“Bir Mücadele Alanı Olarak Mekan” Çalışma Grubu Sonuç Bildirisi – Karaburun Bilim Kongresi

Bir Mücadele Alanı Olarak Mekan

Çalışma Grubu

Sonuç Bildirisi

Bugün kentlerimizde küçük bir azınlık, kentlerde yaşayanların büyük bölümü ve mekanları üzerine kırmızı çizgi çekmektedir. Kendi mantığı ve yaşam biçimine uymayan her şeyi işe yaramazlar olarak damgalamaktadır.  Kentsel çelişki bu kırmızı çizgiyi çeken azınlıkla, üzerine kırmızı çizgi çekilmeye çalışılan geniş halk kesimleri arasındadır.

Bizler, günümüz toplumsal pratiklerinde mekanın iktidar mücadelesinin merkezinde yer aldığına ve hegemonya projelerinin mekanın bu stratejik önemini göremediği ölçüde başarı şansının da bulunmadığına inanıyoruz. Mekanın bu stratejik konumu sadece bugünü anlamaya yönelik değildir. Mekan, geleceğe yönelik bir toplumsal yaşam tahayyülünde de merkezi bir konumdadır. Ancak bu tür bir stratejik konumun sağlıklılığı, mekanın toplumsal yaşama dışsal bir unsur değil, toplumsal olarak üretildiğini kavrayabildiğimiz ölçüde mümkün olacaktır.

 

Bu çalışma grubunun üç gün boyunca yürüttüğü tartışmalarda üç boyut üzerinde bir tartışma yürütülmüş ve tespitler yapılmıştır:

·      Bugünün kentleri

·      Nasıl bir kent istiyoruz

·      Nasıl bir muhalefet/nasıl bir mücadele

Bugünün Kentleri Üzerine Değerlendirme

·      Son yirmi yılı aşan ekonomik stratejiler giderek artan biçimde üretimden vazgeçen ve ekonomik ilişkileri finans ve tüketim üzerinden kuran bir niteliğe bürünmüştür. Bu çerçevede sermaye birikim süreçlerinde kentsel yapılı çevreye yapılan yatırımlar merkezi bir konum kazanmıştır.

·      Üretime öncelik veren ilişki ve yapıları tasfiye eden bu anlayış kent mekanında da üretime göre örgütlenmiş toplumsal kesimleri ve mekansal yapıları tasfiye eden bir niteliğe bürünmüştür. Kentsel dönüşüm ve yeniden yapılanma olarak adlandırılan süreçler bu tasfiye sürecinin bir ifadesidir.

·      Söz konusu süreçler kentsel çelişkileri daha da derinleştirir bir nitelik kazanmıştır. Kentte işe yarayan ve yaramayanlar şeklindeki ayrım her zamankinden daha açık ve yaygın bir hale gelmiştir. Bu sürecin kaybedenleri sadece gecekondulular ve mavi yakalı işçiler değildir. Hizmet sektöründe çalışanların çok sınırlı bir kesimi hariç, bu sektörde çalışanların büyük bölümü de tasfiye sürecinin hedefi haline gelmiştir.

·      Kentlerde lüks konut alanlarının, alışveriş merkezlerinin yaygınlaşması kentleri birarada tutan unsur olan kamusal alanları ve mekanizmaları ortadan kaldırmaktadır. Kentler giderek artan biçimde bütünlüğünü yitirerek birbirinden bağımsız ve ilişkisiz adacıklara dönüşmektedir.

·      Kentlerin yönetimleri kentlerde yaşayanlara kapalı kapılar ardında, büyük sermaye, tarikat, siyasi parti ve rant arayışındaki diğer güçlü aktörlerle kararlar almakta ve bunları uygulamaya geçirmektedir. Çoğu durumda bu kararların kentlerde yol açtığı tahribatın sonuçlarını ve maliyetini ise söz konusu kararlara katılamayan geniş halk kesimleri ödemektedir.

·      Mevcut toplumsal ilişkilerden rahatsız kesimlerin kendi içindeki dağınıklığı ve kentsel süreçlerin sınıf mücadelesindeki merkezi konumunu kavramak konusunda çektikleri güçlükler, etkin bir mücadele ve alternatifin oluşturulmasını engelleyen olumsuzluklar olarak karşımıza çıkmaktadır.

