka veliye güvenlik personeli tarafından müdahale edildi. Bu olaydan sonra ise yaklaşık bir buçuk saat boyunca güvenlik personeli tarafından takip edildim. Kampüs içerisinde hep beraber gezdik. Farklı bir kafeye oturduğumuzda kapıda beklediler, merkezi derslik binası kantinine peşimden girdiler. Ben de kampüsün çeşitli yerlerinde gezerek biraz eğlendim kendileriyle açıkçası. Törenin başlama saati yaklaştığında stada doğru yöneldim. Girişte karşılaştığım bir başka mezunla biraz sohbet ettikten sonra güvenlik şeflerinden bir tanesi arkamdan saldırarak çantamı almaya çalıştı, askılarını kopararak aldı ve diğer güvenlik görevlileri de üstüme çullandı. Çantaya el koyarak, güvenlik arabasıyla götürdüler. Çantayı açıp içerisinde hiçbir şey bulamadıklarında yüz ifadelerindeki değişimi gerçekten çok merak ediyorum. Zira çantayı boşaltmadan içeri girmeyeceğimi zaten daha önce söylemiş ve stada yönelmeden önce çoktan çantayı boşaltmıştım. Düdükler ve kartlar mezunların elinde beklerken, asıl sürprizi rektörün konuşma yapmamasıyla yaşadık. Bir protestoya gerek kalmadı, önceki senelerde yaptıklarımız yeterli olmuş demek ki…

Sonuç olarak, mezuniyet törenime gittiğim kendi okulumda, darp teşebbüsüne, gaspa, hakarete ve tehditlere maruz kaldım. Sebebi ise İTÜ 2015 mezunlarının demokratik bir protesto yapmak istemesi. 2013 yılındaki mezuniyet törenine Pendik ve Beylikdüzü’nden gelen, İTÜ ile en ufak bir alakaları olmayan, iki otobüs AK Gençlik mensubunu bile bile içeri sokanlar, velilerin taşlarla yaralanmasına göz yumanlar, bu sene kendi mezuniyet törenine gelip yanında düdük ve kırmızı kart bulunduran bir İTÜ mezununa saldırdı, hakaret etti ve çantasını gasp ettiler. Ama ne korku! Kürsüye çıkartmayan, öğrenci dövdüren, güvenlikçiyi gaspçı haline getiren bir korku.

Yıllardır gasp edilen hakların yanında bir hiçtir ama bu anlattıklarımın sorumluları bana bir özür ve bir de sırt çantası; kendilerine ise biraz akıl, biraz vicdan, biraz da onur borçlular.

Mezun olan tüm meslektaşlarıma başarılı ve onurlu bir meslek hayatı diliyorum.

K. Efe Ersöz (İTÜ Makina ’15 Mezunu)

Exit mobile version