TMMOB Ücretli ve İşsiz MMŞP Kurultayı Bursa Yerel Kurultayı Karar Taslakları

DİVAN TUTANAĞI

4 Ekim 2009 tarihinde TMMOB Ücretli – İşsiz Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları Bursa Yerel Kurultayı açılışı sonrasında kurultay sekreterine sunulan tek divan önergesi kurultay delegeleri tarafından oy birliği ile kabul edilerek Divan Başkanlığına Makina mühendisi Ercüment Şahin ÇERVATOĞLU ve divan başkan yardımcılığına Kimya Mühendisi Zuhal YAZICI seçilmişlerdir.

Saygı  duruşu ve programın okunmasından sonra sırasıyla kurultay sekreteri Neriman USTA, Merkez kurultay yürütme kurulu üyesi Ertuğrul BİLİR, Bursa İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri ve EMO Bursa Şube Başkanı Erdal AKTUĞ, Bursa Tabip Odası Başkanı Bülent ASLANAL, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Güney Marmara Bölge Temsilcisi ve DİSK Birleşik Metal İş Bursa Şube Başkanı Ayhan EKİNCİ açılış konuşmalarını gerçekleştirmişlerdir.

Çalışma gruplarının işyerlerinde, OSB’lerde, il temsilciliklerinde yapmış oldukları hazırlık toplantılarında, 5 Eylül 2009 tarihinde yapılan panel sonuçları ile komisyon çalışmaları sonucunda oluşan metinler ve karar tasarılarının her oturumda ayrı ayrı sunumu gerçekleştirilmiştir.

Kurultay boyunca tüm karar tasarıları üzerine 42 konuşmacı söz alarak önerileri ile eleştirilerinin yanı sıra önergelerini de sunmuşlardır.

Her oturumda gerçekleştirilen sunumlar, tartışmalar ve yeni önergeler kurultay delegelerinin oylarına sunularak Bursa yerel kurultayının eğilimi ortaya çıkarılmıştır.

Bu oylama sunucu;

  1. Birinci oturumda yer alan toplam 13 adet karar tasarısının OY BİRLİĞİ ile kabulüne,
  2. İkinci oturumda yer alan 1-3-4-5-6-7 nolu karar tasarıları OY COKLUĞU ile kabulüne,
  3. Yine ikinci oturumda yer alan 2 nolu karar tasarısı OY ÇOKLUĞU ile kabul edilse de çalışma saatleri konusunda mevcut saatlerin korunmasının ve mevcut yasal haklarımızın korunmasının, denetimlerin arttırılmasının çok önemli olduğu öne sürülmüş olup, önergenin ütopik olduğunu söyleyen ve uygulanamaz olarak kabul eden az sayıda (10 kişi) delegede mevcuttu.
  4. Üçüncü oturumda yer alan toplam 10 adet karar tasarısının OY ÇOKLUĞU ile kabulüne,

Karar verilmiştir. Kurultayda tartışılan karar tasarılarının oy çokluğu ile kabulünde tüm görüşlerin ifade edilmesine izin verilmiş olup, karşılıklı olarak ikna süreçleri işletilmiştir.

Karar taslaklarının tartışılarak merkez kurultaya sunulacak olan karar önergelerinin oluşturulmasından sonra kurultay değerlendirmesinin, sonuç  bildirgesinin oluşturulması ve önergelerin redakte edilmesi için aşağıda yer alan isimlerden oy biriliği ile komisyon oluşturulmuştur.

  1. Ercüment Şahin ÇERVATOĞLU (Divan)
  2. Zuhal YAZICI (Divan)
  3. Neriman USTA (Kurultay Düzenleme ve Yürütme Kurulu)
  4. Ceren YAY (Kurultay Düzenleme ve Yürütme Kurulu)
  5. Elif GÜVEN (Makina Müh. Kurultay Delegesi)
  6. Evren SARI (Makina Müh. Kurultay Delegesi)
  7. Ersoy BEY (Makina Müh. Kurultay Delegesi)
  8. Hale Nur OYMAK (Kimya müh. Kurultay Delegesi)

 

TMMOB Ücretli – İşsiz Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları Bursa Yerel Kurultayı Divanı

Ercüment Şahin ÇERVATOĞLU Zuhal YAZICI
Başkan Başkan Yardımcısı

GİRİŞ

2008-2009 krizinden dünyada etkilenen ülkelerden biri Türkiye, Türkiye’de en çok etkilenen illerin başında da Bursa gelmektedir Bursa’da krizin etkileri kitlesel işten çıkartılmalar olarak yaşanırken Ücretli işsiz mühendis mimar şehir plancıları Bursa yerel kurultayı büyük önem ve anlam taşımaktadır.

Kurultay hazırlık  çalışmaları çerçevesinde, öncelikle 16 Temmuz da Balıkesir’de 23 meslektaşımızın katılımı ile, 24 Temmuz Cuma günü  Çanakkale’de 6 temsilcimizin katılımı ile yerel kurultay bilgilendirme toplantısı yapıldı. Yerel kurultay yürütme kurulu tarafından kamu kuruluşlarına TMMOB İKK imzası ile; Uludağ Üniversitesi Rektörlüğüne, Karayolları 14. Bölge Müdürlüğüne, İller Bankası 2. Bölge Müdürlüğüne, DSİ 1. Bölge Müdürlüğüne, TEİAŞ 2.İletim Tesis ve İşletme Genel Müdürlüğüne, İl Tarım Müdürlüğüne, İl Çevre ve Orman Müdürlüğüne, Bayındırlık ve İskan Müdürlüğüne, Uludağ Elektrik Dağıtım A.Ş. Bursa İl Müdürlüğüne, BUSKİ Müdürlüğüne, Organize Sanayi Müdürlüğüne, Nilüfer Belediyesine yerel kurultay bilgilendirme toplantısı yapılacağın dair talep yazısı gönderildi. Kamu kurumlarına gönderilen yazılar sonucunda TEİAŞ 2. İletim Tesis ve İşletme Genel. Müdürlüğünde 18 Ağustos ‘ta, Çevre İl Müdürlüğünde 25 Ağustos’ta, Uludağ Elektrik Dağıtım A.Ş.’ de 27 Ağustos’ta, BUSKİ Müdürlüğünde 3 Eylül‘ de, BOSB ve NOSAB Müdürlüğünde 25 Eylül’ de işyeri toplantıları gerçekleştirildi. 26 Eylül’ de Yalova’da yerel kurultay bilgilendirme toplantısı düzenlendi. İş yerleri ve temsilciliklerimizde yapılan toplantılarda 130 kadar Mühendis, Mimar ve Şehir Plancılarına ulaşıldı ve yerel kurultaya sunulan karar taslakları bu toplantılarda şekillendi.

