Güneşi ve Rüzgârı Özelleştiremezsiniz – Tanay Sıdkı Uyar

Güneş atmosferin içine ısı ve ışığını hiçbir karşılık beklemeden verir. Güneşin enerjisi ile atmosferin içinde yaşam koşulları oluşur ve bunun için insanların katkısına gerek yoktur, gölge etmemesi yeter. Güneş ve türevleri olan doğal enerji kaynaklarından jeotermal, biokütle ve su kaynakları bulundukları ülke ve coğrafi konumlarda sahiplenilirken güneşi ve rüzgârı sahiplenmek mümkün olmaz.

Ülkelere bölünmüş ve paylaşılmış olan yeryüzünün topraklarında insanca ve hakça düzenin sürdüğü ve demokrasinin insana yakışır bir düzen olarak benimsendiği ülkelerde tüm doğal kaynaklar o ülkede yaşayanların ortak varlığı olarak benimsenir. Doğru olan ve demokratik bir yaşamın gereği de budur.

Antidemokratik siyasi partiler ve seçim sistemlerine sahip ülkelerde ise sermaye güçleri ve onların kamu kuruluşlarında görevlendirilmesini sağladığı bürokratlar doğal kaynakları kendi ticari amaçları için hoyratça kullanır ve doğal yaşam çevresini tahrip eder. 1850’lerden itibaren yeryüzünde kullanılmaya başlanan fosil enerji ve 1950’li yıllardan itibaren kullanılan nükleer enerji, yeryüzündeki insanca yaşamın en temel tehdidi haline gelmiş ve milyonlarca insanın savaşlarda ölmesine, yüz milyonlarca insanın kanser ve benzeri hastalıklara yakalanarak yaşamlarını kaybetmelerine neden olmuştur. Savaşlar ve salgın hastalıklar tüm doğal kaynakları ve diğer canlıları da yok etmiş ve yeryüzünün pek çok bölgesinde geriye dönüşü mümkün olmayan tahribatlar yaratmıştır.

Savaşların körükleyicisi olarak silah sanayileri gelişmiş, kanser ve diğer hastalıkların tedavisi için gerekli sağlık harcamaları ülkelerin bütçelerinin önemli bir kısmını oluşturmuş ve geçimini bu sektörlerden sağlayan büyük bir silah ve ilaç endüstrinin güçlenmesine ve varlıklarını sürdürmek için savaşları ve hastalıkları destekler hale gelmesine neden olmuştur.

1970’li yıllarda petrol krizi ve fosil yakıtların yaptığı tahribat endüstrileşmiş ülkelerde zorunlu olarak enerjinin etkin kullanımını gündeme getirdi. Bu önlem yeterli olmadı. Başta ABD ve AB ülkeleri olmak üzere yenilenebilir enerji kaynaklarına dönmek ve yenilenebilir enerji kaynaklarından ısıl enerji ve elektrik üretecek teknolojileri geliştirmek zorunda kaldı. Nükleer silah üretimi amaçlı olarak çalıştırılan nükleer santraller ise 1978 yılından itibaren pahalı, atıkları depolanamaz, denetlenemez ve insanlarla birlikte var olamaz bulunduğu için terk edilirken diğer ülkelerde çalıştırılıp tüm bedeller diğer ülkelere aktarılmaya başlandı.

2000 yılından itibaren rüzgâr ve güneşten elektrik üretimi teknolojileri geliştirildi. Başta ABD ve AB olmak üzere tüm diğer endüstrileşmiş ülkelerde yaygın olarak kullanılmaya başlandı. Endüstrileşmiş ülkeler bağımsızlıklarını korumak için diğer ülkelerce de özelleştirilmesi mümkün olmayan güneşe ve rüzgâra bel bağlamak zorunda kaldılar.

Endüstrileşmiş ülkeler sınırlı miktarda sahip olduklarıözelleştirilemeyen kaynaklara yönelirken kendilerinin sahibi oldukları fosil ve nükleer kaynakları ihracat kredileri, tahkim anlaşmaları ve hazine garantileri ile Türkiye gibi ülkelere aktararak enerji bağımsızlıklarını sağlamak için gerekli tüm maliyetleri Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına ödettiriyorlar.

Endüstrileşmiş ülkelerin kendi sorunlarını çözmek için buldukları bu çözümü eleştirmek ve onların düzelmelerini beklemek ve mücadeleyi sadece bu karşı çıkışla sınırlamak yetersiz ve saf bir yaklaşımdır. Yapılması gereken özelleştirilmesi mümkün olmayan güneş ve rüzgârın daha yaygın kullanılması ve özelleştirmenin mümkün olduğufosil ve nükleer enerji kaynaklarının ülkemizde uzun yıllar kullanımını kolaylaştıran ve tüm kirliliğinin Türkiye’ye aktarılmasını sağlayan tüm uluslararası ikili anlaşmaların iptal edilmesidir.

Türkiye Cumhuriyeti sınırları içine doğmuş ve doğal olarak bu ülkede yaşayanların bir parçası olan aydınlara, çiftçilere, işçilere, kamu emekçilerine, emeklilere, mühendislere, öğretim üyelerine önemli bir görev düşüyor. Bu görev, diğer dünya ülkelerine göre daha büyük bir potansiyele sahip olduğumuz yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygın kullanımını savunmak ve bu mücadeleyi ülkemizde sürdürülen barış ve demokrasi mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olarak kabul etmek…

www.sesonline.net