Ayamama, Küba ve Bilim – Armağan Öztuksavul

Batı ve Doğu Karadeniz’de yaşanan felaketlerden sonra sel, İstanbul ve Trakya’yı da vurdu. Onlarca emekçi insanın yaşamını yitirmesi çok acı. Yüreğimizi yakıyor. Bütün bunları düşünürken Cemal Saydam hocanın daha 3 Eylül 2009 tarihinde, yani felaketten 5-6 gün önce gönderdiği uyarı mektubu aklıma geldi. A. Cemal Saydam, Hacettepe Üniversitesi profesörlerinden. Meteorolojik olaylarla Sahra tozları ilişkisi üzerine yıllardır bir şeyler yazar. Bu tezi yavaş da olsa giderek kabul görüyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın TÜBİTAK Bilim Kurulu üyeleri ile başkanını bir defaya mahsus olarak atamak üzere yasa çıkarmasıyla başlayan süreçte, TÜBİTAK başkan yardımcılığından istifa etmişti. 

Cemal Hoca, kendi e-posta grubunda da hoş sohbet yazılarla uyarılar gönderir. Yaptığı analizlerdeki isabet inanılmaz derecededir. 2006 yılı Şubat’ında İstanbul için birkaç gün önceden “Pazartesi günü çocuklarınızı okula göndermeyin, kar yağacak” gibi bir şeyler yazmıştı. “Durum pazartesi sabah biraz daha idare eder gibi görünse de yetkililer okulları tatil etmezler ise öğlen vakti yanlış yaptıklarını görecekler ama iş işten geçmiş olacak” diye de eklemişti. Güzel bir hafta sonundan sonra Pazartesi saat 10 gibi kar yağmış arkasından aynen dediği gibi okullar tatil edilmiş, çocukların dönüşü ve çalışan anne babaların çocukları karşılaması falan büyük sorun olmuştu. Bunun üzerine Prof Dr. Gediz Akdeniz, “sizde ayrıca kahinlik de mi var hocam” diye nükteyle sormuştu. Cemal Hoca’nın bu tür sorulara önceden verilmiş bir cevabı var: “Türkiye’deki yöneticilerin zihniyetinin bilim ile ne kadar ilgili olduğunu biliyorum.” 

Cemal Hoca, 3 Eylül tarihinde gönderdiği mektubunda da özellikle İstanbulluları uyarmıştı. “8 Eylül Salı sabah saatlerinden itibaren yağış başlayacak ki ne başlayış, yağacak yağacak ve de yağacak.” Ve devam ediyor hoca: “Salı’dan sonra her gün yağış beklenmekte kimi zaman bardaktan, kimi zaman kovadan, kimi zaman da bidondan boşalırcasına. Umarım bunlarda yanılırız ve bardaktan boşalır yağmur ama durum şimdilik böyle ve haberiniz olmasında da yarar çok. (…) Dere yatağında yerleşenler işi gücü olanlar da tetikte olsun bu seferki öngörüler yağışın oldukça etkili geleceği şeklinde.” 

… 

Küba’nın geçen yıllarda üst üste yaşadığı kasırgaların boyutlarına, büyüklüğüne bakın. 2005 Katrina kasırgası ulaşmadan önce, bir buçuk milyon kişinin riskli bölgeden tahliye edilebilmesini hayal edin. On binlerce konutun yerle bir olmasına rağmen can kaybının olmamasını hatırlayın. Tahliye edilen Kübalıların temel ihtiyaçlarının karşılanmış olduğunu ve kayıplarının toplumsal güvencede olduğunu düşünün. Bir de 2010 kültür başkentinde yaşananlara bakın. Dere kenarındaki işlerine giderken ölen işçiler, dere kenarındaki TIR’larda uyuyan emekçiler ve diğerleri… Felakete uğrayanların yardım çığlıkları… Selde sürüklenen malları toplayıp götürmeye çalışanların görüntüleri… 

Elbette Katrina kasırgasının ABD’de yarattığı büyük can kaybını, çeşitli eyaletlerdeki felaketzedelerin maruz kaldığı rezalet ve sefaleti de unutmayın. ABD hükümetinin büyük risk altındaki New Orleans halkına yaptığı uyarı “kasırga geliyor, kaçın” biçiminde oldu. Parası olan kaçtı. Kalanlar ya öldüler, ya da günlerce kurtarılmayı beklediler. Sonunda aç susuz kalıp marketlere saldırdıklarında askeri birlikler, tanklarla yoksullara müdahale ettiler. Bilimin ve toplumsal yararın değil, yağmanın, talanın ve akıl dışılığın düzeni işte tam da budur. 