5 Eylül cumartesi günü Makina Mühendisleri Odası eğitim salonunda “Çalışma Yaşamında Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları“ başlıklı bir panel gerçekleştirildi. Panelde Dr. Çağatay EDGÜCAN “Mühendis, Mimar Şehir Plancıların çalışma koşulları ve üretim sürecindeki yerleri” konulu bir konuşma yaptı. Ardından Prof Dr. Serpil AYTAÇ “Mobbing uygulamaları” üzerine, DİSK Güney Marmara Bölge Temsilcisi ve Bursa Birleşik Metal-İş Şube Başkanı Ayhan EKİNCİ “Mühendis, Mimar ve Şehir Plancılarının sendikalaşması” konusunda konuşma yaptı ve Mühendis, Mimar Şehir Plancıların işçileşmekte olduğundan bahsetti ve Mühendis, Mimar Şehir Plancılarını İşçi sendikalarında örgütlenmeye çağırdı. En son olarak Ercüment Şahin ÇERVATOĞLU “TMMOB örgütlülüğü ve geçmişteki teknik elemanlar çalışmaları” hakkında bilgi vererek dünden bugüne TMMOB örgütlülüğü konusunda tarihi bir perspektif sundu.

Ayrıca tüm  üyelerimize katılım çağrısı yaparak üç ana başlık altında çalışma grupları kuruldu. Kurultayımızın oturum başlıkları da bu çalışma gruplarının konularından oluşturuldu. Yerel kurultaya sunulan karar taslak önerileri bu çalışma grupları tarafından hazırlandı. Çalışmalarımızı yaz döneminde yapmak zorunda olmanın kısıtlayıcı etkilerine rağmen, olabildiğince çok meslektaşımıza ulaşmaya ve tartışmalarımızı zenginleştirmeye çalıştık. Yerel kurultayın ön hazırlık çalışmaları sırasında 300 kadar mühendis mimar ve şehir plancılarının katılımı ile karar taslak önerileri oluşturuldu.

EKONOMİK KRİZ, ÖZELLEŞTİRMELER, İŞSİZLİK, TAŞERONLAŞMA, ESNEK ÇALIŞMA VE GÜVENCESİZLİK

Küreselleşme ve neoliberal ekonomi politikalarının en önemli uygulama hedefleri sosyal devletin tasfiyesi, özelleştirme, piyasalaştırma ve emek gücünün güvencesizleştirilmesi ve esnekleştirilerek örgütsüz bir toplum yaratmadır.

“Neo-liberalizm bir yandan özelleştirme ve piyasalaştırma uygulamaları, ile devletin doğrudan yatırımlarını ve sosyal işlevlerini tasfiye ederken, diğer yandan emek sürecini esnekleştirip güvencesizleştirerek, taşeronlaştırma uygulamalarını hayatımızın bir parçası haline getirdi.”

Küreselleşme programına uyum sağlamak için ilk önemli kararlar 24 Ocak 1980’de alınmış, piyasa tek düzenleyici güç olarak öne çıkarılmıştır. 24 ocak kararlarıyla hayata geçirilmeye çalışılan ve özellikle 1990’lı yılların başında hız kazanan, 2000 li yıllara damgasını vuran özelleştirme ve piyasalaştırma istihdam üzerinde son derece olumsuz sonuçlar doğurmuştur.. İlk özelleştirme uygulamaları yedek işgücü deposu olarak görülen kırsal kesim nüfusunun çözülmesini sağlamak amacıyla tarım işletmelerinin (zarar ettikleri ifade edilerek)özelleştirilmesidir. Bu yolla yaratılan işsizlikle ücretlerin baskılanması, işgücünün esnekleştirilmesi ve güvencesizleştirilmesi, toplu iş sözleşmesi düzeninin ortadan kaldırılması ve sendikaların zayıflaması sağlanmıştır.

Devletin üzerindeki kamburlar olarak nitelenen KİT lerin satışı ile başlayan süreç devlet doğrudan yatırım alanından elini çekecek denilerek üretim alanlarının tamamının özelleştirilmesi ile devam etti. Bu durum işsizliği derinleştirip kitleselleştirirken, kamusal istihdamı daraltarak genç işsizliği de süreklileştirdi.

2001 krizinden sonra Kemal Derviş ile 15 günde 15 yasa çıkartılarak Türkiye de enerji, haberleşme gibi temel hizmet alanlarının piyasalaştırılması sağlanmış oldu. Eğitim ve sağlık alanında da yapılan reformlar ile bu temel hizmet alanları da piyasalaştırılmaya başlandı. Bir yandan devletin kamusal hizmet üreten kurumları özelleştirilmeler ile uluslar arası sermayeye satılırken, diğer yandan bir insan hakkı olan tüm hizmet alanları piyasada alınıp satılan ve bu hizmetten yararlanabilmek için bedelinin ödenmesi gereken birer metaya dönüştürüldü.

Üretilen bir mal ve hizmet piyasa içinde dolaşıma tabi tutularak pek çok elden geçip yurttaşa ulaştırılmakta ve devlet mal ve hizmetin her dolaşımından vergi alarak bütçesini büyütürken, her dolaşımda sermaye karını artırırken mal ve hizmetlerin en son alıcısı olan halkın yaşamını idame ettirebilmek için ödediği bedel her geçen gün artmakta halk yoksullaşmaktadır. Gelir dengesi her geçen gün yoksullar aleyhine bozulmaktadır, ülkemizde en üst %20’lik gelir grubu milli gelirin %55’ini, en alt %20’lik gelir grubu ise %5’ini almaktadır.

2008 dünya ekonomik krizi, neo-liberal ekonominin, serbest piyasacılığın ve malileşmenin sürdürülemez olduğunu ve bu politikaların çöküşünü göstermiştir. Kriz, başta ABD olmak üzere gelişmiş ülkelerde başlamış olmasına rağmen, üretimde uluslar arası işbölümüne entegre olmuş, ülkenin ihtiyacına değil, ihracata yönelik üretim yapan bizim gibi bağımlı ve az gelişmiş ekonomileri gelişmiş ülkelerdeki talep daralması ile birlikte derinden etkilemiştir. Türkiye, serbest piyasa ekonomisinin sadık uygulayıcısı bir ülke olarak krizden en çok etkilenen ülkeler arasında birinci sıraya yükselmiştir.

