Neoliberal Yıkımdan İnsanca Yaşama Doğru* – Hayati Can

“Değişmeyen tek şey değişimdir” F. Engels

Bugün en temel görevimizin içinde yaşadığımız dünya, bölge, ülkemiz ve örgütümüz olan TMMOB’nin hangi değişime uğradığı ve nereye doğru evrildiğinin görülebilmesidir. Yani değişimin yakalanması ve yeni dengeler içinde değişimin nereye ve nasıl sağlanacağının saptanmasıdır.


Dünya sınıflar mücadelesinin yarattığı sosyal devletlerin yıkıldığı, açık ve gizli işgal süreçlerinin iç içe yaşandığı, ortaçağ karanlığını  aratmayacak gericiliğin ve ırkçı-faşist milliyetçi hareketlerin hortladığı, dünya halklarının hızla proleterleştiği bir tarihsel dönem içine girmiş durumdadır. Bölgemiz bu gelişmelere paralel bir savaş alanına dönerken, dünyanın öbür ucundan karanlığın yırtılmaya başlandığı, umudun yeniden örüldüğü bir değişim yaşanmaktadır.

Ülkemiz bu karanlığın baş aktörü ABD emperyalizmine ve onun sadık müttefiklerinden biri olan AB emperyalizmine sırtını yaslayarak, karanlık bir sürecin içine doğru yol almaktadır. Bu yolu dikensiz bir gül bahçesine çevirmek için muhalefet zapturapt altına alınmaya çalışılmakta, her koşulda emperyalist politikalar yürütülmeye çalışılmaktadır. Bir taraftan kitleler ırkçı-milliyetçi-dinci faşizan hareketlerin kitle tabanı haline getirilmekte, öbür yanda ise Türk ve Kürt düşmanlığı kışkırtılarak geriye dönüşü neredeyse imkânsız bir iç savaş ortamına sürüklenmektedir. AKP iktidarının Kürt açılımı kafaları karıştırmamalıdır. Bu açılım gerçekten samimi olsaydı, barış umudunun kırıntısında bile sevinç gösterilerine başlayan bir halka, tekrar silahlarını göstermeye çalışmazdı. (Aslında son 3-4 yıldır Kürt hareketinin ilerici/solcu kesimine saldırılmakta ve başta KESK olmak üzere, emek hareketiyle bağı koparılmaya çalışılmaktadır. Ezilen halk sorunu gizlenmeye ve etnik bir alana sıkıştırılmaya çalışılmakta ve bunun sonucu olarak şoven politikalar beslenebilmektedir.) Beri tarafta ise, henüz içeriğini bilmediğimiz 48 anlaşma Kuzey Irak Bölgesel Yönetim ile imzalanmış olup, büyükelçilikler açılmaya başlamıştır. ABD’nin Irak’tan çekilme planına uygun bir biçimde Türkiye’nin girişi sağlanmaktadır. Bu konudaki bazı ufak tefek pürüzlerde (özellikle Ordu kanadında) malum yöntemlerle (Dursun Çiçek örneğinde olduğu gibi) hizaya sokulmaktadır. (Pentagon yılların deneyimiyle böyle hizaya sokma operasyonlarını Türkiye gibi birçok yeni sömürge ülkede gerçekleştirmektedir.) Birde bunun üzerine Ermeni ve Alevi açılımını koyarsanız, soslu liberal politikaları, ülkemizin yıllarca özlemini çektiği barış talebinin üstüne dökebilirsiniz.  

Dünyamızın artık 70’lerde olduğu bir dünya olmadığı su götürmez bir gerçektir. Dünyayı analizde önemli bir metodoloji olan bunalım teorisiyle konuyu ele alacak olursak, artık dünyamız Emperyalizmin 4. bunalım döneminin içindedir. Bunun anlamı artık eski yönetim biçimlerinin geçersizleştiği ve yeni yöntemlerin ön plana çıkacağıdır. (Reel Sosyalist sistemlerin çöküşü, dünyanın ABD öncülüğündeki Emperyalist Blok tarafından yönetilmesinin zorlaşması ve yeni güç merkezlerinin oluşması, emperyalizmin ekonomik sömürü sistemini sürdürmekte başarısız olması ve kapitalizmin krizinin derinleşmesi, gizli işgal politikalarının Irak ve Afganistan örneğinde olduğu gibi iç içe geçmesi, başta Latin Amerika olmak üzere halk hareketlerinin gelişmesi ve halkçı iktidarların bir çok ülkede iş başına gelmesi yeni dönemin satranç oyunlarını önümüze sermektedir)

