Fırsat-Tehdit İkileminde İnternet: Mısır, Tunus, Türkiye… -Aylin Aydoğan

Medya kuruşlarının, sunduğu haberlerle insanların dünyadaki gelişmeleri anlama, yaşananları anlamlandırma ve demokratik katılım için ihtiyacı olan tarafsız ve nesnel bilgiyi ürettiği ve dağıttığı iddia edilmektedir. Ancak haber içeriği de dahil olmak üzere ticari medya kuruluşları tarafından dolaşıma sokulan her türlü medya metninin egemenlerin mesajlarının ve değerlerinin meşrulaştırılmasına hizmet ettiği tartışmaları bir yana, ticari medya kuruluşlarının tarafsız ve nesnel bir kamusal tartışmanın mecrası olmaktan uzak olduğu açıktır. Neo-liberal piyasa sistemi içinde faaliyet gösteren ticari medya kuruşları, bir yandan birikimlerini ve kârlarını en çoğa çıkartmak amacıyla pazardaki faaliyetlerini biçimlendirmekte diğer taraftan da içinde bulunduğumuz dönemde sermaye birikiminin sağlandığı alanlardan biri olması dolayımıyla kapitalist sistemin devamına hizmet etmektedir. Kültür endüstrisinin en büyük parçası ve kamusal iletişimin en yaygın mecrası konumundaki medya kuruluşları üzerinde sermayenin egemenliği, medya içeriğinin emek karşıtı, kamusal faydadan ve toplumun farklı kesimlerinin hayatına dair bilgiyi ve sorunları aktarmaktan uzak bir nitelikte olmasıyla sonuçlanmakta; temsilde sınırlı, katılımcı, demokratik ve eşit olmayan bir iletişim ortamına neden olmaktadır. Medya endüstrisi en basit ifadesiyle ticari anlamda değil ancak meşruiyet ve kendisine biçilen toplumsal rolü yerine getirme anlamında bir kriz içindedir.
 
Sosyal Medya ile gelen ivme 
Böylesi bir ortamda yeni iletişim teknolojileri özellikle de internet, küresel düzeyde örgütlenmiş dev medya holdinglerinin belirleyiciliği altındaki iletişim sürecinin karşısında, ona alternatif bir iletişim mecrası olma potansiyeli taşımaktadır. Yeni iletişim teknolojilerinin kitle iletişim araçlarıyla karşılaştırıldığında sahip olduğu görece düşük maliyet, sansür ve kontrol zorluğu gibi avantajları, eşitsiz de olsa hızla yaygınlaşmaları ve günlük yaşamın giderek önemli bir parçası haline gelmeleri alternatif olma beklentilerinin yaslandığı teorik zemini güçlendirir niteliktedir. 
1990’ların ikinci yarısından itibaren internet, ticari medya ortamında temsil olanağı bulamayan grupların seslerini ve mesajlarını iletmek için yoğun bir şekilde kullandığı bir mecra olmuştur. Son birkaç yıldan beri de profesyonel anlamda içerik üreticisi olmayan insanlar tarafından üretilen içerikle hazırlanan ve Web 2.0 ve/veya sosyal medya olarak kavramsallaştırılan platformların doğuşu ve yaygınlaşmasıyla da alternatif medya deneyimleri yeni bir ivme daha kazanmıştır. En popülerleri YouTube, MySpace gibi video paylaşım siteleri, Indymedia, OhmyNews ve Wikinews gibi haber temelli uygulamalar, kişisel web günlükleri olarak adlandırılan bloglar, Facebook gibi sosyal paylaşım siteleri ve Twitter gibi anlık ileti paylaşımının yapıldığı mikro-bloglar olan bu platformlar enformasyona erişimde medya kuruluşlarına bağımlılığın kırılmasının yanı sıra profesyonellerin aracılığına bağımlılığın da kırılmasına olanak sağlar nitelikte görülmektedir. 