Krizi fırsat olarak gören sermaye, krizin çözümlerini kısa çalışma ödeneğinde, kendisinin ödemesi gereken işçi ücretlerinin devlete ödetilmesinde, sermayeye sürekli kaynak aktarmadan dolayı oluşan bütçe açıklarını kapatmak için işsizlik fonunun bir bölümünün bütçeye devredilmesinde, temel ürünlere sürekli zam yapılmasında, kıdem tazminatlarının kaldırılmasının tartışmaya açılmasında, özel istihdam büroları ile çalışanların kiralanmasının gündeme getirilmesinde görmektedir. Yeni açıklanan Orta Vadeli Program serbest piyasa ekonomisinin daha da saldırgan bir biçimde uygulanacağını göstermektedir. 6 Ekim’de İMF ve Dünya Bankasının İstanbul’da yapacağı toplantılarda krizin bedelinin tüm dünyada çalışanlara ve halka nasıl ödetileceği konuşulacaktır.

Neo-liberal politikalar ekonomide görece bir büyüme sağlamış olsa da, bu toplumsal gelişme düzeyine yansımamış tam tersi geriletmiştir. Bölgesel eşitsizlikler ve yoksullaşma artmış, kayıt dışı çalıştırma %45’lere varmış, doğaya verilen tahribat doğrudan yaşamı tehdit eder hale gelmiştir. Devletin sosyal niteliğinin lağvedilmesiyle, yaşlı ve hasta bakımı, emeğin yeniden üretimi yani eş ve çocuk bakımı tümüyle kadına bırakılmaktadır. Bu durumun sürdürülebilmesi için töre ve dinsel argümanlar çok daha yoğun kullanılarak kadının toplumsal konumu geriletilmeye devam etmektedir. Kamu ve özel sektör iş yerlerindeki kreş ve gündüz bakımevleri yok denecek kadar azdır. Sonuçta 1980’ler de %35 olan kadın istihdamı 2009’da % 22,5’a gerilemiştir. Kadın emeği esnek ve güvencesiz çalıştırmayla en ucuz işgücü potansiyeli olarak görülmektedir.

Neo-liberal politikaların ve yaşanan ekonomik krizin mühendis, mimar ve şehir plancılarına en önemli etkilerinden biri işsizliktir. Bu gün %25’lere varan Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları işsizliği genç mühendislerde %33’lere kadar tırmanmaktadır. Reel ücretler sürekli gerilemektedir.1992 de 100 lira olan ücret 2009 da çalışan Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları için 82, emekliler için 68 liraya düşmüştür. İhtiyaca göre değil, ürüne göre talep oluşturularak tüketim pompalanmış ve kredi mekanizmalarıyla çalışanların gelecek dönemdeki ücretleri ipotek altına alınmış, çalışanlar bu yolla da edilgen hale getirilmiştir. Üretim sürecindeki tahakküm ilişkisi “plastik prangalarla” daha da güçlenmektedir. Kadın Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları koşulları erkek meslektaşlarına göre daha kötüdür. Daha düşük ücret almakta, inisiyatif gerektirmeyen işlerde çalıştırılmakta, ilk işten çıkarılan kadınlar olmakta, hatta hamile kalmak işten atılma nedeni olabilmektedir.

Yaygın bir görüş de Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları işsizliğinin Üniversitede verilen eğitimin yetersizliğinden kaynaklandığı, işsiz kalmamak için veya daha iyi ücret almak için yaşam boyu eğitimler ile kendisine yatırım yapan bireyin kazanacağı görüşüdür. Bugün Üniversite eğitiminde reform olarak dillendirilen, bilimsel eğitimin yerine sermayenin ihtiyacı olan piyasaya dönük bir eğitimi sağlamaktır. Rekabet artıp kar oranları düştükçe şirketler, elemanlarının şirket içi eğitim maliyetini karşılamamak için mühendisin daha donanımlı-eğitimli halde işe başlamasını istiyor. Bu aynı zamanda belgelendirme demek, belgelendirme ise sermaye için yeni bir pazar alanı oluşturmaktadır. Bunun sonucunda Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları iş bulmak, ücretlerini korumak için sertifikadan sertifikaya koşarken, bu sertifikaları alamayanlar daha niteliksiz işgücü olarak daha ucuza çalıştırılacaktır.2001 ve 2008-2009 krizlerinde yaşadığımız gibi beyaz yakalı çalışanlar da işsizlikle kitlesel olarak karşılaşmaktadırlar. Gerçekte ‘kariyerlerimizi’ ve ücretlerimizi hangi üniversiteyi bitirdiğimiz, formel eğitim üzerine hangi meslek içi eğitimleri aldığımız değil işsiz meslektaşlarımız belirlemektedir.

2008 ekonomik krizi, neo-liberal politikaların artık iflas etiğini göstermiştir. Kriz krizi yaratan politikalar ile çözülemez. Ücretlerimizin her geçen gün düşürüldüğü, çalışma koşullarımızın daha da kötüleştirildiği, insanca yaşayabilmenin ön koşulu olan temel haklarımızın piyasada birer meta haline dönüştürüldüğü ve işsizlik tehdidi ile tüm bu gelişmelere sessiz kalmamızın bize dayatıldığı bir dönemde ‘insanca yaşam en önemli talebimiz olmalıdır. Mal ve hizmetlerin dolaşımı amacı ile üreten bir ekonominin yerine, toplumun gerçek ihtiyaçları için üreten bir ekonomik yapıda, arz fazlası talep eksikliği gibi sorunlar yaşanmayacağından krizler de olmayacaktır. ‘Kar değil insan’ diyen bir anlayışla, insanın emeğiyle, yaşadığı toplumla, içinde yaşadığı doğa ile uyumlu, olması, bilimsel bilgi ve teknolojinin insanlığın gelişimi yararına kullanılması sağlanacaktır.

Unutmayalım ki, çalışma hakkı bir insan hakkıdır. Ve yasalarca güvence altına alınmıştır. Ancak bir hakkın kullanımı örgütlü ve bilinçli irade ile mümkündür. TMMOB bu hakkın kullanımı için diğer emek örgütleri ile birlikte bütünlüklü bir mücadele yürütmelidir.