Bu tartışmanın bizim için anlamı ise, örgüt olarak yeni dönemi anlamak ve hazırlığımızı  o doğrultuda yürütmektir. Bu dönemin temel sömürü politikası, neoliberal politikalardır ve örgütümüzün de içinde olduğu geniş bir kesim, bunun ilk yasalarına karşı mücadele etmiştir. (Eğitim ve sağlığın paralılaştırılması, mezarda emeklilik yasasının geçirilmesi, kdv iadelerinin iptal edilmesi, kamu çalışanlarına komik sayılabilecek zamların dayatılması, kıdem tazminatlarına el konulma yasa tasarısı, özelleştirme uygulamaları, taşeronlaştırmanın yasalaştırılması, esnek çalışma yasasının kabulü, uluslar arası tahkimin kabul edilmesi, gıda ve tohum tekelerinin istedikleri yasaların geçirilmesi, kentleşmenin yarattığı değerleri rant haline getirme ve yerel yönetim yasasının buna göre düzenlenmesi bunların başta gelenleridir.) Örgütümüzün de içinde olduğu geniş bir muhalefet grubu buna karşı mücadele etmiştir. Bu mücadele biçimleri esas olarak olayı anlatmak, halkı olacaklara karşı uyarmak ve tepkilerin ifade edildiği mitinglerin ötesine geçememiştir. , Özal (Mess Başkanı Özal ile 24 Ocak Kararları, Ardından Faşist Cunta Dönemi ve sonrasında Anap Genel Başkanı Özal) tarafından başlatılan ve ardından gelen her hükümetin devam ettirdiği neoliberal politikalar, AKP döneminde yasalaşma yolunu neredeyse tamamlamış olup, sonuçlarını halkın yaşadığı yeni bir döneme geçilmiştir.  

Artık neoliberal kentlerde yaşıyoruz. 50 katlı gökdelenlerde çalışanlar, sabah ve akşam 3 metrelik yollardan işine gitmeye çalışıyor. Her tür ormanlık arazi, yeşil alan, dere yatağı artık yeni bir kentsel rant alanıdır. Uluslar arası tekellerin çıkarları ve yerli işbirlikçilerinin satış payları için karayolundan vazgeçemeyenler, olur olmaz alt ve üst geçitlerle kendilerine yeni rant alanları yarattılar. Metro adını ilk kez otobüse takan akıllılar herhalde bizim aklı evvellerimizidir. Bugün 3. köprü projesi ile, İstanbul kentinde neoliberal dönüşümü tamamlamak istiyorlar. Yani İstanbul’un nüfusu 25 milyon, kenarları varoş merkezi ise finans kuruluşlarının merkezi. Al sana Küçük Amerika. Çocuğunu okutamayan, hastanede rehin kalan, sefalet ücretine mahkûm, cemaatlerin kuşatmasında dilencileştirilmiş bir yaşam. Kurtarma işlerinin Akut’a, yardım işlerinin Deniz Fenerine, asayişin özel güvenliğe bırakıldığı sosyal değil, kapitalist Türkiye. Trafiği herkesi delirten, yağmur yağdığında selden ölen yağmadığında kuraklık mahkumu, fahiş zamlarla kışın kullanılamayan Doğalgaz yerine yanmayan kömürle havası kirletilen, iş güvenliğinden ve güvencesinden uzak, boğazı ile aşık eden, tarihi ile büyüleyen, kavgamızın ve sevdamızın kenti: İstanbul  

Neoliberal politikaların Türkiye’deki temsilcisi AKP’nin zayıf karnı neoliberal mağduru halktır. Evleri her gün yıkım tehdidinde olan insanlar, başta Dikmen, Mamak olmak üzere Türkiye’nin dört bir yanında (Sarıyer’de, Beykoz’da, Küçükçekmece’de, Gülsuyu’nda, Aydos’ta, Sancaktepe’de) kentsel dönüşüm projelerine (Toki’ye) direnen insanlar, sel felaketinin hesabını soran insanlar, 3. Köprü yıkım projesine direnen boğaz halkı, yeni bir mücadele yolu kuruyor.  