Mısır ve Tunus’ta yaşananlar 
Özellikle son dakika gelişmelerinde, yönetenlerin iktidarlarına karşı yürütülen mücadelelerde internet üzerinden gerçekleştirilen iletişim, dolayımlanmamış, sansürlenmemiş ve anlık enformasyonun akışında özel ve önemli rol oynamaktadır. Bu durumun son örneği Mısır ve Tunus’ta yaşanan gelişmelerde ortaya çıkmıştır. Özellikle, Mısır’da başlayan Hüsnü Mübarek karşıtı gösterilerde eylemciler tarafından gönderilen Twitter mesajları, hem insanların doğrudan olay yerinden, geleneksel medyanın süzgecinden geçmemiş enformasyona erişimini sağlamış; hem de geleneksel medya kuruluşlarının eylemcileri görmezden gelmelerinin, resmi kaynaklara bağımlı haber aktarımı yapmalarının önünde ciddi bir engel olmuştur. Geleneksel medya kuruluşları kendi muhabirlerinin haberlerinin yanı sıra bu platform üzerinden gönderilen iletileri de mesajların ulaştığı kitlenin genişliği ve mesajların görünür olmasını göz ardı edememe durumuna koşut olarak dikkate almak durumunda kalmıştır. İnternet dolayımıyla gerçekleştirilen iletişimin Mısır örneğinin ortaya çıkardığı bir diğer nokta da eylemlerin örgütlenmesi sürecinde de sosyal ağların örneğin Facebook’ta kurulan grupların önemli rol üstlendiğidir. İnternet gibi yeni iletişim teknolojilerinin ve sosyal medyanın bu süreçte oynadığı rolün önemi sadece, Mısır yetkililerinin 27 Ocak tarihinde internet erişimini kesmesi ve Tahrir Meydanı’ndaki mobil iletişimi kapatması yönündeki eylemleri dikkate alındığında bile açıktır. Diğer taraftan yeni iletişim teknolojileri karşı eylemliliğin örgütlenmesinde de kullanılmış, küresel bir mobil iletişim operatörü olan Vodafone altyapısı üzerinden insanlara Hüsnü Mübarek’i desteklemek için Tahrir Meydanı’nda toplanmalarını ileten kısa mesajlar gönderilmiştir. Dijital teknolojilerin Mısır’da yaşanlarda oynadığı rol, internet kesintisi karşısında Twitter, Facebook gibi kuruluşların mobil altyapı üzerinden insanların bu platformlara erişimini sağlayacak teknolojik yöntemleri desteklemesi ve uygulamaya koymasıyla daha da ilginç bir hal almıştır. Bu gelişmelere ek olarak İspanya, Fransa, İsveç ve ABD’deki bazı internet servis sağlayıcıları Mısır’daki insanların uluslararası bağlantı kurabilmeleri için genişbant internet erişimiyle kıyaslandığında daha ilkel sayılabilecek bir erişim yöntemi olan çevirmeli bağlantıyı kullanabilmeleri için gerekli teknolojik uygulamaları başlatmış ve bazıları ücret de talep etmemiştir. Özetle Mısır’daki gelişmeler, yeni iletişim teknolojilerinin alternatif bir iletişim sürecini yaratabileceği ve egemenlerin yeni iletişim teknolojileri dolayımıyla gerçekleştirilen iletişim sürecini de engelleyebileceği ve/veya yönetebileceği gibi iki ayrı durumu teori ve pratik düzeyinde bir kez daha ortaya çıkarmıştır. 
Hopa’da iktidar partisinin yapacağı miting öncesinde, polisin alanda toplananlara gaz bombaları ile müdahalesi ve emekli öğretmen Metin Lokumcu’nun ölümü sonrasında yaşananlar da, internet dolayımlı alternatif iletişim kanallarına dair Mısır ve Tunus örneklerinin yanına bir de Türkiye örneğinin yerleşmesine neden olmuştur. Ticari medya Hopa’da olanları tüm vahimliğine rağmen saatlerce görmemiştir. Bu süre içerisinde, Hopa’da yaşananlar bir yandan internet üzerindeki alternatif sitelerin haberleri, diğer yandan da sosyal medya aracılığı ile yaygınlaşmıştır. Ardından Ankara, İstanbul ve İzmir’de yapılan protesto gösterileri de ticari medyada ilk iki gün pek az haber olabilmiş, ancak yaşananların fotoğrafları, görüntüleri ve haberleri çok büyük bir hızla yine alternatif medya ve sosyal medya aracılığıyla yayılmıştır. Protestoların süreklilik kazanması ile ticari medya konuyla ilgilenmeye başlamıştır. Tüm bunlar buraya kadar yaptığımız tartışmayı akılda tutmak kaydıyla iletişim teknolojilerinin daha özgür bir iletişim ortamı için yarattığı fırsatları ortaya koymaktadır. 
