Anadolunun Talanında Yeni Anayasa İçin İlk Adımlar ya da Güvencesiz Yaşam İçin KHK – Hayati Can

Türkiye’de neoliberal dönüşüm için tam 21 yıl önce bugün Fatsa’da Nokta operasyonu yapıldı. İki ay sonra ise, askeri faşist darbe bu ülkenin geleceğini neoliberal politikalara döndürecek olan süreci başlatmış ve Özal dönemi diye adlandıracağımız karanlık dönemin başlangıcını oluşturmuştu. Bu dönem aynı zamanda baskı politikalarının zirve yaptığı ve ülke yönetiminin TBMM tartışmalarına dahi tahammül gösteremediği KHK dönemidir. Hızlı ve icracı bir hükümet için Bakanlar Kuruluna (Belki de imzalı boş kağıtlarla tek adama) tüm düzenleme yetkileri veren bir uygulama süreci, henüz belleklerimizden silinmedi.

3 Haziran tarihli bakanlar kurulu kararı ile çıkarılan KHK, 8 haziran tarihinde yayınlandığında bende uyandırdığı algı, ülkenin yeni bir 11 Temmuz yaşadığıdır. Yeni 12 Eylülümüz ise, tüm siyasilerin ağzına pelesenk ettiği yeni Anayasa olacaktır.

Bugün başta mühendisler, mimarlar ve plancılar olmak üzere tüm meslek mensupları çıkarılan kararnameler ile meclisi bile devre dışı bırakarak oluşturulan yeni bakanlıklar ve bu bakanlıklara yüklenen yeni görevleri tartışıyor. Çünkü başta TMMOB olmak üzere TTB, TEB, SMMMO, TBB birçok kurum, kendi meslek alanlarının düzenlenmesini bir gecede çıkarılan kararname ile belirleyebilen bir iktidar karşısında yarı şaşkın ve kızgın durumdalar. Şaşkınlıkta haklılar, çünkü böyle şeylere alışık değiller. Kızgınlar çünkü kendi yasa ve yönetmeliklerini dikkate almadan ve kendilerinin fikirleri alınmadan atılan bu adım, adeta kendilerini yok saymanın bir sonucudur.

Bugünlere nasıl gelindiğini anlamak için biraz geriye gitmek yeterli olacaktır. Neoliberal sermaye birikim modeli, bir yanıyla eğitim, sağlık başta olmak üzere tüm kamusal alanları ticarileştirirken, ticari tüm kurumlarını özelleştirmiştir. Aynı zamanda kentsel değerleri sermaye birikimine dönüştürecek kentsel dönüşüm programlarını ve toprak talanını başlatacak adımları atmıştır. Bu sürecin belki de en dikkat çekici adımı, tüm dünyada sermayenin temel hedefi olan su ve havanın ticarileştirilmesidir. Hava ticareti (carbon ticareti) gibi toplumun doğrudan dikkatini çekecek bir ilgi (şimdilik) oluşturmasa da, su ticareti tüm toplum tarafından kavranmaya başlamıştır. Bunun sonucunda su hakkı mücadelesi, neoliberalizme karşı mücadelede önemli başlıklardan biri haline gelmiştir.  Toprak yağmasını da içine alan “Tabiatı ve Biyoçeşitliliği Koruma Kanunu” bu iki alandaki direnişlerin yasal dayanaklarını ortadan kaldırmayı hedeflemiştir. Bugün gelinen noktada, hem direniş merkezlerini durduracak zor uygulamaları hem de eski sosyal devlet kırıntılarının yarattığı yasal dayanakları ortadan kaldıracak süreç birlikte işletilmektedir. Dönemin diğer bir ayırt edici kurumu olan TOKİ, gerek çıkarılan özel kanunu ve gerekse ülkenin en büyük müteahhitlik organizasyonu olarak koç başı işlevi görmektedir. TOKİ uygulamaları mesleki denetimlerin dışında ve kuralsız bir sermaye birikim aracı olarak işlevlenmiştir. Meslek odalarına gelen bir proje yoktur. Hangi binanın projesi, uygulaması kim tarafından nasıl yapılır bilinmemektedir. Kimler denetler ve dosyalar nerelerde tutulur, bilinmemektedir. Ve bu sürecin kuramcısı eski TOKİ başkanı Erdoğan Bayraktar, AKP hükümetinin yeni Şehircilik ve Çevre bakanıdır. Yeni kararname ile tüm kentleşme ve çevre mevzuatı bu bakanlığa bağlanmıştır. Yetkilendirme, denetim, çevre etki değerlendirme raporu da dahil bir çok konu, artık bu bakanlığın yetkisi içindedir.

