ENERJİ
Maden Kazaları Kader Midir ? - Baran Eroğlu PDF Yazdır e-Posta
Pazar, 23 Mayıs 2010 15:54

Son beş ayda kömür ocaklarında gerçekleşen üçüncü kazanın Zonguldak da gerçekleşmesi tüm ülkede kömür madenciliği ile ilgili çok hassas bir duyarlılık oluşturdu.

Devamını oku...
 
İdeoloji ve Politika - Mühendisler ve Odaları - I - Armağan Öztuksavul PDF Yazdır e-Posta
Perşembe, 29 Ekim 2009 13:41
Devamını oku...
 
HES Süreci Su Hakkı Bürolarını Bekliyor - Gökhan MARIM PDF Yazdır e-Posta
Perşembe, 08 Ekim 2009 19:46

Şu an neredeyse tüm Türkiye’nin derelerinde inşaat var.
Ne mi yapılıyor?
Nehir tipi hidroelektrik santraller.
Yani derede akan suyu çeviriyorlar sonra suyu uygun bir yükseklik sağlanacak yere kadar tünel ya da açık kanal ile taşıyorlar. Sonra da suyu oradan, potansiyel enerjisini elektrik enerjisine çevirecek biçimde santral binasına gönderiyorlar.
Peki, bu nehir tipi santralleri kimler yapıyor?
2003 yılında çıkarılmış bir yönetmelikle özel sektör.
Yani Türkiye’nin tüm dereleri, 2003 yılından bu yana özel şirketlerle yapılan su kullanım hakkı anlaşması ile satılıyor.  

26 Haziran 2003 tarihli ve 25150 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan “Elektrik Piyasasında Üretim Faaliyetinde Bulunmak Üzere Su Kullanım Hakkı Anlaşması İmzalanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik” ile derelerdeki su kullanım hakkı özel şirketlere devrediliyor. Böylece yaklaşık olarak 2000 hidroelektrik santral projesinin özel sektör tarafından yapımı planlanıyor.

Dikkat edilirse; hemen her gün özellikle Karadeniz Bölgesi’nde yapılmaya başlanan HES’ler ile ilgili haberler basında yer alıyor. Bazen bir çevre örgütünün açıklamaları yer buluyor basında; bazen yöre insanının kitlesel eylemi ekranlara yansıyor. Dere halkları platform kurmaya çalışıyor, bazı yerlerde davalara açılıyor bazı yerlerde kitlesel eylemler düzenleniyor. Açılan davalar sonucunda inşaatı durdurulan birkaç HES dışında süreç işlemeye devam ediyor. Açıkçası bir bütün olarak kimse ne yapacağını bilmiyor; merkezi-politik bir programdan söz etmek ise imkânsız.

Türkiye hidroelektrik potansiyelinin sadece yüzde 30’lar mertebesinde kullanabiliyor. Hidroelektriğin Türkiye’deki gelişimi incelendiğinde ise görülen şudur: 1989’larda Türkiye’nin toplam elektrik ihtiyacının yüzde 60’ı hidroelektrikten sağlanırken, bugün bu oran yüzde 27’ye gerilemiştir. Şu an da Türkiye’nin enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde 43’i doğalgazdan, yüzde 27’si hidroelektrikten, yüzde 26’si kömürden, geri kalan yüzde 4’lük bölüm ise fuel oil’den karşılanmaktadır. 1995 yılından bu yana doğalgazdan enerji üretimi yüzde 15 artmıştır. Yani, Türkiye’nin enerji üretimi doğalgaza bağımlı haldedir.  

Türkiye’de hidroelektrik potansiyelin geliştirilmesi, doğalgazın yarattığı bağımlılığa son verilmesi ve nükleer enerjiye ihtiyaç duyulmaması açısından gereklidir. Çünkü hidroelektrik enerji kaynağı, doğal kaynaktır ve fiyatı,  petrol ve doğalgazdan bağımsızdır. Hidroelektrik enerji kaynağı yenilenebilir enerji kaynağıdır; doğaya en az zarar veren enerji kaynaklarındandır.

Ancak Türkiye’de, özellikle de Karadeniz Bölgesi’nde yapılmaya çalışılan, hafriyatların dere yataklarına döküldüğü, yok yere binlerce ağacın katledildiği, dere sularının tamamen kesildiği hidroelektrik santrallere, yenilenebilir enerji kaynağı demek pek mümkün değildir. Dere sularının satışa çıkarıldığı bu santraller vasıtasıyla doğal kaynaklar halkın yararına kullanılıyor demek ise imkânsızdır.

