GDO Tartışmasında Kim Haklı, Kim Değil – Kadir Dağhan


Özel yöntemlerle ya da daha açık bir deyimle DNA teknolojisi kullanılarak bir organizmadan başka bir organizmaya bir veya daha fazla gen transfer ederek organizmanın genetik yapısının değiştirilmesine Genetik Modifikasyon yani Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar diyoruz. Genetik yapının değiştirilme işlemi ya kendi türünden ya da kendi dışındaki başka bir türden olmak üzere iki şekilde olmaktadır. Bu işlemin gıdalarda uygulanmasına da GDG (genetiği değiştirilmiş gıda) adını veriyoruz.

Günümüzde güncel olan ve uzun süreden beri gündemimizi işgal eden ve görünen odur ki daha uzun bir süre de işgal edecek olan ve son günlerde de her kafadan bir sesin çıktığı genetik gıdaları ve bununla beraber birdenbire önem kazanan gıda ve yem amaçlı genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar ve ürünlerinin ithalatı, işlenmesi, ihracatı, kontrol ve denetimine dair yönetmelik daha imza aşamasındayken ortalık toz duman oldu ve tüketici paniklerken kafalar iyice karıştı.  

Zararlı mı, zararsız mı

Gerçektende artık yaşamımıza istesek de istemesek de giren GD gıdalarla ilgili olarak konunun tüm yönleriyle ve çok geniş boyutlu olarak tartışılması gerekir. Ancak görüyoruz ki bunu yapmak yerine birileri hemen bunu politik bir malzeme olarak kullanmaya başlarken kanun koyucular da ‘ben tek yetkiliyim, ne dersem o olur’ mantığıyla davranarak ve kendi dışında ki tarafları yok sayarak başka bir yanlışa imza attı. Bu da yetmiyor ki taraflar birbirlerini durmadan suçlayarak var olan kafa karışıklıklarını iyice içinden çıkmaz hale getiriyorlar.

Bir defa burada söz konusu olan halkın sağlığıdır. Hiç kimsenin bunu kendi bakış açısına hapsetmeye hakkı yoktur. Bugün gerek bilim adamları gerekse tartışmanın diğer bileşenleri ortak bir noktada buluşamıyorlar. Taraflardan birisine göre GDG ve GMO’lar kesinlikle ret edilmelidir. Zira bu gıda veya organizmalar hem insan sağlığına hem de çevreye zarar vermektedirler. Bu gıdalar gelecekte sadece doğayı tahrip etmekle kalmayacağı gibi insan sağlığını da ciddi boyutlarda riske edecektir. Diğer tarafa göre de bunun tam aksine GDO’ların kullanılmasının insan sağlığına hiçbir zararı olmayacağı gibi artan nüfusun gıda gereksinimini karşılamaktan tutun daha az ilaç kullanımına ve istenen talebe uygun olarak üretim için çok yararlı olacağı görüşündedirler.

 Durum böyleyken tarafların birbirlerini yok saymak, ortak bilinçle hareket etmek yerine birbirlerini çıkarcılıkla, ideolojik yaklaşmakla ve çok da kolayca suçlamayı seçmektedirler. Ve burada olan halka olmaktadır.

Bir yandan domuz gribi olaylarında yetkililerin tutarsız, birbiriyle çelişen açıklamalarının şoku devam ederken arkasından da reyting uğruna medyanın da kışkırtmasıyla GDO konusuyla karşı karşıya kalan insanlar tam bir panik içinde kaldılar. Hangi tv kanalında ilgili bir haber geçiyorsa yan tarafında da birbirinden güzel meyve sebze görüntüleri akıyor ve doğal olarak tüketiciler ekranda gördükleri meyve sebzelerin tehlikeli olduğu ve bunlardan uzak kalması gerektiğini düşünüyor. Tam da mevsim itibariyle bizler halkı bol sebze ve meyve tüketmeye teşvik ederken. Bir başkaları da tezgâhtan aldıkları gıda ürünlerini kameralara sallayarak bilir bilmez tespitlerde bulunuyor, kendilerine göre siyasi hedefleri uğruna şovlar yapıyorlar. Doğrusu onlar bu şovları yaparken ekmeğinin peşinde olan satıcının neler düşündüğünü bilmek isterdim. Kimsenin halkı, tüketiciyi düşündüğü yok. Herkes bu konudan nasıl kendime pay çıkarırım derdinde.

