Ankara’da Kentsel Dönüşüm Alanlarının Değerlendirilmesi / TMMOB Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi

Çevre Mühendisleri Odası, İnşaat Mühendisleri Odası, Mimarlar Odası, Şehir Plancıları Odası Ankara Şubeleri ve Mamak ve Dikmen Vadisi Barınma Hakkı bürosunun bir araya gelmesi ile oluşturulan Barınma Hakkı Çalışma Grubu tarafından yayınlanan Barınma Bülteni’nden alınmıştır.
Giriş

Ankara’ya kentsel dönüşüm alanları açısından baktığımızda, kentin son beş yıl içinde hızlı bir atağın hedefi konumunda olduğu görülmektedir..

Yıpranan kent dokularının ve kentte son 50 yıl boyunca oluşmalarına göz yumulan yoksul mahallelerin iyileştirilmesi adı altında yapılan kentsel dönüşüm uygulamaları, bu alanlardaki yapıların el değiştirerek yenilenmesi sırasında,buraları daha önce yaşanır kılan kesimleri yerinden ederek adeta kentin yeni kenarlarına sürerek cereyan etmektedir. Bu süreçte oluşan rant ise öncelikle yapım sürecinde devreye giren inşaat sermayesine ardından da satın alma yolu ile mülk sahibi olan kesimlere aktarılmaktadır.

Kamu eliyle kentsel gelişimin düzenlemesinin bir aracı olması gereken kentsel dönüşüm uygulamalarını müteahhit mantığı ile ve kaynak yaratma projeleri olarak görmek belediyelerin gücünü halka karşı kullanmaktır. Bu güç karşısında, TOKİ ve belediyenin kendine özel imtiyazlar oluşturarak piyasada dolaşması yerine gerçekten gereksinim duyulan iyileştirme bölgelerinde bu alanlarda yerleşik nüfusun yaşam koşullarının ve geleceğinin iyileştirmesi hedefi ile yola çıkan kentsel dönüşüm uygulamalarının tasarlanması yönünde baskı oluşturulmalıdır. Bu baskının oluşturulması ve uygun öneriler kurgulanması kentsel dönüşüm kavramının ve mevcut uygulamaların ayrıntılı analizini ve sorunların tespitini gerektirir.

Büyükşehir belediyesi tarafından bugüne kadar ilan edilen x adet kentsel dönüşüm alanı yakından incelendiğinde, bu alanların hem mevcut kentsel işlevleri bakımından hem de dönüşüm hedefleri bakımından farklılaştığı görülmektedir. Bu bakış açısıyla, kentsel dönüşüme konu olan alanları;

  • Kent merkezinde kasıtlı yaratılmış çöküntü alanları,

  • Kentin varoşlarındaki gecekondu bölgelerinden kent içinde konumuna bağlı olarak gelişen kentsel rantın yüksek olduğu bölgeler;

  • Kentin çeperinde henüz yapılaşmamış alanlarda normal planlama süreçleri içinde elde edilmesi mümkün olmayan rantlara kentsel dönüşüm projelerle el koyma amacı ile dönüşüme konu edilen alanlar;

şeklinde sınıflandırabiliriz.

 

Kentsel Dönüşümün Genel Çerçevesi

Bugün yaşanan kentsel dönüşüm sürecinin gelişiminde, 1980’li yıllarda başlayan imar affı süreciyle birlikte ıslah planlarının çok özel bir yeri vardır. Kentsel dönüşümün Ankara’da gerçekleşmesine olanak sağlayan süreç ve beklentileri başlatan uygulamalar, ıslah planlarıyla başlamıştır.

1984 imar affının arkasından gelen ıslah planlama sürecinde 2000’li yıllara kadar özellikle ıslah planlarının imkanlarının elverdiği ölçüde dönüşümler gerçekleşti. 1985-2000 yılları arasındaki kentsel dönüşüm, daha çok küçük sermaye eliyle gerçekleştirilen dönüşüm süreçleriydi.

Bunun sonuçları, mekanda daha çok parsel bazında dönüşümleri öngören bir resim olarak karşımıza çıkmıştır. Fakat bu, toplumu 2000’li yıllara kadar ideolojik olarak, politik olarak da yeniden şekillendirdi, çünkü aslında kentsel rantın dağıtım süreci açısından bakıldığı zaman, ıslah planları son 10 yılda, 15 yılda toplumda “işgalci” ya da “Hazine arazilerini yağması” gibi birtakım söylemlerle sorgulanan kesimlerin -bunlar ağırlıkla da ücretli kesimlerdir- ilk kez kentsel ranttan pay alması gibi bir süreç yaşandı.