Karar Önerileri

  1. TMMOB herkese iş ve herkese çalışma hakkının kullanımı için diğer emek örgütleri ile birlikte mücadele yürütür.
  2. Özelleştirme ve piyasalaştırma uygulamalarına son verilmeli, eğitim, sağlık, enerji, haberleşme, barınma, gıda ve su gibi temel hizmet alanları ve kamusal denetimler piyasa alanından çıkarılmalıdır. Halkın bu hizmetlere erişiminin güvence altına alınması amacı ile kamulaştırılması için TMMOB diğer emek örgütleri ile beraber mücadele eder.
  3. TMMOB işsiz kalan Mühendis Mimar ve Şehir Plancılarına daha kolay ulaşmanın yollarını oluşturmalı, destek amaçlı çalışmalarını kurumsallaştırmalı ve yaygınlaştırmalıdır.
  4. Üyelerimizin yoğun çalıştığı işyerlerinde, OSB ve Sanayi sitelerinde kreşlerin açılması sağlanmalıdır. Özellikle OSB’lerde ortak bölgesel kreşlerin oluşturulması ve bu hizmetin kamusal ücretsiz hizmet olarak sağlanması gerçekleştirilmelidir.
  5. Kreş açılması için “çalışan kadın sayısı” ibaresi örneğinde olduğu gibi kadın istihdamını kısıtlayıcı ifadelerin yasa metinlerinde “çalışan sayısı” olarak değiştirilmesi sağlanmalıdır. İşyerlerinde kreş kurulması gerekliliği olarak çalışan sayısının 100’den fazla olması şartı kaldırılmalı, küçük işyerlerinde çalışanların çocuklarının eğitim ve barınma sorunlarını karşılamak için yaşam bölgelerinde kamusal ücretsiz kreş hizmeti verilmelisi sağlanmalıdır.
  6. Kadın çalışanların doğum ve emzirme izinleri en az bir yıl olmalı, baba üyelerimizin de ebeveyn izni kullanabilmeleri konusunda çalışmalar yapılmalı ve yasallaştırılmalıdır.
  7. Kadın üyelerimizin hamilelik süreçlerinde verimli olamayacağı düşünülerek, iş güvencelerine sermaye tarafından yapılan bu ve buna benzer cinsiyetçi saldırıların ortadan kaldırılması konusunda yasal düzenlemeler yapılması için gerekli mücadeleler verilmeli kadın emeği insan emeği olarak güvence altına alınmalıdır.
  8. Eğitim hakkı en doğal insan hakkıdır. TMMOB bu nedenle herkese eşit ve ücretsiz eğitimin sağlanması için çalışmalı. Üniversite eğitiminin piyasalaştırılmasına karşı bilimsel-demokratik özerk üniversite talebini yükseltmelidir.
  9. Mühendislik, Mimarlık ve Şehir Plancılığı Fakülte ve Bölümleri ülke ihtiyaçları tespit edilerek bir planlama ışığında açılmalıdır. TMMOB’nin oluru olmadan hiçbir Mühendislik, Mimarlık ve Şehir Plancılığı Fakülte ve Bölümlerinin açılmaması kaynakların mevcut okulların maddi ve fiziki koşullarının iyileştirilmesinde kullanılması sağlanmalıdır.
  10. Bursa özelinde güncel olarak tartışılan ve açılması düşünülen üniversite ile otomotiv bölümüne ilişkin TMMOB Bursa İl Koordinasyon Kurulu taraf olmalı, kaynakların mevcut üniversitede yer alan mühendislik mimarlık ve şehir plancıları bölümlerinin fiziki ve ekonomik koşullarının iyileştirilmesi için kullanılması sağlanmalıdır.
  11. Mühendislik Mimarlık ve şehir Plancılığı öğrencilerinin stajları ücretli ve sigortalı hale getirilmeli. SGK primlerinin hizmet sürelerine sayılması için gerekli girişimlerin TMMOB tarafından yapılması sağlanmalıdır.
  12. Mühendis Mimar ve Şehir Plancılarının kişisel kariyer zorlamaları ile çalışma yaşamını rekabet ortamı olarak görmeleri yerine, kolektif bir üretimi emeği gören bir anlayışın geliştirilmesi; mesleki-teknolojik gelişmelerden haberdar olabilecekleri eğitim organizasyonlarının meslek odaları tarafından bedelsiz( veya sadece masrafları karşılayacak bir bedel ile) yapılması sağlanmalıdır.
  13. TMMOB, sağlıklı ve güvenli yaşam koşullarının bir gereği olarak, tüm mal ve hizmetlerin üretimi ve sonuçlarının denetiminin kamusal olması ve kamu kurumları tarafından sağlanması için yasama organına baskı oluşturur ve bu sayede işsiz üyeleri için kitlesel iş alanı oluşturulmasını da sağlar.

 

ÜCRETLİ VE İŞSİZ MÜHENDİS MİMAR VE ŞEHİR PLANCILARININ

ÇALIŞMA KOŞULLARI

19. yüzyıl sonlarında işçiler, yaşam koşullarının iyileştirilmesi için günde 8 saatlik çalışma mücadelesi vermişler ve 20. yüzyılda günde 8 saat çalışma büyük oranda uygulanır hale gelmiş; devletlerce yasal güvence altına alınmıştı. 19. yüzyıldaki teknolojik düzey ile bir işçinin 8 saatte ürettiği meta ve onun artı değeri ile 21. yüzyıl teknolojik gelişme düzeyinde 8 saatte ürettiği meta ve onun artı değeri arasında büyük fark vardır. 19. yüzyıldaki bir işçinin yarattığı artı değeri bugün bir işçi çok daha kısa sürede yaratmaktadır. Bilimsel-teknolojik gelişmelerle artık günümüzde tüm bireylerin yaşamında ilk kez serbest zamanın çalışma zamanına üstün gelebileceği bir aşamaya ulaşılmışken, neoliberal uygulamaların beraberinde getirdiği kuralsızlaşma ve esnek çalışma modelleri ile birlikte emekçilerin var olan kazanımları da geri alınmış, çalışma saatleri uzamış ve çalışma koşulları kötüleşmiştir.

Esnek çalışma uygulamasında işçinin zaman planlaması anlamında kendi yaşamına yönelik tasarrufta bulunmasına izin verilmez. 7 gün 24 saatlik bir anlaşma yapmış oldukları varsayılır. Hafta içerisinde gelen siparişlerin yoğunluğuna göre çalışma tempoları ve süreleri ile oynanır, sınırlar aşılır. İşçilerin sosyal yaşam, dinlenme, işgücünün yeniden üretimi için asgari koşulları tümüyle göz ardı edilir. Haftalık çalışma süresinden artan zaman için fazla mesai ücreti ödenmez. Siparişler düştüğü zamanlarda işçilere zorunlu izin anlamında yol verilir. İşçi kendi çalışma ve serbest zaman sürelerini kendi belirleyemediği gibi, işgünü dışındaki çalışma dönemlerinde (bayram, hafta sonu) zorunlu çalıştırıldığından eline geçmesi gereken yüksek ücretten mahrum bırakılır. Tüm çalışanlar, “esnekleştirilen işgücü” ile her türlü iş güvencesinden yoksunlaştırılarak, ücretlerin, çalışma sürelerini sermaye sınıfının istediği gibi belirlediği bir ortamda çalışma zorunda bırakılmaktadır.