Bugünkü gelişmeleri basit bir meslek örgütlerini ele geçirme, kapatma, mali kaynaklarını kesme olarak algılamak, eksik ve yanlış olacaktır. Amaç bunların çok daha ötesindedir. Amaç tüm Anadolu’nun talanıdır. Yer altı ve yer üstü kaynakları ile, insan kaynakları ile tüm Türkiye talan edilmek istenmektedir. Havası ile, suyu ile, toprağı ile, insanları ile tüm yaşam ve yaşam kaynakları ticarileştirilmek ve sermaye birikiminin önündeki engeller kaldırılmak istenmektedir. Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu (YOİKK) diğer yönetişim aygıtlarından farklı olarak, tüm alanların düzenlenmesinde başat bir rol oynamaktadır. Uluslar arası sermaye sömürü oranlarını artırmak ve olası sonraki sonuçları bertaraf etmek istemektedir. KHK süreci, böyle bir çalışmanın ardından gelen nokta operasyonudur. Yeni anayasa ile tamamlanacak sürecin ilk büyük adımlarından biridir.

Bu süreçle paralel ilerleyen diğer öğe ise, çalışma alanının güvencesizleştirilmesidir. Kamu ve özel sektörde taşeronlaşmamış alan neredeyse yok gibidir. Referandumdaki Torba Anayasa değişikliği ile başlayan sendikal alana müdahale, kıdem tazminatlarının iç edilmesi ile tüm çalışanlara yayılmaktadır.

Bir ezilen halk sorunu olarak Kürt sorunu, hem etnik yönden hem de emek yönünden teslim alınmaya çalışılmaktadır. Temsilcilerinin önemli bir bölümünün esir alındığı, ölüm şartlarında çalışma ile etnik çatışmada ölme arasına sıkıştırılan Kürtler, güneydeki gelişmelerin “olumlu” havasıyla çalışma kamplarına tıkılmaya çalışılmaktadır. Bu yönüyle Anadolu halklarının geleceği birbirine paralelleşmekte ve sorunlardaki ortak payda büyümektedir.

TMMOB’nin Tarihe Karşı Sorumluluğu: Bilim ve Tekniği Halkın Hizmetine Sunmak
Geleneği itibarıyla TMMOB, tüm sınıf mücadelelerinde safını emekten yana ifade etmiş ve tüm alanlarda özne veya destekçi olarak var olmuştur. Ayrıca odalar ve şubeler kendi mesleki alanlarından doğru özgün çalışmalarını yürütmüş ve toplumsal bellek oluşumuna önemli katkı sağlamıştır. Sunulan bilirkişilik hizmetlerinden tutunda, lokal çalışmalardaki (Nükleer, Köprü, Su sorunu vb)  sorumluluklara kadar bir çok platformun kurucu öznesi ve aynı zamanda açılan yüzlerce davanın takipçisidir. Bütünlüklü bakışla yakalanabilecek bir dizi eksiklik mevcuttur. İlki muhalefet örgütlerinin içinde üye sayısı olarak en büyük, mali ve örgütsel olanaklar yönünden tartışmasız en büyük güce sahip olan TMMOB, mücadele süreçlerine edilgen bir katılım sağlamaktadır. Yapısı gereği bir çok kamu kurumu ile girilen ilişkiler, üyelerinin sahip olduğu sınıfsal farklılık bu durumu mazur gösterse de, en son KHK süreci ile görüldü ki, arada durmak mümkün değildir. Ülke hızla saflaşmaktadır. TMMOB bu yönüyle yeni bir yol ayrımındadır.

Sermayenin Değil, Halkın Örgütü Olarak TMMOB

Öncelikli olarak bir durumun netleşmesi lazım. Artık mühendislerin ve mimarların ülkemizde tek büyük bir örgütsel varlığı devam edemeyecektir. Olasılıklardan biri (en keskini), odaların bakanlıklara bağlanması iken, diğeri ise paralel örgütlerin kurulmasıdır. (Şu anda mühendisler mimarlar birliği isimli dernekleri bu sürece hazırlık olarak görülebilir) Son olarak mevcut TMMOB yapısı içinde emek muhalefeti ile arasına mesafe koymak isteyen yapılar, farklı davranışlar sergileyecektir. Peki halkın mücadelesinin bir parçası olmak için ne yapılmalıdır?
Üyelerinin büyük bölümünü ücretli ve düşük gelirli insanların oluşturduğu TMMOB, gerek üyelerinin çıkarını korumak ve gerekse mühendislik mimarlık mesleğinin özgür yaratıcı ortamını korumak için, tüm örgüt çalışmasını yeniden dizayn etmelidir. Bu doğrultuda yapılacak çalışmaların muhtelif örnekleri, mücadele tarihimizde doludur.