Diğer yandan bence asıl önemli olan yönetmeliği tartışmaktan çok olayın kendisidir. Zira yönetmelikte yanlış veya eksikler varsa ki vardır bunlar bir şekilde giderilebilir. Bunun için tüm bileşenlerin bir araya gelerek samimi ve hiçbir kaygı taşımadan konuyu enine boyuna ele alarak ortak noktayı bulmaları gerekiyor ki bunu da düzenleyecek olan ilgili bakanlıktır. Ancak yönetmeliğin tümünden birkaç ifadenin etrafında kıyameti koparmak ve bir yerlere yüklenmek pek de doğru gelmiyor. Ve her şeyden önce yönetmeliği bir bütün olarak incelemek zarureti vardır. Doğrusu bunun yapılabildiğinden emin değilim. Ve anlıyoruz ki burada taraf olmak ya da olmamak başlı başına bir tartışma konusudur. Ve görüldüğü gibi bilim adamları fikir birliği içinde değilken biz tüketicilerin karşıt ya da yandaş olmamızdan daha önemlisi konunun felsefesidir. Başka bir ifadeyle yarar ve zararlarını bilim adamlarının uzlaşmasına bırakarak verimli toprakları ve bitki çeşitliliği bu kadar zengin olan ülkemizde GDO ekimine veya GDO gıdalara ihtiyacımızın olup olmadığıdır ki yoktur.O halde ‘neden buna gerek duyulmaktadır?’ diye sorabiliriz. Yanıt olarak da yanlış politikalar, kendi kaynaklarımızın yeterince değerlendirilememesi ve dışa bağımlılık diyebiliriz.

Ülkemizde bu yanlış politikalar ve dışa bağımlılık sonucu haşhaş üretimi yasaklandı ve geçimini haşhaş üretiminden sağlayan binlerce aile işsiz kaldı. Daha sonra bunu şeker pancarı, tütün, pamuk kotaları takip etti. Bir şekilde coğrafyamızın bir bölümü nedeni veya haklılık payı ne olursa olsun köyleri boşaltılarak insansızlaştırıldı. Hayvancılık ve tarım büyük oranda yok edildi. Bunları irdelemeden GDO’ları veya ilgili yönetmeliği tartışmak sadece kolaycılıktır ve asıl sorunu gizlemektir.  

GDO’ların anlaşılması imkânsız

Bugün ülkemizde 2.000.000 dönümden fazla verimli ancak ekilemeyen ya da ekilmeyen arazimiz mevcuttur. Bu verimli araziler organik üretim için hazırdır.Üzerinde durulması gereken başka önemli bir nokta da GDO’lar hakkında yeterli bilgiye sahip olmaktır. Zira tüketicinin şayet herhangi bir uyarı veya açıklama yoksa tükettiği gıdanın GDO içerip içermediğini anlayabilmesi mümkün değildir. Ve yine biliyoruz ki bu gıdalar herhangi bir şekilde ülkemizde bulunmakta ve bilinçsizce tüketilmektedir. Ve sınırlarımızda bu ürünlerin tespitini yaparak girmesini önleyecek bir yapılanma henüz kurulmuş değildir. Sınırlardan girdikten sonra ise artık çok geçtir. Diğer yandan bu ürünlerin alerjilere ve salgın hastalıklara yol açtığına dair bilimsel veriler var mıdır?Yoksa varsayımlardan mı ibarettir?

Gıda Mühendisleri olarak üzerimize düşen temel görevin bilimsel verilere dayanarak konuyu tüm boyutlarıyla tartışmak olduğunu belirtmek istiyorum. Çünkü hiçbir şey insan sağlığından ve üzerinde yaşanılacak sağlıklı bir çevreden daha önemli değildir.Ayrıca biliyoruz ki GDO’lu ürünlerin kullanılmasının sorunu daha çok gelecekle ilgilidir. Gelecek ise meçhuldür ve kaygılar her zaman olacaktır. Ancak gıda güvencesi penceresinden baktığımızda bu ürünlerin sadece birkaç firmanın egemenliğinde üretilmesi hatta büyük bölümünü bir ABD firmasının gerçekleştirmesi düşündürücü ve önemlidir. Sadece bu yönüyle baktığımızda bile bunun geri dönülmez bir tekelleşmeye gideceği açıktır.

Tüketicinin ve çevrenin tartışılan sağlık riskleri ise gıda güvenliği açısından önemlidir. Ve de kesinlikle var olan endişeler giderilmeden gerek GDO üretimine gerekse GD gıdaların tüketimine izin verilmemelidir. Sadece izin vermemekle kalmayıp çok sıkı bir şekilde denetimi sağlanmalıdır. Yetkililer adı geçen yönetmeliğin bu amaca uygun olarak çıkarıldığını söylüyorlarsa bunu açık ve net bir şekilde ifade etmeli ve kaygıları gidermelidirler. Zira tüketicinin doğal olarak güveneceği makam burasıdır.

Zaten birey ve toplumda hemen her konuda oluşmuş olan gerginlik ve stresin üzerine bir de tükettiği gıdaların endişesi eklenirse herhalde ortaya masumane sonuçlar çıkmayacak ve bundan hepimiz sorumlu olacağız. Tüm insanlığın yeterli, dengeli ve güvenli gıdalarla beslendiği, barış içinde yaşayacağı bir dünya dileğiyle…  

Kadir Dağhan – TMMOB Gıda Müh. Odası Y.K. 2. Başkanı

Kaynak: Taraf Gazetesi