Daha kısa zamanda daha hassas ve iyi ürünleri daha fazla sayıda üretmeyi temel alan yaklaşımın getirdiği, aşırı yoğunluktaki çalışma temposuyla emekçiler temiz hava ve gün yüzü görme, yaşamı özümseme ihtiyaçlarından yoksun bırakılırken çoğunlukla ertesi günkü verimli bir çalışma için gerekli olan dinlenme, fiziksel ve ruhsal zindelik için dahi yeterli zamana sahip olamamaktadır. İş yükü ve çalışma temposuyla ilgili olarak bahsedilen durum giderek artan oranlarda mühendisler için de geçerli olmaya başlamış, işgününün 9 saatlik ve iş haftasının 5 günlük sınırları yok edilmiştir. Bu koşullarda işgününün kısaltılarak emekçilerin, kendisi ve sevdikleriyle geçireceği serbest zamanı artırmasının, sosyal ve kültürel olarak kendini geliştirebilmesinin olanakları yaratılması hayatidir.

Mühendisler üretimin yeni organizasyonu ile giderek daha çok üretim süreçlerinin içine çekilmekte, bu süreçler içinde aldıkları roller sınırlanmakta, yönetim ve denetim işlevlerini yitirmekte, görece iyi ücretleri giderek aşağıya düşmektedir. Gerek bu görevlerindeki kopmalar, gerekse geniş işçi katmanlarındaki beceri ve bilgi seviyesinin yükselmesiyle, önceleri eğitim ve ücret düzeylerinin yüksek olmasından sağladıkları ayrıcalıkları yitirerek kimliklerinde ve toplumsal konumlarında bir değişim yaşamaktadırlar.

DİSK-AR’ın tahminlerine göre Türkiye’de ücretlilerin toplam gelir içindeki payı 1999 yılında %30 civarındayken 2009 yılında %22’ye düşmüştür. Oysa ücretlilerin istihdam içindeki oranı %60’a çıkmıştır. Resmi işsizlik oranları %15’e fırlarken gerçek işsizlik oranlarının %25’lerde olduğu hesaplanmaktadır. Bir taraftan İşsizlik artarken, diğer taraftan ücretli çalışanlar yoksullaşmakta; Artan işsizlik ücretlerin düşürülme baskısını yaratmaktadır.

TMMOB’nin son yaptığı mühendis, mimar, şehir plancısı (Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları) profil araştırmasında da ücretlerin 700 liradan başladığı, ayrıca son krizle beraber Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları işsizlik oranının %25, genç Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları işsizlik oranının ise %30’lara kadar çıktığı görülmektedir.

Hali hazırda yasal asgari ücret tüm çalışanların (meslek farkı gözetmeksizin) alabileceği en düşük ücret olarak uygulanmaktadır. Yasal asgari ücretin düşüklüğü mühendis, mimar ve plancıların aldığı ücretleri de giderek daha çok belirlemektedir. Asgari ücreti, insanca yaşanabilir bir ücret yani; barınma, beslenme, ısınma, enerji, su, ulaşım, eğitim, sağlık, kültür vb gibi ihtiyaçlarının karşılanabileceği bir ücret olarak tanımlarsak, genel olarak belirlenen yasal asgari ücret tüm çalışanlar için birlikte ele alınmalıdır. Asgari ücret mücadelesi, tüm emekçilerin birleşik ve örgütlü mücadelesi ile mümkün olabilir. Yasal asgari ücretin emekçilerin çoğunluğu için daha da düşürülmesi anlamına gelecek olan bölgesel asgari ücret vb. uygulamalara karşı durulmalıdır. Yasal asgari ücretin çalışanların aileleriyle birlikte, insanca yaşayabileceği bir seviyeye çıkarılması için TMMOB, diğer ilerici meslek örgütleri, sendikalar ve halk örgütleriyle birlikte bir program çerçevesinde mücadele etmelidir.

TMMOB ve bağlı  odalar, insanca yaşanılabilecek bir asgari ücreti üyelerinin büyük çoğunluğunu oluşturan ücretli mühendis, mimar ve şehir plancılarının yaşam koşullarının düzeltilmesi için, yetkilerini kullanarak belirlemeli, asgari ücret olarak ilan etmeli ve uygulanması için çalışmalıdır.

TMMOB “her türlü mimarlık ve mühendislik hizmetlerinin, ülkenin, mesleğin ve tekniğin ihtiyaç ve menfaatlerine uygun bir şekilde tanımını, uygulanmasını, koordinasyonunu ve gelişimini temin ve ülke çapında denetiminin sağlanması amacı ile ” (TMMOB Mimarlık-Mühendislik Hizmetleri ve Asgari Ücret-Asgari Çizim ve Düzenleme Esasları Yönetmeliği) asgari ücret ve asgari çizim bedelleri belirlemiştir. Böylece mühendis emeğinin değerini korumaya çalışmaktadır. Ancak bu bedeller Serbest Müşavir Mühendis / Mimarların (SMM) ücretleriyle sınırlıdır ve uygulamada ciddi sorunlarla karşılaşılmaktadır. Ücretli çalışan üyelere dönük olarak da çalışma yapılması bir ihtiyaçtır. Bu konuda 1998 TMMOB Demokrasi Kurultayında “TMMOB ve bağlı Odaların ortak mesleki denetim kriterlerinin belirlenmesini, sadece serbest mühendislik-mimarlık hizmetleri için değil tüm mühendislik-mimarlık hizmetleri için de (özel sektörde ücretli, şantiyeci vb.) asgari ücret tarifesi belirlenmesi” karar olarak kayda geçmiştir.

Emek gücünün değersizleşmesine uygun biçimlenen insan kaynaklarının yeni politikası ile toplumsal bir bütüne ve kolektif bilince dair dayanışma kültürü iyice çözülmüş ve “farklılığın” öne çıkarılmasıyla ücretler bireyselleştirilmiştir. Hiç kimsenin diğerinin ücretini bilmemesi istenmekte, herkese ayrı ödeme düzeni, ücretler arası kutuplaşmalar, imtiyazlı ücret grupları oluşturulmaktadır. Bu durum rekabeti ön plana çıkararak, bir yanıyla ücretleri aşağıya çekerken diğer yandan performansta üstünlük sağlama çabalarıyla toplumsal yaşamda toplum-birey ilişkilerini bireylere doğru çözmektedir.

TMMOB

  • güvencesiz ve esnek çalıştırma biçimlerine (taşeron, sözleşmeli) karşı mücadele eder.
  • meslek alanını düzenleyen yetkili kurum olarak mühendislerin çalışma standartlarının ve şartlarının belirlemesi kuruluş amaçları olarak görür.
  • meslek alanlarının, halkın ve üyelerinin çıkarlarını gözeterek düzenlenmesi, üyelerinin ortak sorunlarının çözümlenebilmesi için politikalar oluşturmak ve etkinlikler yapar.