… 

1999’da 22-30 Kasım tarihileri arasında, MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu olarak, “Küreselleşme Karşıtı Yürüyüş” yapmıştık. Küreselleşme ile yıkım sonuçlarının görüldüğü, Marmara ve Ege bölgelerindeki noktalarda eylemler etkinlikler düzenleyerek Dünya Ticaret Örgütü’nün Seattle’daki toplantısını protesto etmek için, 9 günde Ankara’ya gittik. Özelleştirilmek istenen fabrikaların, serbest bölgelerin, doğa katliamı yapılan yerlerin önünde eylemler yapıp yerleşim merkezlerinde salon toplantıları yaptık. İstanbul’da iki durağımız vardı. Biri Ayamama deresi çevresini EGS Holdingin rant amaçlı talan etme planı nedeniyle, Ayamama Deresi yakınında yapılacaktı. Bu yüzden dereye ve Holding binasına da çok yakın bir yerde olan Yenibosna Metro istasyonunu seçtik. Diğer basın açıklaması ise kapatılmak istenen –ve sonradan kapatılan- Beykoz Deri Fabrikası’nda olacaktı. Metro istasyonunda toplanmayı beklerken, oradaki bir tavukçu dükkanından birileri ve TIR garajının serseri kılıklı görevlileri bizim otobüsümüzü bahane ederek gerginlik çıkarmaya çalıştılar. O zaman da TMMOB Yönetim Kurulu üyesi olan Cemalettin Küçük arkadaşımızı itmeye başladıklarında, kendimizi korumaya çalıştık. Saldırgan tavukçulardan birinin burnu kırıldı. O da gitti dükkandan satır alarak yeniden bize saldırdı. Sonuçta polis bizi gözaltına aldı. Saldırganlar hastaneden karakola geldiklerinde araçlarındaki üç hilali fark ettik. Ertesi gün Hürriyet’te çevreciler esnafı dövdü diye haber çıktı (*). (Sonuçta Beykoz’daki eyleme de yetişemedik. Gerçi orada işçilerle birlikte basın açıklamasını yapan tek arkadaşımız da gözaltına alındı, ama sıradan vakaydı bu…) O gün basın açıklaması yapabilseydik, Ayamama deresi çevresindeki yapılaşmanın yarattığı risklere dikkat çekecektik. Küreselleşme ile hızlanan yağmaya dur denmesini isteyecektik. Bilime ve tekniğe önem verilmesini talep edecektik. 

… 

Nereden nereye, bugün Ayamama deresi taştı onlarca kişi öldü. Her şeyi kâr ve rant penceresinden “değerlendiren” kapitalizmin, doğayı mahvetmesinin sonuçlarından başka bir şey değil. 

Bu felakette iki boyut var, biri TMMOB ve bağlı Odaların dikkat çektiği gibi, plansız kentleşme, altyapı sorunları, yoksulluk, bilim ve tekniğe önem verilmeyişi bu türden doğa olaylarının yıkıcı etkisini arttırıyor. Felaketin diğer boyutunda bir risk planlamasının olmayışı var. Bir risk planlaması olduğunda buna uygun önlemleri almak mümkün olabilir. Mevcut durumda dahi, doğa olaylarını -en azından insan kaybını azaltarak- felakete dönüştürmemek mümkün, ama bunu yapamayan yönetimler son olayda da görüldüğü gibi, suçu ölenlere atmaktadır. 

TUBİTAK’ı ele geçirilecek bir mevzi olarak gören zihniyet, bilim insanlarını tasfiye etti, Darwin’e sansür uygulayabilen bir bilim kurumu oluşturdu. Oradan tasfiye edilen bilim insanları sorumlulukları gereği, hala bilimsel öngörülerle halkı uyarmaya çalışıyor. Bilim ile ilgisi olamayan merkezi ve yerel yönetimler ise, talanlarının ve aymazlıklarının, suçunu dere yataklarına yerleşen halka atmaya çalışıyorlar. Yaşanan felaketlere takdir-i ilahi deyip halkı kandırmaya çalışıyorlar. Çok daha büyük bir felaket yaşayan, ama takdir-i ilahi demeden önlemler alan sosyalist Küba’da halkın burnunun bile kanamamasını açıklayamıyorlar. 

Ama ben şimdi o tavukçuları ve TIR garajı görevlilerini de düşünüyorum. Bir gün acaba o gün salladıkları satırın yaşanan felaketle ilgisini kurabilirler mi? O günü acaba sosyalizmden önce görebilecek miyiz? 

İşçi sınıfının başı sağolsun! 

Armağan Öztuksavul
Makina Mühendisi 

* Hürriyet İstanbul’da çıkan haber yalanlara doluydu. TMMOB Yönetim Kurulu üyesi Cemalettin Küçük’ü otobüs şöforü olarak sunması da bunlardan biriydi. Küçük yalanlarla ilgili gazeteye tekzib gönderdi ve yayınlandı. Olay, muhtemelen önceden hazırlanmış ya da kışkırtılmış kişilerin bir provokasyonuydu.