Güvenli Çalışma Mücadelesi: Üyelerimizin gelir düzeyi düşmekte, iş güvencesi ve can güvenliği tehdit altına alınmaktadır. Taşeronlaştırma en temel istihdam alanı olmuştur. Çalışma süreleri uzatılmakta ve fazla mesai verilmemektedir. Bu doğrultuda en son genel kurulumuzda alınan kararlar uygulanmalıdır. Asgari ücret ilan edilmeli ve uygulanması için aktif mücadele örgütlenmelidir. Çalışanların haklarını gasp eden işyerleri ile her türlü yöntemle mücadele edilmeli, sorunun kişisel olmadığı ve ancak örgütsel mücadele ile başarı kazanılacağı gösterilmelidir. Üyelerimize yatırılmak istenen gayri ahlaki taleplere karşı aktif dayanışma sürdürülmeli ve onurumuzun ayaklar altına alınmasına izin verilmemelidir.

Halkın Hak mücadeleleri ile Buluşmalıyız: Dilovası örneğindeki gibi Halk Sağlığı uzmanı Onur hocanın hava kirliliğine ilişkin yaptığı çalışmalar, kendi alanımızdan doğru zenginleştirilmelidir. Dilovası için ayrı bir inceleme ekibi kurulmalı ve kirliliğe neden olan işletmeler ile doğrudan uğraşılmalı ve bu işletmelerdeki üyelerimiz göreve çağrılmalıdır.

Suyun ve doğanın metalaştırılmasına karşı mücadele yürüten halk örgütleri ile doğrudan ortak çalışmalar örgütlenmeli ve çalışmalar teknik olarak zenginleştirilmelidir. (STHP, Yaşam Platformu, DEKAP, KİP, Bursa Su Platformu vb.)
Nükleer, Termik, Siyanürlü tesisler vb. bulunduğu çevreyi kirleten ve yüksek risk arz eden tesislerin yapımına karşı verilen mücadele zenginleştirilmeli, yöre halkının konu hakkında bilgilendirilmesi sağlanmalıdır. Bu alandaki örgütlerle var olan ilişki güçlendirilmeli ve dinamik bir yapıya kavuşturulmalıdır.

İl Koordinasyon Kurullarının çalışmaları teşvik edilmeli, kurumsallaşmaları önündeki engeller kaldırılmalı ve kente dair her konuda müdahil olabilecek bir yapıya dönüştürülmelidir. Önümüzdeki dönemde kent sempozyumları yapmak yeterli olmayacaktır. Kenti savunan ve halk yararına değişimini temel alan aktif bir çizginin öznesi olunmalıdır. Kentsel dönüşüm politikalarına karşı oluşmuş olan platformlarla ortak çalışma zeminleri oluşturulmalı ve ileride kent meclisini hedefleyen bir çalışma yürütülmelidir.

Bu süreçte hükümet ve hükümet kurumları ile uzlaşma arayışlarına karşı uyanık olunmalı ve cephe oluşturma çizgisi ile hareket edilmelidir. AKP bir yandan örgütümüzü ezmeye çalışırken, diğer yandan bazılarımızı satın almaya çalışacaktır. Kişisel veya örgütsel küçük lokmalarla bizi parçalamaya ve kendi içimizde meşruiyetimizi ortadan kaldırmaya çalışacaktır. Bu süreçte tüm örgütlerimiz açıklık politikası izlemeli, tüm karar alma süreçlerini üyelerin aktif katılımını özendirerek yürütmeliyiz.

Bu süreç aynı zamanda Teknik Eleman Hareketini emek hareketinin bir parçası olarak örgütlemek için maddi zemini  olgunlaştırmıştır.

Devrimci Mühendis, Mimar ve Şehir Plancılar,

Mücadelenin en ön saflarına…

Hayati CAN – Makina Mühendisi