TMMOB Demokrasi Kurultayı 2012 Sonuç Bildirisi
İlki Mayıs 1998‘de toplanan TMMOB Demokrasi Kurultayı‘nın ikincisi 17 Mart 2012 tarihinde Ankara‘da başarıyla gerçekleştirilmiştir. TMMOB İKK‘larının örgütlediği ve bağlı odaların şubelerinin etkinlik alanlarındaki üyelerinin, 20 kentte 2.244 delegenin katılımıyla düzenlenen yerel kurultaylardan gelen temel başlıkların değerlendirildiği merkezi kurultaya yaklaşık 500 delege katılmıştır.

Demokrasi Kurultayı çalışmalarında dünyanın ve ülkemizin içinde bulunduğu siyasi durum, demokrasi, insan hakları, kadın hakları, Kürt sorunu, ekonomi, çalışma yaşamı, işçi sağlığı ve iş güvenliği, bilim ve teknoloji, sanayi, maden, enerji, tarım, gıda, ulaşım, kentleşme, yerel yönetimler, eğitim, deprem ve yapı gibi konular demokrasi ile ilişkisi içinde geniş bir şekilde ele alınmış ve tartışılmıştır.

Kurultayda yapılan tartışmalardan hareketle aşağıdaki sonuç bildirisi TMMOB örgütleri ve kamuoyunun dikkatine sunulmaktadır.

Kurultay mühendis ve mimarların bilimi ve tekniği halkın hizmetine sunabilecekleri, insanların sömürülmeden, eşit ve özgür yaşayacakları bir düzen hedefini vurgulamış, burjuva demokrasisinin sınırlarının çalışanlar lehine genişletilmesini tartışmış, konuyu sınıflararası ilişkiler temelinde ele almış ve sorunların çözümünde emek-sermaye çelişkisinin göz önünde bulundurulması zorunluluğunu anımsatmıştır. 

TMMOB, demokrasiyi “halkın kendi siyasal, ekonomik, toplumsal ve kültürel sistemlerini belirlemek için iradesinin özgürce ifadesine, kendi yaşamlarının tüm yönlerine tam katılımına dayanan, temelinde insana saygı ve hukukun üstünlüğü olan bir yapı olduğu” şeklinde tanımlamakta ve sınıflar arası ilişkiler temelinde ele alınması gerekliliğini savunmaktadır. Demokrasi aynı zamanda, barış, düşünce, ifade, örgütlenme özgürlüğü, vb. gibi temel ve güncel kavramlar ile birlikte, yaratılan değerlerin bölüşümüyle ve bu bölüşümü belirleyen siyasi yapıyla iç içe bir kavramdır ve bağımsızlık ile insan haklarıyla bir bütündür.

Ülkemizde ve dünyada 1998 yılından bu yana demokrasi ve temel haklar açısından daha da geriye gidilmiş; yeni liberal politikaların uygulanması ile sermaye sınıflarının sınırsız tahakkümünü pekişmiş, emekçi sınıfların kazanılmış hakları gasp edilmiş, emperyalizmin silahlı örgütü olan NATO‘nun güdümünde uluslararası hukuk kuralları dahi ihlal edilmiştir.

Ülkemizde AKP-Cemaat Koalisyonu iktidarı ile daha da hızlanan ve yaygınlaşan düzenleme ve uygulamalarla toplumun sindirilmesi için her türlü araç kullanılarak esnek istihdam koşulları genişletilmiş, işsizlik, sömürü ve yoksulluğu arttırarak yandaş sermayenin yaratılması amacıyla rant ve talan ekonomisi uygulaması hızlanmış, emekçi sınıfların hak arama mücadelesi her türlü şiddet ve tutuklamalarla ve yargının da kontrol altına alınmasıyla, demokratik örgütlenme girişimleri engellenmiştir.

12 Eylül faşizmi sonrasında başlayıp günümüzde artarak sürmekte olan sınıfsal, toplumsal, kitlesel örgütlenmeler ve etkinlik alanları daraltılması çabasının doğal sonucu olarak;  siyasal örgütlenmeler ve meslek örgütlerinin işlevsizleştirilmesi ve faaliyetlerinin engellenmesi amaçlı düzenlemelerle toplumsal muhalefetin susturulması hedeflenmektedir. Yasama, yürütme ve yargı erklerinin tek elde toplanarak halkın yaşamıyla ilgili yasalar anti demokratik bir içerikle belirlenmektedir. 1980 sonrası gerçekleşen neoliberal dönüşüm ile başlayan taşeronlaştırma ve özelleştirmeler ile eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, altyapı, tarım alanları, ormanlar, sular, kentsel alanlar, yerel hizmetler, haberleşme, ulaştırma, enerji, madenler ve mühendislik hizmetleri dahil hemen her alan uluslararası sermaye ile bütünleşmiş yandaş sermayenin egemenliğindeki piyasa işleyişine ve talana açılmıştır. Son olarak genel sağlık sigortası ile yoksul ve dar gelirli halkın sağlık hakkı elinden alınmış, sağlık alanı tamamen güvencesizleştirilmiş ve piyasa koşullarına terk edilmiştir.