1970’li yıllarda bir barınma meselesini çözmek üzere gelip kentlerde, bir kısmı hazine arazisini işgal ederek, bir kısmı da hisseli tapu yoluyla belli mülkiyetler elde ederek kentte barınan, tutunan kesimlerin bir kısmı, ıslah planlama sürecinde küçük sermaye eliyle kentsel ranttan pay almaya başladı. Bu kentsel ranttan alınan pay, kentteki yapılaşmayı ve kentteki silueti çok yoğun bir şekilde değiştirdi, fakat kentin sosyal, ekonomik birtakım ortak gereksinimlerini kent mekanında konumlandırmak konusunda planlama ilkelerinin ihlal edilmesine yol açtı.

Bugün ıslah planlarıyla yapılan ve dönüşen alanlarda hepimiz büyük oranda sosyal donatıların eksikliğini, ortak birtakım kullanım alanlarının olmadığını görüyoruz. Zaten ıslah planı yapanlara yasal mevzuatta imar planlamasının klasik standartlarını uygulama şartını getirmiştir.

Fakat bu süreç tamamlandığında, kentin tamamını kentsel rantla dönüştürmenin mümkün olmadığı da ortaya çıktı, çünkü kentsel rant tek başına eğer kente dönüştürüp geleceğe taşıyabilecek bir mekanizma olsaydı o zaman mekan da sosyal pratiklere ihtiyaç kalmazdı. Sosyal devlet, toplumcu belediyecilik bu sosyal pratiklerin gerçekleşmesini sağlayan temel çerçeveler olarak ortaya çıkmıştır.

2000’li yıllara geldiğimizde kentsel dönüşüm anlamında kentlerin imar rantı ve küçük sermaye eliyle dönüşebilen alanların dışında çok geniş bir bölümünün kentsel rant aracılığıyla dönüşemediğini, buraların hatta artık 70’li yıllarda, 80’li yıllarda yasadığı umut, kente tutunma, kentte bir şekilde sınıf atlama hayallerinin de artık eskimesiyle, bu kente bağlılığın da belli ölçülerde yıpranmasıyla çöküntü alanlarına dönüştüğünü, terk edildiğini, aslında 2000’li yıllarda, belki 90’lı yılların ikinci yarısından itibaren yasamaya başladık.

Zaten kentsel dönüşüm alanları şu an itibarıyla küçük sermayeyle ıslah planları aracılığı ile dönüşememiş alanlar, o yüzden de bu alanları dönüştürmek için aslında sermayenin yeni mekanizmalara ihtiyacı vardı. Bu çerçevede de kentsel dönüşümün 2000’li yıllardan sonra ortaya çıkan çehresini üç olgu belirledi.

  • Büyük inşaat şirketlerinin daha önceden elde ettiği alanları kentsel dönüşüm alanı şeklinde belirleyerek sermayeye kaynak aktarımı;

  • İstanbul örneğinde bu çok çarpıcı bir şekilde yaşandı, uluslararası sermayenin, özellikle de Arap sermayesinin bu alanlara yatırım yapma isteğiyle beraber, küçük sermayenin dönüştüremediği alanlarda, daha büyük ölçekli sermayenin girme arzusunu da bir şekilde tatmin edecek yeni bir kentsel dönüşüm çerçevesi oluştu.

  • Bu gelişmelere bir de bu Mortgage dedikleri uzun dönemli konut edindirme finansman yöntemini de eklediğimizde ve bu sistemin işleyebilmesi için siyasi iktidarın kamu finansmanı aracı olarak devreye soktuğu TOKİ’nin rolü eklendiğinde bugün yaşanan kentsel dönüşümün yasal, siyasal ve ekonomik çerçevesi oluşmuştur.

 

Kentsel dönüşümle yaşanan sorunlar

Sağlıklı ve yaşanılabilir kentsel alanlar üretimi açısından oldukça sorunlu bir kentleşme tarihine sahip ülkemiz için, “dönüşüm” ya da “yenileme” yoluyla kentsel mekanın yeniden düzenlenmesi önemli bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyacın çözümüne yönelik geliştirilecek uygulamalar, sosyal, ekonomik, kültürel ve fiziksel yönleriyle bütünsel olarak ele alınmalıdır.

Ancak, liberal politikalar eşliğinde, siyasi iktidarın yakın dönemde çıkardığı kentsel dönüşüme ilişkin bir dizi yasaya dayanan uygulamalar yukarıda belirtilen toplumsal kaygılardan ve mekansal bütünlükten yoksun niteliktedir. Bu durum, kentsel dönüşüm uygulamalarını, “barınma hakkı”nı ihlal eden sosyal yıkım projelerine ve kentlerin planlı gelişimi önünde birer engele dönüştürmektedir.

Ankara’da ortaya konan uygulamalarda, yerel halka yaşadıkları mekanların düzenlenmesine ilişkin söz ve karar hakkı verilmemiş, sosyal ve ekonomik koşulları yok sayılmıştır.

