Mühendislik Nedir? (devrimcigenclik.org)

*TMMOB Makine Mühendisleri Odası Öğrenci Üye Kurultayı ’99 için hazırlanan TASLAK adlı broşürün “Nasıl Bir Mühendislik Eğitimi İstiyoruz” başlıklı yazısından kısaltarak yayınlıyoruz.

ABET (Mühendislik ve Teknoloji Onay Kurulu) mühendisliği “deneyim ve uygulama yoluyla matematik ve fen bilimlerine ilişkin edinilen bir bilginin, doğanın sunduğu malzemeler ve sahip olduğu güçlerin insanlığın yararına ekonomik bir biçimde kullanılması için yollar geliştirmek üzere, muhakeme edilerek uygulamaya döktüğü meslek” olarak tanımlamaktadır.

Mühendisliğin temelinde bir matematik ve fen bilimleri bilgisi vardır.

Gerek mühendis gerekse bilimci matematik ve fen bilimlerinde “tam anlamıyla” (eksiksiz) eğitimlidir, ama bilimci bilgisini esas olarak yeni bilgiler edinmek için kullanırken, mühendis bilgisini yararlı araçlar, yapılar, işlemler tasarlamak ve geliştirmek için uygulamaya döker. Diğer bir deyişle, bilimci bilmenin peşindedir, mühendis ise yapmayı hedefler.

Mühendislik, bir bilim olduğu kadar bir sanat olarak da görülmektedir. Sadece inceleme yoluyla öğrenilemeyecek bir ilkeler, yöntemler ve beceriler sistemini içerdiği düşünülmektedir. En azından kısmen, deneyim ve mesleki uygulama yoluyla öğrenilmelidir. Mühendisin bilgisi mesleki muhakeme ile tavlanmalıdır. Mühendislik problemlerinin çözümleri çatışan istekleri karşılamalıdır ve unutulmamalıdır ki, yeğlenen en uygun çözüm her zaman bilimsel ilkeler ya da formüllerin tam bir tatbikinden çıkmaz. Mühendis çatışan sınırlamaları tartmalı, bilgi ve deneyime dayalı yargılarda bulunarak en iyi ya da en uygun çözümü aramalıdır.

Sorunlara çözümler ararken, mühendisler doğanın sunduğu malzemeleri ve sahip olduğu güçleri kullanırlar. Mühendislerin tasarımlarını biçimlendirirken kullanabilecekleri, gerek doğal gerekse üretilmiş neredeyse sınırsız bir malzeme listesi vardır. Temin edilebilirlik, maliyet ve fiziksel özellikler (ağırlık, mukavemet, dayanıklılık, esneklik…) temelinde uygun malzemeleri seçerler.

Mühendisin ulaşabileceği enerji kaynakları listesi çok daha küçüktür: Petrol, kömür, doğal gaz, nükleer füzyon, hidroelektrik güç, güneş ışığı ve rüzgar. Bu kaynaklar temin edilebilirlik, maliyet, güvenlik ve teknolojik karmaşıklık açısından büyük farklılıklar gösterirler.

Mühendisler dünyanın malzeme ve enerji kaynaklarının sınırsız olmadığını, dolayısıyla bu kaynakların sadece kullanımı ile değil koruması ile de ilgilenmeleri gerektiğini bilmelidirler. Bu, mevcut malzemeleri geri dönüştürmeyi ve yeniden kullanmayı, eski tesislerin yerine yenilerinin yapılmasındansa ıslahına ve kıt kaynaklı bir malzemenin bol miktarda olan bir malzeme ile yaratıcı bir biçimde ikame edilmesini gerektirir. Ayrıca, enerjinin verimli kullanıldığı çözümler aramayı ve tükenmekte olan enerji kaynaklarının yerine yenilerini bulmaya çalışmayı da gerektirir.

Mühendisler ekonomik olan çözümler ararlar. Bu demektir ki, çözümlerinin yararları maliyetlerini geçmelidir. Bu, ayrıca, mühendislerin para, zaman, malzeme ve diğer kaynakların idaresinde özen göstermeleri gerektiği anlamına da gelir.