Şimdi düşünelim: Yıllar boyu tarlanızda, bağınızda, bahçenizde kullandığınız derenin suyu bir gün kesiliyor. Çünkü sizin kullandığınız su, “Su Kullanım Anlaşması” ile bir özel firmaya satılmış. Bu yapılırken, ne size sorulmuş ne de sizden izin alınmış.  

Özel sektörün nehir tipi santrallere ilgisi her geçen gün artıyor. Çünkü çok iyi biliniyor ki enerjiye gerekli ve yeterli yatırım yapılmadığı için enerji ihtiyacı her geçen gün artıyor. Dolayısıyla da enerji sektörü, kritik önem arz ediyor.

Firmalar, nehir tipi santrallerde ürettikleri enerjiyi Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt A.Ş kurumuna satıyor. Yapılan yatırım 8–9 senede amorti ediliyor. Geri kalan 40–41 sene santrallerin getirisi firmaların kar hanesine yazılıyor. Bu nedenle inşaat dışında faaliyet gösteren bazı firmalar da HES işine giriyor. Bu firmalar karı garanti altına almak amacıyla her türlü yol ve yöntem deniyor.

Yöre halkının projeye tepkisi bulunuyor ama bu tepki, yatırım ve istihdam masalı ile azaltılmaya çalışılıyor; “HES gelecek işsizlik bitecek!”

Yapım ve işletme sürecinde bir çeşit “koruculuk” sistemi yerleştirilmeye çalışılmasının, derelerin yaygınlığı düşünüldüğünde, ne gibi sonuçlara yol açacağı üzerine kafa yormamız gerekiyor. Özellikle Karadeniz’in en ücra köşesinde “korucularla” karşılaşmak hoş olmasa gerek.

Yöre halkının ise kafası oldukça karışık. Kimin ne söylediği belli değil. Dere platformları alternatif olarak eko-turizmden başka bir şey öneremiyor. Yöre halkı arasında, ‘bu işi solcular kaşıyor’ yönünde görüşler bulunuyor. Bazı sivil toplum kuruluşları, ‘bu işler yapılacak yapılmasına, bari doğru düzgün yapılsın’ diyor. Hükümet ise ‘su akar Türk bakar, sözünü tersine çevireceğiz’ diyerek projeleri savunuyor.  Sonuç olarak HES süreci sermayenin lehine işliyor.

Peki, HES’lere yönelik başka bir mücadeleyi, bütünlüklü bir mücadeleyi hayata geçirmek, herkesin algısını değiştirecek bir politik hat oluşturmak mümkün mü?

Evet, mümkün. Deneyim de var aslında; Dikmen’de, Mamak’ta, Arızlı’da…
      
Türkiye’deki tüm dereler Dikmen, Mamak, Arızlı olabilir. Mamaklıların barınma hakkı var da İkizderelilerin, Meydancıklıların, Fındıklıların, Munzurluların… su hakkı, enerji hakkı, çevre hakkı yok mu?
 
Dere halkları, taleplerini hak temelli geliştirebilir. Yüzyıllardır yatağında akan derede onların da su alma hakkı var; o sudan elde edilen enerjide onların da hakkı var. Ama bu haklarını alabilmeleri için merkezi ve politik bir hattın örülmesi gerekmektedir ki bunun ilk adımı Su Hakkı Büroları kurularak atılabilir.

Yani, HES süreci çok geç olmadan Su Hakkı Bürolarını bekliyor.       

 

Gökhan MARIM - İnşaat Mühendisi

 
Bir Bilim ve Aydınlanma savaşçısını kaybettik: Cemal Öğretmen - Ender Helvacıoğlu* PDF Yazdır e-Posta
Çarşamba, 08 Nisan 2009 09:11

Bir Bilim ve Aydınlanma savaşçısını kaybettik
Cemal Öğretmen

Ülkemizin önde gelen bilim felsefecisi ve bilim tarihçisi, yaşamı boyu bilimsel düşüncenin yaygınlaştırılması ve Aydınlanma hedefi için mücadele etmiş değerli bilim insanı Sevgili Cemal Öğretmenimizi kaybettik. Prof. Dr. Cemal Yıldırım 20 Mart günü uykuda geçirdiği kalp krizi sonucu 84 yaşında hayata veda etti.

Devamını oku...
 