Ayamama Deresi, Gök Kafes, Acaristanbul, Hızlandırılmış Tren, Metrobüs, İDO, İgdaş, Tuzla, Davutpaşa Faciası, Galataport, Haydarpaşaport gibi kimisi mahkemelik kimisi taraf olduğumuz onlarca vaka var dosyalarımızda. Bu vakaların içinde Davutpaşa vakası ve Ayamama vakası özel öneme sahiptir. Ayamama deresi neoliberal politikaların rant hesaplarının doğrudan sonucu olurken, Davutpaşa vakası ise neoliberal politikaların ortadan kaldırdığı denetim mekanizmaları ve ucuz emek pazarının sonucunu gözümüzün önüne seriyor. (Yerel yönetimler denetim işlevini sembolik merkez şovlarına bırakmış durumdadır. Şu anda İstanbul Beykoz Belediyesi bünyesinde toplam mühendis sayısı 9 olup, 300 bin nüfuslu ve İstanbul’un en büyük toprak parçasına sahip ilçenin bu kadar az bir kadro ile başarılı çalışma yapabilmesi mümkün olmadığı gibi, denetim yapma şansı ise neredeyse yok denecek kadar azdır. Bu konuda daha derin bir araştırma yapmaya ihtiyaç var. Türkiye’deki tüm belediyelere ve Büyükşehir Belediyesine kadro politikasının oluşturulması için özel bir baskı yapılmalıdır.)

İBB Meclisi 15 Ekim 2009 tarihinde 5 yıllık strateji hedeflerini ortaya koydu.

Marmara Denizi boyunca çok merkezli olarak gelişmesini amaçlayan planda; İstanbul nüfusunun 16 milyonda tutulması, mevcut sektörel yapının İstanbul’a küresel platformda rekabet sağlayacak finans, bilişim ve yönetim sektörlerine dönüştürülmesi amaçlanıyor. Bu doğrultuda 2023 yılında istihdam yapısı yüzde 70 hizmet, yüzde 25 sanayi ve yüzde 5 tarım olarak öngörülüyor.

Planda bugünkü  kentsel gelişim merkezlerine ek olarak Avrupa yakasında Bakırköy- Silivri aksı, Anadolu yakasında ise Kartal, Ataşehir, Kozyatağı  birinci derece merkezler, Avcılar, Selimpaşa, Çanta, Ümraniye, Maltepe, Pendik, Tuzla, Orhanlı, Şeyhli alt merkezler olarak belirleniyor. Bu kapsamda mevcut sanayi bölgelerinin sağlıklı hale getirilecek, Tuzla tersanelerinin yoğunluklarının azaltılacak, Pendik tersaneleri ise sadece yat ve gezinti teknesi imal edecek.

Haydarpaşa Limanı’nın dönüşümü öngörülüyor.

Yine stratejik plan kapsamında, sağlık turizmini desteklemek amacıyla Celaliye-Kamiloba ve İkitelli’de ulusal ve uluslararası ölçekte hizmet verecek iki büyük sağlık parkı kurulacak. Parklarda tüm ihtisas dallarını bünyesinde barındıran tam donanımlı hastane, üniversite, araştırma geliştirme birimleri, sağlıklı yaşam ve rehabilitasyon merkezleri, bakımevleri gibi her türlü sağlık hizmetlerinin sunulacak.

Süslü sözlerin arasında gerçek hedefler gözümüzden kaçamıyor. % 70’lik hizmet sektörü  istihdamı her şeyi açıklıyor. Türkiye’nin en büyük kapasiteli tersanesi olan Pendik Tersanesi, şu anda önemli derecede atıl hale getirilmişken tamamen işlevsizleştirilmeye, Haydarpaşa Limanı gasp edilmeye çalışılıyor. Şu anda ilan edilmese de (3. Köprü de ilan edilmedi) Marmara içine tasarlanan yapay adacıklar da hedefin içinden sırıtıyor.