1960’ların sonlarına kadar, mühendislik işlerinin planlanması ve yapılması üzerindeki başlıca sınırlayıcı faktör ekonomiydi. Günümüzde hava alanlarını, otoyollar, binalar ve diğer tesislerin inşasına eşlik eden zararlı çevresel etkiler hakkında bir çok kaygılar vardır. Bu nedenle mühendislik, teknolojinin insanlar ve çevre üzerindeki olası zararlı etkileri hakkında doğru bilinç ve kaygı ile icra edilmelidir.

Eninde sonunda, mühendislik işlerinin tümü insanlığa yararlı olmalıdır. Mühendisler, olumlu etkilerin olumsuz etkilerden fazla olduğundan ve denge durumunda çözümlerinin kamu yararına olduğundan emin olmak için tasarımlarını tarafsız bir biçimde değerlendirmelidirler.

Mühendislerin Sosyal ve Toplumsal Konumu

“Mühendislerin ekonomik faaliyetin içinde bulundukları ve ne işçi ne de patron oldukları için teknik ve toplumsal sorunları en iyi ele alabilecek unsurlardır” (Bülten 1954) Meslek odalarının kurulması ile birlikte mühendisler örgütlülüklerini odalarda sağlamaya çalışmışlardır. Türkiye’de yaklaşık olarak 250 bin mühendis/mimar bulunmaktadır. Bunun yaklaşık olarak %36’sı kamu kesiminde, %36’sı özel sektörde çalışmaktadır. Geriye kalan %28’i ise piyasada uzmanlık alanlarında ya da mesleği dışında herhangi bir alanda kendi işini yürüten ve giderek artan işsiz mühendis/mimarlardan oluşmaktadır. (1997 verilerine göre)

Sosyolojik olarak mühendisler ya üretim sürecinde ya da yönetim sürecinde bilim ve teknolojinin temsilcileridirler. Türkiye’de mühendisler yukarıdaki tanımdan farklı olarak üretim sürecinde sermaye/emek arasında organizatör görevi görürler. En önemli görevleri fabrikadaki iş akışını denetlemektir. Son dönemde reklamcılık sektörünün önem kazanması ile mühendisler satış ve pazarlama alanına hızlı bir kayma yaşamaktadırlar.

Sermayenin kendi ihtiyaçları doğrultusunda görevler verdiği mühendisler sosyal ve teknik alanlarda sürekli kimlik kaybına maruz kalmışlardı. Mühendisliğin niteliksizleşmesi ve piyasada giderek artan sayıda mühendisin olması mühendislerin ekonomik ve sosyal saygınlığının düşmesine neden olmuştur.

Sınıfsal olarak mühendisler gerek zihinsel gerekse kol emeğini sermayedara kar üretmek için kullandığından teorik olarak emekçidir. Fakat bunun pratikteki yansıması bir çeşit emekçi aristokrasisi biçimindedir. Ayrıca mühendislerin işçi hareketi karşısındaki tutumları bu harekete doğrudan katılmaktan, harekete düşmanlığa kadar değişmektedir. Mühendislerin, dar bir kesim oluşturmakla birlikte, egemen sınıf adına kol emekçilerinin sömürülmesine ve baskı altında tutulmasına katılan ve maddi üretimle doğrudan bir bağı olmayıp artı değerden pay alan tabakası işçi sınıf ile uzlaşmaz bir çelişki içindedir.

Mühendislerin işçi sınıfı ile ne ölçüde güç birliğine gideceklerini sınıf mücadelesi belirleyecektir. Sınıf mücadelesi başta çelişik konumların ekonomik kademelerdeki temel belirleyicisidir.

Emperyalizme ve Faşizme karşı Devrimci Gençlik’ dergisinin Mart 1999 tarihli 30. Sayısında yayınlanmıştır.

Kaynak: www.devrimcigenclik.org