Karar Önerileri

  1. TMMOB sektörel olarak sözleşme taslakları hazırlanarak farklı statülerdeki teknik elamanların çalışma koşulları arasındaki farklılıkların giderilmesi sağlanmalıdır. Bunun hayata geçirilmesi ve üyelerimizin haklarının korunması sürekli olarak takip edilmelidir.

Sözleşmelerde teknik elamanların iş tanımlarının, görev ve yetkilerinin, sosyal kültürel, ekonomik haklarının açık olarak belirlenmesi sağlanarak. üyelerinin bu koşullar ile çalışabilmesi için hukuki, toplumsal baskı oluşturur. İş akitlerinin TMMOB ve Bağlı Odalara ulaştırılması için baskı unsuru oluşturulması sağlanmalıdır.

  1. Çalışma yaşamında çalışanlar lehine kamu özel ayrımının ortadan kaldırılması, kamusal denetimlerin sürekli ve sağlıklı olarak yapılması sağlanmalıdır. TMMOB, insanca yaşamak, insan yaratıcılığını arttıracak sosyal ve kültürel gelişimin önünü açacak serbest zamanın artması için, iş sağlığı ve güvenliğini temin etmek için ücret kaybı olmaksızın, günlük çalışma saatinin başlangıç olarak 6 saate, haftalık çalışma saatinin en fazla 35 saate indirilmesi için diğer emek örgütleri ile birlikte mücadele eder.
  2. TMMOB Mühendislerin(Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları) aileleriyle birlikte barınma, beslenme, sağlık, eğitim, kültürel gelişim, ulaşım, iletişim gibi sosyal ve bireysel ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri insanca yaşanacak bir ücrete kavuşmaları için tüm emek örgütleri ile birlikte her platformda ‘insanca yaşanacak ücret’ mücadelesini vermeli, buna yönelik etkin bir yapı oluşturmalıdır. Asgari ücreti belirlemek için TMMOB bünyesinde merkezi asgari ücret komisyonu kurulur. Asgari ücret komisyonu, asgari ücreti belirlerken, yoksulluk sınırı olarak da bilinen 4 kişilik ailenin asgari yaşam endeksini esas alır. Bu endeksi düzenli ölçümlerle günceller. Üye kitlesinin nitelikli emek gücü niteliği göz önüne alınarak, mesleki gelişim endeksi ve sosyal kültürel gelişim endeksi asgari yaşam endeksine eklenerek asgari ücret belirlenir.
  3. Asgari ücretin uygulanabilmesi için yaygın duyurusu yapılarak, insanca yaşanabilecek asgari ücret” bilinci oluşturulur. Odalar tüm proje onayı, belge verme gibi uygulamalarında asgari ücrete uygunluk arar. Odalarla bu şekilde ilişkisi bulunmayan işyerlerindeki üyelerin asgari ücreti için hukuksal, fiili, toplumsal baskı oluşturulur.
  4. Bireyselliğin derinleştirilerek, rekabetin körüklenmesi ve ücretlerin aşağı çekilmesine ve statü farklılıklarına karşı ‘eşit işe eşit ücret’ talebi yükseltilmelidir. Fazla mesailerinin tespitinin sağlanması ve ödenmesi konusunda çalışmalar yürütülüp ücretlerin gizlenmesinin önüne geçilmelidir.
  5. Esnekleşmenin “yasallaştırıldığı” taşeronlaştırma, ve son günlerde yürürlüğe konulmaya çalışılan “Özel istihdam Büroları” çalışma yasaları ve iş yaşamından tamamen kaldırılmalıdır.
  6. TMMOB, iş güvencesinin kapsamının tüm ücretli çalışanlara genişletilmesi, işverenlerin her türlü keyfi ve haksız işten çıkarması karşısında buyurucu işe iadeyi içermesi, işverenlerin işçinin dava süresince işsiz kaldığı bütün sürenin ücretinden tüm malvarlığıyla sorumlu olması, bu ödemenin işverenden yapılmadığında devlet tarafından yapılması için; mücadele eder.

ÜCRETLİ VE İŞSİZ MÜHENDİS, MİMAR VE ŞEHİR PLANCILARININ ÖRGÜTLENMESİ

Toplumun nitelikli iş gücünü oluşturan mühendis mimar ve şehir plancıları  bu kurultayın da içeriğini oluşturan çalışma yaşamında yaşadığı sorunlar ekonomik ve sosyal haklar söz konusu olduğunda toplumun en örgütsüz kesimlerinden birini oluşturmaktadır.

Bu örgütsüzlük durumunda 1980 sonrası yaratılmaya çalışılan ve büyük oranda başarılı olunan örgütsüz toplum yaratma çabalarının etkisi olduğu gibi, mühendis mimar ve şehir plancılarının iş yaşamındaki sorunları kişisel çözümler ile çözme çabası da büyük etki yaratmaktadır. Beşeri sermaye teorisi olarak da bilinen ‘ kendisine yatırım yapan birey kazanır, yapmayan kaybeder’ anlayışı kriz ile beraber artık tartışılır olmuştur. Kriz Mühendis Mimar ve Şehir Plancılarının içinde bulunduğu tüm nitelikli işgücüne göstermiştir ki ‘ kendisine yatırım yapan birey de işsiz kalabilmekte, işyerinde vazgeçilmez olan konumumuz bir anda yerle bir olup işveren açısından kimsenin vazgeçilmez olmadığı gerçeği ile yüzleşilebilmektedir.

Mühendis mimar ve şehir plancıları gerek üretim sürecindeki konumlanışları  gerekse çalışma koşullarının bu gün geldiği nokta açısından proleterleşmektedir. Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları çalışma alanları açısından doğrudan üretim ilişkileri içerisinde bulundukları için aslında sınıfsal çelişkileri iş yaşamında bütün çıplaklığı ile görebilmekte, ancak ait olmadığı bir sınıfın temsilcisi olarak kendilerini konumlandırmaktadırlar.

Mühendis Mimar ve Şehir Plancılarının sınıf algısında iki yanılsama bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, kendisini üretim sürecindeki yeri ile değil dolaşım alanı üzerinden yani tüketim olanakları ve standartları ile kendisini sınıflandırmaktadır. İkinci yanılsama ise kariyerizm yanılsamasıdır. Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları tüm çalışma yaşamlarını kariyerlerini geliştirerek sınıf atlayacakları umudu ile geçirmekte ancak çok küçük bir kesimi bu hayallerini gerçekleştirebilmektedir.

Özelleştirmeler sebebi ile işsizleşen, krizle beraber ücretleri baskılanan ve işsizlik tehdidi ile ekonomik ve sosyal hakları sürekli gerileyen, esnek ve güvencesiz çalışma yöntemleri ile çalışma koşulları giderek kötüleşen mühendis mimar ve şehir plancılarının çalışma yaşamındaki sorunlarının çözümü noktasında bir üst örgüt olarak TMMOB’ne büyük görevler düşmektedir.