“Nasıl bir Kent İstiyoruz?”

Nasıl bir kent sorusu etrafında yürütülen tartışmalar hem güncel kentsel mücadele süreçlerine, hem de gelecekteki toplum yapısına ilişkin önemli tahayyüller içermektedir.  “Nasıl bir kent istiyoruz” sorusunun cevabı ne ideal bir kent formu arayışı, ne estetik bir tartışma, ne de fiziki mekan üzerinde yapılacak düzenlemelerle ilişkilendirilebilir.

Bu soruya, bugünkü distopyaya karşı bir ütopya kurulması, kentlerimizi parçacı biçimde şekillendiren liberal ve revizyonist yaklaşımlara karşı, radikal ve bütüncül yaklaşımların geliştirilmesi ile yanıt bulunabilir. Bugün, başka türlü bir kent ve toplum kurulmasına yönelik hayallerin kısıtlandığı, tartışma konusu bile yapılmadığı bir bilinç körlüğü dönemi yaşanmakta, insan birbirinden, mekandan, doğadan ve yaşamdan soyutlanmaktadır. Distopyaya götüren bu durum, bir ütopya yaratılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu ütopyayı tartışmak bile radikal bir kopuş sürecinin başlangıcının önemli bir unsurudur. 

·      İstenen ve çeşitli mücadeleler ile erişilmeye çalışılan kent, Demokratik Kent’tir. Buradaki demokrasi kavramı liberal tanımından kurtarılmış, maddi temellere oturup pratik hale gelebilen, farklılıklara dayalı, farklılıkların değerlerini karşılıklı anlayarak paylaşabildiği müzakere süreçlerini içeren ama bunu yaparken sermaye mantığını dışarı çıkararak, kentlilerin yaşama koşullarını geliştirmeyi amaçlayan bir demokrasi kavramıdır. Bu tartışmanın önümüzdeki süreçte sınıfsal bir perspektiften büyütülmesi gerekmektedir.

·      Bu kent, çevreye, doğaya ve insana değer veren kent’tir. Bu değerin değişim değeri olmadığı açıktır.

·      Bu kent, dengeli bir coğrafi ve bölgesel gelişmenin parçası olan kent’tir. Diğer kentlerle yarışmacı şekilde değil; birbiriyle, yan yana gelişmelidir.

·      Bu kent, özyönetim mekanizmalarının oluşturulduğu kent’tir. Yaşayanların mekanın ve toplumsal yaşamın şekillenmesinde doğrudan karar mekanizmalarına katılabildiği bir kenttir.

·      Bu kent, iş, yaşam, kamusal alanların parçalanmadığı bir kenttir. Giderek derinleşen bu mekansal işbölümünün insanı yabancılaştıran unsurlarının aşılabildiği ve insanın kendi yeteneklerini gerçekleştirebildiği bir yaşam ve mekan tahayyülünü barındırmaktadır.    

Nasıl Bir Muhalefet ve Alternatif Mücadele

Nasıl bir kent, nasıl bir muhalefet sorusu üzerine yönelik tartışmalarda Çalışma grubu aşağıda özetlenen değerlendirme ve tespitleri yapmıştır:

·      Mevcut uygulamalara ve pratiklere yönelik muhalefetin sadece bu uygulamalara bir direniş olarak kurgulanması yeterli değildir. Direnmenin ötesinde iktidarı kullanmayı hedefleyen bir proje esastır.

·      Bugün önümüze konan ve akademik/entellektüel çevrelerde formüle edilen iki anlayış bulunmaktadır. Mevcut yapılarla müzakereciliği öneren yaklaşım kentsel mücadeleyi iktidar ilişkileri içinde eritirken, iktidar/direniş anlayışı hoşnutsuzluk, itiraz ve muhalefeti yerelcileştirmekte ve güçsüzleştirmektedir.

·      Bugün çatışan gruplar arasında yaratılmaya çalışılan müzakere süreçleri yaşanan sürecin öncesini, sonrasını ve tarafların tarihsel konumlarını düşünmeden hareket etmektedir. Sorunun ne olduğunu, nereden kaynaklandığını irdelemek yerine sonuca yönelik kısa vadede kazanımlar yaratmaya çalışmaktadır. Sorunun içi boşaltılıp, özünden uzaklaşılıp sadece birbirini anlama problemine indirgenmektedir.