Ergenekon'dan Sonra Eçhel-i Cühela Cemaati İddianamesi - Burçak Karaman Uysal PDF Yazdır e-Posta
Perşembe, 25 Eylül 2008 23:02

Yok Birbirlerinden Farkları Hepsi Çevrecinin Daniskaları*

Literatürümüze Başbakan’ın sayesinde giren “çevrecinin daniskası” tamlamasının sözlük tanımının yapılması, artık bu memleket için bir ihtiyaç olmuştur. Bu görev hepimizin vatandaşlık görevidir. Ben dil bilim uzmanlarının affına sığınarak bu konudaki naçizane görevimi yerine getiriyor ve yapacağı bu çalışmada Türk Dil Kurumu’na katkısı olsun diye “Eçhel-i Cühela”yı öneriyorum.  Ne demek “eçhel-i cühela” diyenlere bir küçük açıklama: Bırakmalı “gavur” icadı “daniska”yı bir yana, ikisi de birbirinden Arapça ikisi de bir birinden “cahil ve bilgisiz” kelimeyi getirivermeli yan yana, hem daha bir Arapça yapmalı bu sıfat tamlamasını hem daha cühela… (bkz. www.tdk.gov.tr)

Devamını oku...
 
Üç Kağıtçı - İbrahim Saral PDF Yazdır e-Posta
Salı, 01 Temmuz 2008 09:44

-Bul kararı, al parayı dedi.

Tok sesi ile, tekrarlayıp duruyordu bu sözleri, bazen birileri tezgahına yaklaşıyorlar ve izliyorlardı, meraklı gözlerle, tezgah çevresine birileri yaklaşınca, iki kırmızı, bir de siyah kızdan oluşan üç kağıdı eline alan üç kağıtçı, önce kağıtları izleyicilere gösterip, elinekilerin iki kırmızı bir kara olduğunu iyice belletip hızla önündeki tablaya karmaşık olarak bırakıyordu. Her defasında hangisinin siyah olduğu o kadar belirgindi ki... Tezgahın yakınından biri kağıtların birinin üzerine, izleyenlerin çoğunun kırmızı olduğunu düşündüğü kağıt üzerine para koyar. İzleyenlerin yüzü gerilir. Bazıları kendini tutamayarak homurdar. Üç kağıtçının keskin bakışları homurdana yönelirken kağıdı açar. Evet bilememiştir. Kağıt kırmızıdır. Üç kağıtçı kağıtları tekrar bırakırken yıne “bul karayı, al parayı” tekerlemesini tekrarlar. Adam bu kez izleyenlerinde kara olduğunu düşündükleri kağıt üzerine parayı bastı. Bu sefer kazanmıştı, sevinçten nara attı. Bir sonraki sefere kenardaki bir kaç kişi birden kara belledikleri kağıda parayı bastılar ama yanılmışlardı. Sonrakine daha bir hırsla bastılar. Yine yanılmışlardı... zabıtanın görünmesi ile tezgahın toplanması bir oldu. Kaybedenler kaybettikleri ile kalmışlardı gene.!

Devamını oku...
 
Güneş ve Barış, Ekolojik Yaşam ve Demokrasi - Tanay Sıdkı Uyar* PDF Yazdır e-Posta
Pazartesi, 26 Mayıs 2008 20:09

Her gün doğan güneş sırasıyla ve adaletli olarak tüm canlılarla ısısını ve ışığını paylaşmaktadır. İnsanlar atmosferin içinde kendilerine sunulan bu sınırsız enerji kaynağı sayesinde varlıklarını sürdürmektedir. Güneşin hiç aksatmadan ve inatla gerçekleştirdiği bu katkı karşılığında insanların herhangi bir bedel ödemesi gerekmemektedir. Güneşten yararlanmak için diğer birey ve ülkelerle savaşmak gerekmemektedir. Güneşin enerjisinden barış içinde bir arada yararlanmak mümkündür.

Devamını oku...
 


 
 

Yayınlar


 

Dosya

TMMOB 41. Genel Kurul sürecine ilişkin temsilcilik, şube ve Oda Genel Kurullarına ilişkin yazı, yorum ve haberlere buradan ulaşabilirsiniz.
Görüşlerinizi bilgi@politeknik.org.tr'den bizimle paylaşabilirsiniz.

 

   "TMMOB Ücretli - İşsiz Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları Kurultayı" dosyasına ulaşmak için tıklayınıız.

  "TMMOB 40. Genel Kurul" dosyasına ulaşmak için tıklayınız.

Kimler Çevrimiçi

Şuanda 34 konuk çevrimiçi