Gerçekliğin çölüne hoş geldiniz!* – Ceyda Sungur

“Mühendislik” artık “mega projeler çağında” yaratılan prestij yanılsamasına katkı sunmaktan ileri nasıl gidebilir? Emek alanında edilgen bir rol üstlenen mühendislerin projelerdeki pozisyonlarını sorgulama zamanı şimdi

Üniversitelerin mühendislik mimarlık ve şehir planlama bölümlerinden yeni mezun olmuş kıymetli meslektaşlarımız, yolunuz açık olsun. Yüksek öğrenim hayatınız boyunca edindiğiniz kamu yararı önceliklerinin, mesleki ilke ve esaslarının artık bir mecburiyet değil geleceğiniz için bir meydan okuma olduğunu her daim hatırlatacak meslek hayatlarınız başlıyor. Bir mühendis, mimar ya da şehir plancısı olarak “ayrıcalıklı” konumlara yerleştirileceğimiz, ancak çalıştığımız her yerde bırakın bazı çalışma standartlarına sahip olmayı, güvenceli ve güvenli yaşam hakkımızın dahi ihlal edileceği “gerçek hayata hoş geldiniz!”

Ne yazık ki mezunların bir çoğu, bugün neredeyse tamamı halka karşı verilmiş hizmetlerin bütünü haline gelmiş meslek alanlarında ‘çaresiz’ kalacak. Bu yüzden, bugün ailelerinin (kıt kanaat geçineninden imkanları bol olanlarına) imkanlarıyla mezun olmuş meslektaşlarımızın herhangi bir mülke ya da sermayeye sahip olmaksızın yalnızca aldıkları eğitimle edindikleri sınıfsal pozisyonları ve mesleki bilgi-becerileriyle neye, kime, nasıl hizmet edecekleri önemli bir soru olarak karşımıza çıkıyor. Sokaktaki yurttaştan ya da makina başında kollarını çürüten fabrika işçisinden ayrıcalıklı olmadığını bilerek meslek ilkelerinin yanında çalışma haklarına, iş güvenliği ve iş güvencesine nasıl sahip çıkacaklarını tartışmak ise bir mecburiyet. “Mühendislik” artık “mega projeler çağında” yaratılan prestij yanılsamasına katkı sunmaktan ileri nasıl gidebilir? Emek alanında edilgen bir rol üstlenen mühendislerin projelerdeki pozisyonlarını sorgulama zamanı şimdi.

Nasıl suç ortağı olunur?
Basında “beyaz baretli melekler” olarak gündeme gelen “63 beyaz yakalı kadın”dan birkaçı ile yapılmış mülakatları içeren haberlerde,

…taşıması gerekenden %80 daha fazla yük taşıtıldığı için devrilen kamyonun altında kalarak hayatını kaybeden şoför Turgut Demircan’ın (52) adını ağzınıza almadığınızda, acılarını paylaşmadığınızda ya da ölümlerini cinayet değil kaza saydığınızda,

… emeği görünmez, fikri görünmez, sevgisi, öfkesi, isyanı görünmez kadınlar her gün sokaklarda hayatlarını kaybederken medyanın cinsiyetçi dilini ve sızlere atfettiği “görünmez kahramanlık ünvanını” kabul ettiğinizde, kadın mühendislerin meslek alanında yaşadıkları sorunlara değinmeksizin toplumsal cinsiyet rolleriyle üzerinize biçilmiş görevleri üstlenip kadın ellerinizi projeye değdirdiğinizde, şeytanların şantiyesinde “melek” olmayı caiz gördüğünüzde,

… yıllardır Kuzey Ormanları köylüsünün ekip biçtiği, hukuksuzca ellerinden alınan ve hayatlarının geri kalanında arazilere “boş, çorak arazi” dediğinizde,

… doğal habitat alanlarının taşınarak korunamadığını, bir ekosistemin yerinden edildiğinde ortaya çıkabilecek doğal felaketi biliyor olmanıza rağmen “bin bir emekle” Tayakadın köyünün altındaki doğal habitat alanına taşıdığınız soğanlı bitkilerin, kaplumbağaların 3. Köprü ve 3. Havalimanı projeleri tamamlandığında yok olacağını düşünmediğinizde,

… şantiyede yaşadığınız sorunları anlatacak olduğunuzda işinizi kaybetme korkusu taşımanıza, her an bir ihmal sebebiyle iş cinayetinde hayatınızı kaybetme ihtimali olmasına rağmen, projeye emek verdiğinizi söyleyerek kendinizi ayrıcalıklı gördüğünüzde ve gururlandığınızda,

… en kötüsü de yeni mezun mühendisleri yukarıda dile gelen kaygıları taşımaksızın hiç çekinmeden bu projelere davet ettiğinizde,

suç ortağı oluyorsunuz. Bizlerin ise başta suç ortaklarına ve tüm kamuoyuna meslek onuruna, halkların ve doğanın yaşam hakkına sahip çıktığımızı anlatmaktan başka çaremiz yok. Bu aynı zamanda her birimiz arasında dayanışmayı örmenin ve buna inanmanın bir sorumluluğu.

Güvencesizleştirilen emek alanının metalaştırılan sosyal haklar kıskacında çaresizlik, geleceksizlik ve itibarsızlık kaygılarına kapılmamak gün geçtikçe zorlaşıyor. “Ben olmasam daha da kötü bir proje olacaktı” ya da “ben çalışmasam zaten bir başkası çalışacaktı” avuntularına yenik düşerek kötünün iyisi projelere imza atmamak da… Ancak tüm bunlara karşı eleştirel düşünceyi, bilimi ve meslek onurunu savunduğumuzda işimizi kaybetmekten endişe duyup “önce bir doçentliği alabilmeyi” beklemek de artık çok zor. Her şeye rağmen önce birlikte yükselecek sesimiz bize umut olacak. Yaşam haklarımıza kasteden failler, projelerinin karşısında bizleri bulacak. Suç işleyenlerin karşısında kozlarımız, mesleki sorumluluklarımız ve umudumuz kaygılarımızın önüne geçmeye yetecek kadar büyük, zamanımızsa az. Şimdi kaygılarımızın gölgesinde ağıt yakma zamanı değil, mesleğimiz, geleceğimiz için her gün yeniden başlayan mücadelenin zamanı.

İTÜ Mimarlık Fakültesi Araştırma Görevlisi
Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi YK Üyesi

*Morpheus’tan Neo’ya “Welcome to the desert of the real” The Matrix (1999), Larry ve Andy Wachowski kardeşler
Bu yazı Suruç Katliamı’ndan önce mega projelere karşı mühendis, mimar, şehir plancılarının rolünü kaleme almak üzere yazılmıştır.