Ticari bir yatırım 
İletişim teknolojilerinin tarihinden de takip edilebileceği üzere zamansal olarak yeni ortaya çıkan her iletişim teknolojisi, iletişim ortamının daha demokratik ve katılımcı olacağı, ticari medya kuruluşlarının yanlılığının aşılacağı bir yeni medya yapılanmasının gerçekleştiricisi olarak karşılanmıştır. Ancak yine iletişim teknolojilerinin tarihi göstermektedir ki teknolojilerin bu potansiyeli ancak ticari medya aktörlerinin ilgisinden ve medya endüstrisinin bir parçası olmaktan uzak kalınabildiği ölçüde gerçekleşme ihtimali taşımaktadır ve şimdiye kadar da egemenler her iletişim mecrasına karşı işgalci bir yaklaşım sergilemekten geri kalmamıştır. Bu durumun en temelde iki nedeni bulunmaktadır. İlki her iletişim mecrasının reklam geliri için yeni bir alan olmasıdır. 
İnternet özelinde reklam pazarına bakıldığında küresel düzeyde internet reklam endüstrisinin ulaştığı büyüklüğün 2002’de 9 milyar dolar, 2007’de ise 40.6 milyar dolar olarak açıklandığı görülmektedir. 2011’de ise internetin küresel düzeyde reklam harcamalarından elde edeceği gelirin 73.1 milyar dolara ulaşması beklenmektedir. Türkiye’de de internet reklam endüstrisi benzer bir artış eğilimi göstermektedir. İnternetin reklam gelirlerinden aldığı pay 2007 yılında 53 milyon TL, 2010 yılının ilk altı aylık döneminde ise 121 milyon TL olarak açıklanmıştır. İkinci neden ise internet gibi yeni iletişim teknolojileri dolayımıyla ortaya çıkan yeni içerik ve hizmet alanlarına yatırım yaparak medya endüstrisine giren yeni oyunculara piyasa avantajını ve hakimiyetini kaptırmanın önüne geçme bir başka ifadeyle beliren her yeni piyasanın ilerleyen zamanlarda kârlı bir alan olacağını düşünerek önceden köşe başını tutma isteğidir. Bu isteklilik medya endüstrisin yerleşik aktörlerinin bu alana yatırım yapması ve mevcut yatırımları satın alması gibi uygulamalar somutlaşmaktadır. 
Örneğin Eylül 2005’te dünyanın en büyük medya kuruluşlarından olan News Corporation sosyalleşme ve video paylaşım sitesi olan MySpace’i 580 milyon dolar; Ekim 2005’te de Viacom/MTV video paylaşım sitesi olan iFilm’i 49 milyon dolar karşılığında satın almıştır. Diğer bir medya devi olan CBS Corporation’a bağlı CBS Interactive fotoğraf paylaşım sitesi olan Flickr’ı Haziran 2007’de satın alırken; uluslararası haber ajanslarının en büyüklerinden Agence France Press ise Kasım 2007’de bir yurttaş gazeteciliği platformu olan Scooplive’ın %30 hissesini devralmıştır. Bu hafta içinde ise bir internet servis sağlayıcısı olan AOL bağımsız bir haber sitesi olarak kurulan Huffington Post’u 315 milyon dolar karşılığında satın almıştır. 
Halkın İletişim Hakkı için 
Bütün bunlar göstermektedir ki alternatif bir medya deneyiminin yeni iletişim teknolojilerinin yaygınlaşması ile kendiliğinden gerçekleşeceğini, başka bir dünya için mücadele edenlerin belirlediği bir iletişim sürecinin ortaya çıkacağını düşünmek iyimserlikten öteye geçmeyecektir. Alternatif olmak bir sistem ve yapı olarak medyaya, tüm medya yapısına, onun örgütlenmesine, işleyiş sistemine, mantığına ve bu çerçevede biçimlenen ve sunulan içeriğe karşı olmak; bu çerçevede alternatiflik geliştirilmeye çalışılmayı gerektirir. Dolayısıyla alternatif bir iletişim süreci için, halkın iletişim hakkının önündeki engelleri kaldırmak, iletişim teknolojilerine erişim hakkını savunmak, bu teknolojileri hem mücadelenin bir aracı olarak kullanmak hem de bu teknolojileri mücadelenin konusu olarak görmek şarttır. Bugün eşitlik ve özgürlük mücadelesi için önemli olanaklar sunan interneti mücadelenin konusu olarak görmek, bir mücadele alanı olarak kavramak, egemenlerin sansür ve ticarileştirme yoluyla işgaline karşı durmak anlamına gelmekte ve internetin üzerinde akan enformasyonu ticaretin konusu haline getiren ya da kısıtlayan tüm düzenlemelere karşı mücadele etmeyi gerektirmektedir. 
 
Kaynak:sendika.org