Yeni mezun harita mühendisleri neler yaşıyor?* – Egemen Kurtdere

Lisanstan mezun olalı yaklaşık bir buçuk sene oldu. Hali hazırda da yüksek lisans eğitimine devam etmekteyim. Düşününce mesleğin henüz başında bir mühendis hatta ‘reel’ hayatın başında genç bir insanım. Yaşama gailesi başta olmak üzere mesleki özgüvensizlik gibi birçok problem var. Yaşadığımız çağın bütün olumsuz yansımalarına maruz kalmaktayım, kalmaktayız. Daha yolun başındayken karşılaşılan zorluklar zaman zaman bizi hayattan soğutarak daha kolay işlere veya daha kolay yaşanabilir memleketlerimize çekmekte. Tabiri caiz ise köyümüzü özlemekteyiz. İş hayatında karşılaşılan sorunlar, ünvan ve ücret sıkıntısı; mobing de cabası. Tüm bunları arka arkaya koyunca bize düşen direnmek, öğrenmek ve yeniden kurmak.

Yeni mezun olan bir mühendisin ilk karşılaştığı problem – genelleme yaparak konuşur ve orta halli bir devlet memuru ve daha düşük gelirli bir ailenin çocuğu olduğunu varsayarsak- iş beklentisidir. Mezun olduğu gibi iş arayan, KPSS ve özel sektöre saldıran bu yeni mühendis topluluk sudan çıkmış balığa benzer. Okulda aldığı eğitime hiçbir zaman güvenmeyen “güvenemeyen” bu topluluk özgüvenden yoksun bir şekilde kurtlar sofrasına düşer. “İşi iyice öğrenebilmesi için” az paraya çok çalıştırılabilecektir. Bunda hiçbir beis yoktur. Bu durum öylesine içselleştirilmiştir ki mezun olan arkadaşların kendisi bile bunu savunmaktadır. Üniversitelerimizde sponsorlar eşliğinde yapılan kariyer günlerinde bizim ne kadar tecrübesiz ve yetersiz olduğumuzu beynimize kazıyanlar, iş ilanlarında 5-10 yıl tecbüre ve piyasadaki bütün programların bilinmesi şartını koşan (verilen 10 ilanın 9’u bu şekilde) “piyasanın önde gelen firma” sahipleri ve insan kaynakları çalışanları bunları üstüne basa basa vurgulamaktadır. Bizim bunu savunmamamız ve haklı bulmamamız gibi bir durum asla söz konusu olmamalıdır ve olamaz. Bizler yeni mezun ve ücretli çalışan harita mühendisleri, müteahhitlere ve şirket sahiplerine milyarlar kazandıranlar olarak insanca yaşama koşullarında gerekli olan ücreti ve dirsek çürüterek kazandığımız mühendislik vasfını talep etmek durumundayız. Bunun için örgütlenmek ve mücadele etmek en tabii hakkımızdır.

Gelelim bunun iş bulduktan sonraki bölümüne. “Mühendis” olarak sigorta girişimiz yapılıyorsa sıkıntımız daha az demektir. Çünkü en azından TMMOB ve SGK arasında yapılan protokol gereğince 2700 lira brüt maaş -yeni yılla birlikte artması bekleniyor- üzerinden sigorta primimizi yatırılması anlamına gelir. Ancak vasıf olarak “işçi” ve “tekniker” isek o zaman yine ücret sıkıntısıyla karşı karşıyayız. Buraları hızlıca geçersek işin şantiye kısmına gelelim. Burada yine mimar ve mühendis arkadaşlarımızla birlikte çalışmaktayız. Kendimden örnekle biraz sıkıntılarımızı anlatmak isterim. Mesleğimiz gereği üst yapı işlerinde genelde biz harita mühendisleri projelendirme değil uygulama kısmında yer aldığımızdan diğer mühendis ve mimarlarla oluşan ilişkilerimizde hiyerarşik bir durum ortaya çıkmaktadır. Bunun sebeplerine gelince; gelişmiş ülkelerde planlama, konum belirleme gibi konular önemli bir yer tutarken ülkemizdeki “ekonomik lokomotif” olan inşaat sektörünün başını alıp yürümüş olması biz harita mühendisleri ölçüm yapan birer eleman olmaktan öteye taşıyamamıştır. Bunun yanı sıra mimar ve diğer mühendislerin kişisel görüşleri ve bizim mesleki açıdan kendimizi yeterli anlatamamış ve mesleğimizi sahiplenememiş olmamız vardır. Yeri gelince topoğraf diye bile çağırılan bir harita mühendisi olarak, aynı süre eğitim almış ve benim gibi, bizim gibi mühendis sıfatını taşıyan çalışma arkadaşlarımızın bu davranışları, zaten her yönden saldırı altında kalan mesleğimizi korumaya ve bilimsel yolda ilerletmeye olan ihtiyacımızı daha da elzem hale getirmektedir.

Bunlar gibi daha birçok sıkıntıdan bahsedebiliriz. Bizler genç ve ücretli çalışan harita mühendisleri olarak mevcut koşulları kabul edilemez buluyoruz. Bu adaletsiz sistemi ve onun getirdiği sonuçları kökünden değiştirme gayretini, örgütlenme ve mücadele alanlarına taşımayı bir görev addediyoruz. Çünkü tarih bize gösterdi ki kazanımların koşulu örgütlenme ve mücadeledir. Haziran’da yaşanılan Gezi Direnişi bunun yakın zamandaki en güzel örneğidir. Rüşvet ve yolsuzluk iddialarının, adam kayırmaların, devlet içine işleyen çıkar odaklı yapıların ortasında var olma mücadelesini elimizden geldiğince yürütmeyi ve büyütmeyi önce kendimize ve daha sonra da gelecekte bu meslekten yaşamını idame ettirecek meslektaşlarımıza karşı bir görev olarak görüyoruz. Hırsızların meslek odamızı denetlemesini kabul etmiyoruz. Son olarak gündemde yer alan devlet içindeki çıkar çatışmasının iki tarafında da olmayı kabul etmiyor altenatif yol olarak; mesleki olarak bilimsel olanı, insani olarak vicdan yolunu seçerek sokaktaki halkın sesini dinliyoruz.

*Bu yazı HKMO İstanbul Şubesi bülteninde yayımlanmıştır.