Bu çerçevede kentsel dönüşümden daha çok tasfiye projelerine dönüşen uygulamalar, uluslararası finans çevreleri ile iç içe geçmiş büyük ölçekli inşaat şirketlerinin kentsel ranta el koyması projelerine dönüşmüştür. Kentsel mekana yatırım yapan sermayenin ölçeğinde ve niteliğindeki değişime paralel olarak artan kar oranları, bu bölgelerde yaşayan halkın barınma haklarını bile koruyamamalarına neden olmaktadır. Kentleşme sürecinde yeni bir döneme işaret eden bu durum, kentsel katılım açısından değerlendirildiğinde ise kentte yaşayanların söz hakkının büyük sermaye çevrelerine teslimi anlamına gelmektedir.

Bütün bu olumsuz uygulamalara karşın, kentsel dönüşümün sosyal ve mekansal bir ihtiyaç olduğunu kuşku götürmez bir gerçektir. Şu anda uygulanmakta olan “kentsel dönüşüm” uygulamalarında da görüldüğü gibi, rantın büyük sermaye tarafından bölüşümü ve temel bir hak olan barınma hakkını ihlal ederek yerel halkı tasfiyeyi değil, ihtiyaçları karşılamayı hedefleyen gerçekçi ve adil bir kentsel dönüşüm temel ilkeler etrafında gerçekleştirilmelidir.

Yukarda yer alan şemada sayısı 50’yi bulan kentsel dönüşüm alanlarının Ankara kent makroformu üzerinde dağılımı incelendiğinde ise kentsel dönüşüm alanı olarak seçilmiş bölgeler içinde özellikle kent henüz yapılaşmamış alanlarında, 2000 hektara çok büyük alanlar göze çarpmaktadır. Aslında burada klasik kent planlama uygulamalarında, kentsel dönüşüm alanlarının çok büyük bir çoğunluğunun kent merkezinin yoğunlaşmış alanlarında küçük bölgelerin olması beklenirken, bu tip yapılaşmamış alanların çoğunluğu oluşturması mevcut imar kuralları bile elde edilmesi mümkün olmayan oranda bir kentsel rant oluşumunun hedeflendiğini anlatmaktadır.

Yapılması gereken, kentimizde bulunan çöküntü alanları, yenilenmesi gereken kent parçaları, ıslah imar planları ile teknik ve sosyal altyapısı daha da çözümsüz hale gelebilecek gecekondu alanlarında, sadece bugünkü uygulamadaki rantın nasıl arttırılabileceği ve paylaşılabileceğine yönelik dayalı dönüşüm projeleri değil; bölgenin sosyolojik, kültürel değerlerini ve orada oturan kiraciları da aynı proje içersinde ve yerinde koruyan; sosyal, kültürel, ekonomik modeli olan kentsel dönüşüm projeleri yaratmak olmalıdır.

 

Kentsel dönüşüm alanlarının planlamasında gözetilmesi gereken temel unsurlar

  • Dönüşümün tüm kent mekanı üzerinde yaratacağı etkiler irdelenmeli, bütünsel bir planlamanın sonucu olabilecek kentsel dönüşüm stratejisi izlenmelidir.
  • Dönüşümün nasıl ve ne şekilde olacağı kentin ortak ihtiyaçları gözetilerek belirlenmeli, salt rant amaçlı uygulamalar biran önce terk edilmelidir. Kentsel dönüşüm uygulamalarını yönlendiren plan ve projeler kamu yararı ilkesine uygun bir biçimde elde edilmeli, pazarlama ve rant uğruna mühendislik, mimarlık ve planlama meslek ilkeleri göz ardı edilmemelidir.
  • Dönüşüm sonucu ortaya çıkacak kentsel çevrenin belirlenmesi ve projenin yönetimi sürecine halk katılmalıdır.
  • İmar Aflarının yarattığı hakların ötesinde bir yaklaşım geliştirilerek, barınma ve konut hakları göz ardı edilmemeli, bu alanlarda yaşayanlar açısından kentsel dönüşümün sosyal bir yıkıma dönüşmesi engellenmelidir.
  • Bu bölgelerde yaşayan halk dönüşümle yaşadıkları çevreden uzak yerlerde iskan edilmemelidir. Kentsel dönüşüm sonucu elde edilecek konut çevresinin kültürel, işletme ve yönetim boyutu ile gerçekten bölgede iskanını sürdüren kesimlerin yaşamlarını sürdürecek bir yapıda tasarlanması sağlanmalıdır. Projeden etkilenenlerin tümüne günümüz koşullarına uygun kira yardımı yapılmalıdır.
  • Projelerde konut edinme koşulları buralarda oturan halkın ödeme gücü düşünülerek yeniden düzenlenmeli ve ödemeler iskan sonrası başlatılmalıdır.
  • Bölgede kiracı olarak yaşayanların da barınma hakkı olduğu unutulmamalı ve onlarında bu süreç sonunda barınma haklarının korunması için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.