TMMOB’nin yaptığı son Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları profil araştırmasında üyelerinin. %48’i “Meslektaşların ekonomik ve sosyal haklarını koruyucu/geliştirici politikalar üretmesi” konusunda TMMOB’ni başarısız bulmaktadır. Oysa TMMOB ücretli ve işsiz üyelerinin işyerinde karşılaştığı sorunlar konusunda bir adres olabilmelidir.

Ücretli çalışan üyelerinin çalışma yaşamındaki sorunlarının tespiti ve çözüm önerilerinin geliştirilebilmesi, üretim sürecindeki sorunların ve çözümlerin işçisi, mühendisi, beyaz yakalı tüm çalışanları ile ortak olduğu vurgulanarak diğer emekçi kesimlerle dayanışma ve birlikte mücadele bilincinin ve duyarlılığının oluşturulabilmesi için bu çalışmaları yürütebilecek Ücretli-İşsiz Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları komisyonlarının TMMOB’ye bağlı tüm odalar ve şubelerinde kurularak, illerde İKK bünyesinde eşgüdümleri sağlanmalıdır.

Mühendis mimar ve şehir plancıların büyük bir çoğunluğu çalışma yasasındaki haklarını bile yeterince bilmemektedir. Özellikle krizle beraber Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları kitlesel işten çıkartılmalar ile karşılaşmış ve ciddi hak kayıplarına uğramıştır. Bu sebeple TMMOB bünyesinde üyelerini iş yasalarındaki hakları konusunda bilinçlendirecek, yaşanılan hak kayıplarında üyelerine ücretsiz hukuki danışmanlık ve destek verecek kurumsal bir yapıya ihtiyaç duyulmaktadır.

İl Koordinasyon Kurulları’nın güçlendirilmesi ortak mücadele açısından öne çıkarken, meclis benzeri yapıların her düzeyde oluşturulması demokratik katılımı artıracaktır. Mühendis, mimar ve şehir plancılarının dar mesleki bakışlardan kurtarılıp kendi içlerinde ve diğer emekçilerle birliğinin sağlanması için TMMOB işyeri temsilcilikleri ve sanayi bölgelerinde küçük ve orta ölçekli işletmelerde çalışan mühendis, mimar, şehir plancıları için de TMMOB Bölge Temsilciliği örgütlenmesi bunun en önemli araçları olacaktır.

İllerde TMMOB işyeri ve bölge temsilciliklerini İKK’lar bünyesinde kurulmalı ve İKK’larda temsilleri sağlanmalıdır. İllerde ve Türkiye genelinde işyeri ve bölge temsilcileri kurulları oluşturulmalıdır.

TMMOB üyelerinin yaklaşık %70’ini, üye olmayanların ise %94’ ünü oluşturan Ücretli ve işsiz mühendis mimar ve şehir plancılarının çalışma yaşamında karşılaştıkları ekonomik ve sosyal sorunlar konusunda yasa ve yönetmeliklerinin de kendisine verdiği yetkiler ile etkin çalışmalar yürütebilir. Ancak ekonomik demokratik ve sosyal mücadele örgütünün ‘sendika’ olduğu unutulmamalı, TMMOB’ye sendika misyonu yüklenilmemelidir. Bütün bir kurultay boyunca Mühendis Mimar ve Şehir Plancılarının çalışma yaşamındaki sorunlarına yönelik üretilen tüm çözüm önerileri ve TMMOB’ne düşen görevler aslında mühendis mimar ve şehir plancılarının ekonomik ve sosyal mücadelesinin asıl mecrasına yani sendikal alana akıtılması için bir köprü niteliğindedir. Hatırlanacak olursa TÖBDER eğitim emekçilerinin sendikalaşma mücadelesinde bir basamak görevi görmüş sendika kuramayan eğitim emekçileri dernekleşerek başladıkları mücadelesini sendikalaşmaya ilerletebilmiştir. Bugün TMMOB’de mühendislerin sendikalaşması konusunda benzer bir misyonu edinebilir.

Mühendis mimar ve şehir plancılarının sendikalaşması konusunda ciddi sorunlar olduğu bir gerçektir. Hem mühendisler sınıf algılarındaki yanılsama sebebi ile kendisini işçi sınıfının yanında hissetmemekte ve işçi sendikalarına yaklaşmamakta, hem de işçi sendikaları mühendisleri örgütlemek konusunda ciddi bir çaba içine girmekten -bir iki istisna dışında- kaçınmaktadır.

Ancak unutulmamalıdır ki 4857 sayılı yasada sadece işçi ve işveren tarifleri yapılmış, işin tamamını sevk ve idare eden işveren vekilleri dışındaki tüm ücretli çalışanlar yasalarda işçi statüsünde tanımlanmıştır. Mühendis Mimar ve Şehir Plancılarının bugün üretim sürecindeki yerleri açısından da çıkarları işçi sınıfının çıkarları ile örtüşmektedir Ayrıca bir iş yerinde işçilerin ayrı, mühendislerin ayrı, muhasebe, sekreter vb. büro görevlilerinin ayrı bir sendikada örgütlenmesi çalışanların gücünü bölmekte pazarlık paylarını düşürmektedir. İşyerindeki sorunlar tüm çalışanlar için ortaktır ve çözümü de ancak tüm çalışanların ortak mücadelesinden geçmektedir. Bu açıdan mühendislerin işçi sendikalarına üye olmaları işçi sendikalarını da güçlendirecektir.

Mühendis Mimar ve Şehir Plancılarının sendikalaşmasının önündeki önemli engellerden biri de toplu sözleşmelerde kapsam dışı personel olarak görülüyor olmalarıdır. Aslında yasal olarak Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları kapsam dışı personel olarak tanımlanmamaktadır. Ancak Toplu sözleşmelerde işverenler Mimar ve Şehir Plancılarını kapsam dışı personel statüsüne sokmaya çalışmaktadırlar. Özellikle sendikalaşma yasasının görüşüldüğü bu günlerde TMMOB üyelerinin kapsam dışı personel görülmesine karşı mücadele etmeli, üyelerini kapsam dışı personel statüsüne girmedikleri konusunda bilinçlendirmelidir. Her ne kadar değiştirilecek olan yasanın metinleri sendikalara dahi hala iletilmemiş olsa da TMMOB’de sendikalar yasasında taraf olduğunu açıklamalı ve sendikalar ile beraber bu masaya oturup sendika yasasındaki ülke barajı, toplu sözleşme sınırı gibi örgütlenme özgürlüğünü kısıtlayıcı maddelerin kaldırılması için mücadele etmelidir.

Aslında kamu işyerlerinde mühendis mimar ve şehir plancılarının sendikalaşması  konusunda ileri adımlar atılmış, KESK’e bağlı pek çok sendikada mühendisler üye olup yönetim kadrolarında bulunmuş hatta kurucu üyelik misyonlarını bile üstlenmiştir. Bugün ihtiyacımız olanda kamuda yaratılmış olan bu süreci ileri taşıyabilmek, üyelerimizin çoğunluğunu oluşturan özel sektörde de üyelerimizin çalıştıkları işkolundaki işçi sendikalarına üye olmalarını sağlayacak bir seferberlik hali yaratmaktır. Mühendis Mimar ve Şehir Plancılarında sendikalaşma bilincinin yaratılması için TMMOB iyi bir zemin olarak tariflenebilir. Bu sebeple TMMOB’nin üyelerinin çalıştığı işkollarında örgütlenen sendikalar ile birlikte mühendislerin de bu sendikalara üye olması için ortak çalışmalar yürütmeli, hem merkezi hem de iller bazında koordinasyon merkezleri oluşturulmalıdır.

Burada TMMOB tarihine bir gönderme yapmakta yarar vardır.19 Eylül 1979’da TMMOB tarafından, ücret ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi, grevli, toplu sözleşmeli sendikal haklar ve teknik hizmetin emekçi halka sunulması talepleriyle, 54 ilde 736 işyerinde 100 binden fazla mühendis ve mimarın katılımıyla büyük iş bırakma eylemi gerçekleştirildi. 19 Eylül 1979, TMMOB tarihinde ücretli mühendis, mimar, şehir plancıların mesleki ve toplumsal dayanışmalarının en ileri pratiğinin sergilendiği gün olmuştur. Söz konusu dayanışma ruhuna bugün de ihtiyaç olduğu inkar edilemez bir gerçektir. TMMOB bu günü yaşamayan yüz binlerce üyesine mücadelenin önemini anlatmak ve mesleki dayanışmanın sadece talepten öte bir anlam taşıdığını hatırlatmak sorumluluğundadır.

Bu dayanışma, Çevreye, halka ve işçi sınıfına karşı sorumluluğunu yerine getirdiği için baskıya uğrayan, işten atılan, oda örgütlenmesi ve sendikalaşma mücadelesinde baskıya uğrayan meslektaşlarla dayanışmaya yönelmeli, işverenlere baskı oluşturma ve onur kurullarını etkin çalıştırma gibi faaliyetleri de hayata geçirmelidir.

Karar Önerileri:

    1. TMMOB ve Odalar düzenledikleri, kongre, kurultay, sempozyum vb tüm etkinliklerde, etkinliğin hitap ettiği sektör kapsamındaki ücretli ve işsiz Mühendis Mimar ve şehir Plancılarının sorunlarını ve çözüm önerilerini de ele almalıdırlar.
    2. TMMOB yönetmeliğinde bulunan TMMOB işyeri temsilcilikleri hayata geçirilmelidir. OSB’ lerinde küçük ve orta büyüklükteki işletmelerde çalışan Mühendis Mimar ve Şehir Plancılarının örgütlenmesi için de TMMOB Bölge Temsilcilikleri İKK’ lar bünyesinde kurulmalıdır. TMMOB işyeri ve bölge temsilciliklerinin İKK’ larda temsil mekanizmaları yaratılmalı. İller ve Türkiye bazında meclisler oluşturulmalıdır.
    3. TMMOB, İl Koordinasyon Kurulları (İKK) bünyesinde kadrolu avukat istihdamı ile hukuk birimleri kurulmalıdır. Bu hukuk birimi ücretli mühendis, mimar, şehir plancıların iş hayatında karşılaştıkları ekonomik, sosyal ve kültürel sorunlarının çözümü ile birlikte, meslek etiği, iş güvenliği, çevre ve halk sağlığı vb. konularda iş yerlerinde baskıya maruz kalan, mobbing ve tacize uğrayan üyeleri için hukuk mücadelesini sürdürür. İKK’lar bünyesinde hukuk birimlerinin kurumsal hale gelerek üyeler tarafından bilinirliği sağlanmalıdır.
    4. Günümüzde iletişim ve medyanın önemi göz önüne alındığında TMMOB İKK’lar bünyesinde basınla halkla ilişkiler birimleri oluşturulması konusunda çalışmalar yapılmalıdır.
    5. Üyelerinin yaklaşık %70’i ücretli çalışan ve işsiz mühendislerden(Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları) oluşan TMMOB bünyesindeki tüm odalarda ‘Ücretli ve İşsiz Mühendisler’ komisyonu şubeler bazında oluşturulmalı ve İKK’ lar bünyesinde komisyonların koordinasyonu sağlanmalıdır.
    6. TMMOB mühendislerin sendikalı olmasına yönelik ve TİS’ lerinde kapsam dışı personel olarak algılanmalarına karşı çalışmalar yapmalı sendikaların mühendislere yönelik politikalar üretmesi için sendikalarla ortak çalışmalar yürütmeli ve İKK bünyesinde sendikalar ve odalar arasındaki iletişimi canlı tutacak çalışma grupları ya da koordinasyon kurulları oluşturmalıdır. TMMOB kendi bünyesinde çalışan Mühendis Mimar ve Şehir Plancılarının başlayarak tüm emekçi mühendislerin sendikalaşmasını teşvik etmelidir.
    7. TMMOB ve bağlı odalara üyelik oranlarının artırılması için özel bir çalışma yürütülmeli, belli bir süre konularak üye olabilmek için geriye dönük üye aidatı alınmaması konusunda ortak çalışmalar yürütülür.
    8. İşe girişlerde ve iş başvurularında üye sicil numarasının istenmesinin zorunlu hale getirilmesi üyeliği arttıracak bir önlem olarak görülmeli ve bu konuda TMMOB’nin çalışmalar yürütmesi gerçekleştirilmelidir.
    9. Kurultay’ımız 19 Eylül’ü Teknik Elemanların Dayanışma Günü olarak ilan etmeli ve TMMOB Genel Kurulu’na bu kararı öneri olarak götürmelidir. TMMOB, 19 Eylül’de mesleki dayanışmanın önem ve anlamını hatırlatmak amacıyla kitlesel etkinlikler, işyeri toplantıları, hak ve talep kampanyaları düzenlemelidir.
    10. Çevreye, halka ve işçi sınıfına karşı sorumluluğunu yerine getirdiği için baskıya uğrayan, işten atılan meslektaşlarla; oda örgütlenmesi ve sendikalaşma mücadelesinde baskıya uğrayan meslektaşlarla dayanışmaya yönelmelidir.