İMO: “12 Eylül Türkiye‘si İle AKP Türkiye‘si Arasındaki Fark Nedir?”

Türkiye 12 Eylül 1980 askeri darbesinin yıldönümünü 12 Eylül günlerini aratmayan bir ortamda karşılamaya hazırlanıyor.

Bırakalım ideolojik-politik-ekonomik yönelimlerin örtüşmesini, Gezi süreci direnişi gösterdi ki, devletin kolluk güçleri vasıtasıyla uyguladığı şiddet hız kesmeden devam etmektedir. Gezi Parkı merkezli başlayan ve bütün bir ülkeye yayılan olaylar sırasında beş genç yaşamını yitirmiş, yüzlercesi yaralanmış, en demokratik hak olan gösteri ve protesto hakkı şiddetle bastırılmıştır. Gezi Parkı süreci arkasında binlerce gözaltı, yüzlerce tutuklu bırakmıştır. Bizzat Başbakan, toplumsal gerginliğe, kitlesel çatışmalara yol açacak şekilde tehlikeli konuşmalar yapmış, şiddet uygulayan polisleri ödüllendirmiş, şiddeti adeta meşrulaştırmıştır. Türkiye`nin askeri vesayetten polis vesayetine geçişi, Gezi Parkı olayları sırasında net bir şekilde açığa çıkmış, darbelerle hesaplaşma iddiasındaki bir siyasi iktidar, her türlü demokratik hakkı askıya almış, demokratik hakkını kullanan vatandaşlarına şiddet uygulamış, muhalifleri baskıyla susturmakta sakınca görmemiştir.

2013 Haziran ayı süresince yaşananlar hâlâ belleklerimizdedir. Birkaç gündür ODTÜ`de, Tuzluçayır`da, Dikmen`de, Okmeydanı`nda yaşanan polis şiddetini unutmak mümkün değildir. Dün, Başbakan`ın “destan yazdığını” iddia ettiği polis, Antakya`da 22 yaşındaki Ahmet Atakan`ı öldürmüştür. Ahmet Atakan`ın öldürülmesi, kolluk güçlerinin şiddet kullanmaktan vazgeçmeyeceğini göstermektedir. Türkiye genç ölümler diyarı bir ülkedir; ülkemizin kötü sicili son dönemdeki olaylarla daha da görünür kılınmıştır. Ahmet Atakan`ın öldürülmesini protesto etmek isteyenlere karşı polisin orantısız güç kullanmış, Türkiye`nin 20 ilinde protesto gösterileri şiddetle dağıtılmıştır. Türkiye`de insanlar, acısını bile yaşayamaz haldedir.

Şu noktayı açıkça belirtmeliyiz ki Türkiye hâlâ 12 Eylül karanlığında tutulmakta, baskıcı devlet yapısı varlığını devam ettirmektedir. Başta 1982 Anayasası olmak üzere darbe dönemi yasaları ve kurumları hâlâ yürürlüktedir. Yargı bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığı 12 Eylül günlerini aratmayacak ölçüdedir. Toplumsal tepkiler şiddetle bastırılmakta, muhalifler hapse atılmakta, onlarca yıl hapis cezasına çarptırılmaktadır. Kürt siyasetçiler hapiste tutulmakta, gazeteciler, öğrenciler hapis cezasına çarptırılmakta, farklı etnik, dini ve mezhepsel kökene sahip vatandaşların sorunları varlığını korumaktadır. Meslek Odaları, demokratik kitle örgütleri, medya politik-ekonomik kıskaç altına alınmakta, yasaları bir gecede değiştirilmekte, köşe yazarları işsiz bırakılmaktadır.

Özelleştirme uygulamaları görülmedik bir hızla devam etmekte, kamunun sorumluluğundaki pek çok iş taşeron şirketler üzerinden görülmekte, çalışma yaşamını güvencesizlik belirlemektedir. YÖK üniversitenin, öğretim üyelerinin, öğrencilerin üzerinde demoklesin kılıcı gibi sallanmaya devam etmekte, eğitim gericileştirilmektedir. Türkiye`ye Orta Doğu ve Kuzey Afrika`nın emperyalizm eliyle yeniden düzenlenmesi sürecinde rol verilmekte, Türkiye adım adım Ortadoğu batağına ve komşularıyla savaşa sürüklenmektedir. Türkiye`nin bugünkü panoraması böyledir. Bu panoramanın hiçbir yerinde ve hiçbir aralığında demokrasi olmamıştır. Türkiye 12 Eylül dönemini büyük ve derin bir yara alarak geçirmiştir; 2013 Türkiye`sinde yara içten içe kanamaya devam etmektedir.

İnşaat Mühendisleri Odası soruyor: 12 Eylül Türkiye`si ile AKP Türkiye`si arasındaki fark nedir?

İnşaat Mühendisleri Odası, 12 Eylül`ün bütün sonuçları, kurum ve kuruluşlarıyla ortadan kaldırılmasını, 12 Eylül yasalarının ve uygulamalarının yok sayılmasını, toplumsal yaşamın demokratik teamüller, evrensel kabuller ve temel insan hakları çerçevesinde yeniden düzenlenmesini, 12 Eylül darbesini yapanların ve uygulayıcısı kadroların yargılanmasını, düşünce ve örgütlenme özgürlüğü önündeki bütün yasakların kaldırılmasını, demokratik ve eşitlikçi bir Anayasa hazırlanmasını talep etmektedir.

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası