‘Asrın felaketi’ mi, asrın hatası mı? Kahramanmaraş’ta yanlış yer seçimi gerçeği
Büyük depremler sonrasında yeniden inşa ve yerleşim alanlarının aceleyle belirlenmesi, yaşanan afetin yeniden yaşatılmasına neden olabilecek en kritik hatalardan biridir. “Yaşanan” ile “yaşatılan” afet arasındaki temel fark tam da burada ortaya çıkar. 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremlerini yalnızca “asrın felaketi” olarak tanımlamak, afeti doğanın kaçınılmaz bir sonucu olarak görmek anlamına gelir. Bu yaklaşım, sorumluluğu ortadan kaldırarak karar vericilerin çözüm üretme yükümlülüğünden kaçınmasına zemin hazırlayan bir tercihtir.
Oysa afetlerin tekrar yaşanmaması, ancak bilimsel dersler çıkarılmasıyla mümkündür. “Yıkılsın ki yeniden yapılsın” anlayışıyla şekillenen ve rantı merkeze alan bir sistem ile insan hayatını önceleyen, kaybedilen canları ekonomik değerin üzerinde tutan bir yaklaşım arasındaki fark, aslında “yaşanan” ve “yaşatılan” afet ayrımını belirleyen kalın çizgidir. Bu noktada sınıfsal ve politik tercihler belirleyici olmaktadır.
Kahramanmaraş depremlerinde özellikle dağlık ve yüksek eğimli alanlarda binlerce heyelan ve kaya düşmesi olayı meydana gelmiş ve bu durum bilimsel çalışmalara konu olmuştur. Bu tür tehlikelerin tekrar yaşanmaması için yerleşim alanlarının seçimi; çok disiplinli mühendislik yaklaşımlarıyla, bilimsel veriler ışığında değerlendirilmelidir.
Bu tür geoteknik tehlikeler çoğunlukla gevşemiş kayaçlarda ya da killi ve siltli zeminlerde ortaya çıkar. Deprem sırasında ve sonrasında oluşan çatlakların genişlemesi, zemin daneleri arasındaki bağın zayıflamasına neden olur. Yüksek ivmeli sarsıntılar, bu boşlukları ve süreksizlikleri büyüterek yamaç stabilitesini bozmakta ve yeni kayma yüzeylerinin gelişmesine yol açmaktadır. Deprem öncesi ve sonrası kayma gerilmeleri farklı yöntemlerle hesaplanabilmekte; bazı alanlarda stabilite azalırken, bazı alanlarda ise göreli bir iyileşme gözlenebilmektedir.
Görünmeyen tehlike: 11.591 bina risk altında
Nature Communications Earth & Environment dergisinde Wang ve arkadaşları tarafından 16 Nisan’da yayımlanan çalışmada, 2023 Kahramanmaraş deprem dizisi sonrası zayıflayan yamaçlar üzerinde kurulu eski ve yeni yerleşimler incelenmiştir.
Araştırmada hazırlanan dayanım haritalarına göre:
• Yaklaşık 1,6 km² yerleşim alanı (11.591 bina) zayıflamış yamaçlar üzerinde yer almaktadır.
• Yaklaşık 2,4 km² aşağı eğimli alan (14.287 bina) ise bu yamaçlara yakınlığı nedeniyle heyelan riski altındadır.
Her ne kadar bu alanlarda henüz doğrudan bir göçme gözlenmemiş olsa da, bu bölgeler şiddetli yağışlar veya artçı depremler gibi ikincil tetikleyicilerle yeniden aktive olabilecek gizli tehlikeler barındırmaktadır. Bu durum, hem mevcut hem de yeni yapılar için uzun vadede ciddi bir risk oluşturmaktadır. Daha da önemlisi, yeni yerleşim alanlarının bir kısmının da bu zayıflamış zeminler üzerine inşa edildiği belirlenmiştir.

Depremden sonra en büyük risk: Yanlış yeniden yerleşim
Çalışmada ayrıca, Pazarcık deprem kırılma zonunun kuzeydoğusunda ve Kahramanmaraş’ın batısındaki merkezi alanlarda yamaçların zayıfladığı; buna karşılık Antakya çevresinde sınırlı bazı bölgelerde ise stabilitenin arttığı ortaya konmuştur.
Bu bulgular açıkça göstermektedir ki:
Yer seçiminde yapılan hatalar, deprem sonrası riskleri ortadan kaldırmak yerine geleceğe taşımaktadır.
Bu nedenle:
• Sahaya özgü deprem ve heyelan tehlike analizleri yeniden yapılmalı,
• Yanlış yerleşim kararlarından hızla geri dönülmeli,
• Yerinde geoteknik ve jeofizik önlemler alınmalı,
• Eğimler düzenlenmeli ve gerekli tahkimatlar uygulanmalıdır.
Kısacası, mühendislik çözümleriyle zemin güvenliği sağlanmadan yapılan her yapılaşma, gelecekte yeni afetlerin zeminini hazırlamaktadır.
6 Şubat depremleri sonrasında bazı yerleşimlerin hatalı alanlarda kurulduğu açıktır. Bu alanlarda inşa edilen yapılar için mutlaka mühendislik önlemleri alınmalı ve riskler azaltılmalıdır.
Deprem sonrası göçen ve terk edilen alanlardan uzaklaşılırken, yeni yerleşimlerin daha yüksek riskli bölgelere doğru genişletilmesi; bilim ve mühendislikten uzak, tamamen politik tercihlerle hareket edildiğini göstermektedir. Bu tür kararların doğuracağı sonuçların, ileride “asrın suçları” olarak anılabileceği unutulmamalıdır.
Doç. Dr. Savaş Karabulut /Jeofizik Mühendisi
Deprem Bilimci – Gebze Teknik Üniversitesi