İşte İstanbul halkına öngörülen gelecek. Kenar mahallelerde yoksul, kent merkezlerinde hizmetçilik ile çerçevesi çizilmiş yaşam.  

Nasıl bir İstanbul’da yaşamak istiyoruz sorusuna vereceğimiz yanıt, nasıl bir meslek ve nasıl bir meslek örgütü istiyoruz sorusuna vereceğimiz yanıtı oluşturacak.  

Ben halkın mühendisi, mimarı, plancısı olmayı öneriyorum. Tuzla tersanelerinde ölümün durması, havai fişek fabrikalarında patlamaların olmaması, ormanın/suyun/havanın korunması, trafikte geçen bir yaşamın yaşanmaması, gazdan zehirlenmeden ısınabildiğimiz, zehirli varillerin toprağa gömülmediği, depremlerde ölmediğimiz, kamyonlarda taşınmadığımız, sele kapılıp gitmediğimiz, çeşmelerden akan suyumuzu içebildiğimiz, mesleğimizi onurlu bir şeklide uygulayabildiğimiz bir kentte insanca yaşamak için halkın mühendisi, mimarı, plancısı olmalıyız.

Bugün halkın mühendisi, mimarı, plancısı olmak için, meslek örgütümüzü halkın mücadelesinin doğrudan parçası olan meslek örgütü haline getirmeliyiz. (Bunu kitle kuyrukçuluğu olarak önermiyorum. Sahip olduğumuz teknik donanımı halkı aydınlatmak için ele almalı ve onların insanca yaşam mücadelesinin parçası haline getirmeliyiz. Bu bazen halkla karşı karşıya gelmemize bile neden olabilir. Nihayetinde toplumun bütününün çıkarı, bir bölümünün çıkarıyla çatışabilir)  Bunun için yapmamız gereken ilk iş, halkın çağrılarına kulak vermektir. İstanbul’da 100.000’i aşkın mühendis, mimar ve şehir plancısı ile neoliberal yıkımın karşısına dikilip kendi 2017 hayalimizi ayağa dikmeliyiz. Mühendislerin büyük bölümünün bu yıkımın altında ezildiği gerçeği, bizi aynı zamanda üyelerimizin de doğrudan sorunu haline gelmiş olan neoliberal yıkım politikalarıyla hesaplaşmaya çağırmaktadır.  

Bu dönüşümün sağlanabilmesi için aşağıdaki 5 temel adımın atılması ihtiyacı vardır.

   1. Diğer meslek örgütleriyle etkili bir koordinasyon kurulmalıdır.

 

11 Ekim Kadıköy sağlık mitingi, hekimleri/eczacıları/diş hekimlerini de sokağa döken etkili bir eylem olmuştur. Bir bütün olarak paralı hale getirilen sağlık sistemi aynı zamanda meslek mensuplarını da mağdur haline getirmekte ve özlük hakları temel bir mücadeleye dönüşmektedir. Halkın sağlık hakkı mücadelesi ile özlük hakları mücadelesi paralelleşmekte ve neoliberal yıkımın karşısına dikilmektedir. Sağlık alanındaki en büyük yıkımın, aynı zamanda neoliberal kentin yaratığı tahribattan kaynaklandığını hesaba katmak gerekir. Sel sonrası yaşanan salgınlar, ortalığa dökülen kimyasal variller, kentin kenarlarına atılan alt yapısı yetersiz yapılar, iş güvenliği ve iş hekimliği uygulamaları vb. Yani sağlık hakkı mücadelesi aynı zamanda sağlıklı kent, sağlıklı çalışma alanı mücadelesiyle de paralellik kazanmalıdır.


   2. İnsanca Yaşam Mücadelesi için Sendika, Dkö ve diğer Meslek örgütleriyle bir emek cephesi kurulmalıdır.