Ülkemiz emperyalist güçlerin açık bir sömürü alanı haline gelmiştir. AKP-Cemaat Koalisyonu gericiliği/faşizmi bu zincir içindeki politikalarla kalkınma planlamasına son vermiş, sermaye vesayeti/egemenliği düzenini pekiştirici ve zor yöntemleriyle koruyan bir işlev üstlenmiştir.

Türkiye, AKP İktidarı süresince, davalar ve iddianameler yoluyla siyasi bir dönüşüme uğratılmıştır. Son yıllarda ülke gündemini meşgul eden tüm davalar, hukuksal zemini olmayan siyasal davalardır. Mahkemeler eliyle yürütülen bu siyasi dönüşüm çerçevesinde, 12 Eylül‘den beri en yoğun gözaltı ve tutuklama kampanyası son birkaç yıl içinde gerçekleştirilmiştir. Seçilmiş vekiller, belediye başkanları, gazeteciler, yazarlar, aydınlar, öğretim görevlileri, öğrenciler, iktidara muhalif olan içlerinde meslektaşlarımızın da olduğu binlerce kişi tutuklanmıştır.

Bugün itibarıyla sisteme muhalif binlerce öğrenci, yüzlerce basın mensubu, 6000‘in üstünde KCK tutuklusu ülkenin içinde bulunduğu antidemokratik ortamın en net resmidir.

Uludere (Roboski) katliamı Kürt sorunundaki şiddet ve tasfiyeye dayalı “çözüm” yaklaşımının son örneği olmuştur. Cezaevlerindeki koşullar insanlık dışıdır. Hrant Dink davasında “örgüt yok” kararı alınması ve Sivas katliamı davasının zamanaşımı gerekçesiyle düşürülmesi iktidarın hukuku siyasallaştırarak her alanda örgütlendiğinin açık delili olarak görülmelidir.

AKP İktidarının basın, spor, kadın, aile, gençlik, din eğitimi ve çocuklara ilişkin operasyon ve politikaları toplumsal alanların ekonomik çıkar, sömürü ve siyasal-dinsel gericilikle nasıl kuşatıldığını açık bir şekilde göstermektedir. Son 7 yılda işlenen kadın cinayetlerinin %1400 artmış olması, her gün 5 kadının öldürülmesi, aile içi şiddettin artması, taciz ve tecavüz olaylarının erişmiş olduğu düzey bir tesadüf değil, kadını sosyal yaşamdan soyutlamaya yönelik politikaların somut sonucu olarak değerlendirilmelidir. Son olarak gündeme gelen 4+4+4 eğitim yasa tasarısı ile biat eden, dindar ve kindar nesiller yetiştirilmesi projesinin altında, kadınların sosyal ve ekonomik yaşamdan soyutlanmasının yanı sıra, çocuk emeğinin sömürüsü, kız çocuklarının eğitim hakkının engellenmesi, çocuk gelinlerin meşrulaştırılması amaçlanmaktadır.

Kitlelerin depolitizasyonunu ve örgütsüzleştirilmesini siyasal zor ve dinsel kültür ile tahkim eden AKP, yoksullaşma süreçleri içinde bunalan yığınları yeni toplumsal örgütlenmeler, cemaatçi vb. yapılara bağımlılıklara yönlendirmektedir.

Türkiye‘nin en temel sorunlarının başında gelen Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözülmesi için; anadilde eğitimin önündeki engellerin ortadan kaldırıldığı ve anadilde eğitimin özendirildiği, siyasi genel affın ilan edildiği, seçim barajının kaldırıldığı, vatandaşlığın ırk üzerinden tanımlanmadığı, çatışma ortamının ortadan kalktığı, yerinden yönetimin öne çıkarıldığı, özgürlüğü, barışı, emeği, eşitliği ve halkların kardeşliğini temel alan demokratik ve laik bir düzene olan ihtiyaç her geçen gün artmaktadır.

Türkiye gericiliğin ve faşizmin egemenliği altındadır.

Birliğimize yönelik DDK raporu ile başlayan süreç, KHK‘lar ile devam etmekte, TMMOB‘nin bağımsız, özerk, kamu yararı gözeten yapısı dağıtılmak istenmektedir. Bu saldırının temel nedeni; kamu yararı ve kamusal malların talanının önünde kalan son direnç noktaları arasında tarihsel görevini yapmakta olan TMMOB‘nin ortadan kaldırılmasıdır. Böylece; uluslararası talan ile elde edilen rantların arttırılması karşısındaki muhalefet susturulmuş olacaktır. 

Bugünkü durum, demokrasinin emperyalizm ve sermaye sınıfları ile onların siyasi iktidarlarının sınırsız, kuralsız ve vahşi tahakkümüne dönüşmesini yansıtmaktadır. Bağımsızlık ile demokrasi ilişkisi bu noktada önem kazanmaktadır. Emperyalizmin sömürü ve yayılma politikaları ile yerli işbirlikçilerinin sermaye birikimi ve iç egemenlik politikaları arasında sağlanan uyum, aynı zamanda iç ve dış politika bağlarını da oluşturmaktadır.

Demokrasi Kurultayı mühendis, mimar ve şehir plancılarının emekçi halkımızla, emek ve demokrasi güçleriyle birlikte, üreten, hakça paylaşan, eşit ve özgür bir ülke için mücadelesini sürdürme kararlılığını kamuoyuyla paylaşır.

  
TMMOB DEMOKRASİ KURULTAYI