Üç Kağıtçı – İbrahim Saral

-Bul kararı, al parayı dedi.

Tok sesi ile, tekrarlayıp duruyordu bu sözleri, bazen birileri tezgahına yaklaşıyorlar ve izliyorlardı, meraklı gözlerle, tezgah çevresine birileri yaklaşınca, iki kırmızı, bir de siyah kızdan oluşan üç kağıdı eline alan üç kağıtçı, önce kağıtları izleyicilere gösterip, elinekilerin iki kırmızı bir kara olduğunu iyice belletip hızla önündeki tablaya karmaşık olarak bırakıyordu. Her defasında hangisinin siyah olduğu o kadar belirgindi ki… Tezgahın yakınından biri kağıtların birinin üzerine, izleyenlerin çoğunun kırmızı olduğunu düşündüğü kağıt üzerine para koyar. İzleyenlerin yüzü gerilir. Bazıları kendini tutamayarak homurdar. Üç kağıtçının keskin bakışları homurdana yönelirken kağıdı açar. Evet bilememiştir. Kağıt kırmızıdır. Üç kağıtçı kağıtları tekrar bırakırken yıne “bul karayı, al parayı” tekerlemesini tekrarlar. Adam bu kez izleyenlerinde kara olduğunu düşündükleri kağıt üzerine parayı bastı. Bu sefer kazanmıştı, sevinçten nara attı. Bir sonraki sefere kenardaki bir kaç kişi birden kara belledikleri kağıda parayı bastılar ama yanılmışlardı. Sonrakine daha bir hırsla bastılar. Yine yanılmışlardı… zabıtanın görünmesi ile tezgahın toplanması bir oldu. Kaybedenler kaybettikleri ile kalmışlardı gene.!

Ülkemizde son yirmi yıldır ne zaman elektrik sıkıntısından bahsedilse yukarıdaki oyun sergilenmeye başlamıştır yine. “Yap işlet devret” “Yap işlet” böyle bir süreçti.sonucunda alım garantili doğal gaz ile elektrik üreten santraller ve mobil santraller çıktı. Maliyetler öylesine bir boyuta geldiki EPDK yasasını dayatan Dünya Bankasının başkan yardımcısı Enerji Bakanına bir mektup yazarak bu uygulamaya son verilmesini istedi. Hatta tahkim anlaşmalı firmaları Dünya Bankası yetkilileri anlaşmaları fesh etmeleri için ikna etmeye bile çalıştılar. Sonra 1 temmuz 2006 geldi. Bu sefer gerçektende bu ülkenin bir kısmı enerjisiz bırakıldı; karşılığında DUY devreye girdi.

DUY’un ülke ekonomisine ve enerji sistemine nasıl zarar verdiğini ise EMO’nun yayınlarında görebilirsiniz. 

Şimdi yine masa kurulmuş ve bul karayı al parayı diyorlar. Mecliste 1/554 sıra numaralı kanun taslağı büyük olasılıkla bir kaç gün içinde yasallaşacak. Bu yasa güya enerji darboğazını aşmamız için bize yol açacakmış. Yasayı gündeme getirenlere göre ülkemiz önümüzdeki iki yıl içerisinde elektriksiz kalacakmış! 

Ülkemizin elektrik sisteminin kurulu üretim gücü 42 000 MW’in üstünde ve günlük tüketimi ortalama olarak 18-19 000 MW, puantta 24-26 000 MW ve bu yıl maksimum puant 29 000 MW olmuş iken. Puantın önümüzdeki yıl en fazla 31 000 MW ondan sonraki yıl ise 33 000 MW olacağı kestirilirken. Ülkenin elektriksiz kalacağı kehanetinde bulunan kişiler acaba kullanıma sunulamıyan 13 000 MW’in üstündeki kaynak konusunda ne düşünüyorlar; Barajlardaki su seviyesi baktığınızda barajarın hiç birisinden enerji alamamız demek, ki büyük barajlarda sıkıntı olmadığı bilinmekte. Doğal gaz sıkıntılarının kışın sorun çıkartması, ki barajların doğru kullanılması böyle bir sıkıntıya da mahal vermez, ayrıca doğal gaz güvenliğini sağlamak için yapılması gerekenleri yapamamış olmak da mazereti… 

Tam da alım garantili sözleşmeler yapıldığında “Evet, biraz pahalı ama 10-12 yıl sonra uygun fiyatlara gelecek” dedikleri zamana gelmişken; onların yanına başkalarını da katacak alım garantili sözleşmeler imzalanmasının yasal zemini hazırlanıyor. 

Bilinmesi gerekenler var bu durumda; ithal kömürü yakıt olarak kurulacak 15 000 MW gücünde santral için lisans alınmış, 2 000 MW’a yakın termik santralin inşaatına başlanmıştır. Sürmekte olan hidro elektrik  ve diğer yenilenebilir kaynaklara dayalı santrallerin gücü de 2 000 MW’a dayanmaktadır. 

Ülkemiz elektrik sisteminin kaynak kullanımı uzun yıllar boyunca %50 lerin altında kalmıştır. Bunun anlamı enerjiye yapılan yatırımların plansız yapıldığıdır. Eğer bu yatırımların %40’ı geciktirilerek yapılsaydı ülkemizin finans açığı daha az olacaktı. Yatırımların devlet eliyle yapıldığı dönemde bir çok yatırımın finans açığı nedeniyle geç bitirildiği göz önüne alınır ise ekonomik olarak nasıl bir keşmekeş olduğu anlaşılabilir. 

Enerjiye yatırımın özel eller üzerinden yapılmaya başlandıktan sonra da kaynak israfına devam edilmiştir. Enerji yatırımları yerine istihdam artırıcı yatırımlar yapılsa idi işsizlik problemi ir nebze çözülebilirdi. Ülkemiz burjivazisi “en pahalı elektrik olmayan elektriktir” terraneleri ile kandırılırken dünya piyasaları ile rekabet edemeyecek pahalılıkta enerji maliyetiyle karşılaşacaktır. Evet elektriğin pahalanması halkımızı vurmayacak sadece. Belki OECD ülkelerinin genelinde olduğu gibi halkın kullandığı elektrik sanayinin üç-dört katı seviyelere çekilerek sanayi bir ölçüde korunacaktır. Ancak unutulmaması gereken halkın alım gücü bu maliyeti finanse edemez. 

Yasa taslağı okunduğunda kolayca anlaşılacağı gibi teşvik yasası olmaktan çok sermaye biriktirme yasasıdır. Özelleştirme sürecini ile birlikte ele alındığında yağma talan yasasıdır. Ak Partinin kapatılması, türban, darbe velveleleri arasında “kara” kaybolup gidiyor.

Toplumun tüm kesimleri talanda Hiçbir sınırlamanın olmadığı bu taslağa karşı duyarlı olmalı ve fırsat bulunduğunda yasanın uygulanmasının önüne geçileceği ve uygulandığı süre içerisinde kamunun uğradığı zararın ilgililerden karşılanacağını deklere etmelidir.