Emekçilerin sömürüsünün en önemli başlıklarından birisi olan güvensiz ve sağlıksız çalışma ortamlarına karşı yeni bir adım atıldı.
İstanbul Tabip Odası, TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, DİSK İstanbul Bölge Temsilciliği, KESK İstanbul Şubeler Platformu ve Türk-İş İstanbul Sendika Şubeleri Platformu’nun çağrısıyla bir araya gelen meslek odası, sendika, dernek, insiyatif temsilcileri ve duyarlı kişiler tarafından İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi oluşturuldu.
2011 Şubat ayında yapılan çağrının ardından toplantılar yapılarak İSİG Meclisi’nin yapısı ve işleyişi netleştirilmeye çalışıldı. İSİG Meclisi’nin toplantı aralarında güncel çalışmaları sürdürmek üzere bir Yürütme Kurulu oluşturuldu.
İlk çalışmalardan birisi olarak işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda bir veritabanı, bilgi kaynağı ve tartışma platformu olarak internet sitesi kurulması kararlaştırıldı. Yapılan hazırlığın ardından www.guvenlicalisma.org sitesi yayına girdi.
İSİG Meclisi Nisan ayında Kağıthane’de okul binasının yıkımı işinde çalışan 3 güvencesiz işçinin uyudukları yerde karbonmonoksit gazından zehirlenmesi üzerine İSİG Meclisi’nde oluşturulan bir heyet inceleme yaparak gelişmeleri kamuoyuyla paylaşmıştı. Ayrıca Onur Hamzaoğlu ile dayanışma için Dilovası’ndaki basın açıklamasına katılım sağlandı.
Önümüzdeki Eylül ayında İstanbul’da gerçekleştirilecek olan 19. Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Kongresi sırasında yapılacak eylem ve etkinlikler İSİG Meclisi’nin ilk gündemlerinden birisini oluşturuyor.
İstanbul İSİG Meclisi’nin çalışmalarının genişlemesi, süreklilik kazanması, kurumsallaşması emekçilerin ve halkın mücadelesine katkı sağlayacaktır.
Kurumsal bir İSİG mücadelesine neden ihtiyaç var
Emek güçleri her yıl birkaç büyük çaplı iş cinayetinin ardından eylemler örgütlüyor, tepki ve daha iyi çalışma koşulları taleplerini dile getiriyorlar. Ancak bu eylemler genellikle kısa sürede sönümleniyor ve sonuç alıcı bir mücadeleye dönüşmüyor. Öte yandan işçi sağlığı ve iş güvenliği alanı da tüm alanlarda olduğu gibi hızla ticarileşmekte ve şirketleşmektedir. İşçilerin sağlığını ve güvenliğinin sağlanmasında yer alması gerekenler şirketlerin baskılarıyla karşı karşıya kalmaktadır.
Geçtiğimiz yıllarda Tuzla’da tersanelerde yoğunlaşmış olan iş cinayetlerine karşı Limter-İş Sendikası’nın öncülüğünde, diğer sendikalar ile meslek örgütleri ve siyasal yapıların desteğiyle yaşanan mücadele önemli bir dinamiği açığa çıkarmıştı. Son yıllarda Dev Sağlık-İş tarafından yürütülen taşeron sağlık çalışanlarının örgütlenmesi mücadelesi de taşeron işçilerin şirketler tarafından içine itildikleri kötü çalışma koşullarını ve işçilerin onurlu çalışma taleplerini ortaya çıkardı.
Benzer şekilde madenlerde, inşaatlarda, sanayi işyerlerinde, ev hizmetlerinde, tarım işlerinde her türden olumsuz şartlarda çalışanların görünür hale getirilmesi, istikrarlı bir şekilde mücadele başlığı haline getirilmesi gerekiyor.
Çünkü ölümlerimiz bile ancak yoğun ve sistemli bir mücadelenin ardından toplumun gündemine gelebilmektedir.
Çünkü insanca yaşam ve çalışma hakkı ihlal edilenler tek başlarına kapitalizm karşısında kurban haline dönüşürken tekil olarak kurumlar bile sermayenin açgözlüğüyle başa çıkma gücünde değildir.
Çünkü yaşama ve sağlık hakkı en önemli mücadele başlıklarından birisidir.
İSİG Meclisi Tanıtım Yazısı:
“Her yıl binlerce emekçi çalışma ortamından ya da çalışma koşullarından kaynaklanan nedenlerle hastalanıyor, sakat kalıyor ya da yaşamını yitiriyor. Emekçilerin yaşamını ve sağlığını kaybetmesine yol açan bu olaylar resmi kayıtlara “iş kazası” ya da “meslek hastalığı” olarak geçirilerek gerçek nedenler ve sorumlular gizlenmeye çalışılıyor. Emekçinin yaşamını karartan bu olayların “kaza” olarak nitelendirilebilmesi için öngörülemez olması gerekiyor. Oysa madenlerde, tersanelerde, inşaatlarda, atölyelerde gerçekleşen tüm olaylar önceden öngörülebiliyor ve engellenme olanağı bulunuyor. Aynı biçimde çalışma ortamından ya da çalışma koşullarından kaynaklanan hastalıklara “meslek hastalığı” denilerek, bunların mesleğin gereği olarak gerçekleştiği ve kaçınılmaz olduğu düşündürülmeye çalışılıyor.
Gerçeklerin üzeri ne biçimde örtülmeye çalışılırsa çalışılsın çalışma ortamında emekçilerin ölümünün ve sakat kalmasının gerçek nedeni, emeği sadece sermayeye artı değer elde etme aracı olarak gören, emekçiyi insan olarak kabul etmeyen kapitalist üretim sistemidir. Kapitalizmde sermayeler arası rekabetin yoğunlaştığı süreçlerde maliyetleri düşürme yarışına giren işverenler, emekçinin yaşamı pahasına işçi sağlığını ve iş güvenliği sağlayacak en basit düzenlemeden dahi kaçınmaktadır. Devlet de bu süreçte sermayenin çıkarları doğrultusunda belirlenen piyasa koşullarını gerekçe göstererek, emekçiler için yaşamsal öneme sahip olan denetleme görevlerini ihmal ettiği gibi kendi işyerlerinde de işçi sağlığı ve iş güvenliği kurallarını ihlal etmektedir. Ayrıca bu durumun halk sağlığına da olumsuz etkileri her geçen gün artmaktadır.
İşçi Sağlığı İş Güvenliği Meclisi olarak bizler her geçen gün daha da artan işçi ölümlerini “kaza” ya da “hastalık” olarak değil, taammüden işlenmiş “cinayet”ler olarak değerlendiriyoruz. Bu cinayetlerin kapitalist üretim sistemi devam ettiği sürece sermayenin insafa, devletin göreve çağırılmasıyla son bulmayacağının bilinciyle; emekçilerin örgütlenmesi ve örgütlü bir mücadele içerisinde yaşamlarına sahip çıkması gerektiğini düşünüyoruz. Bu düşünceyle Meclisimiz, “insanca çalışma ve insanca yaşama” amacıyla başta işçi ve kamu emekçi sendikaları, meslek örgütleri olmak üzere; emekten yana tüm kesimlerle birlikte mücadeleyi hedeflemektedir.”
politeknik.org.tr