Ülke nedir ve bir şehir kasten nasıl yok edilir? – Mine Söğüt (Cumhuriyet)

Ülke evdir.
Yaşamak istediğin yerdir.
Odandır, bahçendir.
Konforundur, güvenliğindir.
İnindir, kıymetlindir, sevdiğindir.
Alıştığın… Bildiğindir.
Ülke sana anlatılan değil, senin anladığındır.
Sana verilen değil, sahiplendiğindir.
Ülke, kucağa atlayan bir sokak kedisidir, bir zamanlar içinde yaşananları masal gibi dinlediğin bir odadır, o odanın penceresidir, üst kata çıkan merdivenlerdir, tavan arasını düşlediğin ve avlusunda saklandığın eski bir handır, yaşamdır.
Ülke bir vardır, bir yalandır, kolayca yıkılandır.
Sonra bir gün birileri ülkene girerler.
Ve derin duygularla sahiplendiğin o kavramı alaşağı ederler.
Ülken yanar, sen yanarsın; ülken yıkılır ve sen bakarsın.
Korkunç bir restorasyonla yok edilen Narmanlı Han’ın fotoğraflarına bakıyorum ve bunları düşünüyorum.
O hanın ülkem olduğu zamanları, evim olduğu zamanları.
Yıkılırken karnıma saplanan ağrıları…
Üzerime üzerime devrilen o ağaçları, hoyratça kurcalanan tüm kıymetli kuytuları…
Orası…
Şehrin kalbine saklanmış küçük ve büyülü ve loş bir boşluktu.
Sadece demir bir kapıdan, bir adımda dışarıdakine benzemeyen ve çok da tanıdık başka bir şeye fena halde benzeyen tuhaf bir dünyaya geçerdiniz.
Artık köhneydi, kirliydi ve şahaneydi.
Yaşardı; o yıkıntı haliyle bile her şeye rağmen görkemli bir şekilde hayattaydı.
Eski hikâyeleri hiç unutulmadığı, üzerlerine devamlı yenileri eklendiği için o metruk varlığıyla belli ki hâlâ bahtiyardı.
Şehrin ve ülkenin yozlaşmasına anca bu zamana kadar dayandı.
Onun gücü de demek ki bizimki kadardı.
Ve nihayetinde nice eski bina gibi barbar bir şehir planının altında kaldı.
Bu planları yapanlar…
Yeniden kurmak üzere yıktıkları yapılardan nefret ediyorlar.
O yapıların temsil ettiği değerlere kızgınlar.
Aydınlanmaya ait tek bir anıyı bile bünyede barındırmak istemiyorlar.
Sanatın dilini kökünden koparasıları var, hatıralara düşmanlar.
Binalarıyla ve coğrafyasıyla ve hafızasıyla derin anlamlar taşıyan ve bu anlamları bellek olup çağlardan çağlara aktarmaya çalışan bu yaşlı şehre en baştan beri savaş açtılar.
Şehri ülkeyle birlikte yıktılar, yıkacaklar.
Zenginlikten ve mimariden ve estetikten anladıkları şey cinayet.
Kıymeti olan her şeyi göme göme hedefe doğru ilerliyorlar.
İstanbul’u Dubai yapmak isteyen zehirli bir aklın peşinde kâr için deliriyorlar.
Çağlar boyunca özene bezene kurulan bir şehir;
Ve yüzyılın başında özene bözene kurulan bir ülke…
Aynı balyoz darbeleriyle yıkılıyor birbirinin üzerine.
Ve şehrin insanları bir binanın ardından kendi hayatlarına ağlıyorlar.
Artık Narmanlı Han yok.
Yıkılmadı ama yıkıldı.
Bu haliyle ülkeye ve bize çok benziyor;
Onun başına gelen… aslında bizim başımıza geliyor.
O hanın kaderi bizim de kaderimiz; o han… aslında evimiz, ülkemiz ve kendimiz.
Onu bilip öyle geçelim artık İstiklal Caddesi’nden.
Bir de şunu bilelim;
O beklenen kıyamet var ya…
Sanıldığı gibi bina ve zina arttığında değil;
Yapı yozlaştığında…
Ve insanlar sevmeyi, sevişmeyi unuttuğunda kopacak.

    İlgili Haberler

    Sorry, no posts matched your criteria.