·      Kentsel mücadeleler daha geniş ölçekli mücadelelerden bağımsız düşünülemez. Ancak genel mücadelelerin de kentsel mücadeleden bağımsız yapılamayacağı açıktır. Bu çerçevede kentsel mücadeleler hegemonya ve iktidar mücadelesi hedefini yitirmeden verilmelidir.

·      Kentsel çelişkilerin kentlerde yaygınlaştığı bir dönemde bu çelişkilerin sektörel algılanışı her kesimi kendi mücadele alanına sıkıştırmaktadır. Aynı ve benzer süreçleri yaşayan kesimlerin bu işleyişin bütünlüğünü görmesine olanak sağlayacak bir perspektifin ve mücadele anlayışının geliştirilmesi önemlidir.

·      Kentsel sorunlar karşısında mücadele eden kesimlerin sorunlar etrafında bir araya gelmesini sağlayacak platformların oluşturulması ve bu platformların sürekli hale getirilmesi önemlidir.

·      Kentsel alanda mücadele eden demokratik kitle örgütlerinin toplumsal tabanlarını daha aktif hale getirecek katılım mekanizmalarını geliştirmeleri bir zorunluluktur.

·      Bu muhalefetin toplumsal zemininin oluşturulmasında ve büyütülmesinde gündelik hayatın pratikleri içerisinde anlaşılabilen, kullanılabilen ve yeniden üretilebilen, bilimsel alan ile toplumsal alanın birbirini dışlamadığı bir dilin kurgulanabilmesi gerekmektedir. 

·      Kentsel muhalefetin büyütülmesi ve karşı iktidar projelerinin geliştirilmesinde, mevcut sistem karşısında kaybeden kesimlerin bir araya gelebilmesi gerekmektedir. Toplumun en yoksul katmanları ile birlikte giderek orta sınıfı da içermeye başlayan bu kesimlerin, ortak sorunlar karşısında, ortak talep ve yaşam alanlarını üretilebileceği (ulaşım, barınma, sağlık vd.), bütünlüklü bir politik hareketin geliştirilmesi gerekmektedir.

·      Bir muhalefet biçimi olarak, yerel yönetimlerin asli görevi olan hizmetlere öncelik vermesi gerekirken kamu kaynaklarını kullanarak uyguladığı rant amaçlı projelerin deşifre edilmesi gerekmektedir.

·      Kentsel eşitsizliklerin yaratılmasında devlet/yerel devlet merkezi bir konumda olduğu ölçüde, karşı taleplerin de merkezindedir.  Ancak alternatif bir toplum ve kent kurgusu kendi tahayyülüne uygun yeni karşı iktidar yapıları ve ilişkileri yaratmak göreviyle de karşı karşıyadır.

 İmece, Kentsiz, Net ve Gündem Belirleyen tarafından oluşturulan Çalışma Grubumuz, Şehir Plancıları Odası Genel Merkezi Yönetim Kurulu Üyeleri, İstanbul Mahalle Dernekleri temsilcileri, farklı disiplinlerden sosyal bilimciler, öğrenciler ve diğer katılımcılar ile birlikte Karaburun Bilim Kongresi içersinde “Bir Mücadele Alanı Olarak Kent” adlı 3 günlük atölye çalışması sonrası yukarıda özetlenen sonuçlara ulaşmıştır. Bugüne kadar sürdürülen çalışmaları, Karaburun’da yapılan çalışma ile birlikte kentsel muhalefetin geliştirilmesine yönelik belirlediği amaçlar ve araçlar doğrultusunda, genişleyerek sürdürme kararını almıştır.  Bu mücadelenin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması hedefine yönelik olarak,  çalışma grubumuz toplumun ilgili diğer kesimleri ile birlikte aktif eylemler, yazınsal çalışmalar ve araştırmalar içinde yer almayı hedeflemektedir.  

Bugünün anlaşılması ve karşı duruşu ve yarının kurulması örgütlü mücadeleden geçmektedir.