Neoliberal politikaların en yıkıcı etkisi, emekçiler üzerinde görülmektedir. Bu nedenle insanca yaşam mücadelesinin en önemli başlıklarından biri özlük hakları mücadelesidir. Bu mücadele tüm emekçilerin toplumsal kazanımlarını sağlamayı hedeflemez ise, başarılı olma şansına sahip olamaz. Bu nedenle örgütümüz aynı zamanda böyle bir cephenin oluşturulması için aktif bir özne olmalıdır.


   3. Kent Mağdurlarının Mücadeleleri Birleştirilmelidir.

Türkiye’nin hemen her yerinde mücadele örgütleri açığa çıkıyor. Ağırlıkla mahalle dernekleri ve yerel platformlar, bazen de mahalle sakinleri eylemlerin odağı olmaktadır. Yıkımlara karşı oluşan platformlar, Çevre mücadeleleri, Mahalle dernekleri, çevre dernekleri, tüketici dernekleri, halkevleri şubeleri, vapurumu vermiyorum platformu, Validebağ platformu, Göztepe platformu, 3. Köprü yerine yaşam platformu, Gülsuyu Platformu, Arnavutköy semt girişimi, Beykoz İnisiyatifi, Ataköy semt inisiyatifi, Dikmen Barınma Hakkı Bürosu, Mamak Barınma Hakkı Bürosu, Arızlı Barınma Hakkı Mücadelesi, Eskişehir Emek ve Ekmek Platformu, Samsun Ekmek Mücadelesi, vb. gibi kenti neoliberal yıkımlara karşı savunan platformlar ile etkili iletişim kurulmalı ve bu yapıların birleşik mücadelesi örgütlenmelidir. Kentlerimizde insanca yaşamı savunanlar ortak mücadelede birleşmeli ve ortak mücadelenin örgütünü kurmalıdır.


   4. TMMOB İKK etkili bir örgüte dönüştürülmelidir.

Bu günkü mevcut yapısı ile birçok önemli çalışmayı organize eden İKK, kent mücadelelerini birleştirebilecek bir organizmaya dönüştürülmelidir. Şu anki yapısı hantal ve kırılgandır. Bu yapı güçlendirilmeli ve kentli mücadelesine etkin müdahale edebilecek bir yapıya dönüştürülmelidir. Artık protesto ve basın açıklamalarının ötesinde kentli haklarını fiili olarak savunacak ve kazanım elde edecek bir yapıya kavuşturulmalıdır. Üst örgütümüz TMMOB, benzer bir mücadele sürecine girmeli ve ülke çapında üst örgütlülükleri kurma mücadelesini vermelidir.

 

   5. Yukarıdaki dört maddenin hayata geçirilebilmesi için örgütlenme. 

TMMOB ölçeğinden bakacak olursak, 320.000 üye 300.000 üye olmayan mühendis, mimar ve şehir plancısı ciddi bir veridir. Örgütümüzün yeni üyeleri kucaklayacak hamleleri yapması kaçınılmazdır. İlk hedefimiz üye olmayanların üyeliğe kazandırılması olmalıdır. Üyelerimizin ve potansiyel üyelerimizin yaşama ve çalışma alanlarında örgütsel ilişkilerinin kurulması, işin temel halkasını oluşturacaktır. Bunun için işyeri temsilciliği, bölge temsilcilikleri, sanayi bölgeleri TMMOB temsilcilikleri kurulmalı ve var olanlar etkinleştirilmelidir. Örgütlenme için diğer halka ise, çekim merkezi olarak sağlanabilir. Özlük hakları mücadelesi, asgari ücret, kentli mücadeleleri ile ilişkiler geliştirilmeli, her üyenin sorunu örgütün sorunu gibi ele alınarak üye/örgüt ilişkisi yeniden yapılandırılmalıdır. Şubeler ve temsilcilikler, üyelerin örgütü haline dönüştürülmelidir. Tüm teknik elemanlar insanca yaşam mücadelesinin seferberliğine katılmaya çalışılmalı ve tüm çalışma/yaşam alanlarına üyelerimizin aktif müdahil olması hedeflenmelidir.


Neoliberal yıkımı durdurmak ve insanca yaşamak için ileri.

Hayati CAN
Makina Mühendisi

* Bu yazı TMMOB ortamında mücadelelerini sürdüren tüm dostlara yazılmış açık bir çağrı yazısıdır.